Bismillah...
Birkaç yıldan beri, bazı dergi ve dijital mecralarda ilim ve fikir noktasında kaleme aldığımız "güncel meseleler, soru cevaplar ve ilmî makaleler"; hazırlamış olduğumuz internet sitesinde yayımlanmaya başladı. İstifâde etmek için buyrunuz:
https://t.co/81hseHYGdx
Yusuf Ziya Hoca’nın serbest bırakılması çok sevindirici. Adalet, bu tür kumpaslara karşı artık daha uyanık olmalıdır. İftira sadece kadını değil, erkeği de vurur; her iki taraf da korunmalıdır. Cinsiyet ayrımcılığı adalet değil, zulümdür.
Boşanma sonrası süreçlerde hem tarafların haklarını koruyacak hem de toplumsal huzuru ve aile kurumunun saygınlığını zedelemeyecek, dengeli ve adil bir modelin inşası öncelikli gündem maddelerimizden biriydi.
Vatandaşlarımızdan gelen yoğun talepler ve sahadaki uygulamalar doğrultusunda, bu konu zaten hazırlıklarına titizlikle katkı sunduğumuz Yargı Paketi’nin en temel konu başlıklarından birini oluşturmaktaydı.
Bu çerçevede Anayasa Mahkemesinin, Türk Medeni Kanunu’ndaki "süresiz nafaka" düzenlemesine ilişkin verdiği iptal kararını adalet ve hakkaniyet ilkeleri adına son derece kıymetli buluyoruz.
AYM’nin tanıdığı yasal süreci de dikkate alarak; bir tarafı ömür boyu adil olmayan bir yükümlülük altında mağdur etmeyen, hakkaniyete uygun yeni yasal düzenlemeyi yüce Meclisimizin takdirine sunacağız.
Cumhurbaşkanımız Sayın @RTErdogan’ın liderliğinde, Türkiye Yüzyılı’nı adaletin ve toplumsal huzurun yüzyılı kılmak adına reform adımlarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz.
İNSANLIĞA KARŞI ŞİONİZM TEHDİDİ
Bedri Gencer
Eski Cahiliye, Batılın Hakka galebe çaldığı
Yeni Cahiliye, Hakkın Batılla karıştığı çağdır.
Bu çağda birçok dinî kavram gibi Şiîlik, Rafz, Râfızîlik, Şionizm kavramları da birbirine karışmıştır. Kısaca:
-Şîa-Şiîlik: Hilafet tartışmasında Hz. Ali’yi Hz. Osman’a tafdil etmek, Hz. Ali taraftarlığı
-Rafz: Hz. Osman’ın hilafetini reddetmek, Hz. Osman karşıtlığı
-Râfızîlik: Sahabe ve Ümmet düşmanlığı
-Şionizm: Hz. Muhammed (s.a.v.) düşmanlığı
demektir.
Böylece aslında “Hz. Ali taraftarları-taraftarlığı” mânâsına gelen Şîa-Şiîlik, Abdullah b. Sebe isimli Yahudi tarafından Peygamber düşmanlığına dayalı Şionizm’e dönüştürüldü. Şionist-Râfızîlerin Peygamber Efendimize düşmanlığı, Humeynî’nin de kitaplarında tekrarladığı hâşâ O’nun üç yönden risalet misyonuna hıyanet ettiği iftirasına dayanır. Humeynî’de görüldüğü gibi Şiîler, Peygamberin hıyaneti ve Kur'ân’ın tahrifi gibi birbirine bağlı iki apaçık küfür akidesini savunurlar. Peygambere ve Kur'ân’a iman etmeyen, mümin, Müslüman olabilir miydi? Bu apaçık küfre rağmen, “Sünnîler ile Şiîler arasında iman esasları ortaktır, ihtilaflar, temelde siyasîdir.” diye milleti aldatan, dalalete sürükleyen malum ilahiyatçıları Allah ıslah eylesin.
