Doktor Sadık Ahmet Türklüğün çelikleşmiş halidir. Türklük uğruna verilen en şerefli mücadelelerin başında gelir Doktor Sadık Ahmet. Demokrasinin insan haklarının beşiği olduğunu iddia eden emperyalist ve sömürgeci geçmişiyle ünlü Batı ve onların şimarık veletleri Yunanistan'ın gerçek yüzünü verdiği haklı mücadelesiyle yüzlerine tokat gibi vuran ismin adıdır Doktor Sadık Ahmet. Siz "müslümanca konuşan yunansınız" diyen faşistlere Mahkeme önünü Türküz Türküz diye inlettiren ismin adıdır Sadık Ahmet.
Bizim ırkımızı inkar edecek adam yok diyecek kadar da korkusuzdur Sadık Ahmet. Bu sözlerin ne kadar rahatsız ettiğini şöyle düşünün kaza süsü verilip öldürüldü Sadık Ahmet. Verdiği onurlu mücadele yeni bir ruh yeni bir dinçlik kattı Türklüğe bundan da rahatsız oldular demokrasi ve insan haklarının beşiği olduğunu söyleyen Batı ve onların şimarık veledi yunanistan. Kaza süsü verilerek öldürüldü aracını dahi çaldılar. Araç hala yok. Genç nesiller bu aracı görmesin bilmesin kendilerini tanımasın Türk olduklarını unutturmaktı amaç. "müslümanca konuşan yunanlar" olarak bileceklerdi kendilerini. Ama öyle olmadı. Haklının acelesi yok. Ümit Özdağ geçenlerde Batı Trakya Türklerini ziyaret etmişti. Bundan rahatsız olmuşlar. Geçen gün bir parti üyesinin Yunanistana girişini yasaklamışlar.
Edirneden öteye Batı Cephesinde Değişen bir şey yok. Batı yine aynı Batı Yunan yine aynı Yunan. Biz Türk'üz.
Bu adam Fidyas Panayotis
Yunan kökenli bir Norveç vatandaşı. Oğullarının Mısır'da bebek ve çocuk tekstili üreten şirketleri var. Macaristan'da ve burada büyük mağazaları var ve çocuk tekstili işi neredeyse onda. Kötü biri değil arada dostça paylaşımları da vardır.
Mehmet Şimşek'in yabancılar 20 yıl Türkiye'de vergisiz iş yapabilir lafını duymuş ve şirket sayfasında bir paylaşım yapmış. Burada sıkıntı çıkacağından koyamıyorum. Resim de gerçek. Yapay zekâ testi yapan yapsın.
Şimdi bu Fidyas bey Türkiye'de mallarını satsa, Merter'de devlete vergi veren bir Türk bununla nasıl rekabet edecek?
Sayın @memetsimsek bunun kapitülasyonları geri getirmek olduğunun farkında mısınız?
Osmanlı kapitülasyonları getirince Türklere ya dağda çobanlık ya düzde ırgatlık ya da celp geldiğinde cephede ölmek kalmıştı. Şimdi çobanlar Afgan, tarım bitmiş cephede top yemi olmak kaldı Türklüğümüzü hissedecek. Allah aşkına şu yapılan hatanın Türklerin önündeki yüzlerce yılda onları fakirleştirmek olduğunu fark etmiyor musunuz?
🇹🇷 Merih Demiral, who was suspended for 2 matches at EURO 2024 because of the Turkish wolf salute, said 🗣️
“I’m going to have a special style at the World Cup. Let it be a surprise.”
Just a reminder:
🇳🇱 Wout Weghorst’s Dutch lion claw gesture received no punishment.
🇷🇸 Dušan Tadić’s Serbian Chetnik salute received no punishment.
🏴 Jude Bellingham’s obscene gesture toward an opponent resulted in only a €30,000 fine.
🇦🇱 Xherdan Shaqiri and Granit Xhaka’s double-headed eagle gesture received no punishment.
Are there double standards whenever Türkiye is involved?
🇹🇷🇺🇸 BIG SCANDAL
Nike is the official kit sponsor of Türkiye’s national football team, yet Türkiye was NOT included in its 2026 FIFA World Cup advertisement campaign.
What is the reason behind this decision, @Nike ?
