Bahçeli’nin üç hamlesi: Erdoğan’ı köşeye sıkıştıran yeni yol haritası
Demirtaş’ın tahliyesini “Türkiye için hayırlı olur” diyerek isteyen, İBB dosyasının canlı yayınlanmasını savunan ve “İmralı’ya gitmiyorsanız ben giderim” restini çeken Bahçeli, iktidar blokunda al��şılmadık bir baskı kuruyor. Erdoğan ise Demirtaş için “yargı karar verir” deyip İBB ve İmralı başlıklarını komisyona havale ederek topu taca atıyor; bu sessizlik ortaklıkta ciddi bir frekans farkına işaret ediyor.
#İmralı #TürkiyeSiyaseti
@erkamtufan @derinrejim
Videonun tamamını izlemek isteyenler için link yorumda.
TESLİM OLMUYORUZ
Tele1 televizyonu 2017 yılında, özgür medya anlayışı ve gerçeğe sadakat ilkesiyle, Merdan Yanardağ öncülüğünde yola çıktı.
Sansürün, baskının, karanlığın üzerine ışık tuttuk.
Televizyonumuzla, internet sitemizle, sosyal medyamızla…
Bu ülkenin hakikat arayan sesi olduk
Sekiz yıl boyunca yüzlerce gazeteciyi, binlerce konuğu ağırladık. Halkın çıkarlarını savunduk. Emeğin, doğanın, ezilenin yanında durduk.
15 Temmuz’un ardından ilan edilen OHAL koşullarında yayın hayatına başlayıp tehditlere, ekonomik ablukalara, siyasi baskılara rağmen dimdik ayakta kaldık.
Ortaya koyduğu yayın anlayışı ile iktidarın hedefi haline gelen TELE1’e 24 Ekim'de kayyım atandı. Genel Yayın Yönetmenimiz Merdan Yanardağ, akıl almaz bir suçlamayla tutuklandı,
Hukuk bir kez daha ayaklar altına alınarak, özgür basına bir darbe daha vuruldu.
Kayyım yönetiminin ilk işi, haber bültenimizi susturmak oldu.
Bu ülkede demokrasinin son ekranlarından biri olan TELE1’de artık yalnızca belgeseller yayınlanıyor.
Gazeteciliği onur sayan, Türkiiye’de halkın gerçeğe ulaşmasını savunan bir kanalın, “penguen medyası”na dönüştürülmesine izin vermeyeceğiz.
Bugüne kadar yaptığımız yayıncılığın dışında onurumuzu zedeleyecek bir yayın anlayışını asla kabul etmemiz mümkün değildir.
Dolayısıyla Kayyım iradesinin Tele1’e verdiği yeni yayıncılık anlayışını tanımıyoruz.
Bu karanlığı reddediyoruz.
Tele1’in ekran yüzleri, yöneticileri Tele1comtr yazarları ve kamera arkasında çalışan bazı arkadaşlarımızla birlikte, kayyım yönetimindeki TELE1’den ayrılıyoruz.
Biz susmayacağız.
Kalemimizi satmayacağız, kırmayacağız.
Boyun eğmeyeceğiz.
Gazeteciliği, halkın haber alma hakkını, özgürlüğü demokrasiyi savunmaya devam edeceğiz.
Bu süreçte yanımızda duran, sesini yükselten, kalbi bizimle atan herkese teşekkür ediyoruz.
Bizim yolumuz belli: teslim olmayacağız, Gerçeğin yanında dimdik durmaya devam edeceğiz.
Bu kadro Türkiye’nin demokrasi mücadelesine bulduğu her imkanla katkı sunmaya devam edecektir. ve inanıyoruz ki bu karanlığı dağıttığımızda TELE1 yayıncılık anlayışı yeniden doğacak, Bağımsız, özgür ve onurlu bir kanal olarak, kaldığı yerden, gerçeğin izinden devam edecektir.
