Butlancı Barış Yarkadaş komplo demişti: BirGün görüntüleri yayınladı!
Kılıçdaroğlu'nun rozet töreni için 950 liraya tutulan figüranlarla yapılan slogan provasının görüntüleri yayınlandı.
Kılıçdaroğlu’nun rozet töreninde skandal: Yüzlerce figüran parayla törene taşındı
Kılıçdaroğlu bugün İstanbul’da üye katılım törenine katıldı. Törene farklı cast ajanslarından yüzlerce figüran 950 lira karşılığında taşındı. Figüranlar arasında işsizler, atanmayan öğretmenler, emekliler; İranlı, Mısırlı göçmenlerin yanı sıra İmamoğlu’nu destekleyen kişiler de yer aldı
https://t.co/3CRTxfb6vc
Nâzım Hikmet, 1959 yılında gerçekleşen Küba Devrimi'nin seyrini ve kazanımlarını yerinde görmek üzere 1961 Mayıs'ında Küba'ya gider. Küba ve Devrim'in Nâzım'ı, Nâzım'ın da Kübalı sanatçıları derinden etkilediği içten ve yoldaşça bir kucaklaşmanın hikâyesi; Nazım’ın Küba Seyahati
Holding çıkarlarının barikatı olmuş durumda devlet kurumları.
Acele Kamulaştırma kararlarıyla insanları 300 yıldır sahip oldukları evlerden, tarlalardan sökülüp atılıyorlar eskimiş eşyalar gibi..
Olay yeri Kütahya ama yurdun dört bir yanı böyle.
Zalimlik..
🌍 İtalya, Bologna
Polisin katlettiği Abderrahim Fakir için halk sokakta.
Bologna’da gözaltına alınırken polisler tarafından yere yatırılan, kelepçelenen ve işkence edilen Abderrahim Fakir hayatını kaybetti. Fakir yardım isterken olay yerinde bulunan sağlık görevlileri müdahale etmedi.
Abderrahim Fakir'in ölümü “müdahale hatası” değil. Göçmenlere, yoksullara ve ezilenlere yönelen polis şiddetinin sonucudur.
Abderrahim Fakir için adalet.
Grup Yorum'un bugün hâlâ Türkiye'de böylesine güçlü bir sembol olmasının nedeni yalnızca şarkıları değildir. Yaklaşık kırk yıllık tarihinde, üyeleri defalarca gözaltına alındı, tutuklandı, konserleri yasaklandı, kültür merkezleri basıldı ve bazı üyeleri İçişleri Bakanlığı'nın "Aranan Teröristler" listesine konularak haklarında para ödülü ilan edildi. 2018 yılında Ali Aracı, Selma Altın, İnan Altın ve İbrahim Gökçek'in de aralarında bulunduğu bazı Grup Yorum üyeleri gri listeye alınmış ve haklarında 300 bin TL ödül açıklanmıştı.
Bu baskı sürecinin en dramatik halkası ise ölüm oruçları oldu. Grup üyeleri Helin Bölek ve İbrahim Gökçek, konser yasaklarının kaldırılması, haklarındaki davaların son bulması ve baskıların sona ermesi talepleriyle uzun süre açlık grevi ve ardından ölüm orucu eylemi yürüttüler. Helin Bölek, 3 Nisan 2020'de ölüm orucunun 288. gününde hayatını kaybetti. İbrahim Gökçek ise taleplerinin bir kısmı konusunda gelişmeler yaşanmasının ardından ölüm orucunu sonlandırmasına rağmen, uzun süreli açlığın yol açtığı sağlık sorunları nedeniyle 7 Mayıs 2020'de yaşamını yitirdi.
Grup Yorum üyeleri bu bağlamda bakıldığında kavgayı mülk edinmemişlerdir. Onlar, ait oldukları kavganın insanlarıdırlar. Bu uğurda onurları ve siyasal mücadeleleri için canlarından olmuşlardır.
Bütün bunlar, Grup Yorum'u yalnızca müzik yapan bir topluluk olmaktan çıkaran tarihsel arka planı oluşturuyor. Çünkü Grup Yorum'u ayıran temel özellik, müziği başlı başına bir sanat faaliyeti olarak değil, örgütlü siyasal mücadelenin kültürel cephesi olarak görmesidir. Şarkıları kadar konserleri, konserleri kadar uğradığı baskılar da grubun politik kimliğinin ayrılmaz parçalarıdır.
Hayatını kaybeden Helin Bölek, sanatı sınıf mücadelesinin bir uzantısı olarak gördüklerini açıkça söylemiştir açlık grevine devam ettiği süreç içerisindeki bir röportajında. Grup Yorum'u bugünün trend müzik anlayışından kopartan ve yeni bir düzene ve dünyaya dair yapan en önemli motivasyon belki de budur.
