Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir hadis-i şerifinde buyuruyor ki:
“Benim hayatım sizin için hayırlıdır; çünkü benimle konuşur, vahiy ile muhatap olursunuz. Vefatım da sizin için hayırlıdır. Çünkü amelleriniz bana arz olunur. Güzel amellerinizi gördüğümde Allah'a hamd ederim. Kötü amellerinizi gördüğümde ise sizin için Allah'tan mağfiret diler, istiğfar ederim.”
Bazıları bu hadis-i şerifi alıp diyorlar ki, ‘Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hayatta olmadığı halde bizim amellerimiz ona arz olunuyor ve bize dua ediyor’ Resulullah Efendimiz hepimize dua ediyor zaten.
O zaman hiçbir şekilde Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemden sonra halife olmamalıydı. Asıl yönetici o olmalı ve bitmeliydi. Kıyamete kadar bu duayı yapacak zaten bize. Niye siz sofi oldunuz o zaman? Ya da Hazreti Ebubekir'den itibaren neden halife seçildi? Manevi miras neden şimdiye kadar devam etti? Neden o zaman denilmedi?
Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bizim amellerimiz ona arz olunuyor; güzelse şükrediyor, güzel değilse istiğfar ediyor. Fakat bu yönetmek değil. Sadece ona arz olunuyor ve o da dua ediyor.
‘Tasarruf’u iki manâda düşünebiliriz.
Birincisi mutlak tasarruftur. Kainatta dilediğini yapan, sebepleri ve neticeleri yöneten, mutlak hakimiyet sahibi olmak... Bu yalnızca Allah’a mahsustur. Çünkü O, el-Melik’tir; mülkün mutlak sahibidir. O, el-Müdebbir’dir; her işi hikmetle çekip çevirendir. Bu manayı bir mahlûka vermek en hafif ifadeyle haddi aşmak, şirke giden kapıyı aralamaktır. Rububiyet bölünmez; mutlak kudret yalnız Allah’ındır.
İkinci manâ ise tasavvuf erbabının kullandığı ıstılahî manâdır. Bu, mecazî bir kullanımdır; feyiz, bereket ve nispet anlamındadır. Birinci manâdaki tasarruf ne İslâm’da ne de hakiki tasavvufta kabul edilir.
Tasavvuf ehlinin kastettiği tasarruf, güneşin balçığa tesiri gibidir. Güneş, “Ben şu balçığı kurutayım” diye irade göstermez; fakat balçık güneşin karşısında durduğu için kurur.
O güneş Allah'ın dostudur, evliyadır, velidir. Allah-u Zülcelal kendi yarattığı o güneşine hem sıcaklık hem ışık özelliğini verir. İşte evliyanın kabrindeki hali de böyledir. O dünyadaki ibadethanesinde; Kur'an-ı Kerim'in ifadesiyle, 'Sıbgatullah' yani Allah'ın boyası boyanmıştır, ruhunu işlemiştir. Vefat ettikten sonra o boyanın ışıltısı, feyzi ve bereketi devam eder. Onu ziyaret eden, ona muhabbetle yönelen talip tıpkı balçığın güneşe durduğu gibi Allah'ın izniyle o manevi bereketten nasipdar olur.
Velinin artık bir iradesi yoktur; fakat onun üzerinden akan rahmet pınarı kesilmemiştir. O, adeta rahmetin aktığı bir kanal gibidir.
Mevlana hazretleri bu durumu şöyle ifade eder: “Güneşin ışığı duvara vurur ama duvar ben ışık saçıyorum diyemez. Veliler de böyledir. Onlarda görülen güzellik, Hakk’ın nurunun yansımasından ibarettir.”
Tasavvuf kitaplarında sıkça geçen ayna, cilalanma ve yansıma misalleri de bu hakikati anlatır.
Bileceksiniz ki bu dünya sizindir!
Kafirlerin değildir. Ona göre sahip çıkmalısınız. Kendi dünyanıza hakim olmalısınız. Kendi dünyanıza siz sahip çıkmazsanız, kafirler size teslim etmez. Onlar size zulmeder, onlar sizi köle gibi görürler.
Onun için onların çalışmasından daha fazla; daha fazla yapamıyorsanız en az onlar kadar çalışmalısınız.
Kurban Bayramımız mübarek olsun.
DUYURU
Uzun zamandır üzerinde çalıştığımız 'anlık mesajlaşma uygulaması' var.
