1-
Karındaki tüm gazı söker atar, bozuk nemleri keser, kara safrayı ve damar tıkanıklıklarını açar, damarların derinliklerine nüfuz ederek hastalıkları vücudun dört bir yanından söküp çıkarır. Onunla birlikte bedende hiçbir hastalık barınamaz.
Malzemeler: Eşit miktarlarda
JAPONYA’DAN BOMBA HABER — ARTIK SAKLAYAMIYORLAR!
Profesör Robert Clancy az önce kanıtları ortaya döktü:
Dev bir Japon araştırması 20 MİLYON kişiyi takip etti ve korkunç gerçeği ortaya çıkardı:
Tüm fazla ölümler sadece aşılanmış grupta!
Aşılanmamış grupta? SIFIR fazla ölüm.
Ve en öldürücü detay: Her pekiştirici dozdan tam 3 ay sonra ölüm oranlarında ani patlama yaşanıyor.
Tepe noktası ise aşıdan yaklaşık 100 gün sonra vuruyor.
Desen o kadar net ki inkar etmek imkânsız.
COVID aşılarıyla ilgili gerçekler artık bastırılamıyor. Veriler ortada, örtbas çöküyor!
Dünya bunu görmeli.
Bu kadar “tesadüf” olur mu?
KOMPLO TEORİSYENLERİ YİNE HAKLI ÇIKTI..!
Avustralya’da yapılan araştırmalar korkunç gerçeği ortaya çıkardı:
Popüler güneş kremleri endokrin bozucu kimyasallar ve doğurganlığı, hormonları, hatta ruh halini etkileyen zehirli maddeler içeriyor… Ve bunlar özellikle çocuk ve bebek kremlerinde bolca var.!
Yıllardır “kimyasal güneş kremlerine dikkat!” diyenler haklıydı.
Büyük kozmetik şirketleri çocuklarımızın cildinden hormonlarını ve geleceğini mi çalıyor.?
Uyarı: Çocuklarınızın cildine sadece çinko oksit içeren mineral kremlerden başka hiçbir şey sürmeyin. Gerisi zehir!
CİNAYET BÖYLE İŞLENİR!
20 ton margarinden, 45 ton peynir imal ediliyor...
Nasıl mı?
“Margarin, nişasta, kemik unu ve iade peynirlerden imal edilen peynir üretimi, her geçen gün ülke geneline yayılıyor.
Süt yerine, bu ürünler kullanılıyor.
Peynir imalatında süt kullanılsa, Türkiye’nin sütü yetmez.
Daha çok, süt üretimi yapılması gerekir.
Hileli PEYNİR ÜRETİMI nasıl yapılıyor?
Bu işi yapanlar çok uyanık.
Nerenin peyniri meşhursa, onu taklit ediyorlar.
Erzincan tulumu, Siverek peyniri, Bergama tulumu, İzmir Tulumu gb adlarla pazarlama yapıyorlar.
Halbuki, hepsi aynı peynir (?)
Bunlar, 20 ton margarinden 45 ton peynir üretiyorlar.
Bir gram süt kullanmıyorlar.
Margarinin kuru madde oranı yüzde 90.
Su katarak çoğaltıyorlar.
İçine nişasta, iade peynir koyarak, hiç süt katılmadan peyniri imal ederek satıyorlar.
Ortalama 20 ton margarinle, 45 ton peynir imal edildiğinde 500 ton süt kullanılmamış oluyor.
Milli ekonomi!
Oysa; 1 kilo tulum peyniri için, 10 kilo süt gerekiyor.
Bunun üzerine yüzde 27 işçilik, vergi, işletme maliyeti gibi giderler eklenince, peynirin fiyatı ortaya çıkıyor.
Eğer fiyat bunun altında ise, yediğiniz peynir hilelidir.
Veya yediğiniz peynir değildir.
Natürel beyaz peynir için, 7 kilo süt gerekiyor.
Bu hesabı yaparak aldığınız peynirde süt olup olmadığını anlar ve öğrenebilirsiniz.
1 kg süt 20 TL.
Daha önce lokal düzeyde olan hileli peynir üretimi, Afyon, Kayseri, Konya, Sivas başta olmak üzere, bir çok yerde yapılmaya başlandı.
