2026 FIFA Dünya Kupası’nda şampiyonluğa ulaşan İspanya millî takımını yürekten tebrik ediyor; dost İspanya halkına ülkem ve milletim adına selamlarımı, muhabbetlerimi iletiyorum. 🇹🇷🇪🇸
Allah’ın izniyle Cumhur İttifakı güçlü olduğu müddetçe Türkiye artık karanlık dönemler yaşamayacak.
15 Temmuz ruhu, Yenikapı ruhu diri olduğu sürece evelallah Türkiye’nin yolunu kimse kesemeyecek.
Birlik ve beraberliğine sahip çıktığı sürece kimse bu milletin iradesine zincir vuramayacak.
İnşallah bundan sonra demokrasimiz asla ve asla kesintiye uğramayacak.
Demokrasimize kastedenler; millî iradeye, Gazi Meclisimize, seçilmiş hükûmete kastedenler bundan sonra sanık sandalyesine oturacağını bilecek, bu millete kötülük yapmayı aklından bile geçiremeyecek.
Bugün, UNESCO tarafından bizim de çağrımızla ilan edilen 15 Aralık Dünya Türk Dili Ailesi Günü’nü idrak ediyoruz.
Türk dünyasının ve yeryüzünün farklı köşelerinde aynı dili konuştuğumuz, aynı hayali kurduğumuz tüm kardeşlerimizin Türk Dili Ailesi Günü’nü tebrik ediyorum.
Şehir hayatının sıkıntıları ve zorluklarıyla birlikte ailenin omuzlarına binen yük de artmaktadır.
Bu yükün sağlıklı bir şekilde taşınabilmesi için kadın ile erkek arasındaki rol dağılımının adaletli yapılması şarttır.
Kadınların çalışma hayatında daha fazla yer aldığı bir tabloda eski alışkanlıkların, eski davranış kalıplarının aynen devam etmesi beklenemez.
Bilhassa çocukların eğitimi ve yetiştirilmesinde annenin yanı sıra babalara da önemli sorumluluklar düştüğüne inanıyorum.
Dijital dünyadan doğan tehditler günden güne artarken çocuklara kol kanat germek sadece annelerin değil, babaların da birincil görevidir.
Bu konuda geçen hafta yaptığım çağrıyı bugün tekrarlıyorum:
Hayatı paylaştığımız eşlerimize daha fazla destek olmamız gerekiyor.
Evlat sahibi tüm babalarımızdan eşlerine daha fazla yardımcı olmalarını, özellikle çocuklarının eğitimi ve yetiştirilmesi noktasında daha fazla yük almalarını, ellerini taşın altına daha fazla koymalarını istirham ediyorum.
Sadece şu verilere bakmak bile çoğu zaman karşıdan esen rüzgârlara rağmen Türkiye’nin katettiği mesafeyi görmeye kâfidir.
Ekonomide 23 senede yıllık ortalama %5,4 oranında büyüme kaydettik.
2002’de millî gelirimiz 238 milyar dolardı, biz bunu 2024 yılında 1,5 trilyon dolar sınırına getirdik.
Kişi başına düşen millî gelirimiz 3 bin 608 dolarken 2024 yılında 14 bin 751 dolara yükseldi, 2025 yılı ikinci çeyreğinde 17 bin dolara yaklaştı.
Merkez Bankası rezervimiz 27 milyar dolardı, hamdolsun şimdi 185 milyar dolar seviyesinde.
36 milyar dolar olan ihracatımız 270 milyar doları aşmış durumda.
İşsizlik oranımız tam 29 aydır tek haneli oranlarda seyrediyor.
Ekonominin farklı başlıklarında bu başarılara imza atarken aynı zamanda deprem bölgemiz için 90 milyar dolar civarında harcama yaptık.
Bunlar yalnızca birer başlangıç.
Önceki ay yürürlüğe giren Orta Vadeli Program’ın rehberliğinde, gelecek 3 yıl içinde inşallah çok daha önemli başarılara imza atacağız.
Hepimizi sıkıntıya sokan hayat pahalılığı meselesini mutlaka çözeceğiz.
Bir dönem toplu iğne dahi üretemeyen bir ülkeyi dünyanın en büyük 17’nci, Avrupa’nın en büyük 7’nci ekonomisi haline getirdik.
Savunma sanayisinde bir zamanlar %80 oranında dışa bağımlı olan Türkiye, bugün bu alanda dünyanın imrenerek takip ettiği bir seviyeye yükseldi.
Sadece ekonomide değil, demokraside de zihniyet dönüşümü gerçekleştirdik.
1940’lardan itibaren siyasete musallat olan faşizan zihniyet yerine millî iradenin gerçek manada egemen olduğu yönetim modelini ülkemize kazandırdık.