Şionizm’in Peygamber Düşmanlığı
1. Rasûlullah (s.a.v.), sahabenin Kur'ân’ı tahrifini önleyemedi.
“Bu âyetleri Kur’ân’dan çıkarmak, semavî kitabı tahrife uğratmak, Kur'ân’ın üzerine perde çekmek ve âlemin gözünden gizlemek, sahabeye kolay olmuştur. Muhakkak ki Müslümanların Yahudilere ve Hıristiyanlara yönelttikleri tahrif ithamı, sahabe hakkında da sübut bulmuştur.”
(Humeynî, Keşfü’l-Esrâr, s. 114)
«لقد كان سهلاً عليهم أن يخرجوا هذه الآيات من القرآن، ويتناولوا الكتاب السماوي بالتحريف، ويسدلوا الستار على القرآن ويغيبوه عن أعين العالمين. إنّ تهمة التحريف التي يوجِّهها المسلمون إلى اليهود والنصارى، إنما ثبتت على الصحابة.»
2. Rasûlullah (s.a.v.), Hz. Ali’nin hilafetine dair ilahî emri tebliğde ve gereğini ifada kusur etti:
“İki hususa üzülürüm. Birincisi, İslâm’ın hükümet nizamının, İslâm’ın fecrinden günümüze kadar, Rasûlullah (s.a.v.) devrinde bile başarılmamış ve hükümet nizamının gereği gibi oturmamış olmasıdır. Ve şu da açıktır ki, Nebî, şayet imamet işini Allah’ın emri uyarınca tebliğ etmiş ve bu alanda gayret göstermiş olsaydı İslâm ülkelerinde bütün bu ihtilaflar, çekişmeler ve kavgalar çıkmaz ve dinin asıllarında ve furuatında hilaflar ortaya çıkmazdı.”
(Humeynî, Keşfü’l-Esrâr, s. 55)
«إني متأسف لأمرين: أحدهما أن نظام الحكم الإسلامي لم ينجح منذ فجر الإسلام إلى يومنا هذا، وحتى في عهد الرسول صلى الله عليه وسلم ولم يستقم نظام الحكم كما ينبغي. وأيضا: واضح أن النبي لو كان قد بلغ بأمر الإمامة طبقاً لما أمر الله به وبذل المساعي في هذا المجال لما نشبت في البلدان الإسلامية كل هذه الاختلافات والمشاحنات والمعارك، ولما ظهرت خلافات في أصول الدين وفروعه.»
3. Rasûlullah (s.a.v.) bile adaleti gerçekleştirmeyi başaramadı:
“Nebîlerden her nebî, sadece adaleti ikame etmek için gelmiş ve hedefi o adaleti âlemde tatbik etmek olmuş, ancak bunu başaramamıştır. Adaletin tatbiki, beşerin ıslahı ve terbiyesi için gelmiş olan Hâtem-i Enbiya da bunu başaramamıştır. Âlemin her tarafında adaleti tatbik ederek bunu kelimenin tam mânâsıyla başaracak olan sadece beklenen Mehdî’dir.”
(Humeynî, Muhtârât min Ehâdîsi ve Hitâbâti’l-İmami’l-Humeynî, II/42)
«فكل نبي من الأنبياء إنما جاء لإقامة العدل وكان هدفه هو تطبيقه في العالم لكنه لم ينجح، وحتى خاتم الأنبياء(ص) الذي كان قد جاء لإصلاح البشر وتهذيبهم وتطبيق العدالة فإنه هو أيضاً لم يوفَّق، وإن من سينجح بكل معنى الكلمة ويطبق العدالة في جميع أرجاء العالم هو المهدي المنتظر.»
Sahabe Üzerinden Peygamberi Vurmak
Peygamber Efendimizin (s.a.v.) tebliğ ettiği dini bize ulaştıran sahabe, bir duvar gibidir. Bir tuğla (Hz. Muaviye) bile söküldüğü takdirde o duvar, Peygamber Efendimizin üzerine yıkılır. Hâşâ ashabı hain olursa Peygamberi de hain olur. Nitekim İmam Malik (r.h.), Râfızîler hakkında şöyle demiştir:
“Bunlar, Rasûlullah’a (s.a.v.) iftira atmak isteyen, fakat bunu yapamadıkları için ashabına iftira atan kişilerdir. Hatta şöyle derler: “Kötü bir adamın kötü arkadaşları vardı. Eğer o iyi bir adam olsaydı arkadaşları da iyi olurdu” (es-Sârimu’l-Meslûl, III/108).
