Şirketler maliyeti düşürmüyor; nakdi korumak adına kendi ana kolonlarını kesiyor.
Üst ve orta düzey yöneticiler için iş piyasası kilitlendi, hareket alanı ciddi şekilde daraldı.
Eskisi gibi gürültülü, davul zurna çalarak yapılan toplu işten çıkarmalar beklemeyin. Tazminat yükü ağır, hukuki riski yüksek, itibar maliyeti fazla.
Onun yerine sahada çok daha sinsi bir mekanizma çalışıyor: Sessiz tenkisat.
Alacak vadeleri 180 güne uzadı, ticari kredi muslukları kapandı. Patron masalarında tek gündem var: Sabit giderleri ne pahasına olursa olsun kesmek.
Fatura doğrudan Direktör ve GMY katmanına kesiliyor.
Süreç tıkır tıkır işliyor:
— Direktör gönderiliyor.
— Pozisyon donduruluyor, yerine transfer yapılmıyor.
— İş yükü aşağıdaki 2-3 uzmana yıkılıyor. Unvan aynı, maaş aynı, yük iki katı.
— Hatalar artıyor, tedarikçi ilişkileri bozuluyor, kalite düşüyor.
Şirket iş yürüyor sanırken ustalık bilgisi ve kurumsal hafıza sessizce yok oluyor.
Üstelik sahada resmi verilere yansımayan kırılmalar var:
Bir yanda borcunu ödemeyip "piyasa bozuk" bahanesiyle sahte konkordato psikolojisi yaratanlar…
Diğer yanda temerrüde düşmeden temerrüt davranışı sergileyip sorumluluğu yöneticinin üzerine yıkanlar…
Bir de günü kurtarmak için bilançoları süsleyip halka arz furyasına veya geçici borç yapılandırmalarına sığınanlar.
Sahadaki gerçek son derece net: Finansal makyajla yaratılan o can suyu, içerideki operasyonel enkazı ve liyakat erimesini örtmeye yetmiyor.
Piyasada stratejist dönemi bitti, uygulamacı dönemi başladı. Delegasyon yapan, rapor sunan kadrolar eleniyor. Sahaya inmeyen, pazarlığa oturmayan, tahsilat kovalamayan hiçbir yöneticinin garantisi yok.
Transfer piyasası dondu. Eskiden hisse opsiyonu, yan hak konuşan C-Level bugün "Yerimi koruyayım, risk almayayım" derdinde.
Hukukun arkasından dolanıp sahte konkordato ilan edenler, borcunu ödemeyip gri alanda yüzenler ve faturayı orta kademeye kesenler kısa vadede bilançoyu kurtardıklarını sanıyor.
Oysa tecrübeyi feda edip kurumsal hafızayı çöpe atan kurumlar, yarın piyasa azıcık nefes aldığında o masalarda oturtacak adam da bulamayacak, kaybettiği itibarı satın alacak bütçe de.
Çünkü bu piyasada para yeniden kazanılır, kaybolan bütçeler telafi edilir; ancak yitirilen güven, harcanan yetişmiş insan kaynağı ve yıkılan kurumsal itibar geri getirilemez.
Kayıt bu.
Hiç bir Yunanlı Türkiye'ye gelip Türk bayrağının önünde böyle gururla poz vermez
CHP'li Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Büşra Özdemir, Yunan adasına tatile gitmiş ve Yunan bayrağı önünde gururla poz vermiş.
Soran olursa "Atam olmasaydı Yunan olurduk" dersiniz..
Bu ülkede ne çok vatan haini var!
Muğla'daki bir kadın, gece yürürken gördüğü Türk bayrağını yakıyor.
Ama yakalanmış.
Bu nefret abidelerine bu vatanı dar etmek lazım.
Yalan söylediklerini biliyoruz,
Yalan söylediklerini biliyorlar,
Yalan söylediklerini bildiğimizi biliyorlar,
Yalan söylediklerini bildiğimizi bildiklerini biliyoruz.
Lakin, hala yalan söylüyorlar...
Deprem bölgesinde "Devlet yoktu" diyen vicdansızların gözüne girsin bu video!
Yorgunluk ve uykusuzluktan ayakta zor duran Mustafa Varank.
Unutmadık unutturmayacağız.
CHP'li Odunpazarı belediyesi 15 Temmuz pankartlarını kesti.
Öner Halis Demir kim diyen şrfsiz
Anan, bacın, karın, kızın Fetonun sermayesi olmasın diye 40 mermi yiyen babayiğitin adıdır Ömer Halis Demir...
Bundan 10 yıl önce hain darbe girişimi, Muhterem Cumhurbaşkanımız @RTErdogan’ın liderliğinde, milletimizin vatanına, ülkesine, devletine ve istiklaline sahip çıktığı destansı mücadelesiyle bertaraf edildi.