Şunu büyük bir gururla ifade etmek istiyorum:
Bugün Türkiye emin, ehil, dürüst, çalışkan kadroların riyasetinde her alanda son asrın en başarılı, hizmet ve eser noktasında en üretken yıllarını yaşıyor.
İnşallah hiç kimsenin, dâhilî ve haricî hiçbir bedhahın, emperyalistlere taşeronluk yapan hiçbir odağın bu kutlu yürüyüşe ket vurmasına izin vermeyeceğiz.
Dün ana muhalefet partisi genel başkanının hezeyanlarını hem kendi partisi hem de ülkemiz siyaseti adına inanın hicap duyarak takip ettim.
Konuşan Türkiye’nin ikinci büyük partisinin genel başkanı mı, yoksa ayarları bozulmuş hakaret otomatı mı, maalesef belli değil.
Türkiye böyle bir siyasi üslubu, böyle bir çiğliği asla hak etmiyor.
Öte yandan şunu da hepimiz çok iyi biliyoruz:
Zihin fukara olunca akıl ukala olur, dilin de freni boşalırmış.
Ortada, bakın gerçekten üzülerek söylüyorum, zihni ile dili arasındaki bağ tamamen kopmuş, ağzından çıkanı kulağı duymayan zavallı bir şahıs var.
Bu zat günaşırı söylediği yalanlarla, önüne gelene attığı iftiralarla, meydanlarda savurduğu hakaretlerle giderek saldırgan hale geliyor.
Yerel yönetimleri ahtapot misali saran suç örgütünün yolsuzlukları ortaya döküldükçe bu zat da panikliyor, çirkinleşiyor, kontrolü iyice kaybediyor.
Biz elbette günden güne daha da seviyesiz ve sevimsiz bir hal alan bu dile, siyaseti enfekte eden bu zehirli söylemlere milletimizi mahkûm etmeyiz.
Dün zaten hem Genel Başkan Vekilimiz ve Parti Sözcümüz hem de diğer arkadaşlarım bu zata hak ettiği cevabı onun düzeyine inmeden verdiler.
Kendisine tavsiyem; biz az söyledik, o çok anlasın.
Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, bulunduğu her yerde barışı, dayanışmayı ve kardeşliği savunmaya devam edecek.
Türk bayrağı, dalgalandığı bütün coğrafyalarda tarih boyunca olduğu gibi daha nice seneler dostlarına güven vermeyi sürdürecek.
23 yılda yaptıklarımızı bir çırpıda saymak mümkün değil. Yollar, köprüler, tüneller, konutlar, okullar, hastaneler, savunma sanayisi eserleri…
Bunların hepsi dünyalıktır, inşallah daha iyileri de yapılır.
Ancak biz öyle bir iş yaptık ki asırlar boyunca etkisini sürdürecek.
1945 yılında her yanı enkaz olan Almanya toparlanırken, iki atom bombası atılmış Japonya ayağa kalkarken, Fransa, İtalya savaşın yaralarını sararken Türkiye 52 yıl boyunca yerinde saydı.
1950-2002 arasındaki o 52 yılda Türkiye çok ağır badireler atlattı, çok ağır bedeller ödedi.
52 yılda Türkiye’de 39 hükûmet kuruldu. Bu, 52 yılda Türkiye’de ortalama her 16 ayda bir hükûmet değişmiş demek.
Hükûmetlerin ömrünün ortalama 16 ay olduğu bir ortamda yol yapamazsınız, okul açamazsınız, hastane inşa edemezsiniz, konut üretemezsiniz; tankın, topun, füzenin, uçağın, millî savaş gemisinin hayalini bile kuramazsınız.
Şimdi bize “tabii ki yapacaksınız, bu sizin göreviniz” diyorlar.
Elbette görevimiz, elbette yapacağız ama lütfen bir sorgulayın…
102 yaşındaki Cumhuriyet Halk Partisi kimi zaman seçimsiz, kimi zaman darbeyle, kimi zaman koalisyon ortağı olarak hükûmetteydi. Kendisi iktidarda olmadığında fikirleri iktidardaydı. Acaba şu ülkede dikili bir taşları var mı?
Sevgili gençler…
Büyüklerinize sorun, belgeselleri izleyin,
açın arşivden o dönemin gazetelerini okuyun; anarşi, terör, huzursuzluk, belirsizlik, karamsarlık, umutsuzluk dışında hiçbir şey göremeyeceksiniz.
AK Parti’nin daha 15 ay önce kurulmuş olmasına rağmen 3 Kasım seçimlerinde %36 oy oranına ulaşabilmesi, esasen bir isyanın, bir itirazın, bir çığlığın, büyük bir değişim talebinin tezahürüdür.
