Milliyetçi Kimdir?
Milliyetçi her şeyden evvel milleti için iyisini ister. Devlet mi? En iyisi bizimki olsun. Rejim mi? En iyisi. Kadrolar? En iyisi tabii ki. Araba? Onun da en iyisi olacak. Ev? İçinde etli sofralar kurulanından, bol çocuklu, içinden gülüşlerin yalnız yaz aylarında, ailecek güzel bir sahile tatile gidildiğinde eksildiği...
Sonra, diktir. Milletiyle ilgili bir mesele mi var? Hesap kitap yapmaz, kafa üstü atlar. Bu ister milleti için balıklama daldığı bir gam denizi olsun ister bir Türk düşmanının iki kaşının arası. Kafa üstü atlamak milliyetçilik alametidir - el ovuşturup köşede bekleyen, hürriyete seymen giden yiğitlerin iki gidip bir gelmesine "bana yer açılır" diyerek sevinen milliyetçi olmaz. Milletiyle ilgili nerede kavga varsa orada iki yumruğu, kalemi, beyni, klavyesi, şahsına zimmetli ordu envanteriyle yerini alır. Uluslararası bir toplantıda da aynıdır, sokak eyleminde de.
Kafa üstü atlamaya meraklı dediysek, kalın kafalı değildir ha. Anlar, bilir. Kafası çalışır. Kurulmuş bir oyuncak gibi değil, tam olarak anladığı ve bildiği için otomatik tepkileri vardır. Düşündü mü bir insanın zihniyle düşünmez çünkü. Yaşayıp ölmüş bütün Türklerin hafızasını saklar. Bütün insanlığın tecrübesini didikler, dersler çıkarır. Ayak kokan mahfillere sığmayışı bundandır - aya bakıp uluyan bir kurttur o, gökyüzünün sırlarına meraklıdır çünkü.
Türk deyince büyük şeyler anlar bu arada, göz deyince büyük şeyler anlayan Attila İlhan gibi. Edirne'den Kars'a da sığmaz - ufkun ötesi, tan yerinin ardı, ayın ve yıldızın göründüğü bütün coğrafyaları kucaklayan bir bakışı vardır. Pusulası günlük heveslerini değil, o devasa atlasın ortak çıkarını gösterir. Ne çeliğin tesiri bozar o pusulanın ibresini ne efsunlu sözlerin cazibesi.
Derdi özgür yaşamaktır - ahkamlı köşkemli hanları unutsa da bir zavallı körün oğlunu kolektif hafızasına denizler dağlar göller aşırı kazıyan milletinin arifane ikazının farkındadır. İtaati, biati, boş lafı, kıskançlığı, hasetliği sevmez. Milleti için dünyaları ister, kendisi için kimsenin ona ağalık taslayamayacağı bir evlek yer.
Kah hudut namustu der eylem yapar... Kah salonlarda nutuk atar. Kah kitaplar çıkarır kah gazete yayımlar. Düşene burs verir, yükselene kurs. Soydaşının elinden tutar, yaşını siler, yanında yürür. İftira atmaz, kumpas kurmaz, kendisine saldırmayana saldırmaz. Ama saldırdı mı, vaktiyle bir İngiliz elçisinin dediği gibi, en munis Türk'ün Attila, Cengiz, Timur'la akrabalığı olduğunu hatırlatan bir öfkesi vardır.
Gevşek ağızlı, vicdansız, ahlaksız, izansız tiplerle işi olmaz. Üsküdar'ın Dost Işıklarına bakıp oradakileri karşılıksız ve görmeden sever. Ta ki bir ahlaksızlık emaresi görsün. İçinden bir nefret göllenir, hem yumruğundan hem gırtlağından taşar. Durduğu yer hep "herhangi Türk"ün safıdır. Hep onun için dertlenir - bilir ki kendisi de herhangi bir Türk'tür.
Şairin dediği gibi "bendim ve arkadaşlar." Milliyetçi benim, biziz, sensin, sizlersiniz. Ciğeri beş para etmez, ipten kazıktan artık adamlardan milliyetçilik mi öğreneceksiniz? Siz iyi bir şey yaptığınızda "iyi yaptın" diyorlar mı ki, size kötü dediklerinde yılacaksınız?
