Le summum de la « débauche » politique en Norvège !
Préparez-vous au choc… La présidente du Parlement norvégien, Eva Kristin Hansen, a démissionné et présenté ses excuses au peuple, à cause d’un « crime » impardonnable !
Imaginez un peu… Madame a utilisé un appartement de 50 m² (oui, un simple salon et une chambre !) appartenant à l’État.
La loi chez eux autorise l’occupation de ce logement uniquement si votre domicile se situe à plus de 40 kilomètres du Parlement… mais le « scandale » retentissant, c’est que sa maison se trouvait à seulement 29 kilomètres !
Autrement dit, elle aurait fait perdre à l’État « environ 11 kilomètres » de dignité politique !
Le plus drôle et triste à la fois :
• Non seulement elle a démissionné, mais elle a aussi annoncé qu’elle rembourserait de sa propre poche la « perte » causée à l’État.
• À titre d’information : la Norvège possède un excédent financier dépassant 1 300 milliards de dollars… et malgré cela, ils lui ont demandé des comptes pour un appartement de 50 m² et 11 kilomètres de différence !
Chez nous, si le domicile d’un responsable se trouvait à 29 mètres de son bureau, il demanderait peut-être un hélicoptère pour éviter les embouteillages du trottoir, et on le considérerait quand même comme un « grand homme d’État dévoué »
Az önce öğrendim.
Cumhurbaşkanımız @RTErdogan, Esenyurt Belediye Başkan Yardımcısı Yusuf Ulutaş için devreye giren “hatırlı” isimlerden birine “bu işe karışmayın” diyerek kestirip atmış.
Son MYK toplantısında da neredeyse herkesi haşlamış, fon operasyonuna dair sert mesajlar vermiş.
Belli ki çok kararlı, bir o kadar öfkeli, ummadıklarından gördükleri karşısında.
Onun için aşağıdaki mesajı “kuru mesaj” olarak görmüyorum.
Bir genel başkan yardımcımızın, “Reis mücadeleyi kendi takvimine göre sürdürüyor, izleyin” mesajını da bu bağlamda değerlendiriyorum.
Tavır çok açık ve net:
“Piyasa düzenbazlıklarıyla 3 lirasını 10’a, 30’a katlayana bu fahiş kazancın kazancın bedelini ödeteceğiz.”
Onun için neşterin derine, daha derine indirileceği konusunda umutlarım arttı.
Üstüne basarak birkaç kez yazmıştım: “Konu, fon mağdurlarının zararlarının karşılanmasından ibaret değil. En ciddi tehlike adalet duygusunun sarsılması”
Vatandaştan gelen tepkiler öngörümüzü doğruluyor.
Fon mağduru dediğimiz kesimi sandığımız kadar önemsemiyorlar. Hatta, onları suçlayan, “bu sistemi kısa yoldan köşeyi dönmek isteyenler var etti” diyenler bile var.
İnsanların asıl önemsedikleri konu, haram para ile zenginleşenler ve bunlara göz yumanlar.
Namusu ile çalışan insanlar ay sonunu zor getirirken, hokus pokus ile akıl almaz servet kazanan adamların varlığı, sadece kafalardaki soruları değil, kalplerdeki haksızlık duygusunu da ağırlaştırıyor.
Bu ağırlıkla beraber tepkiler de sertleşiyor:
Bunlara kim izin verdi?
Bizim yüz lira vergi borcumuzu bile takip eden devlet, nasıl oldu da bu üç kağıtçıları görmedi?
Sorumlulardan hesap sorulmayacak mı?
Bu işe bulaşan siyasetçiler, bürokratlar bedel ödemeyecek mi?
Karşılaştığımız sorular bu şekilde uzayıp gidiyor….
Ak Parti seçmeni ise iki kat öfkeli…
“Para hırsı yüzünden memlekete ihanet ettiler…
Her şeylerini borçlu oldukları Reis’i sırtından hançerlediler…
Sineye çekemeyiz, bedel ödemeleri lazım...” diyorlar.
