“Düşüncelerini çevresine göre konumlandıran,
her çevresi değiştiğinde fikirlerini ta'dîl eden kişi,
her şeyden önce kendine karşı saygısızdır.
Kanaatimce;
'içindeki yaraları iyileştirme'den iddia sahibi olan
her kişinin kaderi, ömrünün her aşamasında
kendini inkâr etmektir.”
“Nefislerin cisimleştirilip
bu kadar çok kendinden menkûl
'hakikat tepesi'nin inşâ edildiği
bir ortamda sonuç;
'hakikat yorgunluğu',
ve dahi,
'hakikat bıkkınlığı'.
En nihayet 'hakikat mistisizmi'.
Sonuç: 'Hakikat duyarsızlığı'.
Hep el altında-imiş gibi
ama dâim uzak-olmak/kalmak”
Elinizdeki bıçağı kullanmadan önce,
onu elinize kimin verdiğine dikkat ediniz;
bu 'amac'ınızı tayin için zorunludur.
çünkü amaç,
insanın hem düşüncelerine hem eylemlerine
istikâmet verir.
Unutulmamalıdır ki,
"istikâmeti muhkem olanın sırât'ı da mustakîm olur."
Yaşam bir alaşıma benzer;
mümkün tüm zıtları içeren...
Tek bir öğesini yoğun ışıkla aydınlatırsanız
aşırı görüp dengeyi bozarsınız.
Zıtların ilişkiselliğini aydınlatırsanız
ürettiği nisbetli bütünlüğü görür
hayatı daha yaşanılabilir kılarsınız.
Yaşamak zor; ölmekten bile...
“Kişiyi lehine olduğunda ölçüsüz 'takdîs' eden
aleyhine döndüğünde ölçüsüz 'tahkîr' eder.
İyi, doğru ve güzeli ölçüt alan,
kısaca 'ilkeler'iyle
bir 'yöntem' dâhilinde hareket eden ise
kişiyi olumlu gördüğünde 'takdîr';
olumsuz gördüğünde 'tenkîd' eder.
İtidâl ile adâlet ikizdir.”