Mahremiyetin ticaret metaı olduğu bu çağda, güvenli bir liman inşa etmek için çalıştık.
Yerli ve milli duygularla inşa edilen, Müslümanlara ait böyle yeni nesil mesajlaşma uygulamasının gerektiği inancıyla hareket ettik.
Artık şunu diyebileceğiz: Kendimize ait bir dijital köşemiz var.
Çok yakında,
Seydapp yükleniyor...
Dualarınızı bekliyoruz.
İbrahim bin Edhem hazretleri bir zamanlar Belh’in güçlü sultanıydı. Tahtı, hazineleri ve ihtişamı vardı. Bir gece sarayının damından gelen seslerle uyandı. “Kim var orada?” diye seslendi. Yukarıdan, “Devemizi arıyoruz” cevabı geldi. Öfkeyle, “Damda deve mi aranır?” deyince şu cevabı işitti: “Ey İbrahim! Damda deve aranmayacağını biliyorsun da dünya saltanatı içinde ebedi saadeti aramayı nasıl mümkün görüyorsun?”
O kurtuluşunu bunda görmüştü. Saltanatını başkasına bırakıp kendisi dervişane bir hayat yaşamayı seçti. Tercih olarak, yöntem olarak herkes için geçerli olmayabilir. Allah-u Zülcelal'e güzel kulluk için saltanat engel değildir.
Ancak bu kıssada bizler için şu ders var:
Neyi nerede aradığımızı bilmemiz lazım. Neyi arıyorsak; aradığımız yerde bulunan bir şeyi aramamız lazım. Orada var ise aramamız lazım. Orada olmayacak bir şeyi aramak aramamaktır!
İnsanlık adına yollara revan olan bu iyilik elçilerinin arkasında koca koca! devletler olduğu halde bu alçakça muameleye maruz kalıyorlarsa;
Devletlerin onlara sırtını döndüğü Filistinlilere neler yapılıyor acaba?
İdrak edebiliyor musunuz?
İyilikten bu kadar nefret eden aşağılık mahlukların nefretini taşlar dile gelene kadar kalbinizde diri tutun.
Dünyada en makbul nefret bu maymun soyuna edilen nefrettir.
#sumudesiraltında
Gazze'yi harabeye çevirenlerin Sumud Filosuna denizde engel olması korsanlıktır.
Korsanlara nasıl karşılık veriliyorsa bu haydutlara da aynı muamele yapılmalıdır.
Zaman zaman Gazze Refah Kapısı’na gidenler oluyor. Filolar hazırlayıp gitmeye çalışanlar oluyor. Şu anda da Sumud Filosu bunun için gayret ediyor.
Allah-u Zülcelal bunların da önünü açsın, muzaffer kılsın, muvaffak kılsın. Sıkıntılar yaşıyorlar elbet. Aksaklıklar yaşıyorlar. Her ne kadar şeytan engel olmaya çalışsa da bu gayretlerin, bu adımların hiçbirisi ziyan olmayacaktır.
Allah-u Zülcelal, bunların hepsini biriktirip mü'minlere büyük bir zafer nasip edecektir inşaallah. Mü'minler de ümitli olsunlar. Hiçbir zaman morallerini bozmasınlar.
Videoda alçak israil korsanları sivillere ateş ediyor.
Soru şu:
İşgalci israil, sumud filosunun insani yardım gönüllülerine barbarca saldırıp kaçırırken; bizim vatandaşlarımızın uluslararası sularda kaçırılışlarını izlememizin anlamı nedir?
Bu büyük bir ayıp değil mi?
Aşdod limanına götürülmelerine neden müsade ediyoruz ki?
#SumudFilosunuKoruyun
#SumudFilosuSaldırıAltında
Garantör ülkeler Hamas'a ateşkes uyguladıkları için rahatlar.
İsrail her gün ateşkesi ihlal edip katliam yapmaya devam ediyor. Hamas yapsaydı ne olurdu?
Sahipsiz Sumud filosuna sahip çıkın.
Gönül isterdi ki, Türkiye firkateynleriyle filoya eşlik etsin. Daha yeni mavi vatandan çıkan ve uluslararası sulara giren filoyu başıboş israil korsanları karşılıyor.
Bari henüz yolda olanlara savaş gemilerimiz eşlik etmeli.
Kevser vakıf başkanımız Ferhat çalışye ve tüm aktivistlerin burnu dahi kanamadan haydutların kirli ve necis ellerinden alınmalıdır.