Devlet kurumları bu imalatlari tek tek biliyor, sadece izliyor!
Önlem alınmadığı için, hileli üretim engellenmediği için, bu üretim hızla ülke geneline yayılıyor...
Ne de olsa, kazanç getirici bir sektör!
Peynirinizin, gerçek peynir olup olmadığını evde kendiniz de anlayabilirsiniz ...
Bir cam kaseye, küçük bir parça peynirinizi koyun ve üzerini geçecek şekilde sirke ilave edin.
Biraz bekledikten sonra, o su beyaz rengini almışsa peynir sahtedir.
Adam öldürmek için silah kullanmayınız!
Sağlıcakla kalın!
Alıntı
ROCKEFELLER ELİTLERİ VÜCUDUNUZA UZAKTAN KONTROL ANAHTARI TAKTI: HÜCRELERİNİZİ AÇIP KAPATABİLİRLER
Bu, yıllardır planlanan bir sistem. 2018’de Rockefeller Üniversitesi’nin aldığı patent (US 10,786,570) her şeyi açıkça ortaya koyuyor: Vücudunuza demir oksit nanopartiküller enjekte ediyorlar. Sonra radyo dalgalarıyla (görünmez sinyallerle) bu parçacıkları ısıtıyorlar. Isı, hücrelerin içindeki “anahtarları” (TRPV1 kanallarını) açıyor, kalsiyum akışı başlıyor ve istediğiniz etkiyi yaratıyor.
Diyabeti “tedavi” etmek için mi? Parçacıkları ısıtıyorlar → insülin salgılatıyorlar. Ama aynı anahtarı tersine çevirirlerse? Hücreleri kapatıyorlar, organları durduruyorlar.
Bu sadece tedavi değil… Bu tam bir ZİHİN ve VÜCUT KONTROLÜ silahı:
•Nöronları uzaktan ateşleyip sizi uysal, mutlu veya agresif yapabilirler.
•Davranışınızı değiştirebilirler.
•Organlarınızı tek tek kapatabilirler.
•Ameliyatsız, sadece uzaktan gönderilen dalgalarla.
Tanıdık geliyor mu?
•mRNA aşılarına karıştırılan manyetik grafen ve nanopartiküller
•Her yeri saran 5G / 6G kuleleri
•Gökyüzünden yağan “akıllı toz” (chemtrails) ve sudaki nanopartiküller
Bunlar tesadüf değil. Bu, onların NICE (Nanoparticle Induced Cell Execution) yöntemi. Farelerde defalarca test edildi. Şimdi insanlara hazır.
Kim arkasında? Rockefeller ailesi, Bill Gates ve aynı küresel elit çetesi. Aynı isimler iklim kilitlenmelerini, dijital kimlikleri, CBDC’yi (dijital para) ve “sıfır karbon” ajandasını da itiyor.
Onlar hastalık tedavi etmiyor. Biyo-Dijital Hapishane kuruyorlar.
Vücudunuz artık onların donanımı. Beyniniz onların yazılımı.
Uyanın! Sonraki dalgayı (sıradaki “pandemi” veya “acil durum” sinyalini) göndermeden önce bu oyunu görün.
Vücudunuzu size ait sanıyordunuz… Artık değil.
Paylaşın, araştırın, hazırlanın. Gerçek uyanış burada başlıyor.
İşte 1990'ların başlarından bir hükümet sağlık kurumundan Hantavirüs bilgilendirme broşürü.
Hantavirüs'ün BULAŞICI OLMADIĞINI AÇIKÇA belirtiyor! Herkes, bunu öğrenin ve paylaşın.
#SONDAKİKA
📌 Görmeyen kalmasın, gerçeği yaymak için PAYLAŞ!
Herkesin "komplo teorisi" dediği o görüntüler artık kanıtlı! Videoda uçağın püskürtmeyi kestiği o an net bir şekilde görülüyor
📍 Dikkat ettiniz mi? Püskürtmeler durduğu an ülkede doğal yağışlar başladı, hava normale döndü.
Şimdi ise düğmeye tekrar basıldı!
Bu bir sağlık ve çevre meselesidir. Gökyüzümüze, havamıza ve suyumuza sahip çıkma vakti.
Artık sessiz kalmak yok!
Bunu Sizler Durdurmalısınız?
