Denizlerin güzelliği onu besleyen nehirlerin zenginliğidir
Rojava'da birçok farkı nehirden gelen devrimcilerin varlığıyla denizleşti
Sevda Çağdaş, Eylem Ataş ve Rıfat Horoz bu denizin enternasyonal dalgaları oldular
Ölümsüzlüklerinin yıldönümünde anılarına saygıyla...
Sanatçı Jülide Kural, Kadir İnanır'a veda töreninde konuştu:
"Kadir İnanır herkesin aslında abisidir, dayısıdır, sevgilisidir, oğludur, babasıdır ve aslında o halktır, Anadolu'dur. Ve bütün halkların dostudur. O yüzden de Rum'dur, Türk'tür, Ermeni'dir, Kürt'tür"
Video: Tuğba Özer @tugbaaozerr
https://t.co/vrnJ5hCfdl
📌 Kobane Davası kapsamında 6 yıldır tutuklu bulunan 71 yaşındaki kanser hastası Ali Ürküt hakkında, tedavisi devam ederken Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) 9 Haziran’da ihlal kararı vermiştir.
📌Öncelikle bu kararda büyük emeği geçen dostum Mehdi Özdemir’e en içten duygularımla teşekkür ederim. @avmehdiozdemir
📌AİHM 9 Haziran 2026 tarihli Ürküt V. Türkiye 17795/22 numaralı ihlal kararı ile AİHS'nin 5/1, 5/3, 10 ve 18. Maddesinin ihlaline karar verilmiştir.
📌Söz konusu karar kesin mahiyette olup Büyük Daireye itiraz başvuru yolu bulunmamaktadır.
📌Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) 9 Haziran 2026 tarihli Ürküt V. Türkiye 17795/22 numaralı kararında özetle;
✌️-Sözleşmenin 5/1. Maddesine İlişkin olarak müvekkilin "çağrının müzakere edildiği HDP MYK toplantısına sadece katılımı nedeniyle Devletin Birliğini ve Bütünlüğünü Bozmaya teşebbüs ve benzeri suçlar yönünden yargılamanın tutuklu olarak yapılmasının makul bir şüpheyi karşılamadığını açıkça ifade etmiştir.
✌️- Sözleşmenin 10. Maddesine İlişkin Olarak, AİHM ihlal kararında "HDP'nin sosyal medya hesabı üzerinden paylaşılan tweet'lerin siyasi konuşma sınırlarına girdiğini ve 6-8 Ekim 2014 tarihleri arasında meydana gelen olayların bu tweetlerin doğrudan bir sonucu olarak kabul edilemeyeceğini" tespit etmiştir.
✌️-Sözleşmenin 18. Maddesine ilişkin olarak, "Mahkeme, başvuranın özgürlüğünün kısıtlanmasının Sözleşme'nin 5. maddesi § 1 (c)'de öngörülenler dışındaki amaçlar için dayatıldığını tespit etmektedir. İtiraz edilen önlemlerin, demokratik bir toplum kavramının özünde yer alan çoğulculuğu boğma ve siyasi tartışma özgürlüğünü sınırlama gizli amacını takip ettiği sonucuna varmıştır." hususu beliritlmiş, AİHS'nin Madde 5 § 1 ile birlikte alınan Sözleşme'nin 18. Maddesinin ihlal edildiğine karar verilmiştir.
📌Ankara 22 Ceza Dairesine yapmış olduğumuz tahliye başvurusu ile ilgili de henüz bir karar verilmemiştir.
@DEMGenelMerkezi
Gazeteci Tuğçe Tatari, Meclis Güvenliğinde Kürtçe Çanta Gerekçesiyle Rutin Dışı Arama ve Kötü Muamele İddiasını İfşa Etti
"Kürt dili ve Kürt meselesinde ülkece ne noktadayız sorusuna verilecek yanıt niteliğinde bir olay geldi başımıza, bunu kamuoyuyla paylaşmak istiyorum.
Biliyorsunuz, geçen hafta CHP’nin grup toplantısını izlemek üzere Meclis’teydik.
