Ekim ayında Semerkand ve Buhara’ya kimler gelir?
Özbekistan, şaşırtıcı ölçüde güzel bir ülke. Daha önce yolunuz düşmediyse, karşılaşacağınız medeniyetin ihtişamını ve zarafetini tahmin bile edemezsiniz.
Semerkand ve Buhara’da toplam dört gün geçirdim; Taşkent, Karakalpakistan, vs. daha bir o kadar vakit geçirilebilirmiş.
Dürüst olayım, biraz cahilce gitmiştim; ne bekleyeceğimi bilmiyordum. Fakat gördüklerim o kadar büyüleyiciydi ki günlerdir sadece Timur biyografileri, Orta Asya medreseleri, Nakşibendi tarikatının kökenleri ve öğretileri, İslam öncesi ve sonrası İpek Yolu, Soğdlar, çiniler, mozaik, türbe… konu hakkında yığınla literatür okudum.
Seyahat esnasında birçok kişi yazdı, keşke bir tur yapsanız da hepberaber buraları görebilsek; siyaset, jeopolitika, geçmiş ve gelecek üzerine derin muhabbetlere gark olabilsek diye. İlkin aklımda Bulgaristan vardı, fakat hem vize zorluğu hem de Orta Asya’nın nefes kesiciliği karşısında tekrar Semerkand ve Buhara yapmanın en hayırlısı olacağını fark ettim.
Ciddi ilgililer [email protected] adresine mail göndersin. Ben de ona göre plan program yapayım.
tehlikeyi bertaraf etmek ve burjuva iktidar ilişkilerini muhafaza etmek amacıyla üretilmiş bir ayrışma olduğunu okuyamayanlar için çarpıcı bir örnektir.
İkinci dalga feministlerin Rahmi Koç terbiyesizliğinin arkasındaki sesssizliğinin nedeni tam olarak: ikinci dalga feminizmin, sanıldığının aksine kadın kurtuluşu hedefiyle değil; birinci dalga hareketin burjuvazi ile iktidar organları arasındaki organik bağa karşı yarattığı+
Klasik döngüdeyiz. Herkes meşrebine göre tepkisini veriyor, halihazırda neye inanıyorsa ona yeniden ikna oluyor, üç gün sonra da yaşananlar unutulup gidecek.
cemaatçisinden kemalistine her köprünün başını tutup yolunu bulan savcısından,hakiminden polisinden vs müteahhidine kadar okuyup okumayan herkesi kendi iktidar camiasının çemberinin dışında tutarak emeği aptallıkla özdeşleştiren kolektif sosyolojik erozyona uğramış TÜRKİYE
Suç ve şiddet iklimi yaratan, toplumu derin yoksulluğa, geleceksizliğe sürükleyen, hiçbir toplumsal olayda sorumluluk almayan bir iktidarda hemen hiçbir şey artık "münferit" değildir.
140 Journos belgeselinin yeri göğü inletmesi gerekiyor şu an. Ama çok az kişi konuşuyor. Nedenini anlıyorum; çok fazla suçlu var. Bir solcu olarak ben burada solu eleştireceğim. Sol linç meselesine kendini nasıl kaptırdı. Tivitır gazeteciliği ve aktivizmi nasıl mide bulandırdı bunu daha çok konuşacağım. Şu an bir tivit silme çabası var herkeste. Size tavsiyem ekran görüntüleri alın.
Galatasaray da olsan en köklü liseye, üniversiteye de sahip olsan şarklılık karekterini aşamayıp tek adam patolojisine hapsolup duygusal çöküşlerden kurtulamıyorsun.