NEDEN MUTSUZUZ?
NEDEN HUZURSUZUZ?
NEDEN BU KADAR GERGİNİZ?
NEDEN DÜNYA
ÜSTÜMÜZE
ÜSTÜMÜZE GELiYOR?
NEDEN?
Kendinizi sürekli rahatsız, mutsuz, neşesiz, huzursuz ve gergin hissetmenizin; her olayın ardında bir komplo, her gelişmenin altında gizli bir neden aramanızın ve yaşanan her olumsuzluğu kendinize yönelikmiş gibi algılamanızın temel sebeplerinden biri, dünyanın içinde değil, kendi zihninizin sınırları içinde yaşıyor olmanız olabilir.
İnsan kendi düşüncelerinin dar çemberine kapandığında, zamanla hayatı yalnızca kendi penceresinden görmeye başlar. Yaşadığı başarısızlıkların, eksikliklerin ve mutsuzlukların nedenlerini sürekli dışarıda aramak; başkalarını suçlamayı, öfkeyi ve düşmanlığı besleyebilir. Bu durum derinleştikçe farklı olana karşı tahammülsüzlük, fanatizm, radikalleşme ve çatışma eğilimi için uygun bir zemin oluşabilir.
Çünkü beslenmeyen zihin daralır. Okumayan, öğrenmeyen, farklı düşüncelerle, insanlarla ve hayatlarla karşılaşmayan bir zihin, zamanla kendi küçük dünyasını gerçeğin bütünü sanmaya başlayabilir. Bilgi azaldıkça önyargılar güçlenir; bakış açısı daraldıkça insanın dünyası da daralır.
Dünya daraldıkça insan kendisini daha fazla sıkışmış ve huzursuz hisseder. Bu huzursuzluk zamanla öfkeye, öfke nefrete, nefret ise ayrımcılığa, tahammülsüzlüğe ve çatışmaya dönüşebilir. İnsan, anlamadığı şeyden korkmaya; korktuğu şeyi dışlamaya, dışladığı şeyi ise düşman olarak görmeye başlayabilir.
Oysa bilgi, merak, hayal gücü ve düşünce çeşitliliği arttıkça insanın dünyası genişler. İnsan farklı hayatları, kültürleri, düşünceleri ve deneyimleri tanıdıkça yalnızca bilgi sahibi olmaz; empati kurmayı da öğrenir. Kendisini bir başkasının yerine koyabilmek, onun dünyasına kendi doğrularıyla değil, onun koşulları ve yaşadıkları üzerinden bakabilmek zihinsel olgunluğun en önemli göstergelerinden biridir.
Çünkü empati, farklılıkları ortadan kaldırmaz; farklılıklarla birlikte yaşayabilmenin yolunu açar. İnsan anlamaya başladıkça daha az yargılar, daha az yargıladıkça daha fazla empati kurar. Empati arttıkça tahammülsüzlük azalır; hoşgörü, merhamet ve sevgi güçlenir. Sevginin ve karşılıklı anlayışın güçlendiği yerde ise çatışmanın yerini barış ve huzur almaya başlar.
Okuyan, öğrenen ve kendini geliştiren insanın zihni zenginleşir; hayal dünyası genişler, bakış açıları çeşitlenir. Ancak tam da bu nedenle kendi zihninde kurduğu dünyaya hapsolmaz. Hayatın içine karışır; gözlemler, araştırır, sorgular ve dinler. Yalnızca konuşmayı değil, karşısındakini gerçekten dinlemeyi de bilir. Bildiklerinden kuşku duymayı, yanıldığını kabul etmeyi ve yeni bilgiler karşısında düşüncelerini değiştirebilmeyi öğrenir.
Çünkü gelişmiş bir zihin, dünyayı kendi inançlarına ve düşüncelerine uydurmaya çalışmaz. Aksine, kendi inançlarını ve düşüncelerini hayatın gerçekliğiyle sınar. Kendisine benzeyeni anlamak kolaydır; asıl zihinsel olgunluk, kendisinden farklı olanı anlamaya ve onunla empati kurmaya çalışabilmektir.
İnsan yalnızca kendi zihninin içinde yaşadıkça dünyası küçülür; hayatın içine çıktıkça zihni büyür. Zihni büyüdükçe anlamayı, anladıkça empati kurmayı, empati kurdukça da birlikte yaşamayı öğrenir.
Daralan zihin düşmanlar yaratır; genişleyen zihin anlamaya, empati kurmaya, insanı ve hayatı sevmeye başlar.
İnsan yalnızca kendi zihninin içinde yaşadıkça dünyası küçülür; hayatın içine çıktıkça zihni büyür.
Relive Mehmet
Sosyal Medya İnsanı Bozmaz
Sosyal medya ya da sanal alem insanı bozmaz; çoğu zaman insanın içinde zaten var olanı görünür hale getirir.
Çünkü ekran, insana yeni bir karakter vermez. Sadece gerçek hayatta saklayabildiği bazı yönlerini sergilemesi için daha geniş bir alan açar.
İlgiye açsan, beğeniler bunu gösterir.
Kibirliysen, takipçi sayıları bunu besler.
Kıskançsan, başkalarının hayatı seni rahatsız eder.
Onaylanmaya muhtaçsan, değerini yorumlarda ararsın.
Gösterişe düşkünsen, yaşamak yerine yaşadığını göstermeye başlarsın.
Ama aynı yer; bilgili insanın bilgisini, merhametli insanın iyiliğini, üreten insanın emeğini de görünür kılar ve artırır.
Demek ki mesele sosyal medya değildir.
Sosyal medya insanın karakterini yaratmaz; karakterinin saklı taraflarına bir sahne verir.
Bu yüzden sanal dünyada gördüğümüz şey, bazen insanın bozulmuş hali değil; gerçek hayatta gizlemeyi başardığı halidir.
Belki de sosyal medya bir ayna değildir sadece.
İnsanın kendisini saklamasının zorlaştığı bir aynadır.