O karanlık geceyi aydınlığa kavuşturan milletimizin sarsılmaz iradesi, bugün de devletimizin en büyük gücü, bağımsızlığımızın en güçlü teminatıdır.
��çişleri Bakanlığı olarak; ülkemizin huzuru, güvenliği ve demokrasimizin bekası için aynı ruh ve inançla görevimizin başındayız. Ülkemize kasteden hiçbir ihanet şebekesine bu topraklarda asla geçit vermeyeceğiz.
15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü'nün 10. yıl dönümünde; vatan, bayrak ve mukaddesat uğruna gözünü kırpmadan şehadete yürüyen kahramanlarımızı rahmetle yâd ediyor, gazilerimize minnet ve şükranlarımı sunuyorum.
#ZaferBizim 🇹🇷
#15Temmuz
Akdeniz’de, özellikle Kıbrıs Adası’nda bir fitne ateşinin yakılmak istendiğini görüyoruz; bu gelişmeleri yakından takip ediyoruz.
Çok açık söylüyorum:
Eğer Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin ve Kıbrıs Türkü’nün hak ve hukukuna kastedilirse cevabımız çok net olur, çok da sert olur.
“
İtalya’da, 'etinden, sütünden, derisinden, bkundan faydalandığı büyük baş besi çiftliği //
Türkiye’de hiç bir faydası olmadığı halde milyonlarca lira harcadıkları başıboş köpek çiftliği 🤦🏻♀️
Türkiye'den;
Bugüne kadar duyduğum
en isabetli gelecek öngörüsü.
Ayakları yere basan, doğru bir zeminden beslenen, dünyanın yarınlarını özetleyen, herkese istikamet gösteren güçlü cümleler...
Hep başkalarından duyardık bu tür cümleleri. Artık kendi cümlelerimiz dünyada yankılanır oldu.
Burada devletlere de bireylere de bir yol haritası dunuluyor.
Selçuk Bayraktar:
"Bağımsızlığımızı tehdit eden en büyük unsur, sınırlarımıza yığılan konvansiyonel ordular değildir.
Tedarik zincirlerimize, veri merkezlerimize ve cebimizdeki cihazlara sızan 'Teknokapitalist Küresel Tahakkümdür.
Bu tahakküm, geçmişin diktatörlükleri gibi kaba kuvvetle de gelmiyor.
Milyarlarca insanı uyuşturucu gibi müptela kılan bir sistemle, "Gönüllü bir esaret" olarak hayatımıza giriyor.
Sadece makinelerin insanı taklit etmesinden bahsetmiyorum, insanların hızla makineleştiği karanlık bir çağa doğru yol alıyoruz.
Harezmi de, İbn-i Sina da, Newton da, Einstein da hepimizin sahip olduğu o aynı mucizevi insan beynine sahipti; teravatlarca enerji tüketen ruhsuz bir veri merkezine değil.
Yaklaşan kuantum çağının tehditlerine karşı kalkanlarımızı bugünden örmeli, iletişim ağlarımızı Kuantum-Dirençli şifreleme algoritmalarıyla donatarak, küresel tekellerin sızamayacağı otonom ve milli mimariler inşa etmeliyiz.
Bu kuşak; kendi göbeğini kendi kesen, 'Biz en iyisini yapabiliriz' diyen, zihinsel prangaları parçalamış, asil bir hürriyet kuşağıdır.
Hakikat şudur ki; istikbalin anahtarı başkalarının yazdığı karanlık satırlarda değil, alemlerin mimarının kalbimize nakşettiği irademizde ve 'bir' olmanın muazzam sırrındadır."
Çocuklara sırtlarını dönecek kadar yüzsüz;
Ama hırsızlara, arsızlara, sevgililerinin maaşını milletin parasından ödetenlere, para kuleleri dikenlere bağırlarını açacak kadar ahlaksızlar.
Camiye giden rahatsız.
Camiye gitmeyen ise “camide kedi olsun” diyor.
Terslik burada başlıyor.
Cami tertemiz olsa bile, o görüntüler zihinlere bir kez düşüyor.
Hafıza kirleniyor, gönül soğuyor, adım geri çekiliyor.
Mesele kedi köpek değil.
Mesele, mabedin adabı.
Şimdi açık soralım:
Neden bu konu sürekli köpürtülüyor?
Neden “camide hayvan” söylemi bu kadar yayılıyor?
Gerçekten sadece masum bir hayvan sevgisi mi?
Yoksa fark ettirmeden sınırlar mı gevşetiliyor?
Çünkü her şey küçük bir kabulle başlar.
Sonra hassasiyetler aşınır.
Unutma:
Temizlik imandandır.
Cami, sıradan bir mekân değil; emanettir.
Ve emanet, hassasiyet ister.
#cami #mescid #temiz
#CamilerimizeSahipÇıkalım #MabetNezafeti #Temizlikİmandandır #CamiAdabı