AK Parti’nin tek başına iktidara gelmesi, açıkçası bir halk devrimi olmuştur. 23 yıl boyunca biz 3 Kasım devrimine sadakatle bağlı kaldık.
23 yıldır her seçimde kazanıyorsak işte bu, 3 Kasım seçim sonuçlarına olan sadakatimizin bir neticesidir.
Yeterli mi? Elbette değil. Daha yapacak çok işimiz var…
Cumhuriyetimizin 102’nci yaşını tebrik eden, ülkemize güzel temennilerini ileten tüm ülkelere ve uluslararası kuruluşlara milletim adına teşekkür ediyorum.
Kıbrıs Türk halkına, dünyanın dört bir yanındaki Türk diasporası mensuplarına, gönül coğrafyamızdaki kardeşlerimize, tüm dost ve müttefiklerimize selamlarımı, sevgilerimi gönderiyorum.
İstiklal ve istikbal uğrunda çekilen çileler, tarihimizin yeni bir sayfası olan Türkiye Cumhuriyeti’nin doğumunu müjdelemiştir.
Türkiye Cumhuriyeti, devamlılık ilkesine dayalı kadim devlet geleneğimizin en son halkasıdır.
Bundan 102 sene evvel ilan edilen Cumhuriyetimiz, “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir.” ilkesiyle de aynı zamanda millî iradenin şahlanışıdır.
Cumhuriyetin mütemmim cüzü demokrasidir.
Cumhuriyeti cumhurla ve demokrasiyle taçlandırma yolculuğu tek parti yıllarında ve darbe dönemlerinde kesintiye uğramış olsa da bir şekilde bu engelleri aşarak bugünlere gelmeyi başarmıştır.
Bu mücadele aynı azim ve kararlılıkla hâlen devam etmektedir.
Türkiye’yi ve Türk demokrasisini güçlendirme davamızda son 23 yıldır en önemli dayanağımız, milletimizin sarsılmaz iradesidir.
İnşallah bu irademiz sapasağlam ayakta olduğu sürece, bu millet binlerce yıldır olduğu gibi birbiriyle muhabbetle kucaklaştığı müddetçe Türkiye’nin kutlu yolculuğunun önünü kesebilecek hiçbir dâhilî ve haricî odak yoktur.
Cumhuriyeti salonlara ve gardıroplara indirgemeye çalışan slogan cumhuriyetçilerine aldırmadan Cumhuriyete asıl hizmetin eser ve hizmetle olacağını 81 vilayetimize kazandırdığımız devasa yatırımlarla ortaya koyuyoruz.
Asırlar boyunca ila-yi kelimetullah davasının sancaktarlığını yapmış; barışın, huzurun, iyiliğin ve adaletin hamiliğini üstlenmiş bir millet olarak bugün de aynı hassasiyetle hareket ediyoruz.
Dostlarımızı en zor zamanlarında yalnız bırakmıyor, dünyanın neresinde olursa olsun mazlumların imdadına koşuyoruz.
Savaş ve çatışmaların sona erdirilmesinden insani kriz ve afet bölgelerindeki yardım çalışmalarına kadar kurumlarımızla, kadrolarımızla hem sahada hem de masada güçlü bir varlık gösteriyoruz.
102 yıllık Cumhuriyet tecrübemizin ışığında tüm bu başarıları inşallah çok daha yüksek seviyelere çıkartacağız.
Terör tehdidinin tamamen sıfırlandığı, her metrekaresinde güvenliğin ve huzurun en üst seviyede egemen olduğu bir Türkiye’yi inşallah sabırla, azimle, sağduyu ve soğukkanlılıkla inşa etmekte kararlıyız.
Birbirimize her zamankinden daha sıkı kenetlenerek, kardeşliğimizi perçinleyerek, özellikle farklılıklar yerine müşterek noktalara odaklanarak bu hedefimize hep beraber vasıl olacağız.
Millet olarak birlikte kurduğumuz ve tam 102 yıl boyunca yine birlikte yaşattığımız Cumhuriyetimizi 86 milyon el ele, gönül gönüle vererek daha da yüceltmek için çalışmaya inşallah devam edeceğiz.
Bugün ilk teslimini yaptığımız Altay tanklarımızın Peygamber Ocağı kahraman ordumuzun güç ve caydırıcılığına katkı yapmasını temenni ediyorum. Hayırlı, uğurlu olsun.
Birlik içinde, beraberlik içinde, kardeşlik hukuku çerçevesinde kendimizi daima yenileyerek, bünyemizi güçlendirerek, varsa hatamız, eksiğimiz, yanlışımız bunları gidererek durmak yok, yola devam diyoruz.