Bu işlerin FETÖ ile ortalık kurularak yapıldığını, fon sisteminde FETÖ’nün kirli parasının kullanıldığını iddia edenler bile var.
***
Konu ile ilgili ilk saha araştırması Asal Araştırma’dan geldi.
Katılımcılara “Fon krizinde en çok kim sorumlu?” diye sorulmuş.
%45.6 “denetim ve gözetim yapan kuruluşlar” diye yanıt vermiş.
“Ekonomi yönetimi sorumludur” diyenlerin oranı ise %24.7
Yani halkın %70’inden fazlası işini doğru yapmayan siyasileri ve bürokratları sorumlu tutuyor.
Bu sonuçlar bizim gördüklerimiz ile örtüşüyor.
Sokakta, Ak Parti sayesinde makam mevki sahibi olmuş siyasetçilerin ve bürokratların bu işlere bulaştığı yüksek sesle konuşuluyor.
Toplumdaki bu bakışın bir ucu da işini düzgün yapan ahlaklı bürokratlara ve Ak Parti yöneticilerine dayanıyor.
Oluşan bu algı sebebi ile huzursuzlar.
Aile Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’a ve Ticaret Bakanı’na Ömer Bolat’a atılan iftiraları örnek gösteriyorlar.
“Pis işlere bulaşanların kimler olduğu açığa çıkarılıp gerekli cezalar verilmezse, hepimiz şaibe altında kalırız, iftira oklarına hedef oluruz”diyorlar.
***
Güven ve adalet…. Siyaset için son derece kritik kavramlar.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı bugüne dek hep zirvede tutan da bunlar oldu.
Çok geniş bir halk kesimi ona güvendi ve adaletinden emin oldu.
Bugün de benzer bir durum var.
İnsanlar bu meseleye de özel bir “Erdoğan müdahalesi” bekliyorlar.
Peki o zaman özellikle Ak Parti tabanındaki kaygının sebebi ne?
“Ezelden Erdoğancı” birkaç isme sordum…
Hepsinden benzer cevaplar aldım:
“Reis’e güvenimiz tam. Ancak bürokraside ve siyasette kurulmuş çıkar şebekelerinden kaygılıyız. Bunlar o kadar azmış haldeler ki Cumhurbaşkanımıza karşı hareket etmekten bile çekinmiyorlar. Saman altında su yürütüyorlar.”
Halkın genelinde olduğu gibi Ak Parti çevrelerinde de temizlik beklentisi yüksek.
Hatta bu temizlenmeyi bir tür ölüm kalım meselesi olarak görenler bile var.
“İçimizdeki çürük elmaların cezasını biz kesmezsek seçmen keser. Seçmenin kestiği ceza da hepimiz için çok ağır olur” diyorlar.
—-
Gaffar Yakınca
Haber 7 - 16 Ekim 2026
Ben anlamıyorum arkadaşım torununun torununa yetecek kadar para çalmışsınız hala doymadınız mı?
Bu nasıl bir hırsızlık, nasıl bir açgözlülük?
En fazla 100 yıl yaşayacaksınız ya!
Bu dünyadan ne götüreceksiniz?
Milletin hakkını yiyerek zengin oldunuz, bari giderken insanlığınızı da yanınızda götürmeyin!
Bu dünyada çaldığınız parayla değil, bıraktığınız utançla anılacaksınız!
PBLK'lılar takas kesinliğine ve alacaklı statüsüne dahil değildi de fonlar niye para ödeyemedikleri gerekçesiyle temerrüde düşüp tasfiye edildiler. Kime ödeyeceklerdi de ödeyemediler?
Ahmet Mergen;
Diyorsun ki hissemi al ortak ol.
-tamam baba ortak olduk.
Peki hisse düştüğünde
Ben küçük yatırımcı olarak alıyorum, büyük yatırımcı olarak sen niye kendi kağıdını almıyorsun?
Ben görevimi yapıyorum,
Düştükçe alıyorum.
Sen almıyorsun,
daha da düşsün istiyorsun,
en paçoz fiyattan toplamak istiyorsun
Bu iyi niyet gösterisi değil !
