Yaklaşık iki asırlık tarihiyle Üsküdar’ın siluetine zarafet katan bir ecdat yadigârı; Defterdar Tahir Efendi (Harem) Camii…🕌
✅ Üsküdar Selimiye’de bulunan
Defterdar Tahir Efendi Camii, 1826 yılında Mehmed Tahir Efendi tarafından yaptırılmıştır.
✅ Harem Camii olarak da bilinen yapının yerinde 1710 yılında yaptırılan Mescid-i Şerif Camii olduğu, zamanla yapısal olarak bozulan caminin yerine Tahir Efendi Camii inşa edildiği rivayet edilmiştir.
✅ Cami, kare planlı, düz çatılıdır, iki sıra tuğla ve bir sıra kesme taştan yapılan cami, tek tuğla minareli ve tek şerefelidir.
Hayırlı Cumalar İstanbul.
@gul_davut
📍 Defterdar Tahir Efendi (Harem) Camii, Üsküdar
İSMAİLAĞA İLİM VE HİZMET VAKFI'NDAN KAMUOYUNA DUYURU
■ 1- Ehli sünnet usûl ve akaidinin merkezde oluşu...
■ 2- "Evliyanın insanları kabirden yönettiği" şeklindeki batıl inançların reddi...
■ 3- (Ebubekir Sifil @EbubekirSifil ve Seyda Feyzullah Konyevi @SeydaMFKonyevi gibi) ehli sünneti müdafaa eden hocalara teşekkür...
■ 4- Tasavvuf ehline özel konuların halk önünde tefrika/kavga sebebi olacak şekilde açılıp tartışılmasının sıkıntıları...
■ 5- Şahsi ihtiraslar için ehli sünnet akaidinin ve sünnî tasavvufun esaslarının bozulup tahrif edilmesi tehlikesine karşı uyarı...
...
Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılması tartışmaları üzerine yazdım: 👇🏼
📌'Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılması ne mütekabiliyet konusu ne de pazarlık konusu olabilir; bu ülkenin kendi vatandaşlarına karşı yarım asırdır geciktirdiği bir adalet borcudur.'
https://t.co/GDpgzl7Rzb
Müslüman olmak, Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılmasına karşı çıkmanın değil, açılmasını istemenin en güçlü gerekçesidir.
"Dinde zorlama yoktur."
Başkasının inancını korumak hoşgörü değil, inancımızın gereğidir.
Neden mi? 👇
ARAMIZDA KALSIN
- Ödevini niye yapmadın oğlum?
- Yapmadım işte hocam. Dümdüz yapmadım.
- Niye fısıldıyorsun oğlum? Doğru dürüst konuşsana.
- Ödev öğrenciyle hoca arasındadır. Ulu orta konuşmaya gerek yok hocam. Aramızda kalabilir yani.
- Ha, anladım. Arkadaşlarına mahcup olmak istemediğin için kısık sesle konuşuyorsun.
- Yoo, ne alaka? Ben niye mahcup olacakmışım? Asıl ödev yaptığını anlatıp duranlar mahcup olsun.
- Nasıl yani?
- Teneffüste her türlü naneyi yiyorlar, derse girince "Ödevimi yaptım" diye caka satıyorlar. Bu şekilcilik midemi bulandırıyor hocam. Eğitimin içini boşalttılar resmen. Beni okuldan ve derslerden soğuttular.
- Bir dakika ya! Sen şimdi ödevi yapmadığın için suçluluk mu hissediyorsun gurur mu? Anlayamadım ben. Tamam, ödevini ihmal etmiş olabilirsin. Ama başının biraz önde olması gerekmiyor mu oğlum bu durumda? Hani biraz mahcubiyet falan…
- Hayır! Ne münasebet! Ben niye mahcup olacağım? Dürüstçe ödevimi yapmadığımı söylüyorum işte. Gösteriş için ödev yapanlara bakıp beni kınamayın hocam! Benim defterim temiz.
- Evet oğlum, defterin tertemiz maşallah. Bir cümle bile yazmamışsın. Ben de sana tertemiz bir sıfır veriyorum.
- Karneye yansıyacak mı hocam?
- Her türlü.
- Nasıl yani? Rüşvet yiyenler, kul hakkına girenler, çakarlı araçla emniyet şeridine dalanlar varken ben sırf bir ödevi yapmadım diye sıfır alıyorum öyle mi? Bravo hocam. Size bir şey demiyorum!
- Oğlum, arabanda çakar yok diye ben niye sana yapmadığın ödevden tam puan vereyim? İyi misin sen? Bu kadar konuşacağına oturup ödevini yapsaydın ya!
- Ben ödeve inanmıyorum hocam.
- E baştan söylesene şunu. Okula inanıyor musun peki?
