KÜRT SORUNUNDA ÇÖZÜMÜN YOLU İSTİBDAT REJİMİNDEN GEÇMİYOR!
Çözüm süreci ya da terörsüz Türkiye kodlamasıyla kamuoyu tarafından bilinen süreç, Meclis’e sunulan çerçeve yasayla birlikte yeni bir aşamaya gelmiştir. Aslında Meclis’te kurulan komisyon tarafından yürütülmesi beklenen “yasal çerçevenin” bırakın kamuoyunu, komisyondan bile kaçırılarak hazırlanması çerçeve yasanın üzerine gölge düşüren, bir oldu bitti anlamına gelmektedir.
Bu belge, Meclis’te milletvekilleri tarafından hazırlanan bir metin değil, AKP-MHP bloku ile PKK arasındaki pazarlığın bir ürünü olarak ortaya çıkmış, Meclis’e dayatılmıştır. Bu gelişme ile birlikte, tek adam rejiminde Meclis’in sadece tasdik kurumuna indirgendiği teyit edilmiştir. TBMM’nin işlevsiz bir kuruma dönüştürülmesi sonucunda TBMM’nin AKP eliyle kurulan tek adam rejiminde hiçbir işlevi olmadığı yeniden görülmüştür.
“Çözüm süreci”nin uzunca süredir bekletilmesinin arka planında “önce yasa ya da önce silah bırakma” pazarlığı olduğu bilinmektedir. Bu pazarlık üzerinden ortaya çıkan belgenin ortalama bir “anlaşmayla” bugün Meclis’in önüne getirilmiş olması ne Kürt sorununun çözümüne, ne de ülkenin demokratikleşmesine bir katkısının olmadığını göstermektedir. Muhalif bütün kesimlere yönelik baskı ve tutuklama furyası devam ederken, böylesi bir metnin AKP-MHP iktidarının iç siyasette yaşadığı sıkışmayı aşmanın bir yolu olarak görüldüğü yakın zamanda fark edilecektir.
Genel olarak bu sürecin ülkenin demokratikleşmesiyle uzaktan yakından ilgisi olmadığını bir kez daha belirtmek isteriz. Gerici-faşist AKP-MHP iktidarından ve yarattıkları bu suç rejiminden Kürt sorununun çözümünü ve buradan da ülkenin demokratikleşmesini beklemek hayaldir. Talana, ranta ve sömürüye dayanan bu gerici mafya-patron-tarikat rejiminin, kime ve nasıl bir demokrasi getireceğinin yanıtı yoktur. Bugün Kürt sorununda çözüm diye sunulan temel nokta, Tayyip Erdoğan’ın yeniden başkan seçtirilmesi ve yeni anayasanın geçmesi için araçsallaştırılan bir konu olmaktan öte anlam taşımamaktadır.
Komünistler olarak Kürt sorununda çözümün yanında olduğumuzu, bu sorunu sınıfsal bir eşitlik sorunu olarak gördüğümüzü, Türkiye’nin demokratikleşmesinin yolunun da Amerikancı, emek düşmanı, gerici tek adam rejiminden, sermaye sınıfından, kurtulmak olduğunu bir kez daha ilan ederiz. Komünistler terörün karşısındadır, bugün silah bırakılmasının da karşısında yer almadığımız gibi, bu pazarlığın AKP-MHP iktidarını ve Ortadoğu’daki “Amerikan barışı”nı desteklemenin doğal bir sonucu olarak başta Kürt emekçileri olmak üzere ülkenin ilerici birikimine dayatılmasını doğru bulmuyoruz.
Kürt sorununda çözümün yolu tek adam rejiminin ömrünü uzatmaktan ve gerici bir rejimin anayasasını oylamaktan geçmeyecektir. Sınıfsal bir sorun olan Kürt sorununun çözümü emekçilerin sosyalist, laik ve bağımsız cumhuriyeti için verilecek mücadelenin konusudur.
Türkiye Komünist Hareketi Merkez Komitesi
Her şeyi geçelim ve şu soruyu soralım:
Halkından utanan yerli ve millî olabilir mi?
Onlar bizden, bu halktan değil… Onlar NATO’cu. Biz ise yurtseveriz…
Kamil Tekerek yazdı: Ne millî ne yerli… Onlar NATO’cu biz yurtseveriz!