Kapıların güvenlik kontrolüne geçmeden önceki durağı maşeri kalabalıktı, fakat kapıyı geçtiğiniz anda da güvenlik noktalarında büyük bir tenhalık hakimdi.
Yanımdaki kadın meslektaşımla güvenliğe yöneldik. Aramadan geçeceğiz, rutin kontroller olacak, çantamız aranacak diye beklerken -buraya olay yerinin Meclisin Dikmen kapısı olduğu notunu da düşmeliyim- önce meslektaşımın çantası sorun oldu. Bez bir çanta, Dicle Fırat Gazeteciler Derneği’nin çantası. Üzerinde bir fotoğraf makinesi resmi var ve altında da Kürtçe “Çapemenîya Azad Civaka Azad” yazıyor, yani “Özgür Basın, Özgür Toplum”.
Çantayı tuttular. Onlarca telefonlaşma, kelimelerin ne anlama geldiğini öğrenme girişimi fazlasıyla uzun sürdü. Sonra aralarında tartıştılar ve “Çantayı içeriye sokamazsınız” dendi.
Bu çantadan bende de var.
Diyarbakır’da Barış Gazeteciliği forumunu düzenleyici dernek de aynı dernekti ve orada arkadaşlar hediye etmişti. Tonla yere giderken takmışımdır, hem kolay hem gazeteciliğe ait, severek kullanıyorum.
Yaşanan karmaşaya iyice dikkat kesildim tabii.
Meslektaşım Rengin Azizoğlu çantasına neden el konulduğunu anlamaya çalışırken, “Slogan yazıyor üzerinde” dendi.
Oysa üzerinde “Özgür Basın, Özgür Toplum” yazıyordu.
Bunu da söylemiş olmamıza rağmen meslektaşıma küçük bir naylon torba verdiler. “Tüm eşyalarını bunun içine geçir, çantanı çıkarken alırsın” dediler.
Son derece sert ve mesafeli olan güvenlik mensupları bu defa bizi arama kabinlerine aldı.
Kollarımı kaldırdım, bacaklarımı ayırdım, rutindir diye bekliyorum.
“Üzerini kaldır” sesiyle irkildim.
Nasıl üzerimi?
“Bluzunu” dedi.
Gayriihtiyari kaldırdım, düşünmeden, istemsiz.
Sonra da kendime öfkelendim, buna neden müsaade ettim diye.
Ama işte o anda haber Meclis’in içinde ve ona ulaşmak için acele ediyorsun.
Yanlış yaptım.
Çok da pişman oldum.
Bu kötü muameledir, kabul etmiyorum, demeliydim.
Bir adım ötesi olan çıplak arama insanın onuruna yönelik bir uygulamadır, demeliydim ve Meclis’e girememe pahasına o bluzu kaldırmamalıydım!
Ama…
Üzerimi açtım ve güvenlik, sütyenimi, göğsümü, oralara bir yere saklanmış bir şey olup olmadığını kontrol etti.
Sinirlerim bozulmuştu, resmen aşağılandığımızı hissettim.
O esnada el koydukları çantanın fotoğrafını çekmiş olmamın gerilimi de yaşandı. Güvenlikle aramızda hiç hoş olmayan diyaloglar, fiziki bazı davranışlar yaşandı.
Ve ben bunları yazacağımı, çantanın fotoğrafını da ondan dolayı çektiğimi, gazeteci olduğumu söyledim. Ve “Ülkenin bu gündemine, ortamın bu kargaşasına bir de Meclis güvenliği birimlerinin Kürt diline yaklaşımıyla, hatta o malum ‘bilinmeyen bir dil’ yaklaşımının da gerisinde negatif uygulamalarınızla buradan yeni bir kriz çıkartacaksınız” dedim, “Sakin olun” dedim…
“Sizin göreviniz kışkırtmak değil, yatıştırmak olmalı” dedim.
Gözaltına alınmamıza ramak kalmıştı diyebilirim ki benim fotoğrafı da silmemle sakinledi ortalık ve geçişimize izin verildi.
Ama güne bedenime müdahale edildiği duygusuyla, psikolojim iyi olamadan devam ettim.
