TÜM MESLEKLERİN EN GÜZELİ: SINIF ÖĞRETMENLİĞİ
Sizi muayene eden doktorunuzun adını hatırlıyor musunuz?
Peki, şu anda yaşadığınız şehirdeki valinin adını soyadını biliyor musunuz?
Sürekli gittiğiniz zincir marketteki kasiyerlerin adını?
Yolculuk esnasında canınızı emanet ettiğiniz pilotun ya da şoförün adını?
Oturduğunuz evin yapımında emeği geçen mühendisleri, mimarları?
Sürekli alışveriş yaptığınız mağazanın müdürünün adını?
Yoksa mahallenizde gördüğünüz, gerektiğinde sizleri koruyan polislerin adını da mı bilmiyorsunuz?
Büyük ihtimalle bu soruların çoğuna cevabınız “hayır”.
PEKİ SINIF ÖĞRETMENİNİZ KİMDİ?
İşte orada her şey değişiyor. Adını da hatırlıyorsunuz, soyadını da. Yıllar geçmiş olsa bile sesini, simasını, tebessümünü, hatta sınıfa ilk girdiği anı bile unutmuyorsunuz. Çünkü hayatınızda iz bırakan, sadece okuma-yazmayı değil; doğruyu, yanlışı, saygıyı, sevgiyi, hayata dair ilk kuralları öğreten bir meslek var:
TÜM MESLEKLERİN İÇİNDE EN ÇOK HATIRLADIĞIMIZ, EN ÇOK İZ BIRAKAN MESLEK: SINIF ÖĞRETMENLİĞİ!
Gelelim asıl can yakan soruya: HER ÖĞRENCİ SINIF ÖĞRETMENİ KONUSUNDA SİZLER KADAR ŞANSLI MI?
Cevabı hepimiz biliyoruz: DEĞİL!
Bir öğrencinin kaderi, çoğu zaman doğduğu semte, gittiği okula, o okula atanan ya da “bulunan” öğretmene bağlı. Bir sınıfta yıllardır aynı çocuklara emek veren, mesleğini aşkla yapan bir sınıf öğretmeni var. Diğerinde ise her yıl değişen, bazen alanı bile sınıf öğretmenliği olmayan, yarın devam edip etmeyeceği belli olmayan ücretli bir öğretmen. Düşünün, bir tarafta “ömrümün öğretmeni” diye anılan bir isim, diğer tarafta çocukların adı gibi bile ezberleyemediği bir yüz…
Eğitim böyle bir piyango oyunu olmamalı. “Şanslıysan iyi bir sınıf öğretmenine denk gelirsin, değilsen kusura bakma,” denecek bir konu değildir bu. Her çocuk; adı yıllar sonra bile saygıyla, sevgiyle anılacak bir sınıf öğretmenini hak eder. Her sınıf; mesleği öğretmenlik olmayan birine değil, gerçekten bu mesleğin eğitimini almış, emeğini bu işe adamış bir öğretmene emanet edilmelidir. Çünkü biz biliyoruz ki bir ülkenin kaderi, önce o ülkenin sınıflarına giren öğretmenle yazılır. Sınıf öğretmenine değeri vermeyen bir sistem, aslında kendi geleceğini değersizleştirir.
PEKİ SINIF ÖĞRETMENLİĞİNE HAK ETTİĞİ DEĞERİ VERMEK İÇİN NE YAPMALI?
Madem hepimizin hayatında bu kadar derin iz bırakan bir meslekten bahsediyoruz. “Yapacak bir şey yok.” deyip köşemize mi çekileceğiz yoksa gerçekten taşın altına elimizi mi koyacağız? Her şeyden önce şunu kabul etmek zorundayız: Sınıf öğretmenliği, geçici, idareten, “boş kalmasın” diye doldurulacak bir kadro değildir. Her sınıfa, alanı sınıf öğretmenliği olan, bu işin eğitimini almış, bu mesleği hayatının merkezine koymuş öğretmenler atanmalıdır. Ücretli öğretmenlik, her yıl değişen öğretmenler, alan dışı görevlendirmeler… Bunların tamamı, bir çocuğun hayatına vurulmuş pedagojik darbedir. Sınıf mevcutları 50’leri zorlarken bir yandan da öğretmenden her çocuğa tek tek dokunmasını bekliyoruz. Bu mümkün değil. Eğer gerçekten sınıf öğretmenine değer vermek istiyorsak, önce çocuk sayısını azaltıp öğretmen sayısını artırmak zorundayız. Kalabalık sınıf, ucuz eğitimin değil, pahalı bir geleceksizliğin habercisidir.
Sonra…
Sınıf öğretmenini sadece maaş bordrosunda bir memur gibi görmekten vazgeçmeliyiz. Ekonomik olarak tatmin olmayan, sürekli değersiz hissettirilen, her adımda baskı gören bir öğretmenden mucize beklemek, insafsızlıktır. Bu ülkenin bütçesi, geleceğini emanet ettiği öğretmenine insanca yaşayabileceği bir hayat sunamıyorsa, orada sorun öğretmende değil, önceliklerde demektir.
Ve elbette iş sadece devlette bitmiyor. Velinin de toplumun da kendine şu soruyu sorması gerekiyor: “Ben çocuğuma emek veren sınıf öğretmenine gerçekten gereken saygıyı, desteği, güveni veriyor muyum?” Her sorun çıktığında ilk suçlu “öğretmen” ilan edilirse, kimse bu mesleğe gönül koymak istemez. Önce öğretmene güveneceğiz ki, öğretmen de kendini güvende hissedip bütün enerjisini çocuğa verebilsin.
@tcmeb
@AbdullahDamar27 Şuan birinci sınıf okutuyorum henüz 3. Harf grubundayız diğer zümrelerim de öyle bunlar neyin iftirasını atıyor okuma yazma bile bilmiyor çocuklar henüz
@teodourus@populicc Özgüveni onlara kim verdi? Bizim davamız hayatta kalmak üzerine günlük bir mücadele buna hiç şahit olmadıysanız da körsünüz üzgünüm
@teodourus@populicc Sonra da evlenmeseydin senin suçun denilen kadınların ve çocukların davası. Türkiye de yaşıyorsan bu kadar uzak olmaman lazım bu konuya kaç kadın polis korumasında, uzaklaştırma kararı varken öldürüldü ? Kaç erkek bir iki sene yatar çıkarım dedi ve bu +
@populicc Bıktım bunların önlerine gelen kadını eleştirmelerinden aynen sensin en güçlü en özgür en bağımsız kadın bizi bir sal ben abime yemek yapıcam ÇÜNKÜ ÖYLE İSTİYORUM
@populicc Ayriyeten durum tersi olsaydı bir adam arkadaşlarıyla dışardan gelen karısına yemek hazırlasaydı öve öve bitiremeyecektiniz. İki yetişkin arasında karşılıklı rıza ile gerçekleşen bir durum bizi neden ilgilendiriyor tam olarak? +