Bu hesap beni engelledi: @DaemonDiomedes
Aramızda hukuki bir tartışma yürüyordu — kendisi argümanları tükendikten sonra işi hakarete döndü ve son mesajının ardından beni engelleyip ringden kaçtı. Son mesajının Türkçesi şuydu (kelimesi kelimesine):
"O kadar aptalsın ki, Manş Adaları'nı UNCLOS-öncesi davalarla kendin çelişiyorsun. Bu kadar mı geri zekalısın, yoksa öyleymiş gibi mi davranıyorsun? Çeneni kapa artık, sen tarih boyunca fethedilmiş bir halk topluluğunun Anadolu köylüsüsün. Bir hiçsin. Doğru olsa TÜRKİYE UNCLOS'U İMZALARDI, geri zekalı sersem; alakasız zırvalarla benim taşağımı sıkmayı bırak. Ukrayna Yılan Adası'nı 2007'de bilerek yerleşime açtı, kendi argümanını desteklemek için. Anlaşmazlık 2004'te başladı. Vaktimi harcıyorsun, o yüzden engellendin gitti. Ada, başka herhangi bir KARA toprağı gibi yetkilidir, seni sersem. Her diğer KARA gibi. KARA kütleleri nasıl yetkiliyse o da öyle yetkilidir, çünkü MEB'ler çakıştığında ortay hatta gidilir ki bu 200 milden az olacaktır. UNCLOS Türkiye'nin tarafında olsaydı, Türkiye onu imzalardı."
Cevabımı duymak istemediği için ringden kaçtı. Ben cevabımı buradan, Türkçe olarak veriyorum — kendisi okuyamasa da, herkes okuyabilsin diye:
CEVAP:
Selam Anadolu köylüsünden. 400 yıl boyunca Anadolu köylüleri olarak sizi himayemizde barındırdık — kilisenizi koruduk, patrikhanenizi İstanbul'da yaşattık, dil ve kültürünüzü Osmanlı millet sisteminde devam ettirdik. 18. ve 19. yüzyılda Fenerli burjuvanızı, Sakız tüccarınızı, Smyrna armatörünüzü tam da bu Anadolu köylüsünün himayesinde zenginleştirdik. Avrupa ticaretine onları biz açtık. Bağımsızlık ilan ettiğinizde, o servetin bir kısmı zaten İstanbul ve İzmir'de birikmişti — Anadolu köylüsünün gümrük ve düzeniyle.
Yani "Anadolu köylüsü" demek bir hakaret olmayabilir, dostum. Tarihi yanlış hatırlamak bizim için sorun değil; sizin için kimlik sorunudur. Ben Anadolu köylüsüyüm, sen kimsin? Bir bakalım.
Şimdi argümanlarına bakalım — eğer hâlâ argüman ismini taşıyabilecek bir şey kaldıysa.
1. "Manş Adaları davası UNCLOS-öncesi, kendin çelişiyorsun."
Bu noktada haklılığını seviyorum, çünkü kendi kendini imha ediyorsun. Manş Adaları tahkimi 1977. Doğru, UNCLOS-öncesi. Ama sen Libya/Malta'yı (1985) "UNCLOS-öncesi" diye atmıştın — daha bir mesaj önce. Aynı kelime, aynı argüman, kendi tarafına yaptığında "kanıt", bana yaptığında "geçersiz." Bir tarafı seç: ya UNCLOS-öncesi içtihat geçerli (o zaman benim sıraladığım yedi dava da geçerli), ya geçersiz (o zaman senin Grok'undan alıntıladığın hiçbir şey kalmıyor, çünkü Manş Adaları da UNCLOS-öncesi).
Bu arada temel ders: hiçbir mahkeme "UNCLOS-öncesi içtihat geçersiz" diye okumaz, çünkü o davalar örf-adet hukukunu uygular — UNCLOS sadece o örf-adeti yazıya döken bir iç hukuk düzenlemesidir. Hukuk önce vardı. Hukuk doğmadığı için sözleşme yazılmadı; sözleşme zaten var olan hukuku yazıya döktü.
2. "Türkiye haklı olsaydı UNCLOS'u imzalardı."
Bu kanalda dördüncü tekrar. Aynı cevap: ABD UNCLOS'a taraf değil. ABD haksız mı? Hayır. İmzalamak ile haklı olmak arasında bir hukuki bağ yok. Bu, hukuk argümanı değil; çocuk mantığı. "Eğer doğruyu söyleseydin sınava girerdin" demek gibi.
3. "Ukrayna 2007'de yerleşim açtı, dava 2004'te başladı."