Rockefeller Üniversitesi İnsan bedeni ve zihnini kontrol edecek olan frekans sisteminin patentini aldı. Program, bedene yüklenen nano parçacıkların kontrol edilmesi üzerine kurulu. Bu nano parçacıklar ne yazık ki salgın zamanı MRNA yoluyla bedenlere?
https://t.co/RpToebWLvR
🚨“Aşı Çalışması İddiası Gündemde: Aşılı ve Aşısız Çocuklar Karşılaştırıldı”
Henry Ford Tıp Merkezi kaynaklı çarpıcı iddia: Aşılı ve aşısız çocuklar karşılaştırıldı
ABD’de Henry Ford Tıp Merkezi’ne dayandırılan bir çalışmaya ilişkin ortaya atılan iddialar, aşı tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.
Videoda yer alan bilgilere göre, 2000 ile 2016 yılları arasında doğan binlerce çocuk takip edildi ve aşılanmış çocuklarla hiç aşılanmamış çocuklar, gerçek tıbbi kayıtlar üzerinden karşılaştırıldı.
İddiaya göre araştırmacılar Aaron Siri ve Del Bigtree, klinik denemelerin yürütülmesine yardımcı olan Dr. Zervos ile görüşerek doğrudan kayıtlar üzerinden bir kıyaslama yapılmasını sağladı.
Çalışmada, aşılanmış çocuklarla tamamen aşılanmamış çocukların sağlık verilerinin karşı karşıya getirildiği öne sürüldü.
Elde edilen sonuçlar “yıkıcı” olarak nitelendirildi. Aşılanmamış çocuklarda beyin fonksiyonu bozukluğu, diyabet, davranış sorunları, öğrenme güçlüğü, zihinsel engel, tik ve psikolojik engel görülmediği ileri sürüldü.
Buna karşılık aşılanmış çocuklarda ise astımın 4,29 kat daha yüksek olduğu, akut ve kronik kulak enfeksiyonlarının daha sık görüldüğü, atopik hastalık riskinin yüzde 600 arttığı, otoimmün hastalıkların 3,03 kat yükseldiği ve nörolojik bozukluklarda 5,96 kat artış tespit edildiği iddia edildi.
Aynı metinde, ADHD, otizm, davranış engeli, gelişimsel gecikme, öğrenme güçlüğü, zihinsel engel ve konuşma bozukluğu gibi başlıklarda da yüzde 300 ile yüzde 616 arasında artış görüldüğü öne sürüldü.
Söz konusu videoda dikkat çeken bir diğer iddia ise araştırmanın yayımlanmadığı yönünde oldu.
Çalışmanın “gömüldüğü” savunulurken, Dr. Zervos ve ekibinin bulguları kabul etmesine rağmen bunları yayımlamayı reddettiği ifade edildi. Bunun nedeni olarak ise iş güvencesi ve doktorları “rahatsız etmeme” kaygısı gösterildi.
Videoda ayrıca, aşıların evrensel olarak güvenli olduğu yönündeki hâkim anlatının her koşulda korunmak istendiği, bunun da çocuklara ömür boyu zarar verme ihtimalinin gizlenmesi anlamına geldiği ileri sürüldü.
İddiaların devamında, bağışıklık sistemini ömür boyu değiştirdiği öne sürülen bu ürünlerin insan sağlığını sessizce yeniden şekillendirdiği ve toplumun bu bedeli bilmesinin istenmediği savunuldu.
25 yıl önce üretilerek satışa sunulan Eti Topkek içeriği Instagram'daki bit pazarı hesabı sayesinde açığa çıktı!
Üründe sofra şekeri, glikoz şurubu, invert şeker şurubu ve çeşitli katkı maddeleri yer alıyor.
Ürün ayrıca;
Palm yağı,
Soya yağı,
Ayçiçek yağı ve
Pamuk yağı içeriyor.
https://t.co/XrgavhZBew
Prof Dr Ahmet Küçükusta: Tüm sağlık reçeteleri yalan dedi sosyal medya sallandı...
Prof. Küçükusta: Tüm sağlık reçeteleri yalan..‼️‼️
Profesör Ahmet Rasim Küçükusta ezberleri bozdu.
Dünya sağlık kartellerini eleştirdi. "Hastaneye giderseniz sizi zorla hasta ederler" dedi.