O halde Yezid ile Muaviye, Peygamber düşmanlığının başlangıcı, bahanesidir. Sapkın Râfızîler, taraftarlarına verdikleri taktikte bunu açıkça itiraf ederler: "Bir Sünnî ile konuşurken sahabeden ve ilk üç halifeden bahs etmeyin. Önce Yezid'e saldırın, çünkü o korumasızdır, sonra onun babası Muaviye'ye saldırın, ardından Ebu Bekir, Ömer ve Osman'a geçebilirsiniz."
(https://t.co/jNbC7yuBAA)
Buna göre Yezid ve Muaviye düşmanları, aslında Peygamber düşmanlarıdır. Râfızîler, doğrudan Peygamber Efendimize saldırmaya cesaret edemedikleri için sinsice önce Yezid’e, sonra Hz. Muaviye’ye, sonra Hz. Osman’a, sonra Hz. Ömer’e, sonra Hz. Ebu Bekir’e ve sonunda Hz. Peygamber’e saldırırlar. Peygamber Efendimiz, Âlemlere Rahmet, insanlığın tek ümidi ve rehberi olduğu için Peygamber düşmanı Şionistler, bütün insanlığa tehdittir.
Zamanında İslâm dünyasının birliğini ve Osmanlı liderliğinde İslâm’ın dünya hâkimiyetini Şionist İran önledi. Osmanlı, altı asır boyunca hep Ümmete karşı kâfirlerle işbirliği yapan, ümmeti sırtından vuran Peygamber düşmanı Râfızîlere karşı mücadele etti. Türkiye devrinde de bu mücadele, Diyanet İşleri Başkanlığı yapan peygamber varisi iki âlim, Ömer Nasuhi Bilmen (1883–1971) (1960–1961) ile Ahmet Hamdi Akseki (1887–1951) (1947–1951) sayesinde yürütüldü. Tevafuk, ikisinin de sahabe düşmanı Râfızîlere karşı yazdıkları kitaplar, aynı 1948 yılında çıktı.
Ancak maalesef kripto İranlı Şiî İngiliz ajanı Cemâleddîn Afgânî’nin zihniyetinin Türkiye’de ilahiyat ve diyanet çevrelerinde hâkimiyet kazanmasıyla Râfızîlik de güçlendi. Afgânî, Wilfrid S. Blunt (1840–1922) ile Edward G. Browne (1862–1926) isimli oryantalist kılıklı iki İngiliz ajanın kumandasında 40 yıl İngiliz istihbaratına çalışmıştı (Dreyfuss 1980: 119). Afgânî gibi bir İngiliz ajanının halen TDV İslâm Ansiklopedisi’nde İslâm kahramanı olarak tanıtılması, tarlamızın ne kadar derinden sürüldüğünü gösterir.
(https://t.co/RLbiydIl9N).
Düşen Bayrağı Kaldırma Misyonu
Osmanlı, potansiyeli itibariyle çökertilmiş değil, durdurulmuş bir devlettir. Kadim çağdan modern çağa İslâm’a yönelik Şionizm gibi iç ve dış tehditler devam ederken İslâm’ın bayraktarı Türkiye’nin eli kolu bağlanmıştır. Türkiye, kendisini ne kadar ulusal devlet sınırlarının içine hapsetmeye çalışırsa çalışsın, tarihin dinamikleri onu düşen İslâm bayrağını kaldırmaya zorlamaktadır. Türkiye’nin bekası, İslâm’ın bekası, İslâm’ın bekası, Türkiye’nin bekası iledir. O yüzden Türkiye, sadece ümmete değil, bütün insanlığa tehdit oluşturan Peygamber ve sahabe düşmanı Şionizm’e (Şiîlik-Râfızîlik) karşı yurt ve dünya sathında çok yönlü ve kararlı bir mücadele yürütmek zorundadır.