Hem kendime kızmıştım hem o kadın amire hem de geçmiş kötü deneyimleri hatırlatmıştı bana yaşadıklarım.
O kabinde üzerimi açarken, cezaevi görüşlerinde uygulanan ve en çok annelerin, kadınların, kız çocuklarının etkilendiğini bildiğimiz o “Sütyenini çıkart, öyle geç” anının duygu olarak tıpkısının aynısını yaşadım diyebilirim.
Ben bunun en ağırını da yine bir kitap çalışması vesilesiyle Kürt bir mahpusu, bir edebiyatçıyı, Murat Türk’ü ziyaretimde yaşamıştım.
Orada...
Seni varlığından, oraya geliş nedeninden, kadınlığından ve kendinden utanmanı sağlayacak tarz, davranış ve uygulamalardan geçmiştim.
Şimdi bu defa Meclis’te o anı yeniden yaşamak bana çok ağır geldi.
Meclis gibi bir yer; vatandaşın temsil edildiği, ülkenin siyasi bilincinin en yüksek olduğu yer diye beklersin ama barış sürecinde olmana, 2026 yılına gelmiş olmamıza rağmen son derece geriden gelen bir anlayışla temas etmiştik.
Açıkçası Meclis güvenliğini Kürt dili korkuttu, bu korku saçmalattı ve sertleştirdi…
Buna maruz kalmak kadar hâlâ bu tarz tutum ve bakış açılarının güncel olması daha ağır.
Bu arada yazıyı bitirmeden şunu da not düşmeliyim; biz Meclis’in yabancısıyız, tüzüğüne, uygulamasına hâkim değiliz. İstanbul gazetecisiyiz sonuçta.
O sebeple Meclis’te görev yapan danışman arkadaşlara sordum, “Bu rutin bir uygulama mı” diye.
Aldığım yanıtlara göre böyle bir yetkileri var ama bu tarz uygulama rutin dışı ve çok nadir olur.
Başımıza gelen bu olayı şüphesiz ki Kürtçe yazılı bir bez çanta tetiklemişti.
Kürtçe onları rutin dışı davranmaya itmişti!
Bu tarz uygulamaları ifşalamak gerektiğini düşünüyorum ki bir kabullenilmiş algısıyla normalleşme olmasın…"
📌 Çocukken evlendirilen, feodalizmin karanlığından dağların aydınlığına giden Gerilla Arjin'le sarsıcı hikayesini konuştuk:
▪️ Babam hep erkek çocuk isterken ben de ‘Bir insanın babası neden kız çocukları istemez, erkek çocuk ister?’ diye soruyordum. Bu bir çelişkiydi o zaman
🎙️Nezahat Doğan
https://t.co/BOE5uBOtPB
“Dışkı yedirip lağım suyu içirdiler
Özel Batman Şifa Bakım Merkezi’nde yaşanan işkence, cinsel saldırı, kötü muameleye ilişkin 8 klasör ve 5 bini aşkın sayfadan oluşan soruşturma dosyası, dehşeti gözler önüne seriyor.”
Link: https://t.co/jdx7kvd3Mg
İzmir Barosu önceki dönem başkanı Av. Özkan Yücel’in kaybını büyük bir üzüntü ile öğrendik.
Yol arkadaşımız sevgili Özkan Yücel her daim mücadelemizde yaşayacak.
Başta ailesi olmak üzere, sevenlerine ve tüm meslektaşlarımıza başsağlığı diliyoruz.
🔴SON DAKİKA
DSG Genel Komutanı Mazlum Abdi, dün İtalya'nın başkenti Roma'da başladığı Avrupa ziyareti kapsamında Fransa'nın başkenti Paris'e geçti
Abdi, şu sıralarda ziyareti kapsamında planlanan Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot ile görüşüyor
Mazlum Abdi, Fransa'nın ardından Hollanda ve Belçika'da temaslarını sürdürecek
🔴SON DAKİKA
İki ülkede temaslarda bulunacak
Mazlum Abdi, Avrupa turuna çıkıyor
🔸Bugün Hewlêr’de ABD’nin Suriye ve Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack ile görüşen DSG Genel Komutanı Mazlum Abdi, yakın bir zamanda Avrupa turuna çıkıyor
🔸 Nûmedya24’ün özel kaynaklardan aldığı bilgiye göre Abdi’nin tur kapsamındaki ilk durağı İtalya olacak. Abdi, ayrıca Fransa’yı da ziyaret edecek.
https://t.co/3HjrU909eh
1200 metre yerin altında iletişim kesildi!