- Mr'ların yüzde 90'ı gereksiz yere çekiliyor.
- Kanser taramalarının çoğu kandırmaca. Insanlar kendilerini kullandırmasın.
- İlaçların çoğu boşa veriliyor. Yüzde 37'si çöpe gidiyor.
- Antibiyotik yazan değil, yazmayan doktor makbuldür. Ama bizde tam tersi geçerli maalesef.
- Grip aşılarının etkinliği sıfır.. Ben hayatta vurdurmam.
- Her yıl gereksiz yere binlerce biyopsi yapılıyor, röntgen çekiliyor.
- Leblebi çekirdek yer gibi anjiyo yapılıyor. Stent takılıyor. Bunlar vücuda zarar veriyor. – Check-up kampanyaları gerçek bir tuzak. Akciğer filmi vücudunuza zarar veriyor.
– Insanlar kendiliğinden geçecek hastalıklar ıcın kesinlikle hastanelere gitmesinler. Tahliller vücuda radyoaktif ışın veriyor. Gereksiz ilacın faydası yok zararı var.
– “Başlangıç” diye birşey uyduruldu. Hastalara, alzheimer, reflü, astım başlangıcı teşhisi konuyor. Amaç hastayı boş çevirmemek. Başlangıç diye birşey yok. Ya hastasın ya değilsin.
– Kolestrol ilaçlarının tedavi yüzdesi çok düşük. Zararı daha fazla. Hayat tarzınızı değiştirmek ilaçtan çok daha etkili. Doğal beslen, hareket et bu beladan kurtul.
– Nodül çok abartılıyor. Nodülün kansere dönüşme ihtimali çok düşük. Bunun için gereksiz tahlil ve teşhisler yapılıyor.
– Vitamin haplarının sağlam insanlara hiçbir faydası yok. “Ben yorgunum” diye vitamin hapı alınmaz.
– Köpek balığı kıkırdağı ile kanser tedavi edildiği iddiası tamamen uydurma. Köpek balıklarının kansere yakalanmadığı düşüncesi de safsata. Bu hayvanlarda kırk çeşit kanser tespit edildi.
– “Bitkisel ilaçların hepsi masumdur. Yan etkisi yok” düşüncesi doğru değil. Unutmayın, haşhaş, tütün, zehirli mantar da birer bitki…
ayçiçek yağı, Mısır özü yağı, margarin ve trans yağ içeren ürünleri kullandın. Tereyağı ve zeytinyağı tüketmedin ki organlarından biri iflas edene kadar bunları yedin.Bulaşık makinesine deterjan ve parlatıcı koyduğunda, o deterjanı ve parlatıcıyı yediğini fark etmedin. Deterjan yerine karbonat, parlatıcı yerine sirke koyarak hem sağlıklı hem de tertemiz bulaşıkların olacağını önemsemedin.Evde basitçe kostik ve zeytin yağını karıştırıp kalıplara dökmek ve kendi doğal sabununu yapmak dururken, gidip içerisinde bin tane kimyasal zehir olan o sabunlarla her Sabah yüzünü bedenini yıkadın. Her gün bu daha da iyi diye pazarlanan o şampuan zehirleriyle saçını yıkadın.Evini arap sabunu gibi doğal yağlarla üretilmiş bir sabun yerine, temiz olsun diye çamaşır suyuyla sildin. O su buharlaştıkça soludun ve akciğer kanseri oldun.
Yaşamını mahveden büyük şehirde egzoz gazı solumaya ve araba kullanmaya devam ettin. Doğal beslenmeyen hayvanları, sebzeleri, meyveleri ve tahılları yedin ve adına da “doğal beslenme” dedin. Denize lağım ve fabrika atıkları boşaltırken o denizden çıkan balığı yedin, midyeleri yedin. Fast food’un her aşamasının zehir ve ölümcül olduğu bas bas bağırılırken sen tepsi kadar pizzaları götürüyordun, üç katlı hamburgerleri yuvarlıyordun.Evine naylon torba, naylon kıyafet, sentetik ayakkabılar terlikler soktun. Kıyafetlerinde sadece pamuk, bambu lifi, keten tercih etmedin.Sobayı attın ve evine klimayı ve bilimum elektrikli ısıtıcıyı soktun.Toprağa dokunmuyor ve stresten gülümsemeyi unutuyorsun. Sonuç; sokaktaki her on kişiden üçü kanser. Sen de ya bu üç kişiden birisin ya da tüm bu saydıklarımı ısrarla yapmaya devam edersen, bir süre sonra dördüncüsü de sen olacaksın…
Hadi seni geçtik de kardeşim, peki ya çocuğunun suçu ne?”