Tele1'in kurucusu ve genel yayın yönetmenimiz Merdan Yanardağ'ın yanında ve arkasındayız. Ona da buradan saygı ve sevgilerimizi sunuyoruz. Bu, bir geri çekilme değil; bir direniş ilanıdır. Ya bir yol bulacağız ya da bir yol yapacağız
Saygılarımızla..
Sevgili Tele1 çalışanları,
Birlikte Türkiye basın tarihinin hiçbir zaman unutamayacağı büyük bir başarıya imza attık. Medyanın sermaye bileşeninin değiştiği, gazetecilerin ikinci plana atıldığı bir yayıncılık ortamında gazetecilerin kurduğu, yönettiği ve ürettigi Tele1’i büyük imkansızlıklara karşın engelleri tek tek aşarak geniş kitlelerle buluşturduk. Halktan yana cumhuriyetçi, aydınlanmacı ve toplumcu bir yayıncılığın mümkün olabileceğini gösterdik. Hiçbir güç odağı ve sermaye grubuna bağlı olmadan yayıncılık ve gazetecilik yapabileceğini kanıtladık.
Bir medya kuruluşunun bağımsız olabileceğini gösterdik. Sonra Tele1, Türkiye’nin en etkili ve en çok izlenen televizyon kanallarından biri haline geldi. Biz bu başarıyı sizlerin büyük özverisi ve birikimi; halkın, izleyicilerimizin ve dostlarımızın desteği ile gerçekleştirdik.
Bu yanıyla deyim uygunsa “mucize” yarattık.
Hepinize emekleriniz için,yol arkadaşlığınız için tek tek teşekkür ediyorum. Kalbimde özel bir yeriniz olduğunu bilmenizi istiyorum.
Emeklerinize, 9 yıllık birikimimiz 5. sınıf bir kumpasla el koyma yoluna gittiler. Bu girişim düşünce basın ve ifade özgürlüğüne ağır bir saldırıdır. Dahası kapitalizmin kurallarına ve ahlakına bile aykırı bir tertiptir. Çünkü değeri milyonlarca dolarla ölçülen Tele 1’e yönelik bu yağmalama girişiminin hiçbir zaman kabul etmeyeceğimi bilmenizi isterim. Bu tertip de bozulacak ve bu zulme boyun eğmeyeceğim.
Bundan sonra nasıl hareket edileceğini bütün arkadaşlarım kendi özgür iradeleri ile tek tek veya topluca kararlaştırsın. Ayrılanlar gibi kalacak olanların da kalbimdeki yeri değişmeyecektir. “İhanet”olmadığı sürece sorun yoktur, tek kabul edemeyeceğimiz bu olabilir.
Hiç kimsenin kuşkusu olmasın yeniden Tele1 gibi hatta Tele1’den daha büyük kurumlar yaratacağız ve yeniden birlikte olacağız hepinizi çok seviyorum, yolunuz açık olsun.
Cumhuriyetin 102. yıldönümünde cumhuriyetin kuruluş felsefesi ve başlangıç ilkeleri ağır saldırı altında. Cumhuriyeti tarihsel devrimci temelleri üzerinde tekrar inşa etme mücadelesi bütün yurtseverlerin temel görevidir. Biz de bu mücadeleyi yürüttüğümüz için Silivri zindanındayız. Zindanların duvarları yıkılacak. Eşitlik ve özgürlükler birleşerek sonsuza kadar yaşayacaktır. Yaşasın Cumhuriyet.
