1.4.Tümen komutanı Kurmay Yarbay Nazım Bey 2.İnönü Zaferinden sonra rahatsızlanmış ,tedavi için Konya’ya gitmişti .Nazım Bey ,Yunan ileri hareketinin başlaması üzerine daha yeterince iyileşmeden Meram onbeş yataklı Zabıtan Nekahathanesinden taburcu olur .
Geçtiğimiz yıldan kısa bir kesit…
Birkaç hafta sonra bu sözleri yaralıların taşınamadığı, son nefeslerini verdiği o sırtlarda bizzat duyacağız.
Kitaplarda birkaç satır olarak okuduğumuz bu muharebeyi, bu defa o toprakların üzerinde konuşacağız.
Temmuz ayına az kaldı. Hazırlığımızı yaptık. Evvelce gidenlerin izinde yürüyeceğiz. 🇹🇷
---
Bu program için katılım kontenjanımız doldu. Gösterilen büyük ilgi için gönülden teşekkür ediyor, aramızda olamayan dostlarımızla ilerleyen etkinliklerimizde buluşmayı diliyoruz.
@MurettepMufreze@HarpCografyasi@FuatSerdarAydin
80 yaşındaki bir insanı, en temel haklarını kullanabilmek için akıllı telefon kullanmaya mecbur bırakan bir ülke modern değildir.
O, kendisini inşa eden insanlara sırtını dönmüş bir ülkedir.
2026’da her hak bir uygulamaya, her hizmet bir şifreye, her ihtiyaç ise ekrana bakarak ilerleyen soğuk bir prosedüre dönüştü.
Bir yaşlıyı elinde telefonla izleyin.
Bir zamanlar taş kıran o eller şimdi doğru tuşa basmakta zorlanıyor.
Savaş görmüş gözler artık ekrandaki küçücük yazıları okuyamıyor.
Peki biz ne yapıyoruz?
Onları sessizce yalnız bırakıyoruz.
Bir cihazın karşısında pes etmelerini izliyoruz.
Bu bize gerçekten insani geliyor mu?
Bizi büyüten insanlara böyle davranmak doğru mu?
Doktor randevusu için torununu arıyor.
Emekli maaşı işlemi için oğlunu bekliyor.
Fatura ödemek için komşusunun kapısını çalıyor.
Bir tahlil sonucunu anlamak için birinden yardım istemek zorunda kalıyor.
Çünkü günlük hayat artık onların hiç öğrenemediği bir dili konuşuyor.
Peki torun işteyse?
Çocuklar başka şehirdeyse?
Evde sadece sessizlik varsa?
İşte o zaman hak da ortadan kayboluyor.
Tren gişesi yok artık.
Uygulama var.
Market kasası insan değil.
Makine var.
Kimlik bile elektronik oldu.
Ama onu aktif etmek için gereken dijital doğrulama sistemi yine aynı ekrandan geçiyor.
Yani zaten zorlanan bir insanın önüne yeni bir engel daha konuyor.
Günlük yaşamın içindeki insan temasını tek tek sildiler.
Sonra da bunu bize gülümseyerek anlattılar:
“Bu sizin için bir kolaylık.”
Kimin için kolaylık?
Bir masanın arkasında oturup bu sistemleri tasarlayanlar kendilerini yenilik dahisi sanıyor.
Ama çoğu, babasını bir devlet dairesine götürmemiş insanlar.
Çoğu, annesinin bir gün sessizce:
“Ben artık hiçbir işe yaramıyorum galiba…”
dediğini duymamış insanlar.
O cümle, bizi büyüten bir ağızdan çıktığında, her yasadan daha ağır olmalı.
Ama kimse duymuyor.
Ve bu sırada binlerce yaşlı insan sağlık hakkından, emeklilik işlemlerinden, vatandaş gibi hissedebilme onurundan vazgeçiyor.
Çünkü önlerine dijital bir kapı koyuldu.
Ve onlar o kapıyı açamıyor.
Bizden önce gelenleri geride bırakmak ilerleme değildir.
Teknoloji destek olmak için vardı.İnsanların sağlık, saygınlık ve temel haklara ulaşabilmek için geçmek zorunda olduğu bir sınav olsun diye değil.
Ama sistem başka bir şeyi seçti:
İnsanlığı değil verimliliği…
İnsanı değil algoritmayı…
Ve en çok dinlenmesi gereken insanlar şimdi sessizce bir köşede kaldı.
Bir şifreyi hatırlayamadıkları için.
Bir gün sıra bize de gelecek.
