Anlaşılıyor ki, milletimiz yine unutmuş ve bu unutkanlıktan yararlanılmaya çalışılıyor.
İşin doğrusu şöyle:
2000 yılında Nuh Mete Yüksel Fethullah Gülen ve cemaati hakkında terör örgütü davası açtı.
2002 yılında Nuh Mete Yüksel, bir kaset kumpası ile devre dışı bırakıldı.
Hemen arkasından Fethullah Gülen'e açılan dava, 2003 yılında daha önceden çıkarılan Rahşan affı kapsamına alınarak Fethullah Gülen örgütü hakkında karar verilmesi 5 yıl ertelendi.
2006 yılında, AKP iktidarı tarafından 3713 sayılı terörle mücadele kanununda yapılan değişiklikle, terör örgütü sayılabilmesi için cebir ve şiddet şartı getirildi. Bunun arkasından Fethullah Gülen'in avukatları davaya itiraz ettiler ve dava kanunda yapılan değişiklik nedeniyle beraat ile sonuçlandı. Fethullah Gülen hakkında açılan davadan bu sayede kurtuldu.
Bu sırada çoktan Türk ordusuna kumpaslar kurulmaya başlanmıştı.
2005 yılında Şemdinli kumpası kurulmuştu.
2006 yılında Danıştay suikastı kumpası kurulmuştu.
1999 yılında Abdullah Öcalan'ın teslim edilmesinden sonra Ecevit'in yardımı ile Amerika'ya giden Fethullah Gülen, AKP iktidarı döneminde hakkında açılan terör örgütü kurmak ve yönetmek suçundan da beraat edip devlet içinde kadrolaşmaya başladı.
2007 yılında Ergenekon ve Balyoz kumpasları arka arkaya geldiğinde AKP iktidarı devletin en mahrem yerlerine sızan Fethullahçı savcılara ve hakimlere en büyük desteği verdi.
Tayyip Erdoğan "ben bu davanın savcısıyım" bile dedi, hatta fethullahçı savcı Zekeriya Öz'e kendi makam arabasını tahsis etti.
Pek çok fethullahçı sahte diplomalar ve çalınmış sınav soruları ile devlet kademelerine, akademiye AKP iktidarı döneminde yerleşti.
2010 referandumunda "mezardakiler bile oy vermeli" açıklamasıyla en büyük destek Fethullah Gülen'den geldi.
Bu sıralarda ilk açılım tam gaz devam ediyor, PKK terör örgütü şehirleri hendekler, patlayıcı maddeler ve silahlarla dolduruyordu.
Fethullahçı yazarlar ve gazeteciler televizyonlara çıkıp "Ergenekon-Balyoz operasyonları olmasa bu açılım yapılamazdı" diyorlardı.
Yıllar sonra AKP iktidarı tarafından "milli orduya kumpas" diye adlandırılan bu operasyonlar FETÖ tarafından yapılırken, AKP iktidarı PKK'ya açılım yapıyordu. At başı...
15 Temmuz'un taşları bir günde döşenmedi, devletin yıllarca mercekle izlediği ve ilk fırsatta dava açtığı Fethullah Gülen, AKP iktidarı döneminde hem açılan davalardan kurtuldu hem de devletin her tarafına nüfuz etti.
Tayyip Erdoğan 15 Temmuz sonrası yaptığı konuşmada devlet içindeki fetö faaliyetleri hakkında "aldatıldık" dedi.
Bugün bazılarının kökü bütünüyle dışarıda ya da dış istihbarat örgütleri ile bağlantılı olan pek çok tarikat ve cemaat, zamanında fetö'ye sağlanan müsamahadan yararlanarak faaliyetine devam ediyor.
Kim aldatıldı, kim hala aldatmaya devam ediyor bunları tarih yazacak, ama unutulan o kara günleri hatırlatmak da bize görev olsun.
