"Güzel söz dinleyin, dost meclislerinde, suleha meclislerinde bulunun, mâlâyâniyle düşüp kalkmayın.”
Bunlar, bizim çocukluğumuzda, gençliğimizde büyüklerimizin bize sözleriydi.
Rahmetli annem derdi ki: "Oğlum, kişi refikinden azar, iyi arkadaş insanı iyi insan yapar."
>>
Ben de size yaşayarak tanıdığımız ve bildiğimiz Celile Eren Ökten'i anlatayım o hâlde @serefogluf âcizane.
YTÜ Türkçe eğitiminde doktora yapıyorum. Bölümün öğretim üyelerinden birisi de Celile Eren Ökten Hoca. Hocadan bir ders seçtim. Bununla birlikte geçerli mazeretim nedeniyle ders seçimini takip eden ders ekle sil haftasında kapısını çaldım Hocanın. Derse devam edemeyeceğimi ifade ettim. Aslında dersi seçerken kendilerine sormadığım gibi ekle sil haftasında da seçtiğim dersi bilgi vermeden pekâlâ silebileceğimi fakat doktora seviyesinde bunun pek hoş olmayacağını bu nedenle mazeretimi yüz yüze ifade etmemin daha doğru olacağını düşündüğümü anlattım. Kelimesi kelimesine hatırlayamasam da ne kadar nazik ve düşünceli olduğumu vurguladıkları olumlu, yapıcı ve kolaylaştırıcı bir cevap aldım.
YTÜ Tömer'de öğretim görevlisi ünvanı ile çalışırken Hoca öğretim üyesi ve Tömer müdür yardımcısı idi. Bir gün telefonum çaldı. Hoca, Tömer müdür yardımcısı olmasına rağmen bana bir şey danışıyordu. Ben de aslında kendileri müdür yardımcısı oldukları için bana sormalarına gerek olmadığını, nasıl isterlerse öyle yapabileceğimizi anlatmak muradı ile birkaç cümle kurdum. Hoca sanırım yanlış anladı. Hâliyle bu yanlış anlamadan kaynaklı bir iki cümle kurdu. Hatırlayabildiğim kadarıyla bunun üzerine ben de müdür yardımcımız olmaları veya soyadları sebebiyle değil de sahip oldukları şahsiyet ve vakardan kendilerine saygı duyduğumu, herhâlde önceki cevabımda bir şeyleri yanlış anladıklarını belirttim. Hoca bunun üzerine benlik, büyüklük veya gurur hissettirecek bir cümle bile kurmadı.
Doktora savunmamda "Ol deyince olduran, gönüllerimizi iman nuruyla dolduran Allah'a her şeyden önce bu tezi muvaffakiyetle tamamlamayı bana nasip ettiği için hamd ederim." diye başlayan ve tezimi Fırat Yılmaz Çakıroğlu'na ithaf ettiğimi belirtiğim cümlelerimin sonunda yaşaran gözler ve mahzun bir ses tonu ile Allah için samimiyetine şehadet edilecek şekilde tebrik etti.
Şerefoğlu, soyadınızda şeref var. Bu münasebetle iddialarınızdan sadece iletişim bahsine dönük yaşanmışlıkları yazmamı mazur göreceksinizdir. Zira herhangi bir Müslüman, adında ya da soyadında şeref olmasa da şerefe önem vermeli. Allah şahit hiçbir aşırılığını görmediğimiz Hocanın belki tercih belki mecburiyet belki de başka sebeplerden özel hayatıyla ilgili tasarrufları hakkında konuşmak doğru olmaz. Doğru olmayavağı gibi şeref kavramına değer verenler için çok ama çok büyük bir sorumluluk ve ağır bir vebal de doğurur.
Dilerim helalleşirsiniz.
Zira ömür kısa. Ölüm var.
Vesselam.
Not: Hoca ile üniversitemizden ayrıldığı günden şu cümleleri yazdığım şu ana kadar bir kez bile konuşmuşluğum yoktur.
Muzaffer Ozak:
"Çocuğunu oynatmamazlık yapma sakın hâ!
Çocuğunu oynatacaksın! Oynayacak zamanda çocuğu oynatmazsan, baskı yaparsan, oynanmayacak zamanda oynar!"
Muzaffer Ozak:
"Belindeki tohumu helâl lokma ile hazırla! Aksi takdirde o haram lokmalar çocuğunda kötü fiiller isyân ve kabahatler şeklinde zuhûr eder..."
