Yaşayan gerçekliğin sembollere indirgenmesi, trajediyi romantize ederek eylemi felç eder.
Bu pasifleşme süreci, aslında mevcut zulmün zımni rızasına dönüşür.
Guy Debord 'Gösteri Toplumu'nda;
"Gerçek olan her şeyin temsile (sembole) dönüştüğü bir dünyada, eylem ölür" der.
Niyet ne kadar iyi olursa olsun sonuç acı olur.
Kız öleli tam 1 yıl olmus ama telefonunun şifresini açabilmek için daha bugun uzman görevlendirmisler. Demek ki babası üstünde durmasa intihar deyip kapanacaktı dosya.
Biz kadınların dirisi de sahipsiz,
ölüsü de. #rojinicinadalet
Adalet yalnızca mahkeme salonlarında değil; kalplerde, vicdanlarda, tribünlerde ve sahalarda da aranır.
Yarın sahaya sadece galibiyet amacıyla değil, Rojin için adalet çağrısını yinelemek üzere çıkıyoruz.
Bu mücadele; adalet arayan kadınların, sesini duyurmak isteyen gençlerin ve vicdan sahibi herkesin ortak mücadelesidir.
Biz inanıyoruz ki; dayanışma büyüdükçe adalet de güçlenir.
Tüm taraftarlarımızı; Rojin’in sesi, adaletin yankısı olmak üzere tribünlere davet ediyoruz.
📢 15 Ekim Çarşamba (Yarın)
🆚 Hakkarigücü Spor
⏱ 12:00
🏟 Şılbe 1 Nolu Çim Saha
#RojinİçinAdalet
Kadınlar, 1 yıl önce şüpheli şekilde hayatını kaybeden ve vücudunda 2 erkeğin DNA’sına rastlanan Rojin Kabaiş için açıklama yaptı:
“ATK 1 yıl boyunca sustu, raporu mücadelemizle açıklattık.
2 erkeğin kim olduğu derhal açıklansın, katiller yargılansın.”
kadınların neden feminist kafa yapısına evrildiği, neden ekonomik özgürlüğe bu kadar takıntılı olduğu gibi basit sorulara bile cevap verebilecek sosyolojik inceleme konusu olmuş video
Van'da kaybolduktan 18 gün sonra cansız bedenine ulaşılan Rojin Kabaiş'in otopsisinde "2 farklı erkeğe ait" DNA tespit edildi. (Solcu Gazete)
Unutmayın! Rojin sizin de kızınız olabilirdi. Bir arpa boyu yol alınamadı. Acılı babanın sesi olmak zorundayız.
En az 1 tweet de olsa yazalım:
#RojineNeOldu
Bu ninenin ismi Geyik Oran. Kendisi PKK'nın üst düzey isimlerinden Bese Hozat'ın anası. İsmi size tuhaf geldi değil mi? Geyik diye isim mi olur aq diyorsunuz içinizden.
Normalde ninenin ismi Xezal. Kürtçede yanlış bilmiyorsam ceylan, karaca gibi anlamlara sahip. Kemalist terörün istisnasız herkesi Türk yapmaya çalıştığı bir dönemde dünyaya geldiği için, nüfusa kaydettirilirken adını Xezal şeklinde resmî evraka geçirememişler. Nüfus memuru olacak deyyus-u ekber, tutmuş Xezal'ı "Geyik" yapıp Türkçeleştirmiş. Ceylan meylan da yapmamış, sırf inadına geyik yapmış. Bu sayede ülkeyi kurtardığını, onun bölünmez bütünlüğünü koruduğunu falan düşünmüş olmalı.
Tunceli'nin bir dağ köyünde doğuyorsunuz. Sizi o kadar sıkıntı ve meşakkat içinde karnında taşıyıp doğuran ananız size istediği ismi koyamıyor. Bunun adına dense dense Faşizm denir. Artık bunları konuşmak, açıkça ifade etmek durumundayız.
Kemalist diktanın zorla dayattığı tek tipçi, tepeden inme ve başka fikirlere asla yaşam hakkı tanımayan doktrini bu ülkede bir asırdır kanayan yaralar açmış ve ülke üzerinde emelleri olan yabancı güç odaklarına da bu yaraları dilediği gibi kaşıyıp daha beter kanatma fırsatı vermiştir. Bu yaralar kapansın isteniyorsa, hesaplaşılması gereken Kemalizmdir. Bütün o baskıcı, diktatöryel, hayat hakkı tanımayan, Kuzey Kore fışkırması inanç ve ritüelleriyle beraber Kemalizm tarihin mezarlığına gömülmelidir.