Bir tanıdığımız evlenmişti, annem fotoğrafa bakıp “pek olmamış sanki” diyerek bir tuhaflık sezdi ama dosyayı yanlış yerden açtı. Fotoğrafa bir de ben baktım, “çocuk gay” dedim. Benim gaydar dosyayı tek karede kapattı. Kısa süre sonra da boşandılar zaten. Türkiye’de, kaç kişinin hayatı böyle “elalem ne der” diye mahvediliyor. Klipte müstehcen buldukları şey de sahne değil, yıllardır evin salonunda oturan gerçeğin televizyona çıkması
10 Ağustos 1923- İsmet Paşa Lozan'dan Türkiye'ye döndü
24 Temmuz 1923'te Lozan Antlaşması'nı imzalayan Dışişleri Bakanı İsmet Paşa, 10 Ağustos 1923'te, İstanbul'un girişinde coşkuyla karşılandı.
İsmet Paşa'nın Türkiye dönerken bindiği trenin üzerine çiçeklerle SULH yazılmıştı. Çünkü Lozan, Türkiye'yi yaklaşık 12 yıldır beklenen gerçek barışa kavuşturmuştu.
M. Kemal (Atatürk), kendisine, sizin için barışın anlamı nedir diye soranlara şöyle yanıt vermişti:
"Arkadaşlar, barış istiyoruz, fakat dediğim gibi tam bağımsızlık istiyoruz. Barışın anlamı budur. Bunu istemeye hakkımız ve gücümüz vardır. On sene, yirmi sene, elli sene sonra aşağı görülerek ölmektense, hiç korkmayınız; kalp ve vicdanımız açık olarak bugün ölelim ve tarih bizi böyle yazsın." (2 Şubat 1923, İzmir)
İşte Türkiye Lozan'da tam da M. Kemal Atatürk'ün tanımladığı o barışa kavuştu, çünkü Türkiye her şeyden önce tam bağımsızlığa kavuştu.
Lozan'da sağlanan barışı Atatürk, "Yurtta barış dünyada barış" formülüyle bir barış düzeni haline getirdi. Türkiye 2. Dünya Savaşı gibi çok zor zamanlarda bu barış düzenini korumayı başardı. Lozan'da sağlanan barışla kurulan Lozan Barış Düzeni her şeye rağmen 103 yıldır ayakta. Siyasi hesaplar ve boş hayaller uğruna bu düzeni bozacak her girişim Türkiye'ye yapılmış en büyük kötülük olacaktır.
Yaşasın Lozan, yaşasın Laik Cumhuriyet
Yasatmak zorundayız...
Çerçeve yasa hakkında muhalif çevrelerde çok farklı analizler yapıldı. Bunlar arasında sık tekrarlanan ve oldukça temelsiz bulduğum birkaç tezden bahsetmek istiyorum. Bu argümanlar yasayı desteklemek, Özel'in pozisyonunu savunmak ve siyasi partilerin tercihlerine idealist gerekçeler bulmak için kullanılıyor. Ama sonuçta, öyle ya da böyle, iktidarın planını kabul ettirme işlevi görüyorlar.
1. "Çerçeve yasa çok sorunlu ama hayır dersek iktidar propagandası yüzünden Kürtler bize oy vermez."
HAYIR. Doğru aday ve kampanyayla, özellikle büyükşehirlerde Kürt seçmenin desteğini muhalefet alabilir. Ayrıca süreci yürüten Kürt aktörlerin, siz evet deseniz bile, seçim zamanı sizi desteklemesinin hiçbir garantisi yok. Kazanımlarını korumak için iktidara giderek daha bağımlı hale geliyorlar.
Daha önemlisi, muhalefet iktidar propagandasından korkarak oy kullanırsa yarın başka konularda da aynı baskıyla iktidarın çizdiği sınırlar içinde hareket etmek zorunda kalır. Yeni Parti başarılı olacaksa, iktidar propagandası aşılmasını öğrenmeli.
2. "Yasa sorunlu ama destek verip süreci barış ve demokratikleşme yönünde itelim."
HAYIR. Türkiye'deki otoriterleşmeyi yaratan aktörlerle bu yasayı gündeme getirenler aynı. Otoriterleşme, iktidar elitlerinden bağımsız olarak ,gelişen bir doğa olayı değil. Dolayısıyla iktidar değişmeden, iktidarın hazırladığı bu yasanın kendi başına demokratikleşme getirmesini beklemek gerçekçi değil.