"Çocuğuna helâl lokma yedir! Haram yedirirsen o çocuk mutlakâ âsî olacaktır..."
Muzaffer Ozak:
"Çocuğunu oynatmamazlık yapma sakın hâ!
Çocuğunu oynatacaksın! Oynayacak zamanda çocuğu oynatmazsan, baskı yaparsan, oynanmayacak zamanda oynar!"
Hâl geçiyor, o hâl artık sizin hâliniz oluyor, giydiriyorlar o hâli size.
Ve bir muhit oluşuyor etrafınızda.
Siz yapmak isteseniz de o muhit sizi bırakmıyor artık. Oradan bir tat alıyorsunuz çünkü."
-Sadettin Ökten
Hâl geçiyor, o hâl artık sizin hâliniz oluyor, giydiriyorlar o hâli size.
Ve bir muhit oluşuyor etrafınızda.
Siz yapmak isteseniz de o muhit sizi bırakmıyor artık. Oradan bir tat alıyorsunuz çünkü."
-Sadettin Ökten
"Güzel söz dinleyin, dost meclislerinde, suleha meclislerinde bulunun, mâlâyâniyle düşüp kalkmayın.”
Bunlar, bizim çocukluğumuzda, gençliğimizde büyüklerimizin bize sözleriydi.
Rahmetli annem derdi ki: "Oğlum, kişi refikinden azar, iyi arkadaş insanı iyi insan yapar."
>>
Akrabanı seçemezsin ama arkadaşını seç, derdi.
Peder de: "Aman, dost meclislerinde bulunun, sâlihlerin meclislerinde bulunun ve daima kulağınız anlamasanız da güzel, hakîmâne bilgece sözleri dinlesin; zihniniz onlarla dolsun" derdi.
>>
"Başına gelenlere râzı olmayan bir kimse, hayâtı boyunca iç huzûra kavuşamaz.
Dâima gamlıdır.
İç âlemi devamlı bir şekilde, “niçin böyle oldu da şöyle olmadı” gibi istifhamlarla meşguldür.
-İmam Gazâlî
Minhâcü'l Âbidin
"Her sorulana cevap verenin, her gördüğünü
(her tecrübe ettiğini) anlatanın ve her bildiğini söyleyenin bu hareketini, onun cahil olduğuna delil kabul et."
-İbn Atâullah el-İskenderî, el-Hikemü'l-Atâiyye
"Her sorulana cevap verenin, her gördüğünü
(her tecrübe ettiğini) anlatanın ve her bildiğini söyleyenin bu hareketini, onun cahil olduğuna delil kabul et."
-İbn Atâullah el-İskenderî, el-Hikemü'l-Atâiyye
"İmtihan, demirin yüksek ateşte eritilmesi gibi içimizdeki cürufları çıkartır şekil almaya hazır yumuşak ve sağlam bir hale getirir. Yumuşadığımız, gözlerimizin taşa baksa dolduğu yer imtihana tabi tutulmamış halimizden daha dirayetlidir.
>>
"İmtihan, demirin yüksek ateşte eritilmesi gibi içimizdeki cürufları çıkartır şekil almaya hazır yumuşak ve sağlam bir hale getirir. Yumuşadığımız, gözlerimizin taşa baksa dolduğu yer imtihana tabi tutulmamış halimizden daha dirayetlidir.
>>
Pekin’de restoran işleten Lübnanlı bir esnaf, dükkanına gelen bir grup turistin kendi aralarında İbranice konuştuğunu fark etti.
Lübnanlı işletmeci, İsrailli olduklarını anladığı turistleri dışarı attı.
Çifte Vatandaş olup da İsrail ordusunda askerlik yapan, İsrailin savaş ve soykırım suçuna iştirak eden kişilerin ülkeye dönüşte savaş ve soykırım suçuyla yargılanmasını , vatandaşlık haklarının sonlandırılmasını talep ediyorum!
Bunu Gazze'de yakılarak şehit edilen masumlara borçlusunuz! Şehit İsmail Haniyye'ye borçluyuz
@TBMMresmi
Bu ilişki, renklerin cisimlerle olan, sıfatların ve niteliklerin mevsuflarla (vasıflanan, belirtilen) veya oturan adamın mekanla olan ilişkisi gibidir."
-Gazâlî /Kalp Risalesi