📌 AKP iktidarının “yerli ve millî” hamaseti tuzla buz olmuştur. İşte tam da bu yüzden NATO’ya şirin görünmek için emperyalizme karşı mücadele verenleri gözaltılar, tutuklamalar, sansür, baskı ve zulüm ile teslim almaya çalışsalar da bu kimseye sökmemiştir. Çünkü milliyetçi geçinen sınıf işbirlikçisi Amerikancı, NATO’cular yalan bir dünyanın elemanları, yurtseverler ise bu ülkenin gerçeğidir. Emperyalizmden Kurtuluş Savaşı’nı reddeden AKP’li Millî Eğitim Bakanı gerici, bu ülkenin yurtseverleri ilericidir.
https://t.co/sT2850dEIo
TKH Genel Başkanı Aysel Tekerek:
"Önümüzde iki seçenek var: Ya NATO'cu katillerin ve emperyalist şirketlerin izinden gidilecek; yoksullar daha da yoksullaşacak. Ya da NATO'dan çıkılacak, üsler kapatılacak ve bu ülkeyi yurtseverler ile emekçiler yönetecek."
#NATOyaHayır
ESAD GİTTİ, MACRON GELDİ!
1946 yılında Suriye’den çıkan Fransız emperyalizmi, 80 yıl sonra yeniden Suriye’ye dönüyor.
Cihatçı Colani, Emevi Camii’nde Macron’u ağırlaması Suriye’deki cihatçıların kimlerin vekil gücü olduğunu bir kez daha gösteriyor.
Demek ki bağımsız Suriye’yi savunan Baas iktidarı boşuna devrilmedi. Esad gitti, Macron geldi!
Suriye’de Esad’a karşı cihatçıları ve Colani’yi destekleyenler, ümmetin birliği kılıfıyla emperyalizmin çıkarlarına hizmet ettiler.
TRUMP'IN DOSTU ERDOĞAN!
Gazze’de onbinlercesi çocuk, 70 bin Filistinliyi öldüren Netanyahu’nun dostu ve İran’da bir okula bu ittifakın attığı füzelerle öldürülen 168 kız çocuğunun katili Trump’la verilen bu samimi poz bağımsız bir Cumhuriyet olarak kurulan ülkemiz adına yüz karasıdır!
Emperyalist ve haydut devlet ABD’nin başkanı Trump’la bu samimiyet ne diplomasinin ne de protokol kurallarının zorunlu gereğidir.
Erdoğan bu pozdan çekinmek ve rahatsız olmak bir yana mutlu görünmektedir. Bu mutluluk tablosu Erdoğan’ın duruşunu ve çizgisini açıkça göstermektedir.
NATO’nun selametini düşünmek Özel’e mi kaldı?
ÖZEL KARAR VERSİN: KUVAYI MİLLİYE Mİ NATO MU?
Newsweek dergisi için kaleme aldığı yazının ardından CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi öncesinde İngiltere merkezli Financial Times gazetesinde de bir makale yayımladı. Söz konusu yazı, bütün yurttaşların okuması gereken ibretlik ifadelerle doludur. Makalede kısaca NATO’nun kısa vadeli jeopolitik hesapları nedeniyle Erdoğan’ın otoriter yönetimine meşruiyet verilmemesi isteniyor. NATO zirvesi üzerinden Erdoğan’ın güç ve meşruiyet devşirme hesabı içinde olduğu söylenirken, Batıya “kendisinin” tercih edilmesi “ima edilmektedir.”
Erdoğan’ın emperyalizm karşısında tutumu ortadadır: Bizzat Büyük Ortadoğu Projesi için “uyumlu İslamcılık” adıyla başa getirilmiş, BOP eş başkanlığı görevi kendisine verilmiş, onun döneminde ülkenin bütün değerleri emperyalist şirketlere peşkeş çekilmiş, Türkiye emperyalizmin tam boy pazarı haline getirilmiş bulunmaktadır. Bugün İsrail’in güvenliği için NATO’ya yeni bir görev verilirken, bunun için Erdoğan’a bir kez daha misyon biçilmektedir.
Özel, NATO’nun böyle bir misyonu için otoriter bir tek adam rejimine ihtiyacınız yok demeye getirmekte ve NATO’yu uyarmaktadır. Ancak dile getirilen sözler ve görüşler, emperyalizme karşı bağımsızlık savaşı verilerek kurulan Cumhuriyet’i ve her platformda Kuvayı Milliye’yi savunan bir partinin “liderine” yakışmamaktadır!