Değerli dostlar bu yazımız diğer yazılarımızdan çok farklı.
Lütfen bunu herkese ulaştıralım.
ABDESTSİZ DOLAŞMAMAK
İsviçreli bilim adamı Robert Kenzi Müslümanlığını ilan etti
İslamı seçmesindeki sebep:
Termal bir kamera ile abdest alan Müslümanları çevreleyen Nurani hare'yi gördükten sonra, Muslümanların yeryüzünde yaşayıp hareket eden en temiz en hijyenik(taharetli)
Kişiler olduğunu tespit etti*
63 yaşındaki bilim adamı termal(ısı ve ışın belirleyen)
Kamerasıyla
Abdestli Müslümanların vücudundan yayılan,onu çevreleyen ısıyı ve ışını tespit için çekim yapıyordu.
Bu hareler yedi kattan oluşmaktaydı
İlk önce kırmızı hare
Kırmızı hare sürekli insanı çevrelerse insanda güven hissini ve huzuru temin ediyordu
Buna delil olarak
Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemin:
"Kul abdest aldığında günahları iki gözünün arasından çıkar,ikikulağının arasından çıkar,iki elinin arasından çıkar,iki ayağının arasından çıkar abdestten sonra oturduğunda
Bağışlanmış olarak oturur
Bağışlanmış demek yani güvendedir anlamına gelir
Robert kenzi bu araştırmasını avrupada 50 bin kişi üzerinde uygulamıştır
50 bin kişide bu ışın ve sıcaklığı ölçmüş(ayrıca bu ışınlar hastalığı teşhiste kullanılan bir metodtur)
Bu hareyi göremediği bölgelerde hastalık olduğunu belirlemekteydi
50 bin kişide bazı bölgelerde görülmeyen harelerin belkide normal olduğuna kanaat getirmişken kendisine nijeryadan önemli bir işadamı hastalığı yüzünden müracaat edince kanısı değişti
Bu kişinin vücudunda ışın hareleri eşit orandaydı
Kendisiyle sohbet etmek icin tercüman ararken cok iyi ingilizce konuştuğunu farketti
Adam kendisinde abdest aldıktan sonra harelerin tam görülüp gorülmediğini sorduğunda evet cevabını aldı
Ve şöyle dedi :Ben abdest almadan hareket etmem çünkü abdest Müminin kalkanı gibidir"dedi
Bunun üzerine bilim adamı bu termal kamerada kendisini tespit etmek istedi
Abdestin düzenini bilmeksizin oylesine gördüklerini uyguladı ışın hareleri tam eşit değildi
Müslüman birisinden kendisine İslami usüle göre abdest almayı öğretmesini istedi
Ve harelerin tamamını düzenli olarak tespit etti
Bunu bir çok kiside 37 kez tekrarladı
Hareleri eksiksiz hepsinde tespit etti
Üstelik bu kişiler Müslüman değillerdi
Robert kenzi bu araştırmasindan sonra Müslüman oldu 67 yaşında Kur'anı Kerim'i ezberledi
Ve bu cihazına "İmanı ölçen cihaz"adını verdi
Hastalarına bundan sonra sakinlestirici olarak İslami usülde abdesti reçete verdi
Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem:
Benim Ümmetim kiyamet gününde el ve ayaklarının(abdest uzuvları)
Nurundan tanınır kim bunun kendisinde bulunmasını isterse ona devam etsin"
Abdestin etkisi vücudu nurani hareler şeklinde çevreler
Sizleri Müslüman olarak yarattığı için Rabbinize ne kadar şükretseniz az'dır
Bir başka mucizede 14 asır sonra keşfedilmiş SubhanAllah
Resulullaha Salavat(Allahumme Salli ve Sellim ve Barik âla nebiyyina Muhammed)
Muhteşem bir bilgi:
İnsan vücudu bir depo gibidir neşe acı ve hüzün hepsi birarada bulunmaktadır
Göz bir kusursuz bir kamera gibidir her gördüğünü kaydeder faydalı veya zararlı herşeyi kaydeder .
