"İnsanlar mizah ve şaka yapabilirler. Fakat, bazı konular vardır ki, onlar asla şakaya gelmez! Orada ciddi olmak insanlık borcudur. Bayrakla alay edemezsin. Millî tarihle eğlenemezsin. Kur’an’ı mizah konusu yapamazsın. Aile namusunu hiçe sayamazsın. Bunlar Milli Mukaddesatlardandır. Millî Mukaddesatı olmayan millet, millet değil hayvan sürüsüdür!"
Hüseyin Nihâl Atsız
@srkninci Zaten S400 hep bahane idi.
Esas İsrail istediği için F35’den çıkarıldık.
Bence zaten almamalıyız.
Yeni bir bağımlılık yaratmaya hiç gerek yok.
Heidi and Ed Savitt first met as six-year-olds in 1997 while on separate family holidays at a resort in Gumbet, Bodrum, Turkey.
During the two-week vacation, they became inseparable childhood friends, played together on the beach, and held hands. After the holiday ended, they lost touch, and Heidi completely forgot about the boy she had met.
Fourteen years later, in 2011, they unknowingly crossed paths again as students at Newcastle University. They ended up living in the same student house, started dating, and eventually got engaged in 2015. The incredible truth only came to light during a subsequent family dinner when Heidi's mother remembered her daughter’s childhood "holiday romance" with a boy named Ed.
Her mother later found an old family photo album in the attic containing the picture of them together as children. The couple was so stunned by this twist of fate that they even recreated the childhood photo for their wedding invitations before getting married in 2016.
1960 Zürich-Londra Antlaşmaları ile kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti, iki toplumlu bir ortaklık devletiydi. Türklere anayasada cumhurbaşkanı yardımcılığı vetosu, kamu hizmetlerinde belirli oranlar ve temel konularda çift çoğunluk gibi güvenceler tanınmıştı. Makarios’un Kasım 1963’te önerdiği 13 maddelik anayasa değişikliği, tam da bu güvenceleri ortadan kaldırmayı hedefliyordu. Türk tarafı bu değişiklikleri kabul etmeyince, şiddet tırmandı.
Aralık 1963’te uygulamaya konulan Akritas Planı, bu sürecin yazılı ve inkâr edilemez belgesidir. 1963’te Yunan subaylarının da katkısıyla hazırlanan plan, Rum liderliği tarafından yürütüldü. Amaç: Anayasayı tek taraflı değiştirerek Türk direnişini kısa sürede bastırmak, dış müdahaleyi imkânsız kılmak ve Enosis’i (ada’nın Yunanistan’a ilhakı) gerçekleştirmekti. Plan, 1966’da Rum gazetesi Patris’te yayınlanarak kamuoyuna mal oldu.
Kanlı Noel (20-21 Aralık 1963) ile başlayan şiddet dalgası, planın ilk aşamasıydı. Lefkoşa’da Türk mahallelerine yönelik saldırılar hızla ada geneline yayıldı. 1963-1964 döneminde 364 Türk Kıbrıslı hayatını kaybetti; 103-104 Türk köyü saldırıya uğradı. Yaklaşık 25.000-30.000 Türk evlerini terk etmek zorunda kaldı ve ada yüzölçümünün yalnızca %3’üne sıkıştırıldı. Bu bölgelerde ekonomik abluka, su ve elektrik kesintileriyle sürdürülen bir kuşatma yıllarca devam etti. UNFICYP’in 1964’te devreye girmesi, şiddeti sınırlasa da statükoyu değiştirmedi.
Rum yönetiminin kontrolündeki “Kıbrıs Cumhuriyeti” artık tek toplumlu bir yapı haline gelmişti. EOKA-B ve diğer milliyetçi grupların Enosis hedefli eylemleri devam ederken, Türk tarafı TMT’nin öz savunma örgütlenmesiyle hayatta kalmaya çalıştı. Bu dönem, uluslararası kamuoyunda büyük ölçüde görmezden gelinen, sistematik bir etnik temizlik ve tecrit sürecidir.