Cüneyt Özdemir
Özetle adamlar şunu yapmışlar.
Önce fon kurup halka açmışlar, vatandaşı çarpmışlar. Sonra #BIST30’a sokmuşlar. Borsa yönetimi susmuş, SPK görmezden gelmiş. Yabancıyı çakmışlar, yetmemiş Takasbank üzerinden devlete de çakmışlar!
Tamamı: https://t.co/RxYrbZtmdG
Fonlardaki “takas kesinliği” kavramını PBLK’dan ayrı düşünmek yanlış.
SPK 79’daki takas kesinliği takas talimatı, takas işlemi ve ödeme işleminin belirli bir aşamadan sonra geri alınamaması ve iptal edilememesi demektir. PBLK ise satış talimatının eşleştirilmesinden sonra fon paylarının takas işlemi için bloke edildiği aşamadır.
O hâlde şu sorunun cevabı verilmek zorundadır...
PBLK’ya geçmiş, eşleşmiş ve takas sürecine alınmış bir işlem dahi “kesinleşmiş takas” sayılmayacaksa, TEFAS’ta takas kesinliği hangi aşamada doğuyor? Çünkü PBLK’dan sonra “takas kesinliği” adıyla ayrıca geçilen bağımsız bir statü yok.
SPK 79’un varlık sebebi de zaten budur. Tasfiye veya temerrüt ortaya çıktığında, daha önce takas sistemine girerek geri dönülemez aşamaya ulaşmış işlemlerin sonradan bozulmasını engellemek. Bu nedenle PBLK mağdurları açısından söylenmesi gereken şey “PBLK bir takas kesinliği midir?” olmamalı. PBLK’ya ulaşmış işlemin SPK 79’un koruduğu geri dönülemez aşamaya ulaşıp ulaşmadığıdır. Şahsi görüşüm, eğer kurumlar PBLK'nın bile eğer o aşamaya ulaşamadığını söylüyorlarsa, hiçbir şey ulaşamaz.
Cumhurbaşkanı Erdoğan başta olmak üzere fon vurgunundan bütün Ak Partililer rahatsız, peki neden hala hamle yapılmıyor?
Yabancılar uyarıyor, taban rahatsız, borsa tepetaklak, bir numaralı gündem fon krizi ve tüm ekonomiyi dip dalga sarsıyor...
Bu dolandırıcılığı görmezden gelen bürokratlar, faydalananlar, ortak olanlar neden hala görevde?
Mantıklı bir cevap bulmaya çalışıyorum. İnanın aklım almıyor. Karşımızda gözü doymayan milyarlar götüren, sırtını Ak Partiye dayamış bir grup azılı azınlık var.
DEGER Mİ?
Koca bir davayı bu bir kaç kişinin hırsına feda etmeye değer mi?
https://t.co/oKo5dtKDjU
🔴BU GİDİŞLE FON KRİZİNİN SUÇLUSU DA TERZİ ÇIKACAK!
Size yıllar önce köyümüzde yaşanan, bugün yaşadığımız fon krizini çok güzel anlatan, hem güldüren hem de düşündüren gerçek bir olayı anlatacağım.
Eskiden köylerimiz kalabalıktı. İnsanlar henüz şehirlere göç etmemişti.
Bir gün, amcamın genç yaştaki oğlu, yanından eli cebinde geçen bir köylüye kızıyor.
Tabancasını çıkarıp:
“Ben ağanın oğluyum.
Sen benim yanımdan elin cebinde nasıl geçersin?” diyerek adamın ayaklarının arasına iki el ateş ediyor.
Olayı duyan rahmetli büyük amcam, adaletli bir insandı. Kendi oğlunu da komşusunun oğlunu da çağırıyor.
Bir de köyümüzün akıllı, bilgili ve sözüne güvenilen insanlarından, herkesin Sıhhiye Mustafa diye tanıdığı Mustafa amcayı çağırıyor.
Ona yemin ettirip soruyor:
“Mustafa, Allah aşkına doğru söyle! Benim oğlum mu haksız, komşunun oğlu mu?”