Özgür Özel ya ne dediğini bilmemekte ya da hangi tarafta olduğunu net olarak ortaya koymaktadır: "Demokratik rekabetin, halk nezdinde meşruiyetin ve hukukun üstünlüğünün bulunmadığı bir Türkiye öngörülebilir ya da güvenilir bir ortak değildir. Böyle bir ortamda dış politika, iç siyasette ayakta kalmanın aracı haline gelir. Erdoğan bugün Washington'a, yarın Moskova'ya, ertesi gün Pekin'e yönelebilir; tek amacı kendi iktidarını güvence altına almak olur. Tek bir kişinin iktidarını sürdürmesi, Türkiye'nin ulusal çıkarlarının önüne konulmaktadır." Sözüyle Erdoğan dış politikasının eleştirisini değil aynı zamanda Washington dışındaki seçenekleri eleştirmekte, Amerikancılık dışındaki seçenekleri bizzat Batıya şikâyet etmektedir!
Özgür Özel’in bu sözleri, açık olarak, tıpkı “NATO, demokrasinin güvencesidir” diyen atanmış genel başkan Kılıçdaroğlu’nun çizgisinin devamından başka bir şey değildir.
Ancak asıl skandal makalesindeki şu sözlerde bulunmaktadır: "Vatandaşların seçimler yoluyla değişimin mümkün olduğuna inanmasını engelleyen bir rejim, umutsuzluk ve öfke üretir," diyerek bunu "daha acil bir tehlike" olarak nitelendiren Özel "Bu durum ekonomik kötü yönetim ve derinleşen yoksullukla birleştiğinde toplumsal ve siyasi çalkantı riskini artırır. Böyle bir patlama Türkiye sınırları içinde kalmaz. Avrupa'nın güvenliğini, kritik enerji hatlarını, Orta Doğu'yu ve NATO'nun güney kanadını etkiler," ifadelerini kullanarak miting meydanlarındaki “solculuğun” nasıl bir biçimden ve kılıftan ibaret olduğunu fazlasıyla göstermektedir.
Bu ülkede toplumsal tepkinin NATO’ya, emperyalizme, ABD’ye yönelmesini büyük bir tehlike olarak gören bir zihniyetin ne solculukla ne ülkenin çıkarlarıyla uzaktan yakından ilgisi yoktur.
Ülkemizdeki emperyalizme karşı büyük halk hareketinden çıkacak bir anti-emperyalist devrimden korkan solcu olamaz: NATO’nun selametini düşünen halkın selametini düşünmez!
Her platformda Kuvayı Milliye geleneğinden geldiğini söyleyen Özel karar vermelidir: Kuvayı Milliye mi NATO mu?
NATO'CULARA KARŞI GÖREV BAŞINDAYIZ!
Emperyalizmin silahlı aygıtı NATO ülkemizde yapacağı toplantı ile bir yeniden yapılanmaya giriyor. NATO'nun kan ve savaşla dolu tarihine yeni halkalar katmayı hedefleyen NATO Zirvesi, ülkemizin emekçileri adına utanç verici sahnelere şahit olacak. Bir yanda Erdoğan'ın kişisel gövde gösterisi, diğer yanda sermaye düzeninin emperyalist sahipleri tarafından yeni görev yerlerinin belirleneceği NATO Zirvesini bu ülkenin emekçileri, ilericileri, yurtseverleri ve komünistleri kabul etmiyor.
Başkenti olağanüstü önlemler ile abluka altına alan, bu ülkenin ilerici, yurtsever, solcu birikimine karşı 12 Eylül darbesi günlerini andıran bir sürek avını başlatan AKP iktidarının NATO'dan alacakları kursağında kalacaktır. Yeni görev yerlerine kurşun asker olmayı hedefleyen AKP iktidarının karşısında bu ülkenin bağımsızlıkçı, ilerici, yurtsever birikimi çıkacaktır.
Partimiz Türkiye Komünist Hareketi'nin de içinde olduğu NATO'ya Hayır Koordinasyonu, Gazze'nin, Tahran'ın, Ankara'nın düşmanlarına karşı görev başına diyor.
Ülkemizin emekçileri, gençleri, kadınları, aydınları, partimiz Türkiye Komünist Hareketi sizleri emperyalizmin silahlı aygıtına karşı bağımsızlık ve sosyalizm bayrağını yükseltmeye çağırıyor.