KİTABİYAT
-Akseki, Ahmet Hamdi (1948) “Gizli Tarikatlar Nasıl Başladı?”, Bâtınîlerin ve Karmatîlerin İç Yüzü, Muhammed b. Mâlik b. Ebi’l-Fezâil el-Hammâdî, İsmail Hatib Erzen (trc.), Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı.
-Bilmen, Ömer Nasuhi (1948) Ashab-ı Kiram Hakkında Müslümanların Nezih İtikadları: Hz. Muaviye Hakkında Suallere Cevaplar. İstanbul: Bilmen.
-Dreyfuss, Robert-LeMarc, Thierry (1980) Hostage To Khomeini. New York: New Benjamin Franklin House.
@deniz_cikili Evet, sadece ilk cildi basılmıştı hocam. Yayınevi, geriye kalan ciltleri de bir seferde basabilmek adına eksik ciltleri tamamlama gayretinde...
Sıddîk Hasan Hân tarafından te'lif edilen "Fethü'l-Beyân fî Makâsidi'l-Kur'ân" adlı tefsîrin beşinci cildinin da son okuması ve başlıklandırması hitâma erdi.
Rabbim, diğer citleri de bitirip en kısa zamanda okurlara kazandırmayı nasîb ve müyesser eylesin.
Elhamdülillâhi hamden kesîra...
Ehl-i Hadîs ekolü kurucularından Hindistanlı âlim Sıddîk Hasan Hân tarafından te'lif edilen "Fethü'l-Beyân fî Makâsidi'l-Kur'ân" adlı tefsîrin dördüncü cildi de -Allah Teâlâ'nın inâyetiyle- son okuma ve başlıklandırma ile hitâma erdi.
Elhamdülillah baskıdan çıktı.
Şerhu Meâni’l-Âsâr adlı eserin en önemli muhtasarlarından birini çalışma imkânı bulduk.
Cemâleddîn ez-Zeylaî tarafından ihtisar edilen bu çalışma, ilk kez basılarak ilim ehlinin istifadesine sunulmuştur.
Dua ve ilmî tenkitlerinizi bekleriz.
Akaid’in malum konuları yanında ateizmadan Sünnet-i Seniyye inkârcılığına, tekfircilikten sahabe düşmanlığına kadar çağımızda akidemizi tehdit eden her meseleyi delilleriyle değerlendiren 'el-Akîdetü’l-İslâmiyye fî Sevbihâ’l-Cedîd' adlı eserimiz baskıya girdi. Elhamdülillah.
Siyer özelinde sebeplerini de ben söyleyeyim:
1. Gerçek anlamda "siyere" "Hz. Peygamber'e" dair ciddi bir proje yapılmadı.
2. Projelerde "birileri hariç" kimse dinlenilmedi.
3. Dost uyarıları her zaman "o muhalif" denilerek duymazdan gelindi.
4. Siyer müfredatı kimseye danışılmadan "aceleyle" yapıldı.
5. Siyer kitapları kimseye danışılmadan "aceleyle" yayımlandı.
6. "Yeni Din Dili" ihtiyacı görmezden gelindi.
7. Zaman ve nesil değişmesine rağmen siyerin dili ısrarla korunmaya devam edildi.
8. Sanal medyada Hz. Peygamber hakkında yalan yanlış hurafelere karşı sessiz kalındı. Önüne gelen siyere dair haber uydurmaya, yalanları yaymaya devam ediyor.
9. Diyanet TV'de "siyere dair" hiçbir ciddi program maalesef yapılmadı.
10. Diyanet, Siyer'i bir ilim olarak kabul etmedi.
Sonuç: Maalesef bu! Önce kendimizden başlamak sanırım çözüm adına bir adım olacaktır... Keşke sayın hocam bunu görevde iken dile getirseydi... Keşke sayın hocam görevde iken bunu paylaşsaydı...