yaşadığı olumsuzluklar uykusunda kabus gibi şeyler gosterir insana
Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizlere uykudan önce bolca İstiğfarda bulunmamızı emretmiştir
Bunun ilmi araştırması sonucunda :
İstiğfar sırasında dil üst dişlerin ardına değdiğinde
Hipofiz bezine değer
Hipofiz bezi başın üst bölümünde yer alır
Görevi hücreleri kötü düşüncelerden,vesveseden,kahredici duygulardan,evhamdan(endişe) arındırır
Olumlu duygulara sevkeder,vücudu oksidanlardan temizler tüm bedene oksijene doyurur
SubhanAllah
İblis Allah (Azze ve Celle'ye)
"Senin izzeti ve Celaline yemin ederimki kullarını saptıracağım"
Allahu Teâla'da:
İzzetim ve Celâlime yemin olsunki
Onlar istiğfar ettikçe bende onları bağışlayacağım"buyurur
Çokça İstiğfarda bulununuz
(Allahım bu tebliğimi bana, anne ve babama,bunu okuyan ve paylaşan,insanlara fayda sağlayacak ilme yönlendiren
kardeşlerime sadaka_i cariye (ardı kesilmeyen ,devam ettikçe fayda sağlayacak amel) eyle
Amin
AĞLA Türkiye’m AĞLA❗️❗️❗️
Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı kararıyla 21 ildeki devasa alanlar ORMAN sınırından ÇIKARILDI. Tek bir imzayla tam 4 MİLYON 777 BİN metrekarelik bölge ARSA statüsüne çevrildi.
Bu devasa alanın büyüklüğünü zihninde canlandırmanız için somut örnekler vereyim size:
📌 670 Futbol Sahası: Standart bir futbol sahasını baz aldığında, tam 670 tanesini yan yana dizdiğinde bu büyüklüğe ulaşıyorsun.
📌 Vatikan'ın 11 Katı: Dünyanın en küçük ülkesi olan Vatikan’dan tam 11 tane yan yana getirildiğinde ancak bu kadar yer kaplıyor.
📌 Central Park'ın 1,5 Katı: Dünyaca ünlü devasa New York Central Park bile bu alanın yanında küçük kalıyor; bahsettiğin yer yaklaşık 1,5 kat daha büyük.
📌 Gülhane Parkı'nın 30 Katı: İstanbul’un en bilinen parklarından Gülhane Parkı’nı tam 30 defa yan yana koyman gerekiyor.
📌 Belgrad Ormanı büyüklüğünde: İstanbul'un akciğeri Belgrad Ormanı'nın kapladığı devasa alan kadar yer.
📌 Küçük Bir İlçe Merkezi: Bu alan, Türkiye'deki pek çok orta ölçekli ilçenin yerleşim merkezinin tamamını içine alabilecek kadar geniş bir araziye tekabül ediyor.
Prof. Dr. Alişan Yıldıran’a Ne Oldu?
Pandemi döneminde herkes Covid aşılarını konuşurken bir hekim çıktı ve açık açık şunu söyledi:
“Bebeklere aşı yapılamaz.”
Aşıların ne işe yaradığını biliyorsanız, içeriğini de bilirsiniz. O hekim ayrıca sürekli şunu vurguluyordu:
“Ben hekim bir babanın, hekim oğluyum.”
Daha sonra sadece aşılar değil, topuk kanı meselesi hakkında da konuşmaya başladı.
“İsteyen yaptırsın ama zorunlu test olmaz” diyordu.
O dönemde Alişan hocayı hemen “bilim dışı” ilan ettiler.
“Alişan bu işleri bilmez” dediler.
Klasik yaftalama başladı.
Ama ilginçtir, aynı hikâyeyi Amerika’da da gördük.
Amerika’da Sağlık Bakanı görevine gelmeden önce bir isim vardı: Robert F. Kennedy Jr.
O da yıllardır aynı şeyleri söylüyordu. Özellikle aşılar ile otizm bağlantısını işaret ediyordu.