15 Temmuz 1974’teki Yunan cuntası darbesi, Enosis’in açık ilanıydı. Nikos Sampson’un yönetimi, 1960 antlaşmalarını ve anayasayı doğrudan ihlal ediyordu. Türkiye, Garanti Antlaşması’nın IV. maddesi uyarınca (danışma sonrası ortak eylem mümkün olmazsa her garantörün “statüyü yeniden tesis etmek” amacıyla eylem alma hakkı) 20 Temmuz 1974’te müdahale etti. Bu antlaşmayla tanınan yasal bir garantörlük hakkının kullanılması ve Türk toplumunun yok edilmesini önleyen bir müdahaleydi. Müdahale sonrası Ada’da büyük ölçekli toplu katliamlar bir daha yaşanmadı.
Bugün hâlâ “1974’ten önce ne oldu?” sorusunu sormayan veya Akritas Planı’nı, Kanlı Noel’i, EOKA terörünü tartışmayan her anlatı, eksik ve taraflıdır. Gerçek bir çözüm arayışı ancak 1960 ortaklık devletinin Yunanistan destekli Rumlar tarafından ortadan kaldırıldığını, Türk toplumunun acımasızca katledildiğini ve haklarının elinden alındığını, Türkiye’nin 1974 müdahalesinin önleme niteliği taşıdığını kabul etmekle başlayabilir.
Geçen paylaşılmıştı; gayrımüslimlere verilen hukuki ve ticari imtiyazlar özellikle de Islahat Fermanı'ndan sonra öyle avantajlı hâle geliyor ki İzmir'de 1830'da 30.000 (yani Türklerin 4'te 1'i civarı) olan Rum nüfus 1860'ta Türk nüfusu geçiyor. Türkler on yılı aşkın süren savaşlarda silahaltında mahvolurken, kendilerinin sırtlarını Avrupa devletlerine yaslamış beratlı tüccarları ise yedi kuşaklarına yetecek paralar kazanıyor. İkinci Dünya Savaşı nedeniyle, o da sadece bir kez "hesabın ödenmesi" istendiğinde de ne hikmetse beyefendiler için asrın trajedisi oldu. Bırak Varlık Vergisi için Türklerden self-shame vs. beklenmesini, Şükrü Saraçoğlu'nun heykeli dikilse az gelir.
Adana hits 113°F in summer.
They built a dessert stand to honor the American who invented the air conditioner.
May he rest in the coldest corner of heaven.
Türkler Ege adalarına deniz, meze ve uzo için giderken, birçok Yunan Türkiye'ye tarihini ve kimliğini aramaya geliyor. Bu bile iki toplumun aynı coğrafyaya bakışındaki farkı göstermeye yetiyor.
Peki biz neden Selanik,Mora,Girit, Gümülcine ki Türk varlığını görmeye gitmiyoruz .?
South Cyprus has rejected a Turkish Cypriot family’s €41m claim over their own land - the ground beneath Paphos airport.
The Greek Cypriot court of appeal refused to accept they were expelled in 1974, called the seizure “lawful,” and ordered the family to pay its legal costs.
Meanwhile in the North, the Immovable Property Commission has paid Greek Cypriot claimants over €767 million for lost property - and is recognised by the European Court of Human Rights as an effective remedy. The South has no equivalent.
They reject our claims. We compensate theirs. That’s the Cyprus property double standard.
🇮🇱🇹🇷 Israel's Minister of Science and Technology Gila Gamliel:
"Once we move beyond the Iranian regime, there is the Ottoman Empire's ambition, which will seek to expand and spread its influence.
There is no doubt that Turkey, with its ambitions to expand beyond its borders and to lead the region according to its own vision, poses a real future threat to the citizens of the State of Israel.
Israel always prepares for every threat, and there is no doubt that Turkey is becoming a front that could indeed become a threat in the future."
Almost every week, Israel threatens Turkey, a U.S. ally and NATO member. I don't think that's a very good idea...
Writer: Samuel
Efendim herkese günaydın
Sizi Türkiye’de faaliyet gösteren şirketlerden bir tanesinin Türkiye’yi terk Edip işlerini tasfiye ederken biz Türk vatandaşlarını nasıl aptal yerine koyduğunu gösteren bir olayı anlatacağım.