Bu nokta tam olarak bizim lehimize, sen farkında değilsin. Diyorsun ki: Ukrayna anlaşmazlık başladıktan sonra, sırf "yerleşik" sayılması için kasten köy kurdu. Doğru. Ve UAD 2009'da, yerleşim varken, yine sıfır etki verdi. Yani Ukrayna teknik olarak Madde 121'in "yerleşik" koşulunu karşıladı, ama mahkeme sınırlandırmada bunu hiçe saydı. Bu, "yerleşik = tam MEB" cümlenin Yılan Adası'nda yıkılmasıdır. Bunu üçüncü kez söylüyorum, üçüncü kez görmezden geldin.
4. "Başka herhangi bir KARA gibi yetkilidir — her diğer KARA gibi."
Hâlâ aynı kelimeyi yanlış okuyorsun. Madde 121 diyor ki: bir ada, "başka herhangi bir kara toprağı gibi", karasuyu / bitişik bölge / MEB / sahanlık yetki alanına sahip olur. "Yetkilidir" — hak sahibidir. Otomatik olarak alır demek değildir. Karşı bir ana kara da karasuyu/MEB hakkına sahiptir; ama iki hak çakıştığında, sınırlandırma yapılır. "Kara" bile çakıştığında tam MEB almıyor — Madde 74-83 her ikisi için işliyor.
Yani senin "her diğer KARA gibi" diye vurguladığın cümle, iki ada arasında ya da ada ile ana kara arasında çakışma olduğunda bile sınırlandırmanın yapılması gerektiğini söylüyor. Yine kendi argümanını çürütüyorsun.
5. Ve işte asıl itiraf — bunu görmemişsin:
Kendi sözlerinle yazdın: "MEB'ler çakıştığında ortay hatta gidilir, ki bu 200 milden az olacaktır."
Tebrikler. Tam olarak Türk tezini kabul ettin. "Çakıştığında ortay hatta gidilir, 200 milden az olur" — yani ada tam MEB almaz. Bu, kalibre edilmiş ada etkisinin tanımıdır. Bizim bu kanalda günlerdir savunduğumuz şey. Sen şimdi onu açıkça kabul ettin.
Üstelik Manş Adaları'nın çevrelenmesi, Saint-Pierre'in dar koridorla sınırlanması — bunların hepsi ortay hattan da daha sert azaltmalardır. Yani senin "200 milden az olur" itirafın aslında alt sınır; içtihat zaten daha da aşağı iniyor. Sen kendi argümanını imzalayıp Türk tarafının davasına eklemişsin.
Sana Teklifim:
Bu konuda hızlandırılmış bir eğitim programı varsa dünyada bir yerde, sana bursunu ben ödeyeyim. UNCLOS metnini, Madde 121'in iki cümlesini ve "yetki sahibi olma" ifadesinin hukuki anlamını altı haftada öğretebilecek bir program olmalı. Çünkü senin bu kanaldaki performansın gösteriyor ki: hukuki argüman yapmaya çalışıyorsun ama elindeki kavramlar düşman ateşi gibi geri tepiyor.
Bir Anadolu köylüsünden naçizane tavsiye: hakaret etmek argüman üretmez; argüman üretmemek de hakaret etmeye mecbur bırakır. Bu döngüden çıkmanın yolu, en üstteki adımdan başlamak — UNCLOS metnini açmak.
Engelleme tehdidine gelince: blokladın, gönlün rahat olsun. Ama sessizliğinin nedenini ben söylemeyeceksem birileri söyleyecek. "Argümanı kalmadığı için blokladı ve ringden kaçtı gitti" cümlesi senin için "engellendin" cümlesinden çok daha pahalı kalıyor.
Sünni kökenli bir ailenin çocuğu ve İlyas Salman'ın damadıyım.
11 yıllık evliyim ve kendisi bana ne evlenirken ne de bu zamana kadar bir kez dahi mezhebimi sormadı.
11 yıldır tek bir insana mezhebini sorduğunu göremedim ya da duymadım. +
@ilyassalmansm
Türkiye, Aralık 2020’den beri GKRY ve Yunanistan’ın itiraz ettiği ancak münhasıran haklarımız olan bölgelerde araştırma ve sondaj faaliyeti icra etmiyor.
Mevcut durumda; doğu Akdeniz’de araştırma / sondaj icra etmeyen 2 devlet Türkiye ve Suriye’dir.
Denizlerdeki hak ve menfaatlerimizi korumak milli güvenlik meselesidir.
Greece;
"Hey ICJ! Now I'm going to pretend I'm giving you authority and I'm going to fool all the idiots."
