''ATATÜRK'ÜN KIZLARI'' ADINI JAPONLAR KOYDU.
Japonya'da saat dördü beş geçiyordu. Bizde sabahın dokuzu.
Japonya'da bir spor salonu, tribünlerde yedi sekiz bin kişi. Maç sürüyor. Filenin öbür yanında İtalya.
Bizim kızlar Dünya Kupası'na ilk kez gitmişti. Yani... kimse onlardan pek bir şey beklemiyordu.
Bir gece önce hocaları Reşat Yazıcıoğulları, kaptan Özlem Özçelik'le oturup konuşmuştu. Karar basitti. Türkiye'de saat 09.05'i gösterdiğinde mola alınacak. Hangi sette olursa olsun. Önde bile olsak.
Aslında anmayı yapmışlardı. Gece, Türkiye saatiyle 02.05'te, antrenman salonunda. Yetmemişti. Bir de kendi saatimizle olsun istediler.
Kenardan işaret geldi.
Hoca molayı aldı. Kızlar koşarak kenara geldi. Taktik konuşmaya değil... hazır ola geçmeye.
Kimse ağzını açmadı.
Hakem anlamadı. İtalyanlar anlamadı. Binlerce Japon, bu kızların neden kıpırdamadan durduğuna baktı. Bizde o saatte Sivas'ta, Kızılırmak kıyısındaki kasabalarda dolmuşlar yol ortasında durmuş, siren çalıyordu. Orada siren yoktu. Sadece on iki kızın sessizliği vardı.
Düdük çaldı.
Salonda bir alkış koptu. İnsanlar neyi alkışladıklarını bilmeden alkışladı.
Ne olduğunu maçtan sonra, basın toplantısında öğrendiler. Seda Aslanyürek yıllar sonra bir şeyi hiç unutmadığını anlatacaktı: tribündeki Japon taraftar grubu hep bir ağızdan "Atatürk" diye bağırmıştı. Kendi dillerinde değil, bizim dilimizde. Gülden Kuzubaşıoğlu da rakip oyuncuların maçtan sonra yanlarına gelip bu duruş için gurur duyduklarını söylediğini hatırlıyor.
Şimdi düşününce... O mola ne skoru değiştirdi ne puan tablosunu. Kamera için yapılmadı. Kimse "bunu çekin" demedi. Bir koç, bir kaptan ve on iki kız, uzakta bile olsalar o saatte durmak gerektiğine inandıkları için durdu.
Aradan yirmi üç yıl geçti. Bu yaz kızlarımız Milletler Ligi'nde ikinci kez şampiyon oldu. Japonya'da hazırlanan bir anime klibinde onlardan "Atatürk'ün Kızları" diye söz edildi.
Demek ki Japonlar o öğleden sonrayı unutmamış.
Siz 10 Kasım sabahları, saat 09.05'te nerede dururdunuz?
Antalya’da pazar ziyaretimiz sırasında Safiye Teyze beni balkondan görmüş. “Seni görmek istiyordum, Allah’tan istediğim oldu” dedi, evine kahve içmeye davet etti. 🫶🏻
Ben de pazardan simit ve peynir alıp Safiye Teyze’ye misafir oldum. Kucaklaştık, sohbet ettik, aynı sofrada güzel bir anı paylaştık.
Pazarın telaşı içinde başlayan bu karşılaşma, sıcacık bir gönül buluşmasına dönüştü.
Siyasetin en güzel yanı da bu… Milletin evine, sofrasına, gönlüne dokunabilmek; bir annenin duasında, samimiyetinde ve sevgisinde buluşabilmek.
İyi ki karşılaştık Safiye Teyze. 🫶🏻