Aynı argüman komisyona katılım için de söylenmişti. CHP komisyona girdi ama geçen bir yılda demokratikleşme olmadı; aksine çok daha ağır baskılarla karşılaştı.
3. "İki yıldır devam eden süreç bir devlet projesidir. Özel ve İmamoğlu da destek vermek zorunda; yoksa iktidara gelemezler."
HAYIR. Artık iktidardaki elitlerden özerk hareket eden bir devlet aygıtı yok. Olsaydı yargı ve bürokrasi muhalefeti bu ölçüde sistematik baskı altında tutamazdı.
Süreci yürüten aktörler zaten iktidar değişmesin diye bu hamleleri yapıyor ve muhalefetin iktidara gelmesini engellemeye çalışıyor. Dolayısıyla onlarla kurulacak bir uzlaşının muhalefetin önünü açacağını düşünmek gerçekçi değil.
4. "Yasaya hayır demek sağcılıktır, Kürt düşmanlığıdır."
HAYIR. Yasayı zaten sağcı bir iktidar hazırladı. Hukuken ve siyaseten ne kadar sorunlu olduğunu söyleyen çok sayıda solcu hukukçu, akademisyen ve gazeteci var. Kürt seçmende de sürece ilişkin iddia edildiği ölçüde büyük bir heyecan görünmüyor.
Nitekim aylardır sürecin çok popüler olduğunu gösteren anketler paylaşan bazı araştırmacılar, referandum önerisine ilk karşı çıkanlar arasında yer aldı.
5. "Kendisi evet deyip partisini serbest bırakan Özgür Özel büyük bir stratejik hamle yaptı. Şimdi iki tarafın da desteğini alacak."
HAYIR. İki tarafın da desteğini kaybetmesi daha olası. Böylesine önemli bir konuda günlerce net bir pozisyon alınamamasının ardından Özel'in evet, grubun çoğunluğunun ise hayır demesi iki başlı bir görüntü yarattı. "Tabanın sesini dinleyin" denilen milletvekilleri hayır diyorsa, doğal olarak, siz kimin sesini dinliyorsunuz sorusu ortaya çıkıyor.
Üstelik Özel'in evet oyu iktidar medyasında neredeyse gündem bile olmadı. Parti, anayasaya aykırı bulduğu için komisyonda önerge verdiği ve görüş aldığı hukukçuların ciddi biçimde eleştirdiği bir yasaya Meclis'te destek vermiş oldu.
Ortaya 2016 dokunulmazlık krizinden çok farklı olmayan bir tablo çıktı. Kılıçdaroğlu örneğinde olduğu gibi, Özel'in taban desteği ve siyasi meşruiyeti darbe aldı. Bundan sonra bu yasa kapsamında yaşanacak her olumsuzluk da dönüp kendisine yönelik bir eleştiriye dönüşecek.
@alterazone Aklı basında olan Kürtler zaten bu işten demokrasi çıkmayacagını görüyor. Siz milliyetçi ayrılıkçı Kürtlerin bu yasaya evet dedi diye ÖÖ’in partisini seçeceğini mi düşünüyorsunuz kuzum?
Çerçeve yasa konusunda en net tavrı, Yeni Parti Genel Başkanı Sayın Özgür Özel koymuştur.
Lider Sultası olmaksızın Milletvekillerini serbest bırakmıştır.
Evet veya Hayır şahsi irade ile tecelli edecektir.
Bundan dolayı gönül rahatlığıyla ,Çerçeve yasaya HAYIR diyorum.
Hulisi Akar’ın, 3 Milyon liraya cami yaptırdığı bir yerde, Zeki Müren bütün servetini Mehmetçik Vakfına bağışlıyorsa, bizim gözümüzde “PAŞA” ZEKİ MÜREN’dir….
@auraciftcisii Valinin suçu nerde yaşadığını tam idrak edememesi. Bu ülke böyledir görevini yapmasan görevden alamazsın ama tayt giyersen görürsün günün. Yazık olmuş valiye akpli değildi büyük ihtimalle bahane olmuş.