Bir gün biz de geride kalacağız.
Ve o zaman şunu geç fark edeceğiz:
Hiçbir uygulama, uzatılmış bir insan eli kadar değerli değildir.
Bahar Meir
Biz de oğlum @ddoacc ile birlikte, her yıl olduğu gibi bu yıl da ,şehitlerimizin izini sürmek ve hatıralarını yaşatmak için 17-19 Temmuz' da @MurettepMufreze kampına katılacağız
Kütahya–Eskişehir Muharebeleri’nin geçtiği arazilerde, şehitlerimizin izini sürmek ve hatıralarını yerinde yaşatmak üzere buluşuyoruz.
Tarihimize sahip çıkmak, Türk İstiklal Harbi’ni yalnızca kitaplardan değil, muharebelerin yaşandığı arazilerde öğrenmek ve aziz şehitlerimizi mübarek kabirleri başında anarak vefa borcumuzu yerine getirmek isteyen herkesi programımıza davet ediyoruz.
Katılım herkese açıktır. Organizasyon planlamasının sağlıklı yürütülebilmesi için katılmak isteyenlerin hesabımıza DM yoluyla ulaşması gerekmektedir.
📍 Kütahya
📅 17–19 Temmuz 2026
Her zekâ grubundan insanın anlayacağı şekilde tane tane anlatalım:
- Hiçbir etnik kökene/gruba veya bunların diline/kültürüne düşmanlığımız yok; hepsi değerlidir.
- Çerkes de kendi kültürünü/dilini yaşatsın Kürt de Yörük de Çepni de Laz da Arap da.
- Fakat ulus-devlet, resmi dili öğretir ve ve üzerine inşa edildiği dili ve kültürü teşvik eder, bunu yaymaya çalışır, insanları bununla birleştirir ve eşitler; Edirneli ile Hakkariliyi bu şekilde millet hâline getirir, Ağrılı ile Muğlalıya bu şekilde birbiriyle aynı dili konuşturur, Vanlı ile Aydınlıya bu şekilde birbiri için fedakârlık yapabilecek eşit yurttaşlar olduğunu öğretir.
- Belli bir ölçüde asimilasyon, bu sürecin olmazsa olmazıdır (bizim ülkemize ve devletimize özgü değildir). Devlet, Yörüğü de Tahtacıyı da Balkan göçmenini de bu asimilasyona tabi tutar, onları da kendi ağızlarını/diyalektlerini bırakıp İstanbul Türkçesinde yazıp konuşmaya, kendi topluluğu üstünde millet denen topluluğa entegre olmaya zorlar, Lazı da Kürdü de.
- Ulus-devletin üzerine inşa edildiği dil ve kültür haricinde herhangi bir dil ve kültürün siyasi tanınma talep etmesi, (aynı zamanda ya da hemen ardından) bir egemenlik talebini de beraberinde getirir. Bu da bir ülkede birden fazla egemenlik alanı, birden fazla millet ve dolayısıyla ayrılıkçılık/bölücülük anlamına gelir.
- İnsanlar, herhangi bir grubu kendi milletlerinin bir parçası olarak değil de başka bir millet olarak gördüğünde, o grupla arasındaki koşulsuz dayanışma duygusunu da kaybeder. O grubun üyelerini yabancı olarak görüp buna göre davranmaya başlar. Dolayısıyla, o grubun iddia ettiği egemenlik alanı dışında bulunan grup üyeleri de bundan son derece olumsuz etkilenir.
- Velhasıl, etnik kimliğine, kültürüne sahip çıkmak, onu yaşatmak en doğal haktır; ama onun için siyasi egemenlik talep etmek etnik bölücülüktür; bundan herkes, hepimiz zararlı çıkarız, bu davayı güdenler başta olmak üzere tüm ülke kaybeder.
@gelibolu2015 Tuncay hocam ,sanırım iki yıl evvel sergisini yaptılar Pera’da.Sergiyi gezmiş,ben de sizin gibi düşünmüştüm .Azınlıklar,işgal günlerinin yeme içme mekanları vs.Açlık ve acı çeken Türkler yoktu bu sergide.Eminim kitapta da yoktur .
Bir başka sahadan Kurtuluş Savaşı yayını daha. 🇹🇷🧿🫶
Kurtuluş Savaşı yoktur vb. palavraları sıkanların sığınabildikleri tek yer, izbe stüdyolarında yaptıkları tek taraflı yeraltı yayınlarıdır. Yürekleri bizimle sahada karşılaşmaya yetmiyor. Zira onların derdi gerçekler değil, kendilerine verilen emirler çerçevesinde çamur atmak, basit propaganda aleti olmak, konu hakkında cahil insanları kandırmak. Tersi olsaydı ortaya çıkarlardı bayıla bayıla.
