Min jî di vê hejmara giranbuha ya kovara me de, li ser veguherîna gotarên nijadperest ên li hemberî kurdan nivîsî. Bi hêviya ku bibe bingehek ji bo xwendin û nîqaşên kûr.
https://t.co/z2dSDBKQd5
Kıymetli Okurlarımız!
"Irkçılık" meselesini konu alan dergimizin on beşinci sayısı çıktı.
Dosyamızda yer alan makale ve söyleşileri sitemizden okuyabilirsiniz.
https://t.co/VfB8X0DRij
Heyfa me ku li dijî vî zimanê qirêj û nijadperest, ne siyaseteke me heye û ne jî berdevkên me yên biqûdret; ku bikaribin pozê nijadperestan bişkînin û vê mijarê di medyayê de bikin rojeveke sereke. Demirtaş, tevî hemû xeletiyên xwe, siyasetmedarekî wisa bû ku ev yek pir baş bi ser dixist.
Bûyerên fîlmê di wê atmosfera tengezar a beriya Şoreşa Misrê ya 2011'an de diqewimin û çîrok li ser lêpirsîna cînayeta li Otêla Nile Hilton a Qahîreyê ava dibe. Ev cînayeta ku di serî de wekî rûdaneke ji rêzê tê dîtin, gav bi gav perdeya li ser gendeliya kûr a dewletê, têkiliyên desthilatdariyê û neheqiya civakî radike û rastiyeke aloz radixe ber çavan.
Tariq Saleh hefteyek berê kişandina vê fîlmê hêzên ewleheyîyê jê bixwaze ku terka Misrê bike. Ev film li sirgunê hatine kişandin.
Ji bo civatê ku di gîrdaba diktatorî, bişaftin, tirs û şehwetê de xeniqiye şoreş çiqas diwar e nîşan dide.
Ji bo me jî şîretan dihewîne.
@dilekzaptcioglu Üniversitelerde Kemalist faşizm nedir sorusuna, bu tweeti göstermeleri yeterli olur aslında. Manifesto gibi bir tweet. Kemalizmin bütün ırkçı, ayrımcı, katliamcı, elitist yüzünü açığa vuran bir itiraf, bir hezeyan hali..
Dengbêjê bi nav û deng ê Serhedê Reso, bi daxwaza hin hevalên xwe yên Kurd diçe Manîsayê. Carekê dema ku di bin darekê de bi dengekî xemgîn kilamekê distirê, cîranên Tirk direvin û tên cem wî; ew guman dikin ku tiştek hatiye serê wî û ji ber wê diqîre. Meger ku ew li wan deran gelekî dilteng bûye, bêriya Serhedê kiriye û kilameke li gorî wê distirê..
Kitap okumak veya bazı referansları bilmek de suç olmuş bazı Kürtlerin nezdinde :)) Anti-otoriter her lügata liberal etiketini yapıştırmanın dayanılmaz cazibesi de hiç tükenmiyor bu topraklarda. Çünkü, anarşist, liberter, otonomcu gelenekleri ve bu geleneklerin devletçi-sosyalizme, parti diktatörlüklerine yönelik direniş tarihini neredeyse hiç bilmiyorlar bu cahiller..
Yazar bu verimli yazısında keşke, islamcıların Kürdistan’a bakışındaki bilinçli körlüğe de bir başlık açsaydı. Çünkü en tutarsız noktaları orası, bu kadar anti-kolonyal ve post-kolonyal teoriyi ithal etmelerine rağmen, yanı başlarındaki sömürge Kürdistan’ı hiç görmemeleri, “Müslüman Türk”ün sömürgeci, talancı tarihine hiç dokunmamaları. Filistin, Cezayir, Bosna gibi örnekler “mazlum halk” kategorisine kolayca yerleştirildi, ama Kürt meselesi çoğunlukla “iç güvenlik”, “fitne”, “ümmetin bölünmesi” veya “dış müdahale” çerçevesinde okundu. Ona da biz Kürtler bir gün el atarız inşallah :)
Bi ya min nivîskarê me di vê pasajê de, silav li Walter Benjaminê qîmetdar kiriye. Benjamin weha dibêje; di jiyanê de hinek tişt hene ku telafîkirina wan ne gengaz e, yek ji wan jî ew e ku mirov di panzdeh saliya xwe de ji malê nerevîbe…
“Bazı Kürtler bizim gibi düşünmüyor ve bazı konularda bizimle yürümek istemiyor” gerçeğini kabullenmek her şeyi normalleştirir aslında. Küfür etmek zorunda değilsin. Biz bir ulusal koro değiliz. Senin gibi düşünmeyen, senin siyasal-kurumsal çatın altında üretmek istemeyen her kürt “xayin, bencil, yoz, paragöz, halka düşman, linç edilmesi gereken” kişi değildir. Farklı düşünen, senin tezlerine itirazı olan, tali yollarda yürümek isteyen muhalif, meşru bir kürttür sadece.
