2- - 15 Temmûz'a "tiyatrodur" derdi. - Bendeniz demiyorum,. Öyle düşünüyorum da söylemiyorum. O söylerdi.
- "AKP'yi Büyük Ortadoğu Projesi için getirdiler" derdi.
+++
1 - Cinâyet Bühtânı
Cemaat hakkında yazıyorum şahsen rahatsızlık duyduğumdan ötürü. Bir sözcülük değil...Yetkim de hakkım da yok... Vazifem değil.
Cinâyet bühtânı kafamı kurcalıyor.
Ahmet Ârif Denizolgun Bey 15 Temmûz'dan tâm 2 ay sonra vefât etti.
+++
KOMPLOYA DELİL Mİ ARIYORSUNUZ? O ZAMAN BUYRUN…
1 ) Yaşamış olduğum sürecin, İstanbul Anadolu Cumhuriyet eski Başsavcısı İsmail Uçar’ın tertiplediği iğrenç bir komplo olduğunu somut delilleriyle ortaya koydum ve bu kişi hakkında HSK Genel Sekreterliği’ne müteaddit kereler dilekçe gönderip şikayetçi oldum.
Lakin ne fayda!
Dilekçelerimin akıbetiyle ilgili olarak şahsıma hiçbir bilgi verilmediği gibi ne olduğuna, ne bittiğine ya da hangi işlemlerin yapıldığına dair hiçbir malumatı da haiz değilim.
(Ama şunu ifade edeyim ki, hiç meraklanmıyorum. Çünkü biliyorum ki, “Devlet-i Aliye’de” hiçbir varaka kaybolmaz. Sadece muamele gününe imhal edilir.)
Neyse, koskoca Başsavcılık makamı kendisini kesmediği için mütemadiyen mızmızlandığı bilinen İsmail Efendi, soruşturulmak bir yana kısa bir süre sonra muradına erdi ve Yargıtay üyeliğine terfi ettirildi.
Eh ne de olsa “ağlamayan bebeye mama verilmezdi değil mi?”
İsmail Efendi de kopardığı yaygaraya mukabil “sus artık” denilerek “payını” almış oldu.
Nitekim dilekçesinde kelimelere sörf yaptıran, takla attıran, ecnebi diyarların modern mefhumlarına atıf yapan ve organize ettiği sözde gazetecilere bol bol sufle veren İsmail, o gün bugündür çok sessiz.
Oysa İsmail’in buram buram hamaset kokan veciz sözlerini çok özledik.
En son “kendimizi vatan için ortaya koyduk.” diyordu mesela.
Rüyasında Kurtuluş Savaşı’na mı katılmıştı acep? Bilinmez.
Şimdi gelelim Başsavcı İsmail Uçar’ın kendisi gibi Nevşehir nüfusuna kayıtlı olan ve aynı adliyede İsmail’e bağlı olarak görev ifa eden genç bir Cumhuriyet Savcısına, nasıl ve hangi “ödül” karşılığında aleyhime ifade verdirdiği meselesine.
Başlıyoruz
15 Temmuz'da 10 yaşında olan çocuk, 18 yaşına gelince babası yüzünden tutuklanıyor. Aynı örnekte baba oğlundan, oğul da babasından dolayı ihraç ediliyor. Suç bireyseldir; anne babanın suçunu çocuğa, çocuğun suçunu anne babaya yükleyemezsiniz.
🗣️ Adem Yavuz Arslan: @ademyarslan
Köfteci Yusuf’ta 1 kilo köfte 690 TL.
Çiğ köftecide 1 kilo çiğ köfte 750 TL.
Birinde et var, diğerinde bulgur var ama bulgurlu olan 60 TL daha pahalı.
Bu arada markette bulgurun kilosu 35 TL.
Kıymanın kilosu 750-800 TL.
Yani hammadde arasında bile neredeyse 20 kat fiyat farkı var.
Ama adam etten köfte yapıp 690 TL’ye satıyor, öbürü bulgurdan çiğ köfte yapıp 750 TL’ye satıyor.
Bunu maliyetle falan açıklamak da zor.
Tamam, çiğ köftenin işçiliği var, yeşilliği var, sosu var, dükkan kirası var.
E köftecinin de çalışanı var, dükkanı var, elektriği var. Bir de üstüne et alıyor.
Normalde insan der ki etten yapılan daha pahalı olur.
Yok.
Köfteci Yusuf’tan 1 kilo köfte almak, çiğ köfteciden 1 kilo çiğ köfte almaktan 60 TL daha ucuz.
Eskiden 5 liraya çiğ köfte + ayran alırdık.
Aynı dönemde gidip köfte ya da döner yemeye kalksan 15-20 lira verirdin.
Çiğ köfte zaten öğrencinin ucuz olsun, karnım doysun diye yediği bir şeydi.
Köfteyle, dönerle arasında 2-3 kat fiyat farkı olurdu.
Şimdi bırakın aradaki farkı, fiyatlar kafa kafaya geldi.
Hatta çiğ köfte, köfteyi geçti.
Şaka gibi ama gerçek.
Bu fiyatlar çok saçma değil mi…
Alparslan Kuytul’a da, “Vay efendim, sen Süleyman Hilmi Tunahan’ın öğrencilerinin gözaltına alınmasını eleştirdin. Sen de gel bakalım, suyun ısındı!” deniliyor. Bir başkasına, “Senin de cezan yakındır.” deniliyor.
Böyle bir hukuk devleti olabilir mi arkadaşlar? Güya hukuk devleti olduklarını söylüyorlar. Zaten hukuk devleti olmadığımız ortada!