"Komutanım Süvariler! Türk Süvarileri! Binlerce!" | Dr. Selim Erdoğan il... https://t.co/76pnyGDmwM @YouTube aracılığıyla
Geçmişte tanışma ve sohbet etme onuruna eriştiğim değerli insan Murat Karayalçın, CHP’nin düşürüldüğü tuzaktan çıkış yolunu gösteriyor .Kendisine görev verilirse krizi çözüceğinden eminim ..
Cumhuriyet Halk Partisi'ne çok büyük bir tuzak kuruldu. Bu son olay, yani 21 Mayıs günü Bölge Adliye Mahkemesi'nin mutlak butlan kararı alması, bu tuzağın son adımı. Bu son adımın getirdiği başka sarsıntıları, olumsuzlukları yaşıyoruz. Genel Başkanımız Özgür Özel'in ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin yöneticilerinin hakları gasp edilmiştir. Cumhuriyet Halk Partililer bir tuzağın, bir çukurun içine itilmiştir. Hakkımızın aranması için arkadaşlarımızın çabaları, girişimleri maalesef sonuç vermiyor. Bunu karara bağlaması gereken yargı organları, yüksek yargı organları maalesef karar vermiyorlar, uzak duruyorlar, işi bir başkasının üzerine atıyorlar.
Böyle bir devlet yönetimi olamaz. Cumhurbaşkanı, ‘Bu bizim işimiz değil, bu CHP'lilerin işi’ diyor. Meclis Başkanı aynı şekilde, ‘CHP'lilerin kendi sorunu’ diyor. Yani öyle bir ortamdayız ki ne yargı organları ne de devlet yöneticileri bizim bu durumumuzla ilgili gasp edilmiş hakkımızla ilgili ilgi gösteriyorlar, çaba harcıyorlar. İş başa düştü. Şimdi Cumhuriyet Halk Partililer olarak, hiç ayrım yapmaksızın söylüyorum; bunu biz çözmeliyiz, bunu biz çözeceğiz. Bu işin çözüm yolu kurultaydır. Bunun başka bir yolu yok. Tüm siyasi partilerde, demokrasinin olduğu her yerde karar üyeler tarafından verilir. Üyelerin verdiği karar ya da delegelerin verdiği karar geçerli olur, yargı kararları değil.
Şimdi atanan yönetimin bazı değerlendirmeleri var, onu da anlıyorum. Sayın Kılıçdaroğlu bir arınmadan söz ediyor. Tabii arınması gereken bir şey varsa arınılmalı, o da ortaya konulmalı. Sayın Kılıçdaroğlu, 'önce arınma, önce hesap sorulmalı, arınma olmalı, sonra kurultay yapılmalı' diyor. Şimdi arınacak bir şey varsa ortaya konulmalı. Ben Cumhuriyet Halk Partisi'nin bir kirlilik içinde olduğu kanısında değilim ama eğer parti içinde bu tür kişiler varsa, Sayın Kılıçdaroğlu bu konudaki bilgilerini, belgelerini yargıya vermeli. Bir yandan o süreç işlemeli, bir yandan kurultay yapılmalı, ikisi birlikte olmalı. Yani 'önce hesap soracağım, önce arınacağım, sonra kurultay yaparız' denilemez.
Kurultayın yapılamayacağına ilişkin değerlendirmeler doğru değerlendirmeler değil. Yani 'tedbir kararı alındı, o nedenle kurultay kararı alamayız’ deniyor. Bunu Sayın Zeynel Emre, Parti Sözcümüz açıkladı. Sayın Zeynel Emre diyor ki; tedbir kararına rağmen İstanbul İl Kongresi yapıldı. Yüksek Seçim Kurulu bunu yaptı. Aynı şekilde şimdi de tedbir olmasına rağmen bunu yaparız, yapabiliriz. Burada bir engel yok. Ama eğer bunun engel olduğu kanısındaysanız, o zaman başvuruyu çekin, bunu kesinleştirmiş olalım. Dolayısıyla tedbir kararı da olmaz. Hemen kurultaya gidelim.