#SumudFilosunaSaldırı #sumudsaldırıaltında #SumudFlotillaSaldırıAltında
Bu nesil, doğar doğmaz anne babasının ellerini bırakıp dilimizi konuşan yabancıların elini tuttu. Onlara sahip çıkıp kurtarmamız lazım. Eğer onları kurtarmayı başarırsak biz de yarınlarımız da kurtulur.
Allah-u Zülcelal'den hiçbir zaman ümidimizi kesmeyeceğiz. Karanlık ne kadar şiddetli olursa olsun elimizdeki ışığın karanlıktan daha güçlü olduğuna inanacağız.
Bu inançla her kalbe birer iyilik ve güzellik tohumu ekmeye çalışacağız. Bu ektiğimiz tohumlar, çocuklarımız büyüdükçe onların kalplerinde filizlenip büyüyecek inşallah.
Zira kafirler bozgunculuk yapıp istemese de Allah-u Zülcelal nurunu tamamlayacağını vaadetmiş. Biz de buna iman ediyoruz. Allah celle celaluhu nurunu siz mü'minlerle tamamlayacak. Onun için büyük bir ümitle, her gün yeni bir heyecanla Allah-u Zülcelal'in dinini yaşamaya ve yaşatmaya çalışacağız inşaallah-u teala.
Soylarının maymundan türediğini iddia edenler tam bitti derken;
Bu sefer çocuklarının köpek olduğunu iddia edenler çıktı karşımıza.
Allah'ım yolumuzda ataları da çocukları da bozuk olmayan tertemiz insanları yoldaş eyle.
Gençliğin yarası arkadaş ve çevre etkisiyle derinleşir. Yanlış arkadaşın yanlış bir sözü nice gencin kalbini tesiri altına alabilir. Nice ruh, 'Herkes yapıyor' bahanesiyle ahlakını kaybederken; farkına bile varmaz.
Çünkü insan, çevresinde gördüğüne ve yaşanılana inanmaya başlar. Etrafındakiler gülüyorsa yandığını fark etmez. Etrafındakiler ağlamıyorsa zulmü hissetmez.
Allah-u Zülcelal bir hadis-i kudsi'de şöyle buyurur:
“Ben kulumun bana olan zannı üzereyim.”
İbn-i Arabi Hazretleri de, “Sadece sekerat esnasında değil insan dünya hayatının her safhasında Allah-u Zülcelal'e karşı zannını güzel tutmalıdır.” demiştir.
İbn-i Hacer hazretleri de bu ifadenin, Allah hakkında hüsn-ü zanda bulunmayı yani ümit içinde olmayı teşvik ettiğini söyler. Bu yüzden kişi, Allah'ın kendisini cezalandıracağını düşünmek yerine, affedeceğini düşünmesi daha doğrudur.
Ahiretimizin aynası olan dünya hayatımızı da bu hadis-i kudsi'nin müjde ve hayat dolu temelleri üzerine inşa etmeliyiz. İşimizi, mücadelemizi, davamızı ve tüm başarılarımızı bu hassasiyetle korumalı, kötümser ve karamsar zanlarla yıkmamalıyız.
"Allah-u Teala bu işimi hayırla sonuçlandıracaktır. Hak davam ve mücadelemde Allah bana güç kuvvet veriyor Elhamdulillah. O (c.c) beni başarıya da ulaştıracaktır.
Her türlü sıkıntı ve dertlerime bedel olarak çok güzel mükafatlar verecektir İnşaAllah" diyerek ümitle yürümeliyiz.
Her türlü farz ibadetlerimizi ve tevbemizi yapacağız. Yaparken de her zaman Allah'tan rahmet ve hayır umut edeceğiz.
Tabletlerinin camında kaybolmuş bir nesil üzüyor doğarken... Sanki gözlerine perde çekilmiş, başlarına gelen hadiseleri göremeyen bir nesil.
Filistin'de ve İslam aleminin diğer bölgelerinde öldürülen bebeklerin katledilişleri onlara tesir etmiyor. Yangının kendilerine ulaşacağını düşünemiyorlar. Sanki dünya yalnızca onların klavyelerinin altında hapsolmuş gibi. İstedikleri sadece eğlence. Eğlenemedikleri zaman da her an onlar için zindan gibi.
Her anne babanın kalbi tirtir titriyorken bu gidişatı hiçbirimiz gözden görmezden gelemeyiz!