İktidar yeni ve fakat akıl dışı bir kumpasla beni ve Tele1'i susturmak için bu kez de casusluk soruşturması başlattılar. Bize yakışmayacak birkaç sıfat varsa eğer, bunların başında casusluk ve kendi halkına ihanet gelir. Yurtseverlik tıpkı devrimcilik gibi ilk gençlik yıllarımızdan itibaren bizim künyemize kazınmıştır. Bu kumpas 3. sınıf bile değil 5. sınıf bir kumpastır. Yalan ve iftira ile Tele1 ve beni susturmak istediler. Hile ve zorla Tele1'e el koyabilirler ama benim susacağımı ve boyun eğeceğimi sanıyorlarsa çok yanlıyorlar. Tele1 hem Türkiye’nin yolunu aydınlatıyor hem de medyaya ve topluma yön gösteriyordu. Devam eden bir oyunun parçası olmak yerine medyada siyasal ve entellektüel ortamda bir oyun kurucu idi. Bu nedenle susturmak istediler.
Halkı kin ve düşmanlığa tahrik dediler, terör propagandası iddiasında bulundular, dini duyguları aşağıladığımızı utanmazca ileri sürdüler. Tehdit ettiler, kanala para cezası kestiler, defalarca ekranı kararttılar olmadı. Tele1 yoluna devam etti. Oyun kurucu olmayı sürdürdü. Mevcut medya ortamında bir yıldız gibi parlaması nedeni buydu, bütün arkadaşlarımızın özverili çalışması gazetecilik ve entelektüel birikimi ile rotası belli, tavrı net, eğilip bükülmeyen bir medya kuruluşu oldu. Öncelikle çalışan arkadaşlarıma, Tele1 izleyicilerine ve bu süreçte bize destek veren aydınlara, sanatçılara, siyasetçilere ve değerli halkımıza çok teşekkür ediyorum.
Biz yolumuzdan devam edeceğiz. Bize destek vermeyi unutmayın. Çünkü bu karanlık ablukayı birlikte dağıtcağız.
Hayatımız boyunca emperyalizme ve siyonizme karşı mücadele ettik, bundan sonra da mücadele edeceğiz.
Suriye’de iktidarı ele geçiren bir grubun diğer Suriyeli toplulukların taleplerine kulağını tıkaması, Suriye’yi sadece kendinden ibaret bilmesi, dahası başkaca toplulukların taleplerini iç tehdit olarak değerlendirmesi Baasçı bir yönetim anlayışıdır.
Bu sorun üreten yönetim anlayışı yeni bir iç savaşa sebebiyet verirse kazanan yalnızca İsrail olur.
Zoraki birlik olmaz.
Zahiren olmuş gibi görünse de günün birinde patlar ve çatlar.
Tıpkı Esed döneminde olduğu gibi.
Kalıcı birlik, gönüllülük temelinde sağlanabilir ancak.
O da herkesin meşru taleplerinin kabulüyle mümkün olabilir.
Amerikan gemisi Türkiye’ye gelince kerhaneleri süsleyen, minarelere hoş geldin yazısı yazan, hayat kadınlarını sağlık kontrolünden geçiren, gemiye yönünü dönüp namaz kılan devletin yazarı Kürtlere soytarı diyor
Kıymetli Esenyurtlu Hemşehrilerim,
Aziz Milletim,
Cumhuriyetmizin 2. yüzyılına girdiğimiz ilk gün ne yazık ki bana, Esenyurt belediyemize ve doğal olarak Cumhuriyetimizin kurucusu Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelik bir operasyonla karşılaştık.
Benim üzerimden yapılan ve bir halkanın parçası olarak gördüğüm bu operasyon temelsiz ve asılsız iddialara dayanmaktadır. Bu vatana bir kamu görevlisi olarak, bir öğretim görevlisi olarak yıllarca hizmet ettim. Çok sayıda talebe yetiştirdim. Her zaman Türkiye Cumhuriyeti’nin müreffeh ve demokratik bir ülke olması için çaba harcadım. Harcamaya da devam edeceğim.
Bugün de Belediye Başkanı olarak belki de Türkiye’nin sorunları en büyük ilçesinin Belediye Başkanıyım. Esenyurt halkımızın sorunlarını çözen önemli ve büyük projelere kısa bir sürede imza attık. Yedi aylık çalışma tempomuzu, Esenyurt’a neler kattığımızı, halkçı, adil ve yatırımcı çalışmalarımızı yakında sizlerle paylaşacağız.