🚨Hem kalp hastası hem de Down sendromlu olan 15 yaşındaki Ayşe Asude, annesiz bırakıldı.
Annesi Fatma Gök’ün “suçu”, dini sohbetlere katılmak, derneklerde Kur’an-ı Kerim okumak…
#AİHMDediKi
Şehit babasına, ‘Eleştirirsen şehitliği ve maaşı alırız’ diye tehdit etmişler. Cevabı: ‘Cehennemin dibine kadar alın! Oğlum AK Parti için değil, vatan için şehit oldu.’ Ey şehit babam, inancını yitirme; gün gelecek hesabı sorulacak. Lütfen paylaşalım
Bir yargıcın avukatlara, "Bunları istinafta söylersiniz" demesi ne demek midir? Peşin peşin;
- Ben beraat vermeyeceğim, mahkumiyet vereceğim, deyip ihsas-ı rey'de bulunması demektir.
Bu kabul edilemez, suçtur.
Yargıç bu suçu pervasızca işleyebiliyorsa yargı ve söz bitmiştir.
Ben Av Bilal ipek, Alparslan Hocanın Avukatıyım, savunma hakkını kısıtlama adına beni de yapılan operasyonda gözaltına aldılar ve 4 gün gözaltında tuttular! Size yaşadığım süreci anlatmak istiyorum;
Geçen hafta çarşamba günü sabah 05.30-06.00 civarında 10 civarı polis arabası,
Van Üniversitesi rektörü bazı hesaplara erişim engeli getirtmiş. Gocunacak nesi var acaba?İnternette birşey kaybolmaz, insanlar erişim engelini boşa yapıyorlar , şüphe uyandırıyorlar
Şüpheli ölüm dolayısıyla açılan mezardaki cesetten alınan örnekleri bilimsel yöntemle inceleyerek ölüm sebebini açıklığa kavuşturmakla görevlendirilen “bilirkişi”nin yıllar önce yapılmış otopsi faaliyetine ilişkin görüntüler üzerinden “KİŞİNİN AĞZININ VE BURNUNUN BİR YASTIKLA KAPATILARAK NEFESSİZ BIRAKILMASI" sonucu öldürüldüğü yönünde MİZANSEN oluşturması ve soruşturmanın gizliliği ihlal edilerek, sanki maddi gerçek “tespit” edilmiş gibi bunun medya organlarına servis edilmesi, yürütme gücünün nüfuzunu kötüye kullanarak yargılama faaliyetini etki altına alması bakımından tarihe geçecek bir örnek oluşturmaktadır.
1961’de Nazi savaş suçlusu Adolf Eichmann’ın yargılanmasını New Yorker dergisi için izleyen Hannah Arendt, orada gördüklerinin de etkisiyle, dıştan bakınca normal görünen insanların nasıl büyük zulümler yapabildiği sorusuna cevap bulabilmek için "Kötülüğün Sıradanlığı" kitabını yazdı. Adolf Eichmann zulüm politikasını kendisi planlamamıştı, Rejimin aldığı kararların uygulanmasında önemli bir organizatör ve bürokrat olarak görev yapmıştı.
Sadece Nazi dönemi değil, tarihten günümüze ve dünyanın her yerindeki zulümleri anlamak noktasında ipuçları taşıdığı için kitap hala ilgiyle okunuyor.
Arendt'e göre, bir rejimin zulmünü yalnızca diktatörler gerçekleştirmez. Onu gerçekleştiren memurlar, hâkimler, askerler, bürokratlar, propagandacılar ve sıradan insanlar da vardır. Peki bunlar niye kötülüğün ve zulmün parçası oluyor?
Kendini savunurken sık sık “Ben karar vermedim”, “Emirleri uyguladım”“Görevimi yaptım”, “Kanunlara uyuyordum” diyen Eichmann örneğinden hareketle Arendt'in bu soruya şöyle cevap verir:
Şayet bir insan;
emirleri sorgulamazsa,
“herkes böyle yapıyor” diye düşünürse,
kendi sorumluluğunu kuruma veya lidere devrederse,
karşısındaki insanı bir “insan” olarak görmemeye başlarsa,
yaptığı şeyin sonuçlarını düşünmezse, çok büyük kötülüklerin parçası olabilir.
Arendt'in kitabını tekrar gözden geçirirken, gözümün önünden geçen isimler Mehmet Uçum, Akın Gürlek, Süleyman Soylu, Ali Yerlikaya, Efkan Ala, Hulusi Akar, Hakan Fidan, İbrahim Kalın, Okan Bato, Yüksel Kocaman, Cem Küçük, İrfan Fidan, Fahrettin Altun, Nuh Yılmaz, Hilal Kaplan, Nedim Şener gibi Erdoğan rejiminin zulümlerini hayata geçiren ve sorgulamadan bu kötülüklere alet olan nice yerli Adolf Eichmann'lardı.
Bugün Uygurlu bir abiyle muhabbet ettim. 2016'da gelmiş. Öyle bi anlattı ki dertlerimden utandım. "2018'den sonra ailemle irtibat kuramadım. Hiçbir şekilde ulaşamadım. Geçen sene birileriyle irtibat kurabildim. Ailemi sordum, annem 2 sene önce vefat etmiş. Babam ve 2 kız kardeşim hapisteler. Suçları Kuran okumak." Kız kardeşlerinin hafız olduğunu söyledi. Bu sadece 1 uygurlunun yaşadığı. Kaç yüz bin Müslüman uygur bu halde acaba.. Allah Türkistanın da Gazzenin de esaretini söksün.