"NATO'dan çıkılsın, üslere el konulsun" demek için, NATO Zirvesine karşı bir araya geliyoruz!
Ortadoğu'yu kan denizine çeviren, ülkeleri bölmek konusunda "uzmanlık" almış Trump'ı da, Barack'ı da, bilumum emperyalisti de bu ülkede istemiyoruz!
Orada NATO varsa, burada da komünistler var!
27 Haziran Eylem Takvimi
İstanbul 18:00 Trump Tower
Ankara 19:00 Sakarya Caddesi
İzmir 16:00 Şirinyer Migros
Türkiye Komünist Hareketi Genel Merkezi
https://t.co/aWvlsionl4 adresine erişim engeli geldi!
NATO’YA HAYIR DEMEK YASAKLANDI!
Partimiz tarafından “NATO’ya hayır” başlıklı ve “Ankara’da NATO zirvesi toplanmasını istemiyorum” içerikli imza kampanyasını yürüttüğü https://t.co/aWvlsionl4 sitesi Amasya Sulh Ceza Mahkemesi tarafından erişime engellenmiş bulunuyor.
Partimize herhangi bir posta ya da eposta aracılığıyla resmi bir tebligat yapılmamıştır.
NATO’ya hayır demenin mahkeme kararıyla suç sayılması ibretlik bir karardır.
NATO’ya hayır demek ne zamandan beri suç sayılmaktadır?
Türkiye’de sansür artık sıradan bir vaka haline gelmiştir. Ancak daha önemlisi bir siyasi partinin faaliyetlerinin mahkeme kararıyla yasaklanması, Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu ve baskı rejimini göstermektedir.
NATO’ya hayır demeyi suç sayan mahkemenin vermiş olduğu kararın hukuki boyutu bir tarafa ama siyasi tarafı ülkemiz adına utanç vericidir!
TÜRKİYE KOMÜNİST HAREKETİ
GENEL MERKEZİ
Erişime engellenen https://t.co/aWvlsionl4 adresinde bulunan imza metni aşağıda sunulmuştur.
NATO’YA HAYIR!
NATO, savaş ve terör aygıtı olarak dünya barışının baş düşmanı ve emperyalizmin jandarmasıdır. NATO’nun patronu, ABD emperyalizmidir.
Rusya’yı hedef alarak Avrupa’da yeni bir kıtasal savaşın ve Çin’i hedef alarak yeni bir dünya savaşının yolu döşenmektedir. İran, Irak, Suriye, Lübnan ve Filistin başta olmak üzere Ortadoğu’da ise yıkım, savaş ve katliamlar on yıllardır sürmektedir.
Savaş planları, NATO karargâhlarında çizilmektedir.
Doğu Avrupa ve Balkan ülkelerine genişleyen NATO, Ortadoğu’dan sonra şimdi Kafkasya’da üslenmeyi ve Karadeniz’i bir NATO gölü haline getirmeyi hedeflemektedir.
Ülkemiz emperyalizm tarafından dört bir yandan kuşatılmaktadır.
NATO, yeni savaş kararları almak ve yeni planlar yapmak için bu kez ülkemiz başkentinde toplanacaktır.
Ülkemizin emperyalist ABD’nin kanlı planlarına ortak olmasını ve 2026 yılında NATO zirvesine ev sahipliği yapmasını istemiyorum!
Tam bağımsız Türkiye için NATO’dan çıkılmalı, bütün NATO ve Amerikan üsleri kapatılmalıdır!
Eylem için Güvenpark’ta toplanan Sendikamıza müdahale edildi. Kitle barikatlarla engelleniyor. Polis dağılma çağrısı yapıyor. Gözaltılar var!
#ÖğretmenlerGözaltında
TKH:
"İbrahim Anlaşması dayatması ikirciksiz reddedilmelidir."
💬 Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanlığını üstlenen AKP’nin, Suriye’de İsrail lehine oynadığı rolün Gazze’nin işgaline ve yıkımına yol açan sürecin en önemli halkası olduğu düşünüldüğünde bu konuda doğrudan Meclis’in karar alması mazlum Filistin halkının yanında olmayı göstermenin en doğru yolu olacaktır.
💬 İran halkının emperyalizme karşı verdiği savaşın kazanımı sonrasında Ortadoğu’da emperyalizmin ve İsrail’in haydutluğuna ve kural tanımazlığına karşı bölge ülkelerinin eli artık daha güçlüdür.