Bu bağlamda Grup Yorum'un asıl başarısı milyonlarca albüm satması ya da geniş kitlelere ulaşması değildir. Asıl başarısı, işçi direnişlerini, grevleri, hapishaneleri, mahalleleri ve anti-emperyalist mücadeleyi ortak bir kültürel hafızaya dönüştürebilmiş olmasıdır. Türkiye'de çok sayıda politik müzik grubu ortaya çıktı; ancak hiçbirisi uzun yıllar boyunca on binlerce insanı aynı siyasal atmosfer içerisinde buluşturabilen kitlesel konserler gerçekleştiremedi. İnönü Stadyumu konseri bunun en çarpıcı örneklerinden biridir.
Berivan, Filistin Günlüğü, Bu Mahalle Bizim, Ölümden Öte Ne Var, Sosyalizm Marşı, Sıyrılıp Gelen, Seninle Biz, Gazi Marşı, Şahan Kanatlılar ve daha nice aklıma gelmeyen şarkı Spotify'da tekrar tekrar dinlediklerim arasındaydı. Ama orada da sansüre uğramaktan kurtulamadılar. Bir sabah telefonu açıp Grup Yorum yazdığımda karşıma hemen hiçbir şey çıkmamıştı.
Birileri bugün 30 günün 28 gününü kadın bedenini metalaştıran erotik danslarla, festivallerle, Coca-Cola reklamları ve marka sponsorlukları ile doldururken yoksul emekçi halkımızın sesi ve direnişini notalara yayan ve sanatta örgütleyen Grup Yorum'un imha edilmeye çalışılması tesadüf değildir.
Sonuçta sermaye sahipleri ve ABD Emperyalizmi buradaysa Grup Yorum tam karşısındadır. Halk ve emperyalizm arasındaki çelişkiyi en iyi Grup Yorum belletebilmiştir. Grup Yorum'u farklı kılan yön kültürü piyasadan bağımsız ele alma çabasıdır.
Tam da bu yüzden Grup Yorum'u yalnızca bir "protest müzik grubu" olarak tanımlamak eksik kalır. O, Türkiye solunun uzun bir dönem boyunca kendisini yeniden üretebildiği en önemli kültürel kurumlardan biri hâline geldi. Bir konseri yalnızca konser değil, bir politik buluşma; bir albümü yalnızca albüm değil, siyasal bir çağrı; bir türküyü ise yalnızca ezgi değil, ortak mücadele hafızasının taşıyıcısı olarak gördü.
Bu yönüyle Grup Yorum'un tarihini müzik tarihi içinde değil, Türkiye'deki toplumsal mücadeleler tarihi içinde okumak daha anlamlıdır. Onu anlamanın yolu yalnızca bestelerine bakmak değil; yasaklarına, hakkında konulan ödüllere, cezaevlerine giren üyelerine, ölüm oruçlarına ve bütün bunlara rağmen binlerce insanı aynı meydanlarda buluşturabilme kapasitesine bakmaktan geçmektedir.
🔴 Berkin Elvan anısına düzenlenen yemeğe katıldığı gerekçesiyle tutuklanan İstanbul Üniversitesi öğrencisi Taceddin Erol Şahin, Silivri 6 No'lu Hapishanesi'ndeki tecrit uygulamalarına karşı başladığı açlık grevinde 76. günü geride bıraktı.
Şahin, geçtiğimiz günlerde kaleme aldığı mektubunda hapishanede maruz kaldığı hak ihlallerini aktararak dayanışma çağrısında bulunmuştu.
Tüm gençlerin parasız, bilimsel ve demokratik eğitim hakkına ulaşabilmesi için mücadele ettiğini belirten Şahin, “Biz onurumuzu korumak için bu yola çıktık. Haklarımızı alana kadar yürüyeceğiz.” demişti
@PirHaberAjansi Hepsi tamam da, dilimize sahip çıkma nasıl oluyor? Kürtçe’ye mi, Türkçe’ye mi, Zazaca’ya mı? Yoksa başka bir dile mi sahip çıkıyorsunuz? Ve sahip çıkarken ne yapıyorsunuz mesela?
Ülkücü hareket yine şaşırtmadı.
Zafer Partisi Kütahya Simav İlçe Başkanı Nevfel Peker, uyuşturucu operasyonunda gözaltına alındı.
Peker’in yakalandığı araçta, yaklaşık 1.300 kullanımlık olduğu belirtilen, “A4” olarak tabir edilen 1 parça sentetik kannabinoid bulundu.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.