İstanbul'un Fethi'nin 573. Yıl Dönümü Kutlu Olsun! (29 Mayıs 1453)
Fatih'in Emaneti İstanbul'un Düşman İşgalinden Kurtuluşunun 3. Yıl Dönümü Törenleri. (6 Ekim 1926) 🇹🇷
29 Mayıs 1919- Ayvalık Direnişi
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk’ta Ayvalık direnişinin önemini şu sözlerle vurgulamıştı:
“Yunan ordusu işgal alanını genişletirken, Ayvalık'a da asker çıkardı. Ali Bey, bu Yunan kuvvetine karşı 28 Mayıs 1919'da savaşa girişti. Bu tarihe kadar, Yunan birlikleri hiç bir yerde ateşle karşılık görmemişti. Aksine, bazı şehir ve kasabalar halkı korkutulmuş, İstanbul Hükûmeti'nin emirlerine uyarak idare âmirleri başta olmak, üzere, Yunan birliklerini özel hey'etlerle karşılamışlardı. Ali Bey'in Ayvalık bölgesinde muharebe cephesi kurması üzerine, yavaş yavaş Soma'da, Akhisar'da, Salihli'de millî cepheler oluşmaya başlamıştı..”
28-29 Mayıs 1919'da Ayvalık Yunan ordusunca işgal edildi. Ancak Ayvalık'ta 172. Alay Komutanı Yarbay Ali (Çetinkaya) komutasındaki bir kuvvet, Ayvalık'ta Yunan işgaline karşı direndi. Ayvalık direnişi sırasında şehitler de verildi.
Türk ordusunun Yunan işgaline karşı ilk örgütlü direnişi budur. Ayvalık direnişi, işgalci Yunan ordularına karşı sonraki yerel direnişleri de tetikledi.
M. Kemal Atatürk'ün ve Ali Cetinkaya gibi yurtsever arkadaşlarının anısına saygıyla...
🇹🇷 29 Mayıs 1919: Ayvalık’ta Sıkılan İlk Kurşun ve Millî Mücadele’nin İlk Silahlı Direnişi
29 Mayıs 1919’da Ayvalık’ta Yarbay Ali Çetinkaya ve silah arkadaşlarının sıktığı ilk kurşun, yalnızca işgalci Yunan birliklerine değil; onların arkasındaki İngiliz, Fransız ve Amerikan destekli emperyalist plana karşı da Türk milletinin bağımsızlık iradesinin ilanı olmuştur.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk’ta Ayvalık direnişinin önemini şu sözlerle vurgulamıştır:
“Bu tarihe kadar Yunan kıtaatı hiçbir tarafta ateşle mukabele görmemişti.”
Bu ifade, Ayvalık’ta başlayan direnişin Millî Mücadele tarihinde taşıdığı özel yeri açıkça ortaya koymaktadır. Ali Çetinkaya’nın öncülüğünde gerçekleştirilen bu ilk silahlı karşı koyuş, Anadolu’nun teslim olmayacağını tüm dünyaya göstermiştir.
İngiltere’nin doğrudan desteği, Paris Barış Konferansı’nda Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri’nin onayıyla ilerleyen işgal planlarına karşı Ayvalık’ta yalnızca bir savunma hattı kurulmamış; Türk milletinin hürriyet ve bağımsızlık iradesi de bütün dünyaya ilan edilmiştir. O gün yakılan direniş ateşi kısa sürede Soma’ya, Akhisar’a, Salihli’ye ve Anadolu’nun dört bir yanına yayılmıştır.
Ancak aynı günlerde Ayvalık Kaymakamı Osman Nuri Bey ile bölgedeki İngiliz temsilcisi Hadkinson farklı bir çizgide yer almıştır. Osman Nuri Bey, direnişi desteklemek yerine Ali Çetinkaya’yı İstanbul Hükûmeti’ne şikâyet ederek Türk askerinin geri çekilmesini istemiş; Hadkinson ise işgal sürecinde Rum ve Yunan yanlısı faaliyetleriyle işgal kuvvetlerine destek vermiştir. Osman Nuri Bey, Millî Mücadele karşıtı faaliyetleri nedeniyle Cumhuriyet döneminde Yüzellilikler listesine alınmıştır.
Tarih, vatanı için ayağa kalkanları da, işgalcilerle iş birliği yapanları da unutmaz.
Bir tarafta bağımsızlık uğruna canını ortaya koyan kahramanlar, diğer tarafta milletin direniş azmini kırmaya çalışanlar vardı.
Kazanan ise her zaman olduğu gibi hürriyet, bağımsızlık ve millî irade olmuştur.
29 Mayıs İlk Kurşun Direnişi’nin kahramanlarını saygı, rahmet ve minnetle anıyor; tarihin yanlış tarafında yer alarak işgalcilere destek verenlerin akıbetinin gelecek nesiller için ibret vesikası olmasını diliyorum.