💬 İran’la savaşı bitirmek adına İsrail ile anlaşmayı şart koşmak, BOP siyasetinin yeni durum değerlendirmesinden başka bir şey değildir.
YARGI KARARI DEĞİL, AÇIK BİR SİYASİ DARBEDİR!
Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelik butlan kararı, hukuk ve adaletle uzaktan yakından ilgisi olmayan tamamen siyasi bir operasyondur. Bu operasyonun senaryosu iktidar partisinin arka odalarında yazılmış, yandaş medya tarafından propaganda edilmiş, yargı eliyle sahneye konulmuştur.
1,5 yıldır CHP’ye dönük butlan kararı aldırmak için elinden geleni ardına koymayacağını gösteren iktidarın bu kararda ısrarının arkasındaki temel motivasyon çok net olarak görülmek durumundadır: Anayasa değişikliği ile Erdoğan’ın yeniden seçilmesinin yolunun yapılması, bunun önündeki en büyük engel olarak görülen CHP’nin etkisizleştirilmesidir.
Butlan kararı, 1,5 yıldır düzen siyasetinde tutuklama ve kayyum örnekleriyle halk iradesinin ayaklar altına alınmasının ve post-modern bir darbenin gerçekleştirilmesinin resmidir.
Yıllardır darbe karşıtlığı üzerinden kendisini meşrulaştırmaya çalışan AKP’nin açık bir siyasal darbeye imza atması özündeki darbeciliği göstermiş ve yüzündeki maskeyi indirmiştir.
Yıllardır AKP karşıtı olduğunu iddia edilen Kemal Kılıçdaroğlu başta olmak üzere bir dizi CHP’li ismin de bu oyunda rol alması, düzen siyasetinin kirli yüzünün bir başka örneğidir. Geçen seçimde bu ülkenin ilerici yurttaşlarına seçenek diye sunulan Kılıçdaroğlu bu sefer de Erdoğan tarafından bir kez daha gösterilmektedir.
Düzen siyasetiyle ve partileriyle bu ülkenin ve emekçilerin kurtuluşunun mümkün olmadığı net olarak görülmelidir!
Bir kez daha görülmüştür ki, bu düzenden kurtuluşun tek yolu sosyalizm mücadelesinin ve sosyalist seçeneğin güçlenmesinden geçmektedir.
⚒️Kadıköy'de 1 Mayıs!
Türkiye Komünist Hareketi korteji, "Yankee Go Home!", "Üslere el konsun, NATO defolsun!", "İşgalciler her zaman kaybeder!" sloganlarıyla alana yürüyor
#1Mayıs
📣 Eşitlik, laiklik, bağımsızlık için 1 Mayıs'ta Kadıköy'deyiz!
İnsanca bir yaşam, eşitlikçi bir düzen için İKD ile 1 Mayıs'a!
📍Söğütlüçeşme
⏰️ 11.00
#1mayıs#laiklik#eşitlik#bağımsızlık#yaşasın1mayıs
1 Mayıs’ta Kadıköy’deyiz!
Tek adam rejimine karşı gücünü göster: Kitlesel 1 Mayıs için yüzbinler Kadıköy’de buluşuyor!
Buluşma Yeri: Söğütlüçeşme
Buluşma Saati: 11:00
Dosya | 1 Mayıs 2026'ya giderken sosyalist hareket ne düşünüyor?
🎙️Söyleşi | Türkiye Komünist Hareketi Merkez Komite Üyesi Irmak Ildır
"1 Mayıs 2026 NATO karşıtı tepkilerin bir uğrağı olarak öne çıkmalıdır"
https://t.co/fkWaMnofx2
PUSULA | NATO’nun kimlik arayışı
✍️ Evet, artık ortak düşman komünizm yok. NATO bileşeni ülkelerinin, çok kutuplu bir dünya kapitalizminde çıkarları farklılaşıyor. Safların belli olduğu iki kutuplu dünya yerine çok kutuplu ve çok merkezli bir dünyada tekil tekil her ülkenin çıkar farklılaşması aynı zamanda farklı ittifakları da gerekli kılıyor. Dünya bir kez daha birinci dünya savaşı öncesine dönerken, İkinci Dünya Savaşı’nın sonucunun bir ürünü olan NATO’nun da yeniden “tanımlanması” ihtiyacı orta yerde duruyor.
https://t.co/Mnqm95JWxL