Ben artık sövmüyorum, siz de sövmeyin ama Türklerin bakışlarıyla adam susturduğu çok kereler vakidir. "Bu zavallı sürü için ne merhamet ne hukuk / Yalnız bir sert bakışlı göz, yalnız ağır bir yumruk!"
👉 İnanç odaklı yaşayan insanların fazla olduğu toplumların ilerlemesi çok zordur!
(Sadece dinsel değil, ideolojik, felsefik vb. her türlü sorgulamayan akım inanç odaklıdır.)
👉 İnanç odaklı insanlar karşıtlığı çok iyi algılar, ancak çelişkileri görmez, görmek istemez!
Haliyle bu da analiz yapma, doğru sonuç çıkarma yeteneğini ortadan kaldırır!
İbn-i Haldun'dan 25 Değerli Söz
1. “Kimsenin iç alemine karışma,
kimseyi iç alemine karıştırma.
Kimseye iç alemini açma.
Gizli tut.
Yan ama tütme...”
İbn-i Haldun
Bu hafta sonu, çoook eskiden, bugünü en iyi tanımlamış Ömer HAYYAM şiiri okuyalım mı?
Dün karşı olduklarımız, söylediklerimizle ne haldeyiz irdeleyelim mi?
*ÖMER HAYYAM'dan*
Gün gelir...
Hırsızlar zengin...
Metresler eş...
Serseriler adam olur...
Odundan kapı, taştan saray olur...
Gün gelir...
Kezbanlar destan...
Onları destan yapanlar mestan olur...
Gün gelir...
Çivisi çıkar dünyanın...
Konuşamayanlar hatip...
Şifa veremeyenler tabip... Yazamayanlar kâtip olur...
Ama yine öyle bir gün gelir ki...
İşler ters döner.Aldatan, bir gün sadakat için...
Çalan, bir gün adalet için...
Döven, bir gün şefkat için yalvarır...
'Piyon' deyip geçme, gün gelir şâh olur....
Şâha da fazla güvenme...
Gün gelir mat olur.
İnsan yaratıcısına bile nankör iken sana vefalı mı olur?
Oluruna bırak her şeyi bak neler neler olur...
Bahar biter kış olur.
Gün biter gece olur.
Söz biter sükût olur.
Zenginlerde metelik,
Güzellerde cemâl,
Güçlülerde kuvvet kalmaz olur...
Hayaller kaybolur...
Ümitler yok olur...
Hayat bazen boş olur, saçma olur, çekilmez olur, yalan olur...
Gün gelir ki sen bakmazken her şey hallolur...
Ve öyle bir gün gelir ki:
Hayat biter son olur...
Gün artık gelmez olur...
Ömer Hayyam
On yıllardır çiftçi üretir kazanamaz, zarar eder vatandaş pahalı alır. Peki bu kârlar kime niye gider? Bu döngü neden böyle devam eder.?
Bu durumu hiçbir siyasi parti ve devlet kademesinin anlamadığını mı sanıyorsunuz?
Hayır.
Fakirlik 24 Ocak 1980 den sonra giderilecek bir şey değil yönetilecek bir şeydir.
Kitlelerin karnı doyarsa talepleri farklılaşır.
Çökelek ve minzi siyasilerine alan kalmaz.
Yani herkes kendi cehennemini kendi inşa ediyor.
Milliyetçilik ve dindarlık bu işe şiir ve cennet vaadi ile destek olur
✍️Küçük insanların şahsiyetleri yok, çıkarları vardır!
✍️Karakterleri tekerlekli sandalyede ikamet eder!
✍️Dönemeyecekleri ufuk, pazarlamayacakları DEĞER yoktur!
✍️Ne dostlarına dosturlar, ne de düşmanlarına düşman!
✍️İnsanlarla mesafelerini belirleyen ihtiyaçlarıdır!
✍️İşleri düştüğünde el öpme ustası, işleri bittiğinde satış çığırtkanıdırlar!
✍️En gelişmiş yetenekleri, köpekleşme ustalığıdır!
✍️Demem o ki, işleri düştüğünde saygılarını şova, sevgilerini müsamereye dönüştüren "ONURU YERE YAKINLARDAN" uzak durun!
Zira işleri hallolduğunda ya da hallolma umutları tükendiğinde ortalama saygılarını da toplayıp çıkacaklardır yaşamınızdan...
Ta ki yeniden yeniden işleri düşene kadar!