Bir şehir hastanesini düşünün…
Devasa bloklardan oluşuyor. Her blokta bir müdür, yanında 2-3 müdür yardımcısı… Yetmiyor; 2-3 koordinatör daha görev yapıyor.
Gece olduğunda ise 4-5 süpervizör hemşire görevlendiriliyor.
Şimdi gelelim servise…
Bir serviste 5-6 hemşire var. Gün aşırı nöbet tutuyorlar. Gece boyunca hastaların başında onlar var. İlaç onlarda, takip onlarda, acil durumlarda müdahale onlarda, hasta yakınıyla iletişim onlarda…
Yani yük sahadaki hemşirenin omuzlarında.
Ama aynı serviste gündüz mesaisinde çalışan, hasta bakımına doğrudan katılmayan bir sorumlu hemşire ve bir yardımcısı da var.
Dahası var…
“Hasta hakları ve hasta şikâyetleri” diye ayrı bir alan oluşturulmuş. 3-4 hemşire burada görevlendirilmiş. Temel görevleri şikâyeti dinlemek, not almak ve başhekimliğe yönlendirmek.
“Eğitim hemşiresi” diye 5-6 hemşire görevlendirilmiş. 2-3 ayda bir eğitim düzenleniyor, hazırlanan slaytlar okunuyor ve eğitim tamamlanıyor.
Ama işin ironik tarafı şu:
Sahada çalışan bir hemşireye “Gel şu enjektörü tut” desen, belki de tutamayacak kadar sahadan uzaklaşmış insanlar eğitim vermeye çalışıyor.
Ve bütün bunların yanında, hasta başında gerçekten çalışan hemşire sayısı yetersiz.
Asıl soruyu burada sormak gerekiyor:
Bu kadar idari ve destek kadrosu varken, neden yük sürekli sahadaki birkaç hemşirenin üzerine bırakılıyor?
Neden bir hemşire gün aşırı nöbet tutup onlarca hastanın sorumluluğunu taşırken, aynı kurumda hasta bakımından uzaklaşmış onlarca hemşirenin görev tanımları yeniden sorgulanmıyor?
Mesele birilerinin çalışıp çalışmaması değil.
Mesele, insan kaynağının doğru yerde kullanılıp kullanılmadığı.
Çünkü hastanede en çok ihtiyaç duyulan yer bellidir:
Hastanın yanı.
Ve orada çalışan hemşireye yazık değil mi?
Her gün biraz daha yorulan, tükenen, nöbetten nöbete koşan ve bütün sistemin yükünü sahada taşımaya çalışan hemşireye…
Belki de artık “kaç hemşiremiz var?” sorusundan önce,
“Kaç hemşiremiz gerçekten sahada, hastanın başında çalışıyor?”
sorusunu sormanın zamanı gelmiştir.
Çocukken bu yeleğin aynısından bende vardı. Üstümden hiç çıkarmazdım annem yıkasa bile ıslak ıslak giyerdim çünkü bu yeleğin sihirli olduğuna ve beni koruduğuna inanırdım. Bu bağımlılığımı fark eden annem bir sabah yeleği ben görmeden sobaya atmıştı. Çocukluk travmam:')
2,5 ay önce a101den dolap sparişi verdim fakat elime ne dolap geçti ne de ödediğim para. Defalarca iletişime geçmeme rağmen karşımda bir muhattap bulamıyorum. @A101iletisim artık bir çözüm bulun yoksa gerekli yerlere müracaat edeceğim.