Bu tür kısa turnuvalarda ve eleme gruplarında en önemli stratejilerden biri ilk maçlarda kaybetmemektir. Bazen bir puan, üç puandan daha değerli olabilir.
Düşünün; Avustralya ve Paraguay maçlarını beraberlikle tamamlamış olsaydık, 2 puanla grupta ikinci sırada yer alacak ve son maça çok daha yüksek motivasyonla çıkacaktık. Takım üzerindeki baskı azalacak, oyuncuların özgüveni korunacak ve son karşılaşmada her şey kendi elimizde olacaktı.
Ancak iki maçta da alınan mağlubiyetler, hem puan tablosunda hem de takım psikolojisinde ağır bir hasar oluşturdu. Dünya Kupası yolunda sadece hücum etmek değil, doğru stratejiyle puan toplamak da başarıya giden yolun önemli bir parçasıdır.
Futbol bazen kazanma oyunu değil, önce kaybetmeme oyunudur. Özellikle Dünya Kupası elemeleri gibi uzun ve zorlu maratonlarda bunun değeri çok daha iyi anlaşılır.
Milli Takım'ın başarısızlığında sadece oyuncuları suçlamak kolaycılık olur. Öncelikle teknik kadronun kadro tercihleri ve oyuncu kullanımına cevap vermesi gerekiyor.
İrfan Can Kahveci, Çağlar Söyüncü, Kaan Ayhan ve Oğuz Aydın hangi performans kriterleriyle kadroya alındı? Aral Şimşir hangi gerekçeyle kadro dışında bırakıldı?
Sezonun en formda, en üretken ve gole en yakın oyuncularından biri olan Can Uzun neden Paraguay maçında sadece son 35 dakikada süre alabildi?
Madem Avustralya ve Paraguay'ın yoğun savunma anlayışıyla oynayacağı biliniyordu, neden daha fazla hücum alternatifi düşünülmedi? Formsuz orta saha ve savunma oyuncuları yerine Semih Kılıçsoy, Bertuğ Yıldırım veya tecrübesiyle katkı verebilecek Serdar Dursun neden değerlendirilmedi?
Özellikle kapalı savunmalara karşı mücadele edilen maçlarda, Serdar Dursun gibi ceza sahasında etkili bir santrforun 10-15 dakikalık katkısı bile fark yaratabilirdi.
Dünya Kupası gibi büyük hedefler; doğru planlama, adil seçimler ve form durumuna göre yapılan tercihlerle kazanılır. Kamuoyunun beklediği şey de tam olarak bu soruların açık şekilde cevaplanmasıdır.
Milli Takım teknik heyeti ve federasyon kendilerine Dünya Kupası hedefi koyduklarını söylediler. Ancak Kosova maçı akşamı adeta fişi çekilmişti. Kamp yeri seçimi yeterince önemsenmedi, hazırlık maçlarında ise Dünya Kupası seviyesindeki rakipler yerine daha farklı tercihler yapıldı.
Eğer süreç gerçekten ciddiye alınsaydı; Avustralya ekolüne karşı İskoçya, Yeni Zelanda veya İngiltere, Paraguay ekolüne karşı ise Kolombiya, Ekvador ya da Panama gibi rakiplerle oynanabilirdi.
Sahadaki tabloyu gören ve kişi başı 500 bin Euro'ya varan primler alan oyuncuların da gereken sorumluluğu hissetmediği ortada. Sonuç; kaçan bir Dünya Kupası hayali...
Bu formayı taşımak sadece prim almak değil, milyonlarca insanın umudunu ve ülkenin gururunu taşımaktır. Yazık oldu.
@futbolarena Oğuz Çetin, Sergen Yalçın, Hasan Şaş takım elbise,kösele sivri burun ayakkabıyla oynasalar yinede asistlik pası atarlardı, günümüzde kalite bu kadar düştü