"But if you make a decision that goes against my claims, I will not recognize you, because I am a 'Grec'."🤦♂️⤵️
Atina’ya gelir gelmez karşıma çıkan şey. En işlek meydanda kocaman bir soykırım grafiği. Rumlara, Ermenilere, Süryanilere yönelik soykırımı anlatıyorlar. Tanzimat Fermanı’ndan Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkışına kadar detaylı bir çizelgeyle. Türklerin attığı her adım “soykırım” olarak yer almış ama Türklerin Balkanlarda yaşadığı onca şeyden eser yok tabii ki. Katıl katılma, beğen beğenme, bu meydanda beş dakikada onlarca turist gördüm. Hem dünyanın her yerinden turist çekip hem de vermek istediğin mesajı gözlerine bu şekilde sokarsan kimse durup da acaba böyle mi olmuş dur bir araştırayım demez, vay şu canavar Türkler der geçer. Bir tarafta tarihi acıları yok sayan Türkler, diğer tarafta bu acıları siyasi nefrete dönüştüren Yunanlar olduğu sürece diyalog anlamsızlaşıyor, iki taraf da kendi siyasi çıkarlarına hangisi uygunsa o hikayeyi anlatıyor. Bu kadar benzer iki milletten aklı başında milyonlarca insan susarken en gür seslerin bu aşırı uçlardan çıkıyor olması üzücü.
Libya-Malta Case (1985): The ICJ drew attention to the disproportion between the coastal lengths of states in continental shelf delimitation and ruled that,in order to prevent injustice,the maritime areas that islands may create should be limited and limited by partial effects.
Some ICJ decisions.
UK-France(1977/2011):The court emphasized that it is "unequitable" for islands located opposite the coast of a mainland to unjustly cut off the natural extension of the mainland, and that islands should not create a boundary-disrupting effect in delimitation.
Yunanistan uzun süredir, Ege ve Akdeniz’deki tüm adaların otomatik olarak tam kıta sahanlığı ve MEB ürettiğini savunuyor.
Ancak uluslararası hukuk pratiği ve mahkeme kararları, bu iddianın mutlak olmadığını açık biçimde gösteriyor.
Konu yalnızca "ada vardır, o halde tam yetki alanı vardır" yaklaşımıyla değerlendirilmiyor.
Uluslararası yargı organları, özellikle "hakça ve adil paylaşım" ilkesini esas alır.
Akdeniz ve Adalar Denizinde Türkiye'nin tezlerini destekleyen çok sayıda Uluslararası Adalet Divanı ve tahkim kararı bulunuyor.
UNCLOS Madde 121 tek başına mutlak bir hüküm değil. Her ada otomatik olarak tam kıta sahanlığı ve MEB üretmiyor.
Bazı önemli kararlar:
İngiltere-Fransa (1977/2011):
Mahkeme, ana kara karşısındaki adaların ana karanın doğal uzanımını kesmesinin "hakkaniyete aykırı" olduğunu vurguladı. Adaların sınır bozucu etki yaratmaması gerektiğini belirtti.
Libya-Malta (1985):
Uluslararası Adalet Divanı, kıta sahanlığı sınırlandırmasında kıyı uzunlukları arasındaki orantısızlığa dikkat çekti. Adaların oluşturabileceği deniz alanlarının sınırlandırılabileceğine hükmetti.
Romanya - Ukrayna (2009):
Uluslararası Adalet Divanı, Yılan Adası'nın kıta sahanlığı veya MEB oluşturamayacağını, yalnızca karasularına sahip olabileceğini belirtti. Gerekçe olarak adanın ana karadan kopuk yapısı ve kıyı uzunluğu orantısızlığı gösterildi.
Eritre-Yemen (1999):
Tahkim heyeti, ilgili adaların karasuları ötesinde deniz yetki alanı oluşturamayacağına karar verdi ve eşit uzaklık çizgisi oluşturulurken bu adaları dikkate almadı.
Uluslararası hukukta esas olan, maksimalist haritalar değil, hakkaniyet ve coğrafi gerçekliktir.
Nowadays, attacks against Türkiye’s Mavi Vatan doctrine on political and legal platforms are intensifying, driven primarily by Greek and Israeli circles.
The real problem in the Eastern Mediterranean is not Türkiye’s defense of its maritime rights. The real problem is the attempt to imprison a continental state with the longest coastline in the Eastern Mediterranean within narrow coastal waters through maximalist maps and politically manipulated interpretations of international law promoted by Greece and the Greek Cypriot administration, with direct support from the EU, the United States, and Israel.