Ona da aynı şekilde saldırıyorlardı:
“Bilim dışı” diyorlardı, “komplo teorisyeni” diyorlardı.
Sonra ne oldu?
Göreve geldiği zaman bir gazeteci şu soruyu sordu:
“Bilim dışı birini neden bakan yaptınız?”
Ama işin gerçeği şuydu:
Kennedy bakan olmadan önce şartlarını Trump’a söyledi ve Trump kabul ettiği için Sağlık Bakanı oldu.
Ardından Amerika, 78 yıl sonra DSÖ’den çıktı.
Ama öyle basit bir çıkış değil…
Kennedy açık açık şunu söyledi:
“DSÖ Amerikan halk sağlığı için çalışmıyor.”
Üstelik sadece Amerika değil, diğer ülkelerin de kendi sağlık sistemini kurması gerektiğini savundu.
Devamında bebeklik aşı takvimiyle ilgili çok konuşulan bir hamle geldi:
70 dozluk bebeklik aşılarını 11 doza düşürdü.
Aşıların içindeki cıvayı çıkaracağız dedi.
Paketli gıdaya, mamalara ve küresel şirketlere ciddi darbeler vurdu.
İlaç kartellerine karşı sert adımlar attı.
Bir anda tüm dünya “sağlık için” Kennedy’nin ağzına bakmaya başladı.
En son otizm konusuna da eğildi ve bununla ilgili ilaç ve süreçleri gündeme taşıdı.
“Bilim dışı” dedikleri adam bir anda Amerikan halkının sevgisini kazandı.
Aynı Mücadele, Türkiye’de Farklı Sonuç
Türkiye’de ise benzer bir mücadeleyi veren isim Prof. Dr. Alişan Yıldıran oldu.
Alişan hocamız en son dün akşam bir ses kaydı paylaştı ve şunu söyledi:
“Topuk kanı hakkında konuştuğum için bunlar başıma geliyor. Epstein ile topuk kanının bağlantısı var.”
Peki Alişan hocaya ne oldu?
Geçen sene laboratuvarına baskın yapıldı.
Bu sene ise bölüm başkanlığından alındı.
Aynı mücadele…
Ama Amerika’da birini sağlık bakanı yaptılar, bizde ise laboratuvar bastılar, görevden aldılar.
Alişan hoca en son ses kaydında şunu söyledi:
“Ellerinden gelse nefes bile aldırmayacaklar.”
Topuk Kanı Aldırmadık Diye Bebeğe Kayyum!
Biz topuk kanı aldırmadığımız için bebeğimize kayyum atanacaktı.
Bu olay bir anda ülke gündemine düştü.
Ulusal basında “bebeğe kayyum” haberleriyle günlerce konuşuldu.
O dönem Kemal Özer beyefendinin YouTube kanalına çıktı.
Alişan hoca da topuk kanı hakkında konuştu.
Ben o dönemde “bilim dışı”, “cahil”, “yobaz” diye itham edilirken Alişan hoca beni yalnız bırakmadı.
Bildiklerini anlattı.
Sonuç olarak bebeğe kayyum atanmadı. Dosya kapandı.
Ama belli ki bazıları için Alişan hoca unutulmadı.
Epstein Patladı, Rektör Olacak Derken Bölüm Başkanlığından Alındı
Epstein sapıklığı patladıktan sonra Alişan hocayı rektör yapacaklarını beklerken bu kez tam tersi oldu:
Bölüm başkanlığından alındı.
Aynı hikâye…
İki farklı kişi…
Biri Amerika’da sağlık bakanı oldu.
Diğeri Türkiye’de önce laboratuvarı basıldı, sonra görevden alındı.
Dr. Savan Günay Ne Demişti?
Topuk kanı meselesinde bir başka çarpıcı olay daha var.
Gazeteci-yazar Bahattin Çağdaş’ın programında Dr. Savan Günay topuk kanı hakkında şunu söylüyor:
“Bu topuk kanı önce Hacettepe’ye gidiyor, oradan yurt dışına gidiyor. Osman Durmuş’un dediğini yapıyorsunuz. Yerli ve milli yapılacaksa yapılsın.”
Bu açıklamadan 5 ay sonra evinde ölü bulundu.
Millet “kanser ilaçlarını bulduğu için öldürüldü” diye yorum yaptı.