- Okula inanıyorum ama ödev, karne, diploma falan bence gereksiz. Bu iş gönül işidir hocam. Zorlamayla olmaz!
- Madem ödeve, karneye inanmıyorsun, bu okulda işin ne evladım? Yırt öğrenci kartını, sildir kaydını, istediğini yap sonra. Sen mezuniyetten sonraki hayata da inanmıyorsundur şimdi?
- Ne münasebet! İnanıyorum tabii ki! Elhamdülillah öğrenciyim ben hocam. Benim dedem ödevlerini hiç aksatmazdı. Ama siyasal eğitim beni dersten, ödevden soğuttu. Çakarlı arabalar, adam kayırmalar, taciz olayları falan...
- Ee? Ne yapacağız şimdi yani?
- Onlara sıfır verin, beni geçirin.
- Tövbe estağfurullah ya! Oğlum sen bana imtihan mısın?
- Evet hocam. Sadece size değil bütün ülkeye imtihanım ben. Ama aramızda kalsın.
"Ekmeği elinden alınmak istenen bir Özşen Maden işçisinin eşiyim.
Sırf mutfağımızda aş kaynasın, elimize üç beş kuruş para geçsin diye evimdeki eşyaları, çocuklarımın gözü gibi baktığı oyuncakları satıyorum.
Bir annenin, çocuklarının oyuncaklarını satmak zorunda kalmasının acısını tarif edecek kelime yok."
@bagimsizmadenis
This was HEARTBREAKING
Dr. Tanya Haj-Hassan, who volunteered in Gaza, exposed Israel:
"I held a lifeless child in my arms. There was no equipment to save him. This is not a war; it is a massacre of the innocent."
Kassam Tugayları sözcüsü Ebu Ubeyde dün yaptığı açıklamada içinde ülkemiz Türkiye’nin de bulunduğu garantör ülkelere çağrı yaparak: “Garantörler, arabulucular, siz neredesiniz? Rolünüz nerede, garantilerimiz nerede?” dedi. Türkiye, Katar ve Mısır garantörlüklerinin gereğini yerine getirip ateşkese rağmen süren Gazze’deki katliamı engellemeliler.
Düşünebiliyor musunuz ? 60 tonluk bir güzellik. Kaşalot (Physeter macrocephalus), ispermeçet balinası, dünyadaki en büyük dişli memelidir ve okyanusların en etkileyici avcılarından biri ve Doğu Akdeniz ülkemiz sularında yaşıyor. Yoğun gemi trafiği onların akustik haberleşmelerine engel olabiliyor ve en az 14 ay süren anne ve yavrunun birlikteliği, yavrunun sütle beslenmesi zorlaşabiliyor.
Bugün sadece tekneler ulaştı, yarın o teknelerin içindeki vicdanlı insanlar da Gazze’ye ulaşacaktır.
İşgalci İsrail’in Akdeniz’de korsanca saldırarak kullanılamaz hâle getirdiği teknelerimize ait parçalar bugün Gazze’nin Han Yunus kıyılarına ulaştı.
Bu durum, tüm engellemelere rağmen Gazze’ye ulaşma iradesinin durdurulamayacağını bir kez daha gösterdi.
Siyonist İsrail denizleri savaş gemileriyle kontrol edebilir, limanları kapatabilir, insanları tutuklayabilir. Ancak özgürlük özlemini ve insan vicdanını asla durduramayacaktır.
Şimdiye kadar hiç anlatmadığım bir detay var...
Ahmet’i yoğun bakımda gördüğümde gözlerim doğrudan alnındaki morluğa takıldı. O morluğun neden olduğunu biliyordum. İşte o an,nefes alamadım, konuşamadım, sadece baktım... Evladımın yüzüne, bana bir daha gülümseyemeyecek olan yüzüne.
Sonra kulağında küçük bir yara gördüm. Doktora sordum: “Bu nedir?” Dediler ki, “Başı uzun süre sol tarafa yatık kaldığı için oluşmuş, annesi.”
O küçücük yarayı duyduğumda bile içim kan ağladı. Günlerce kulağındaki o izi düşündüm. Ama kimse bana alnındaki morluğu unutturamazdı. Çünkü o morluk, evladımın çektiği acının sessiz tanığıydı.
Şimdi size soruyorum; ben kulağındaki küçücük yara için kahrolurken, alnındaki o morluğu görünce neler hissetmiş olabilirim? Bir anne yüreği bunu nasıl taşıyabilir? O gün Ahmet’in alnındaki morluk sadece onun bedeninde değildi; benim ömrüme vurulmuş bir mühürdü. O an kalbim kırılmadı, paramparça oldu. Ve o parçalar hâlâ yerinden toplanamadı.
İsmini dile getirmek istemiyorum, son bayramın olur inşallah.