They want Türkiye to capitulate to the so-called Seville Map.
The so-called Seville Map is not international law. It is a politically motivated academic fantasy designed to trap Türkiye behind a handful of small islands.
No serious maritime strategist or legal expert can credibly explain how tiny islands located just miles off the Turkish mainland could generate massive maritime zones capable of imprisoning an entire coastline extending more than 1,000 miles.
Geography, equity, and maritime reality simply do not support such absurdity.
Even the EU itself never officially adopted the Seville Map as legally binding because its maximalist claims contradict both equity and common sense.
At the same time, those lecturing Türkiye about “international law” conveniently remain silent on the militarization of the Eastern Aegean islands in violation of international treaties; attempts to usurp the sovereign rights of the Turkish Cypriots and the transformation of the Eastern Mediterranean into a geopolitical frontline through anti-Türkiye alliances and blocs.
Türkiye is not “claiming the Mediterranean.” Türkiye is defending the Mavi Vatan against encirclement strategies designed to cut Anatolia off from the sea.
History has repeatedly shown what happens to nations that lose maritime access, energy security, and strategic depth.
Maps drawn for political fantasies cannot change geography.
Nor can propaganda erase Türkiye’s continental shelf realities, sovereign rights, and legitimate security interests.
Türkiye cannot and will not accept the maritime version of the Treaty of Sèvres imposed in the 1920s.
For Türkiye, this is not a matter of preference but of geopolitical survival in a zero-sum strategic environment.
Emekli albay Orkun Özeller'den Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın hemşehrisi olan kaymakam Zikrullah Erdoğan'ı MSB'de tümgeneral seviyesindeki göreve atamasına tepki:
"Biz 1993 yılında Harbiye’den mezun olup terörle mücadeleye başladığımız o günlerde Rize’nin Güneysu ilçesinde bir çocuk dünyaya geliyor. Adı Zikrullah Erdoğan. Zikrullah eğitim hayatına başlıyor, bizler terörle mücadeleye devam ediyoruz. Onun üniversiteden mezun olduğu sene, yani 2016 yılında bizler Hendek’lerde teröristle mücadelenin en kanlısını en ihanet dolusunu yaşıyoruz. Aradan 10 yıl geçti ve bugün Zikrullah Erdoğan Cumhurbaşkanı Kararnamesiyle MSB Tedarik Hizmet Müdürü olarak atandı. Yani bir TÜMGENERAL kadrosuna atanmış oldu. Birikmiş tecrübesiyle Türk Silahlı Kuvvetlerine büyük hizmetler vereceğine inanıyorum. İşte Türkiye Yüzyılı"
https://t.co/eXq6hXtYGI
BM Güvenlik konseyindeki, Bahrein’in düzenlediği su yolları hakkındaki oturumda, Türkiye’nin BM’deki daimi temsilcisi Ahmet Yıldız’ın konuşmasında kullandığı “Türk Boğazları” ( Turkish Straits) ifadesine Yunan temsilci itiraz etti!
Yunan temsilci Ioannis Stamatekos’e göre “Turkish Straits” yerine Straits of the Dardanelles ve Bosporus ifadeleri kullanılması gerekiyormuş.
Cihat Yaycı’nın neden ısrarla, “Bosphorus ve Dardanelles kullanmayın, Türk Boğazları, İstanbul ve Çanakkale Boğazı, Boğaziçi terimlerini kullanın” dediği şimdi umarız anlaşılmıştır!
https://t.co/uaxzAfpg1Y
@TCKulturTurizm@istanbulbld@TC_icisleri@iletisim@TC_istanbul@CanakkaleGovTr@ckalebelediye
Yunanistan BM’de Panikledi: “Türk Boğazları” Gerçeğine Saldırdı!
Öncelikle Türkiye’nin egemenlik alanı içindeki İstanbul ve Çanakkale Boğazları’nı “Türk Boğazları” olarak adlandırması, ne bir provokasyon ne de hukuki bir yeniliktir. Bu, 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile uluslararası alanda tescillenmiş, on yıllardır kullanılan standart bir coğrafi ve hukuki gerçektir. Yunanistan’ın BM Güvenlik Konseyi’nde bu ifadeye itiraz ederek Montrö’yü “sadece Boğazlar” diye sulandırma girişimi, açık bir tarihi çarpıtma ve Türkiye’nin egemenlik hakkına doğrudan meydan okumadır. Montrö, Boğazlar üzerindeki tam egemenliği Türkiye’ye vermiş, her iki yakasının Türk toprağı olduğunu net şekilde tescil etmiştir. Atina’nın bu isimlendirmeye karşı çıkması, siyasi bir panik refleksidir.