Sayın Zeynel Emre'nin eklediği şöyle bir görüş var, onu da önemsiyorum. Eğer Temmuz'un 25'ine kadar galiba kurultay yapılamazsa, Cumhuriyet Halk Partisi'nin seçimlere girmeme olasılığı var. Bu nedenle kurultayı ivedilikle yapmalıyız. Sonuç itibarıyla birbirimizden saklayacağımız herhangi bir şey yok. Biz CHP'liyiz, biz kardeşiz.
Yani genel merkezde olanlar, olmayanlar diye bir ayrım da yapmıyorum. Bir araya gelmeliyiz, bunu biz çözmeliyiz. Bize böyle bir tuzak kuruldu. Bu tuzaktan biz dayanışma içinde, birbirimize tutunarak çıkabiliriz. Ben bunu herkese söylüyorum. Herkesin de bunu düşünmesini talep ediyorum. Eski bir genel başkan olarak, bir partili olarak, bir Cumhuriyet Halk Partili olarak çıkış yolumuzun böyle olacağını düşünüyorum.
Atatürk siyasi bir sembol değildir.Atatürk minnet borcudur,vatandır,bağımsızlıktır, millettir.Yönümüzü kaybettiğimizde elimizdeki pusula,yüreğimizdeki cesarettir.Bu topraklarda kim Atatürk düşmanlığı yapıyorsa ya cahildir ya yobazdır ya düşman nesebindendir ya da vatan hainidir.
Bu kez Köy Enstitülerinde kullanılan bir tarih defterini karıştırıyorum. İlk dersin konu başlığı: “Kocaeli Tarihi: Bitinya Devri.”
Tarih öğretimine öğrencinin yaşadığı bölgenin tarihçesiyle başlanmış. Çocuk önce yaşadığı yerin tarihini öğrenecek; böylece tarih bilgisiyle günlük yaşamı arasında bir bağ kurulacak.
Bunu görünce aklıma İsmail Hakkı Tonguç'un 2. Maarif Şûrası'nda tarih öğretimiyle ilgili söylediği şu sözler geldi:
“Her türlü okullarda yakın muhitin tarihi ile alakalanılmaz. Öğretmen okulundan, liseden tarih okuyarak çıkıyor, fakat memleketin bir camisi vardır, o eser hakkında hiçbir malumatı yoktur…”
Ne kadar doğru bir tespit... Yıllarca padişahların hayatlarını okudum; fakat ne kasabamdaki antik kenti tanımamı sağlayan, beni oraya götüren bir eğitim sistemiyle karşılaştım ne de yaşadığım şehirdeki tarihî eserleri, camileri tanıtan bir eğitim programı gördüm.
Oysa tarih, insanın önce yaşadığı çevreden başlamalı. Çünkü insan, en kalıcı bağı önce kendi toprağıyla, kendi mahallesiyle ve kendi şehrinin geçmişiyle kurar
#köyenstitüleri
@FuatSerdarAydin Haçlılar Anadolu’yu her geçişlerinde baştan sona talan ettiler ,.Adamlar “ insan eti bile yiyen” barbarlardı .Onlara komuta eden bir kralın heykeli
dikmişler. Yuh artık ! ( Barbarlıkları için kaynak ;Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri .Amin Mouluf )
..”Bütün zemberekleri çelikten,ince, yumuşak, toplu,gerilmiş, genç ve taze bir uzviyet.” Yeni harflerle ilgili bir toplantı için Dolmabahçe sarayına davet edilen Ahmet Haşim,ilk defa karşılaştığı Atatürk’ü anlatıyor.
Yanlış karar .Ön lisans olarak açılan dört bölümden biriydi.1981 yılında mezun oldum.Bilgisayar bölümü ile birlikte dört yıla çıkarıldı .İyi eğitim almış turizm elemanı ihtiyacı hala var.Eğitim fakültesini kapatın,ihtiyaç fazlası binlerce öğretmen var ..
BİR GECEDE BİR BÖLÜM DAHA KAPATILDI: TURİZM KONTENJANI SIFIR OLARAK BİLDİRİLDİ
Turizm öğrencileri bölümlerinin artık öğrenci almayacağını öğrendi, iki hoca başka bölümlere kaydırıldı, diğer hocaların durumu belirsiz. Hiçbir sebep gösterilmeden bir karar daha alınmış oldu
Bugün mezunu olduğum, kayyumun ve paraşütçülerinin usulsüzlüklerini ortaya çıkardığım @UniBogazici'de öğretim üyeliğinden "geliştirdiğim yazılımı paraşütçüye kullandırmayı reddettiğim için savunma hakkı verilmeden" çıkarıldım. +++