İmparatorluklar mezarlığı olan, devlet geleneği Julius Caesar ve hatta daha öncesine kadar uzanan bu kadim toprakların ruhu ulus devlet denilen o tek tipçi ucubeye uygun değildir. Bu gömlek bu bedene olmaz. Bugüne kadar olmadı, bugün de olmuyor, bundan sonra da olmayacak.
Kimse çocuğunun ismini Xezal koydu diye bu ülke yıkılmaz. Eğer bu kadar basit bir sebepten yıkılıyorsa zaten şimdiye kadar çoktan yıkılır giderdi. -SON-
Biz burada Sırrı Süreyya Önder’i sadece sevmiyoruz.
Mesele bu değil.
Bu bir övgü değil, bir yas.
Ama kusursuz olduğu için değil;
bedel ödemiş bir inancın, bir inadın, bir duruşun yası.
Ve bu ilk kez yaşadığımız bir şey değil.
Hrant Dink, Tahir Elçi…
Barışa iman edenlerin ardından defalarca yıkıldık.
Bugün de aynı yerdeyiz:
Adalet için yürüyenlerin, hakikatin peşinden gidenlerin yanındayız.
Çünkü biz şahidiz.
Hem acıya, hem unutuşun organize edilişine.
Bu kaybın bu ülkeye ne ifade ettiğini çok iyi biliyoruz.
Barışın bedeli hep mazluma ödettirildi.
Ve biz bugün vicdanın ve ahlakın tarafındayız.
Bunca hoyratlık arasında,
iyi olanı özlüyoruz.
Ve onunla birlikte açılan boşluğu
hiçbir şeyin dolduramayacağını bilerek
bu yası taşıyoruz
Sırrı Süreyya Önder’in cenazesi ruzi mahşer gibiydi.
Sırrı Ağabey’in cenazesi, Hrant’tan, Tahir Elçi’den sonra gördüğüm- bildiğim en kalabalık cenazeydi.
Çok ağladık. Çok üzüldük.
Ama inanıyorum, her şey onun istediği gibi oldu.
Ama protokol kısmı…
Anlatılmaz, yaşanır. O bambaşka bir hikâye.
Parti temsilcileri koruma ordularıyla geldi.
Kendi aralarında çocuk gibi kavga ettiler.
“Çekilin lan!”lar, dirsekler, itiş kakışlar havada uçuştu.
Biz arkadan izliyorduk.
Ve bir noktada gerçekten bağırdık:
“Çocuklar! Burası oyun alanınız değil!”
Sonra… en komik, en acayip an geldi.
Senin arkasında saf tutulmasını istediğin,
“Gezi imamı” dedikleri İhsan Eliaçık’ın arkasında,
yıllarca onu mürted, dinsiz, şovmen ilan eden o protokol,
ciddiyetle saf tuttu.
Yemin ederim, yukarıdan kıkır kıkır güldüğüne eminim.
Bu senin son şakandı.
Ve çok iyiydi.
Bir kaşık suda boğmak isteyeceğimiz protokol dibimizdeydi. (Hani seni,bizi terörist ilan edenler! Hapse atanlar, sürgün edenler …)
Ama boğamadık.
Çünkü Sırrı’nın hatırı vardı.
Senin hatırın, öfkemizden daha ağır bastı.
Hadi, yine yaptın yapacağını.
Siyasetle uğraşıp bu kadar sevilmek kolay değil.
Şüphe etmeden “ hakkımız helal olsun” dedirtmek kolay değil.
Kimse senin barışa olan inancından, imanından şüphe etmedi.
Acayip bir gündü gerçekten.
Demem o ki:
İyiliğiyle, eksikleriyle, öfkesiyle, sevgisiyle, inadına barışıyla…
çok değerli bir insanı kaybettik.
Bu kadar ağıt, bu kadar zılgıt boşuna değildi.
Sana borçluyuz. Barışı borçluyuz.
kızın Ceren’e barışı borçluyuz.
Keşke daha fazla zamanın olsaydı.
Çok zamansız bir ölüm oldu.
Ve biz şahidiz.
Biz senden razıyız.
Allah senden razı olsun.