Şirket ismi Blueground dünyanın pek çok yerinde iş yapıyor
Türkiye’den kiraların dolar bazında da çok yükselmesi dolayısıyla ayrılıyor
Bu oldukça doğal ve anlaşılabilir
Şirket pek çok Türk vatandaşına
Altı aydan uzun süredir yani bu kararı aldığını duyurmadan önceden beri ödeme yapmıyor.
Alacaklari zaten enflasyona altı aydır en az eritiyor
Enflasyon borçlu olana yarar bunu biliyor
Bu hafta da bir çok alacaklısına bir mesaj göndererek alacaklarının %80 inden feragat etmeleri için bir uzlaşma teklif etti
Yani hem enflasyonla borcunu eritti
Hem de hukuki yollarla bir şey elde edilemeyeceğini bir haciz yapamayacağını bilerek
Türkiye’de hukuk davalarının uzun süreceğini de hesaba katıp
Ne yaparsanız yapın demiş oldu
Şimdi başta hukukçu arkadaşlar olmak üzere özellikle yabancı yatırımcının hem yüksek faiz alarak carry trade ile hem de Türk vatandaşlarını mağdur ederek alay etmesi ile ilgili biz Türkler ne yapmalıyız
Bu konuda özellikle finansçı hukukçu arkadaşlarımızın görüşlerini merak ediyorum
Bakın şöyle bir örnek vereyim
Amerikan hükümeti kendine vergi borcu olan bir kişiyi Avrupa’dan kanada’ya uçarken sivil uçağı inmeye zorlayıp havalimanında tutukladı
Bizim ülkemizin yaptırım gücünü ve büyüklüğünü herkese göstermek açısından en büyük silahımız hakkının alacağının arkasında peşinde durmasıdır
Büyük Türkiye’ye yakışan da budur
Hepinize hayırlı bir cuma diliyorum
"Yıldız Kenter şöyle demiş;
"Görmezden gelmek saflık değil, zekadır. Her şeye karşılık verirsen, tükenirsin. Her sesi dikkate alırsan, aklını kaybedersin. Bazı şeyleri bilerek yok saymak "Ruhunu Korumaktır.""
🇮🇱🇱🇧 Israeli Channel 13 lays out Lebanon's future as open strategy:
"It seems we're leading Lebanon to a civil war.
Maybe it's not so bad for us, let the Lebanese government fight Hezbollah...
That's been the goal from the start."
The framework Rubio just brokered puts the Lebanese Armed Forces in charge of disarming Hezbollah in the south.
Israeli media is now spelling out what that actually means: Lebanese fighting Lebanese, with Israel watching from across the border.
A civil war outsourced and rebranded as peace.
The Channel 13 analyst even concedes the flaw, doubting the Lebanese government "has the power to do it."
That's the whole problem.
Push the LAF to fight Hezbollah before it's strong enough, and you get collapse.
Source: MES on TG / Writers: Sol, Daniel
Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu'nun kendi dilini küçümseyenleri yerin dibine soktuğu o çarpıcı tespiti:
🔶 Dünyada iki tane kusursuz matematiksel ve kuralcı dil vardır. Biri Türkçe, diğeri de ondan türeyen Japonca.
🔶 Sen kalkıyorsun bu muazzam bilim dilini, bu binlerce yıllık matematiksel yapıyı bırakıyorsun...
🔶 Konuşurken araya üç beş tane bozuk İngilizce kelime sıkıştırınca kendini aydın, modern, entelektüel zannediyorsun.
🔶 Bugün sokaklara çıkın, tabelalara bir bakın. Dükkân isimlerinin yarısı İngilizce, yarısı ne idüğü belirsiz saçma sapan kelimeler.
🔶 Kendi dilinden utanıp işletmesine yabancı isim koyan bir esnaf, zihninin çoktan işgal edildiğinin farkında bile değildir.
🔶 Ben bu konuşma şekline Tarzanca diyorum. Kendi kültürüne yabancılaşmış, ne tam batılı olabilmiş ne de kendi kalabilmiş insanların acınası halidir bu.
🔶 Şunu kafanıza iyice sokun; bir milleti sadece topla tüfekle savaşarak yok edemezsiniz. Ama dilini unutturur, dilini bozarsanız o milleti tarih sahnesinden sessizce silersiniz. Türkçe giderse, Türkiye gider!