Allah kardeşimizin ibadetini kabul etsin. Namaz konusunda hassas olması çok güzel.
Birincisi ayağını mesh edebilir. Bu zaten kolaylık.
İkincisi namaz kılmak için başını örtmesine gerek yok. İnsanlara zaten açık, Allah'a karşı kapanması şart değil. Odada zaten yalnız, gündelik kıyafetiyle namaz kılabilir.
Üçüncüsü makyajla da abdestini alabilir.
Ve bundan yaklaşık kırk yıl sonra, Mekke’nin o mütevazı evinde dünyaya gelen yetim çocuk, Allah’ın son Rasûlü ﷺ olarak insanlığın rehberi oldu. O’nun doğumu bir insanın dünyaya gelişi değildi sadece; insanlık tarihinin yönünü değiştirecek risaletin başlangıcıydı.
Siyer Kronolojisi devam edecek…
Hz. Peygamber ﷺ’in dünyaya gelişiyle başlayan büyük hakikat, kendini göstermeye başlamıştı: Şirkin karşısında tevhid, zulmün karşısında adalet, cehaletin karşısında ilim ve karanlığın karşısında vahiy yükseldi. Allah Teâlâ, insanlığı karanlıklardan aydınlığa çıkaracak son peygamberini gönderdi. “Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”(Enbiyâ, 21/107)
Bazen bir insanın sana anlattığı sırrı ifşa etmektir.
Bazen sana verilen görevi savsaklamaktır.
Bazen verdiğin sözü tutmamaktır.
Bazen de Allah’ın sana yüklediği kulluk sorumluluğunu ihmal etmektir.
Mümin, kendisine bırakılanı korur; üzerine aldığı sözü yerine getirir.
Çünkü bilir ki: Her emanetin bir sahibi, her ahdin bir hesabı, her sorumluluğun bir hesabı vardır.
Emanete riayet, sadece güzel bir ahlâk değil; imanın hayata yansıyan tezahürlerinden biridir.
23 Ağustos
23. Sûrenin 8. Ayeti
وَالَّذٖینَ هُمْ لِاَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَۙ
Yine onlar (o müminler) ki, emanetlerine ve ahidlerine riayet ederler. Mü'minûn, 23/8.
Hatta insanın Allah’a verdiği iman sözü ve kulluk taahhüdü dahi bu kapsamda değerlendirilmiştir. Bu yüzden mümin, yalnızca kendisine bırakılan şeyi koruyan kişi değildir; üzerine aldığı her sorumluluğun hakkını veren kişidir. Emanete ihanet, sadece başkasının malını çalmak değildir.
Oysa mümin bilir ki: Allah dilerse en büyük orduyu küçücük kuşlarla mağlup eder; en güçlü planları hiç umulmadık bir vesileyle boşa çıkarır. Fil Vak‘ası, yalnızca bir tarih hadisesi değil; Allah’ın kudretini, O’nun Beyt’ine dair takdirini ve insanın gücünün ne kadar sınırlı olduğunu gösteren ibretli bir hadisedir.
Siyer Kronolojisi devam edecek inşallah…
Hz. Peygamber ﷺ’in doğumunun da Fil Yılı’nda gerçekleştiği kabul edilir. Ancak doğum tarihinin Fil Vak‘ası’ndan tam olarak kaç gün sonra olduğu konusunda farklı rivayetler bulunmaktadır.
🌿 Bir ibret
Ebrehe, gücüne, ordusuna ve fillere güvenerek Allah’ın Beyt’ini yıkmaya geldi. Fakat Allah Teâlâ, Kâbe’yi korumak için insanların alışık olmadığı bir ordu gönderdi. İnsan hesabı başka, Allah’ın takdiri başkadır. Bazen insan, karşısındaki güce bakıp “Buna kim engel olabilir?” diye düşünür.
İslam nazarında çekilen her acı, gösterilen sabırla birleştiğinde günahlara kefaret, derecelere vesile olur. Allah, insanı cezalandırmak için değil; arındırmak, saflaştırmak ve Kendi katına daha güzel bir kıvamda hazırlamak için imtihan eder. Dert de O'ndan, derman da... Yeter ki insan acının arkasındaki hikmeti görebilsin. Rabbim bizlere çektiğimiz acıları yıkım değil; olgunlaşmaya ve Kendisine yakınlaşmaya vesile eylesin.
Olgunlaştırır: Yaşanan hüzünler ve çekilen çileler, insana derinlik ve empati kazandırır. Başkasının yarasını anlamayan, kendi canı hiç yanmamış olandır.
Aynadır: İnsana acziyetini, sınırlarını ve ne kadar kırılgan bir kul olduğunu hatırlatır. Kibri kırar, nefsi dize getirir.
Nimetin Değerini Öğretir: Gecenin zifiri karanlığı olmadan sabahın aydınlığı tecellî etmez. Acıyı tatmayan, huzurun ve afiyetin kıymetini bilemez.