Mustafa amca düşünüyor:
“Ağanın oğlu haksız desem başıma iş açılır. Komşunun oğlu haksız desem Allah katında günaha girerim.”
Sonunda bir yol buluyor:
“Vallahi ağam, ikisi de haksız değil!”
Büyük amcam şaşırıyor:
“Peki Mustafa, kim haksız?”
Mustafa amca cevap veriyor:
“Ağam, bütün suç benim terzi oğlumda!”
“Yahu Mustafa, senin terzi oğlunun bu işle ne ilgisi var?”
Mustafa amca anlatıyor:
“Ağam, benim oğlum niye pantolona cep dikiyor? Cep dikmese komşunun oğlu elini cebine koyamazdı. Elini cebine koymasa senin oğlun kızmazdı. Kızmasa silah sıkmazdı. Demek ki bütün suç benim terzi oğlumda!”
Gelelim bugüne…
Fon krizi patladı. Binlerce insan mağdur oldu. İnsanların yıllarca çalışıp biriktirdiği paralar, çocuklarının geleceği, emeklilik hayalleri tehlikeye girdi.
Peki, sorumlular kim?
Fonları yönetenler mi?
Denetlemekle görevli olanlar mı?
Yanlışları görüp müdahale etmeyenler mi?
Haybeden milyarlar kazanalar mı?
Yoksa makamlarını korumak için susanlar mı?
Ne hikmetse kimse suçlu değil! Herkes haklı, herkes masum, herkes görevini yapmış!
Sayın Cumhurbaşkanımız gerçeği öğrenmek, adaletli davranmak istiyor.
Ama korkarım ki kendisine bilgi verenlerin bir kısmının, tıpkı bizim Sıhhiye Mustafa amca gibi, güçlüleri karşılarına almamak için asıl suçluları söylemekten kaçınması, gerçeklerin Sayın Cumhurbaşkanımıza ulaşmasını engelliyor.
Böyle giderse sonunda suçlu kim çıkacak, biliyor musunuz?
VATANDAŞ!
Diyecekler ki:
“Vatandaş niye para biriktirdi?”
“Niye üç kuruşunu artırmaya çalıştı?”
“Niye fon aldı?”
“Niye parasını değerlendirmek istedi?”
Hatta belki de şöyle diyecekler:
“Vatandaşın parası olmasaydı fona yatırmazdı. Fona yatırmasaydı dolandırılmazdı. Demek ki suç vatandaşta!”
İşte tam da bizim Mustafa amcanın terzi oğlunun hikâyesi!
O gün ağanın oğlunu suçlamaya korkanlar terziyi suçlu bulmuştu. Bugün de güçlüleri suçlamaya korkanlar, sonunda vatandaşı suçlu bulacak!
SON SÖZÜM ŞUDUR:
SAYIN CUMHURBAŞKANIM, DİKKAT EDİN! BU FON KRİZİNDE DE SİZE GERÇEK SUÇLULAR YERİNE TERZİYİ GÖSTERMESİNLER!
Dün ağanın oğlundan korkanlar suçu terziye yüklemişti.
Bugün de makam sahiplerinden korkanlar, suçu vatandaşa yüklemeye kalkmasın!
Vatandaşın suçu çalışmak mı? Para biriktirmek mi? Geleceğini güvence altına almak mı?
Asıl hesap vermesi gerekenler; bu işlere göz yumanlar, denetim görevini yerine getirmeyenler, haksız kazanç elde edenler ve sorumluluktan kaçanlardır!
Sayın Cumhurbaşkanım, mesele sadece kaybolan paralar değil, milletin devlete duyduğu güvendir!
SİZE HERKESİ HAKLI, VATANDAŞI SUÇLU GÖSTERENLERDEN SAKININ!
ÇÜNKÜ BU HİKÂYEDE TERZİYİ SUÇLU İLAN ETMEK KOLAYDIR,ASIL MESELE, GERÇEK SUÇLUYU SÖYLEYECEK CESARETİ GÖSTERMEKTİR.