Ah namaz kılan idareciler ah! Tarih sizi İslam kadınını annelik ve ev hanımlığı dışında tır şöförlüğüne kadar hemen her alanda çalışmaya teşvik ederek aileyi çökerten insanlar olarak hatırlayacak!
ÖNEMLİ!!
“Sana Din’den Sorarlar”ın 2. cildinde (s.324) adak kurbanının etinden kimlerin yiyebileceğini söylerken, “adak adayanın kendisi yiyemez; komşusu, arkadaşı, akrabası zengin de olsa yiyebilir” demişim.
Doğrusu, Hanefî ve Şâfiî mezheplerine göre kişinin eşinin ve usûl-fürûunun adak kurbanının etinden yiyemeyeceğidir. Yerlerse bedelini tasadduk etmeleri gerekir. Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre ise adak kurbanının etinden yemek hem adak sahibine hem de usûl-furûuna caizdir.
Bu hata nasıl meydana geldi, bilmiyorum. Bu paylaşımı okuyan kardeşlerimin Allah rızası için. mümkün olduğunca yaymaları hususi istirhamımdır.
Reyting uğruna milletimizin evlatlarını çetelere özendirenler kanal sahibinden yapımcısına bu cinayetlerin baş tahrikçileridir.Meydanlarda kazandığımız savaşı mafyaya özendirilen bir nesille kaybettik.Buna engel olmayanlar tarihin ve Allahın(cc) huzurunda elbet hesap verecektir.
NİÇİN MARAŞ'TA ve SİVEREK'TE BU CİNAYETLER OLDU?
7 PROBLEM
7 ÇÖZÜM
1. Bir milletin muhatap olduğu ekranlarda/sosyal medyada/oyunlarda mazlumlara imdat edenlerin ve ariflerin değil, katillerin ve çetelerin hayatları yüceltilir, dizilerde mafya liderleri tebcil edilirse çocukar ariflere değil katillere, insanı yaşatmak için mücadele verenlere değil, öldürünlere özenir.
2. Bir eğitim sisteminde ödül olur ceza olmaz, takdir olur; öğretmene ve akrana zorbalık hak ettiği karşılığı bulmazsa orada ahlaklı insanlar değil suça meyilli bireyler yetişir.
3. Bütün çocukların kalbine haksız yere bir insanı öldüren bütün insanları öldürmüş gibidir, hakikati aşılanmazsa mekteplerde, sarayı istila eden karıncaları öldürmekten korkan Muhteşem Süleymanlar değil, ABD'de olduğu gibi atom bombalarını yapma ve atma emrini veren katiller yetişir.
4. Zorunlu eğitime acilen son verilmelidir. Zira okulda olmaması gerekenleri zorla okulda saklar, suça irtakap eden bir öğrenciyi cezalandıran ya da okuldan uzaklaştıran idareyi toplum linç ederse, okuması gereken başarılı öğrencileri ürkütür, okuldan soğuturuz.
5. Bu cinayetleri ekranlara taşımak çocukların zihinlerini ifsat eder. Neticede milletin evlatları -Allah muhafaza- cinayetleri sıradan hadise gibi görmeye başlar.
6.İslam'ı anlatmaya memur vakıflar, tekkeler, cemaatler, diyanet, ilahiyat, medrese HASILI HEPİMİZ manzara karşısında kendimizi sorgulanmalıyız; "Gençler ve çocuklar için İSLAMİ MÜESSESELER tekrar nasıl cazibe merkezi olur?" sorusu bağlamında DİN EĞİTİMİNİ, TEBLİĞ VE DAVET ANLAYIŞIMIZI yeninden inşa etmeliyiz.
7. Eğitim sistemi mevcut haliyle insan yetiştiremiyor, tarihi tecrübemizi esas alarak çağın ihtiyaçlarına göre köklü değişikliler yapmalıyız. Bir toplum güveni kaybederse her şeyi kaybeder.
Allah Teala katledilen kardeşlerimize rahmet eylesin. Milletimizin başı sağ olsun. Rabbim ülkemizi ve Alem-i İslam'ı her türlü şerden muhafaza buyursun!