Yerin 1200 metre altında kendini kilitleyen ve açlık grevindeki madencilerle iletişim kurulan internet ve telefon hattı şirket yönetimi tarafından kesildi. Acil bir durumda dahi madencilere ulaşma imkânı ortadan kaldırıldı. Madencilerin başına gelecek her şeyden Kiremitçiler Grup sorumludur
https://t.co/Vt90hK5oHt
📌 Konferansı videolu mesaj gönderen PEN Uluslararası Başkanı Burhan Sönmez:
▶️Bugün kalın çizgilerle etrafımıza çizilen çerçevelerin içindeki ufuk barıştır. Barışa açılan yoldur. Gerçeğin ne olduğunu biliyoruz. İnsanları mutlu bir geleceğe götürecek ve herkese özgürlük ile eşitlik içinde yaşama imkanı sunacak oradan geçecek. Bu yüzden barış diyoruz
https://t.co/XfDapOMJy6
Bu görüntü ölümcül tehlike barındırıyor. Yakın zamanda tam da böyle koşullarda kendinden geçen bir yakınımı kaybettim. Çalışma koşulları, iklim koşullarına göre yasal olarak yeniden düzenlenmeli ve denetlenmeli.
Diyarbakır İstasyon Meydanı'nda HDP’nin seçim mitingine yönelik gerçekleştirilen bombalı saldırının üzerinden 11 yıl geçti.
Saldırıda yaşamını yitiren yurttaşlarımızı saygı ve özlemle anıyoruz.
Halkların bir arada yaşam umudunu, demokrasiyi ve barışı hedef alan bu saldırının derin acısı hala yüreğimizde. Adalet arayışımız ise ilk günkü kararlılıkla sürüyor.
Hakikatin tüm yönleriyle ortaya çıkarılması, tüm sorumluların hesap vermesi ve benzer acıların bir daha yaşanmaması için mücadelemizi sürdüreceğiz. 5 Haziran'ı unutmadık, unutturmayacağız.
Anayasa Mahkemesi kadınların süresiz yoksulluğa mahkum olmasına karar verdi!
Anayasa Mahkemesi bugün yoksulluk nafakasının sınırlandırılmasına ilişkin kadın düşmanı ve utanç verici bir karara imza attı.
Bu karar, yıllarca şiddete maruz kalan, evlilik süresince erkekler tarafından eğitim alması veya işe girmesi engellenen, senelerce ev işlerini ve bakım yükünü üstlenen kadınların “artık yeter” deyip boşanmaya karar verdiklerinde bir nebze de olsa geçimlerini sağlayabilecekleri nafakadan kadınları mahrum bırakıyor.
Bu kadınların şiddet dolu evliliklerden çıkamaması, boşanamaması, boşandığında ise yoksulluğa ve güvencesizliğe sürüklenmesi anlamına geliyor.
Anayasa Mahkemesi ve Adalet Bakanı, kadınların evlilik boyunca maruz kaldığı şiddeti, üstlendiği karşılıksız emeği, boşanma sonrası yoksulluğuna sürüklenen taraf olduğunu yok sayıyor.
Buna karşılık, yıllarca kadınların emeğinden sınırsız yararlanan erkeklerin sözde “mağduriyetini” gidermek için, kadınların çoğu zaman mahkeme kapılarında mücadele ederek alabildiği üç kuruş nafakayı sınırlamayı tercih ediyor. “Vatandaş” olarak addettiği erkeklerden yana, kadınların karşısında yer alıyor!
Bu kararı hiçbir şekilde kabul etmiyoruz!