Hayatımın hiçbir döneminde terör faaliyetleri ya da bunlarla ilişkilendirilebilecek organizasyonlarla ilgim olmadı. Ben Cumhuriyetin akademisyeniyim. Kürt Sorunu’na dair ise her zaman görüşlerim ve çözüm önerilerim oldu bunları da gizli saklı değil, kitaplarla makalelerle kamuoyu ile paylaştım.
Benim cezaevine haksızca konulmamın ardından kendilerine gazeteci, araştırmacı, iletişimci vb. diyenlerin arkamdan uydurduğu iftiraları görüyorum. Bu ucuz yalanların hesabını hukuk önünde soracağımdan kimsenin şüphesi olmasın.
Mertlik önemlidir. İtibar cellatlığına soyunanlar, aşağılıkça açıklamalarda bulunanlar gördüğünüz gibi ben cezaevindeyken meydana çıkıyor. Çünkü mertlik ve insanlık bunların kapısından geçmemiştir. Ailelerinden bu terbiyeyi almamışlardır. O yüzden iftiralarının hesabını verecekler.
Son olarak, Esenyurt halkına onları çok özlediğimi ve tekrar eski günlerimize dönmek için heyecanlı olduğumu belirtmek isterim. Hiç merak etmeyin, bu günler geçecek. Hak, hukuk ve adalet kazanacak!
Prof. Dr Ahmet ÖZER
Esenyurt Belediye Başkanı
Hoş geldin 79. Yasım. Bir ömür onurlu bir kavga ve ihanetin ayak sesleri ile geçti. Ayağa kalkarsam anilarimin 2. Cildini bitirmeye çalisacagim. Hepinize sagliklar diliyorum.
Keşke zamanında dağa kaçırılarak tecavüz ve taciz edilen, teröristler tarafından öldürülen Kürt kızları için de ayaklansaydınız.
Belki de birçok genç kızın hayatını kurtarmış olurdunuz.
50 yaşındayım , Çerkez’im anne tarafım Ermeni ama Çerkez gibi büyütüldük bu da ayrı bir konu…
15-23 yaş arasında Devrimci bir harekette militanlık yaptım ve sonrasında hareketin Kürt ve Kürdistan’a bakışını eleştirdim ve örgütten ayrıldım.
Kürt özgürlük siyasetinin içinde yer aldım. Welat’ın temsilciliğini üstlendim ve tamamıyla bilinçli ve ideolojik bir tercihti.
90’lı beyaz renolu zamanlardı, kaçırıldım. Kaçıran ekip ise yeşilin ekibiydi! Olay hemde Kürdistan’da değil Türk metropolündeydi.
Ölümden döndüm! Ajanlığı dayattılar beni öldürün dedim! Seni yaşatmayız dediler. Olsun dedim ölüm bir gün gelecek dedim!
Ormanlık bir alanda canımı çok yaktılar.
O zamanlar Grup Yorumun eski solisti Ayşegül’ün yanında çalışıyordum fakat beni sadece solcu bir genç olarak biliyordu! Polisler onunla konuşmuşlar ve işimden de oldum!
Politik duruşumdan dolayı aynı şehirde yaşadığımız sol-devrimci dostlar korkudan selam vermeyi kestiler. Ben iyice Kürtlerin yanında yer aldıkça bu sol-devrimciler içindeki Kemalist-devletçi eğilimi birebir yaşadım.
Entelektüel tartışmalarda gördüm ki tek sarıldıkları nokta Kemalist ‘devrim’ ve ‘milli mücadelenin’ ne kadar anlamlı olduğu!
Daha o zamanlarda Kapitali grup olarak okuyor ve Marxist diyalektiği öğreniyorduk ama bu sol-devrimci tayfa(sonraki yıllarda çoğu ya CHP’ye ya da ajan perinçek saflarında yerlerini aldılar) okumaktan-analiz etmekten acizdi ve Kürt hareketine saldırıyor, hareketin gerici - milliyetçi olduğu savunuyorlardı.