Bir zamanlar her politik Kürde hiçbir ücret ödemeden, dergi dağıttırıp, yazı yazdırıp, zengin Kürt düğünlerine gönderip şarkı söyletebiliyordun. Ama 90’lı yılların ideolojik seferberlik döneminde değiliz artık. Ayrıca belediyelerin devasa bütçelerinden birileri durmadan yararlanırken artık hiç bir kürde ücretsiz bir şey yaptıramazsın. Savaş dolayısıyla safları sıklaştırma söylemiyle, tüm çatlak sesleri susturma, herkesi hizaya getirme zamanlarının artık çok geride kaldığını kabullenmek gerekiyor.
Her Kürt aydını, sanatçısı, edebiyatçısı, tiyatrocusuyla, onların özerkliğini, farklılıklarını ve eleştirel konumlarını dikkate alarak, bunu bir ulus olmanın doğal sonuçları olarak görerek ilişkilenmek icap ediyor. Talimat vererek, onlara ödev çıkararak, onları birer propaganda aparatı olarak görerek bu insanlardan faydalanman artık mümkün değildir. Bu kafayla devam edersen, etrafında ne aydın, ne sanatçı, ne yazar, ne Kürt dil uzmanı ve edebiyatçısı kalır. Bir hareket olarak bütün bu sahalarda kaybettiğin ideolojik hegemonyayı hâlâ görmüyor musun? Etrafınızda bunları cesur bir şekilde, özeleştirel bir dille anlatacak hiç kimse kalmadı mı? Tüm yayın mecralarınızın ne kadar vasat insanlara kaldığını, hiç kimsenin ilgisini çekmediğini, sürekli kan kaybettiğini ne zaman göreceksiniz?
Elbette bu hareket hepimize çok şey kattı, bizlere yep yeni farkındalık kapıları açtı, bizi ulusal ve toplumsal gerçekliğimizle buluşturdu. Hepimizin üzerinde emeği vardır. Aynı zamanda her kürdün de kendi çapında bu harekete kattıkları vardır. Bir hareket bütün bu bireysel enerjilerin ve üretimlerin bir toplamıdır. Hiç kimse ömrü boyunca bir harekete gebe bir şekikde ve sürekli mihnet duyarak yaşayamaz. Zamanla yollar ayrılır ve fikir ayrılıkları oluşur. Bu gayet doğal bir sonuçtur. Özetle yepyeni iletişim modelleri ve hegemonya kurma stratejileri geliştirmezsen şayet, kemalistler misali belli siyasal kutsallıklara, verilmiş bedel ve cefa edebiyatına sığınan, güzel eski günler nostaljisiyle tatmin olan, kendisine karşı çıkan her kürdü hayin olarak yaftalayan, çağdışı bir totaliter tarikat olmaktan öteye gidemezsin…
Sanatçı bir aziz veya azize değildir. Bu mükkemmeliyetçi bakış, totaliter ideolojilerin yüklediği, görmek istediği misyonla alakalıdır. Sanatçı içer, sevişir, kumar da oynayabilir, dibe de düşebilir, saçmalayabilir. O örnek insan modeli sizlerin giydirdiği bir bakıcı gömlektir. Ben sanatının kalitesine ve yaratıcı fikirlerine bakarım.
Bir sanatçı veya aydının özerklik veya kişisel bağımsızlık çabası, kendi halkından, sınıfından ve onların değerlerinden kaçmak anlamına gelmez. Bu çaba, siyasi ve sanat komiserlerinin ideolojik baskısından, keyfi taleplerinden kurtulma ve yaratıcı üretimde bulunma arzudur sadece. Tarih her zaman bu tür sanatçı ve aydınları haklı çıkarmıştır, onların eserlerine hakettikleri değeri vermiştir..
@BarutcuTalia Ben hiçbir sanatçının ömrü boyunca göstereceği sanatsal veya politik performansların kefili değilim. Kendime bile kefil değilim nereye savrulacağım konusunda :) Sadece ilkesel bir tutumdan, olması gereken bir mesafeden ve özgürlük çerçevesinden bahsediyorum..