Gerçekler ortadadır: Boğazlar Türkiye’nin iç sularıdır. ICAO ve IMO gibi uluslararası kuruluşların resmi belgelerinde “Turkish Straits” olarak geçer. Bir devletin kendi topraklarındaki coğrafi unsurlara isim verme hakkı, egemenliğinin en temel parçasıdır. “Türk” kelimesine alerji duymak, Türkiye’ye karşı sistematik düşmanlık politikasının bir örneğidir.
Atina’nın BM’de isim kavgası yapması, Ege’de gayri askeri adaları silahlandırma, Batı Trakya Türk azınlığının haklarını ihlal etme ve Kıbrıs’ta çözümsüzlüğü sürdürme politikalarıyla birleşince, uluslararası arenada kimin hukuk tanımaz olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır. Türkiye, Boğazlar’da olduğu gibi egemenliğini her platformda kararlılıkla savunacaktır. “Türk Boğazları” gerçeğini ne BM kürsüsünde ne de başka yerde değiştirebilirsiniz.
Tarih ve uluslararası hukuk nettir. Yunanistan ya gerçeklerle yüzleşip komşuluk ilişkilerini normalleştirecek ve haddini bilecek ya da kendi yarattığı hayal dünyasında daha da köşeye sıkışmaya devam edecektir. Karar sizin...
Düşen Libya uçağı, şüpheli İsrail jeti ve kayıp kamera kayıtları!
23 Aralık 2025 tarihinde Ankara’da düşen, Libya Genel Kurmay Başkanını taşıyan jetin⬇️
Esenboğa Havalimanı’nda park halindeyken, aynı aprona (5 No’lu aprona) yönlendirilen İsrail jetiyle bir arada kaldığı 1 saat 41 dakikanın;
DHMİ tarafından kamerayla izlenmesi ve kaydedilmesi gerekiyordu.
Ancak 5 No’lu aprondaki bu iki uçağın park pozisyonlarını anlık olarak izlemesi ve kaydetmesi gereken DHMİ’ye ait kameraların, uçağın düştüğü gün çalışmadığını tespit ettik.
Ulaştırma Bakanı Abdülkadir Uraloğlu’na sesleniyorum!
Bu karanlık sürece ortak değilseniz, uçağın düştüğü gün, bu kameraların neden çalışmadığını derhal açıklarsınız.
Eğer olay günü, 5 No’lu aprondaki bu iki uçağın park pozisyonlarını gören DHMİ’ye ait kameraların çalıştığını iddia ediyorsanız;
Derhal söz konusu 1 saat 41 dakikalık videoyu yayınlarsınız!
İlla, bu iki uçağın aynı aprondaki park pozisyonunu gören, 1 saat 41 dakikalık, özel bir şirkete ait güvenlik kamerası görüntülerini biz mi yayınlayalım?
Ayrıca⬇️
Tüm bu süreçlerde ihmal ve iştiraki olan DHMİ Genel Müdürlüğü yönetiminin;
Genel Müdür yardımcılarından Fatih Çakmak ve Havalimanlarındaki güvenlikten sorumlu Mustafa Akkaya’nın adeta ödüllendirilerek;
DHMİ yönetim kurulundaki görev sürelerinin 24 Nisan 2026’da Cumhurbaşkanı Kararı’yla uzatıldığını tespit ettik.
Bu neyin ödülüdür? Çalışmayan kameraların mı? Gizlenen kanıtların mı?
Cumhurbaşkanı, Ulaştırma Bakanı, İçişleri Bakanı ve Dışişleri Bakanına kritik bir soru daha⬇️
Siz!
🔴Normalde yabancı devlet yetkililerini taşıyan uçaklar ana apron olan ve VİP terminaline en yakın 1 No’lu aprona park ettirildiği halde;
Libya Genel Kurmay Başkanını taşıyan uçak 1 No’lu apron yerine 5 No’lu aprona park ettirilirken,
🔴Ertesi gün, aynı aprona şüpheli bir İsrail jeti yönlendirilirken,
🔴Libya uçağının mürettebatı oteldeyken, İsrail jeti içindekilerle birlikte 1 saat 41 dakika boyunca Libya uçağıyla baş başa bırakılırken,
Tüm bunlar olurken⬇️
Burayı gören kameraların çalışmadığını biliyordunuz, öyle değil mi?