Müslüm az bile söylemiş! Ben Türk aydınlarının-entelektüellerinin ne kadar korkak olduğunu da ekleyeyim. Beraber yoldaşlık yaptığım devrimci arkadaşların işkencede beni ihbar etmeleri sayesinde ne kadar zorluk yaşadığımı bir ben bilirim!
Neyse Müslüm @MuslumYucell gerçekten takdir ettiğim ve beğendiğim bir Kürt aydınıdır. Aynı @GunayAslan1 ağabey gibi aynı @chtmrvn gibi!
Kürt aydınlarına üstten ve sömürgeci zihniyetli bakışı bırakacaksınız!
Çünkü Kürtlere bir özür ve özgürlük borcunuz var!
🔴 ‘Devletçi Türk aydını’ tartışması: Müslüm Yücel’in Türk Entelektüeller...
▶️ https://t.co/OXB69roio3
Kürt yeraltı örgütü, geçen hafta Irak'ta Erbil'in doğusundaki Dukan Gölü bölgesindeki Türk ordusunun mevzi ve üslerine yönelik gerçekleştirdiği drone saldırıları ve roket atışlarının videosunu bu akşam yayınladı.
Kürt yeraltı örgütünün raporuna göre en az 10 Türk askeri
AĞZINA SAĞLIK KARDEŞİM
"Benim lafım bazı Kürt kardeşlerime diyor, yahu Türkleri sevmek niye bu kadar zorunuza gidiyor, siz ne biçim kürtsünüz? Bu bayrağı sevmek niye zorunuza gidiyor?
Bu bayrak ne kadar Türk'ün ise o kadar kürdündür, bu vatan ne kadar Türk'ün ise o kadar kürdündür. Açık söylüyorum Türklerle yaşamak da şereftir ölmekte."
Videoda konuşan kardeşimiz çok haklı, zira Kürtlerle Türklerin sorunu yok, 3.7 milyon evlilik var (1924 yılından beri) bu evliliklerden 2 çocuk olsa, anne baba 4 kişilik çekirdek aile kuruluyor. Dedeleri nineleriyle 8 kişilik çekirdek aile, birer tane dayı, teyze, hala, amca olsa, 12 kişilik çekirdek aile kuruluyor.
Yani doğan iki çocuğun 12 kişilik 1. Derecede akrabası oluyor. 3.7 milyon evlilik ile çarparsan yaklaşık 40 milyon akraba var. Hâla Türkler ile Kürtler evlenip çocuk yapıyor, iş ortaklıkları kuruluyor, komşuluk yapılıyor, arkadaşlık yapılıyor...
Geriye gidersek, Osmanlı'da kürtleşen Türkmen Oğuz adiretlerine Osmanlı kayıtları "Ekrad Türkmandır" diyordu. (Ekrad/Kürt demekti). 16. Yy dan itibaren Horasan üzerinden gelen 1500 civarında Türkmen Oğuz Aşiretinin büyük bir kısmının Osmanlı politikaları yüzünden kürtlestiğini de biliyoruz artık (Bakınız Kürtleşen Türkler, Kayıp Türkler, Oymaklar Aşiretler Boylar vb kitaplara). Yani Kürt denilem bir çok kişinin kökeni de Türkmen Oğuzdur, Avşardır, Halaç, Mukri, Bayat, Evya, Yıva, Beğdillidir....
O halde biraz sürekli "kürt sorunu" diye sayıklayanlara bakmak lazım, bunlar Kürt mü diye, yoksa CIA&Mossad devşirmesi ajan, kripto, Ermeni mi diye?!
Kürt sorunu yok ama ABD nin Sevr beklentisi var, Wilson ilkeleri var ..BOP projesi var .. uyanmak şart.