Ama insanların kaçırdığı bir nokta vardı:
Zaten ilaç piyasada demişti.
Fakat topuk kanı hakkında ilk defa bu kadar net konuşmuştu.
#EpsteinFiles
#Epstein
KEKİK (ZAHTER)
Türkiye'de kanser nedeniyle ölümlerin en az göruldüğu iller arasında ilk 3 şehir:
SİİRT, GAZİANTEP ve KİLİS
Bu 3 il'de yöresel adı ile ZAHTER (Kekik) çayı kıraathane ve çay ocaklarında dahi sık olarak tüketilmektedir.
Haydaaaa...!!!! Biontech resmi açıklamasında Türkiye'ye tek bir tane bile mRNA aşısı satmadıklarını söylemiş..??? Bu kadar insana ne vuruldu o zaman..????
#SONDAKİKA
AVRUPA’DA ‘CHAMTRAILS’ İÇİN AKTİVİSTLER MEVCUT HÜKÜMETLERE KARŞI BÜYÜK BİR PROTESTOYA HAZIRLANIYOR
Aktivist Gruplar...Asla geri adım yok!
Jeomühendisliğin ve frekans saldırılarının arkasındaki zorbalara karşı durmaktan asla vazgeçmemeliyiz!
Unutmayın, bu sözde gezegeni kurtarma iklim masalının hiçbir gerçekliği yok. Amaç gezegeni korumak değil; tam tersine, onu kontrol edilebilir bir kaosa sürüklemek!
Amaç, geride kalan nüfusu yönetilebilir hâle getirmek, bağımlı kılmak ve itiraz edemeyecek bir topluma dönüştürmek.
#SONDAKİKA
KAMUOYUNA DUYURU!
LÜTFEN DESTEK OLALIM!
Halkın soluduğu havanın ve tarım arazilerinin bilinmeyen maddelere maruz kalmasıyla ilgili acil inceleme talebi
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na,
Ülkemizin birçok bölgesinde yağışların anormal şekilde azalması, tarım ve hayvancılıkta gözle görülür verim kayıpları, hava kalitesinin belirgin biçimde bozulması artık halk arasında büyük bir endişeye yol açmaktadır.
Gökyüzünde sık sık görülen ve saatlerce dağılmayan uçak izleri, vatandaşlar tarafından ciddi bir şüpheyle karşılanmakta; bu durumun iklimi, yağışı, toprağı ve canlı yaşamını olumsuz etkilediği düşünülmektedir. Bu kadar yoğun bir hava trafiğinin hangi maddeleri atmosfere bıraktığı, bu maddelerin çevreye etkisinin ne olduğu, tarım ürünlerine ve hayvanlara ne zarar verdiği konusunda kamuoyuna hiçbir şeffaflık sağlanmamaktadır.
Devlet kurumlarının bu konuda açıklama yapmaktan kaçınması, halkın endişesini daha da artırmaktadır. Vatandaşın sağlığı, toprağı ve geleceği söz konusuyken sessizlik kabul edilemez.
Bu nedenle TBMM’nin derhal harekete geçmesini, aşağıdaki hususların araştırılmasını talep değil, vatandaş olarak bir hak gereği olarak bildiriyorum:
1. Uçuş faaliyetlerinde atmosfere bırakılan maddelerin içeriğinin bağımsız laboratuvarlarda incelenmesi,
2. Bu maddelerin yağış rejimi, hava kalitesi, tarım ve hayvancılık üzerindeki etkilerinin araştırılması,
3. Sivil ve askeri uçuşlarda kullanılan kimyasal içeriklerle ilgili kamuoyuna açıklama yapılması,
4. Halkın sağlığını ilgilendiren bu konuda TBMM bünyesinde acil bir Araştırma Komisyonu kurulması,
5. Şeffaflık sağlamayan kurum ve yetkililer hakkında hukuki işlem yolunun açılması,
gerekmektedir.
Bu mesele, sadece bir çevre sorunu değil; milyonlarca vatandaşın sağlığını, üretimini ve geleceğini ilgilendiren bir güvenlik meselesi haline gelmiştir.
TBMM’nin bu konuda sessiz kalması, vatandaşların devlete olan güvenini zedelemektedir.
Gereğinin acilen yapılmasını talep ederiz