Fotoğrafın Hikâyesi
Fotoğrafta, Trablusgarp Savaşı yıllarında çekildiği belirtilen bir kare yer almaktadır. Görselde dönemin gönüllü ve nizami olmayan Osmanlı kuvvetlerine mensup savaşçılar görülmektedir. Fotoğraf, Teşkilât-ı Mahsusa’nın faaliyet gösterdiği dönemin ruhunu ve cephe şartlarını yansıtan önemli tarihî karelerden biri olarak değerlendirilmektedir.
@AYVALIKBELEDIYE@Ayvalik_Haber@tontvmedya@ayvturkocagi@ayvalikkonsey
İçişleri Bakanı Çiftçi, muhalefetin yabancılara verilen istinai vatandaşlığı iptal edemeyeceğini öne sürdü.
Bal gibi eder!
Sığınmacılara vatandaşlık, TC'nin yasalarına aykırı ve iptal edilir!
Yatırım yoluyla istisnai vatandaşlık da anayasaya aykırı, o da iptal edilir!
“Aklı öldürürsen,
Ahlâk da ölür.
Akıl ve Ahlâk öldüğünde,
Millet bölünür.
Kadı'yı satın aldığın gün
Adalet ölür.
Adaleti öldürdüğün gün;
Devlet de ölür”
Fatih Sultan Mehmet Han
Fetih'ten Kurtuluşa,
Fatih'ten Atatürk'e
#29Mayıs1453#İstanbulunFethi'nin
573.YılDönümü🇹🇷Kut'lu Olsun
Son 2 haftada, Akdeniz'de Meis'ten Karadeniz'de Kilyos sahillerine dek yaşanalar küresel jeopolitik gelişmelerin kaçınılmaz bir yansımasıdır. Gerileyen hegemonya içerde ve dışarda yarattığı kışkırtma ve kumpaslar ile yeni düzende yer kapmaya çabalıyor.
Türkiye adeta iki cepheden sıkıştırılmaktadır.
7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde ülkemizde yapılacak NATO zirvesine kısa süre kala yaşanan olaylar üst üste okunduğunda Ankara’ya karşı Ege’den Karadeniz’e ciddi bir baskı stratejisinin uygulandığını görmekteyiz. Çünkü bugün Türkiye, kağıt üzerinde NATO üyesi olsa da sahada ve masada birçok konuda fiilen NATO müttefikleriyle karşı karşıya gelmektedir.
Ege’de bayram öncesi icra edilen EFES-2026 Tatbikatı yalnızca bir askeri eğitim faaliyeti değildi. Türkiye'nin gerek silahlı kuvvetleri gerekse savunma sanayi yeteneği ile son yıllardaki en kapsamlı müşterek kuvvet gösterilerinden biri olarak Ege ve Doğu Akdeniz'de caydırıcılık iradesinin ilanıydı. Bu gelişme Mavi Vatan Yasası ile birlikte okunduğunda daha da güçlü bir mesaj sunmaktaydı.
Tatbikat sonrasında Milli Savunma Bakanının Ege'de ve Doğu Akdeniz'de hak ve menfaatlerimizi korumaya ve hiçbir geri adım atılmayacağına dair açıklaması önemliydi.
Ancak dikkat çekici olan, tam da bu güçlü mesajın ardından bölgedeki kışkırtmaların hız kazanması oldu. Yunanistan'ın İsrail ile askeri ve stratejik yakınlaşmasını derinleştirmesi, yeni silahlanma programları açıklaması, Ege ve Doğu Akdeniz'de Türkiye karşıtı söylemlerin Yunan devlet adamları ve siyasetçileri düzeyinde artırması dikkat çekerken, Meis üzerinde ve Türkiye kıyılarına son derece yakın bölgelerde Yunan savaş uçaklarının gerçekleştirdiği kışkırtıcı faaliyetler gerilimi yükselten gelişmeler arasında yer aldı.
Diğer yandan İyon Denizi'nde Amerikan enerji devi Chevron'un Libya kıta sahanlığı ve Kıbrıs çevresinde Libya ve KKTC'nin haklarını dikkate almadan yeni lisans alanları elde etmesi, Doğu Akdeniz'deki enerji mücadelesinin hızlandığını göstermektedir. ABD ve küresel finans kapital açısından Hürmüz Boğazı çevresindeki krizler ciddi bir baskı yaratmaktadır. Washington, tarihinin en düşük stratejik petrol rezerv seviyelerinden birine gerilemiş durumdadır. Bu nedenle Doğu Akdeniz'de yeni enerji kaynaklarının süratle dünya pazarlarına ulaştırılması stratejik öncelik haline gelmiştir. Fakat bu denklemde temel engel Türkiye'dir.
Türkiye hem coğrafi konumu hem de Mavi Vatan yaklaşımı nedeniyle Doğu Akdeniz enerji jeopolitiğinin merkezinde bulunmaktadır. Bu nedenle Ankara'nın manevra alanını daraltmak isteyen çevreler aynı anda farklı cephelerde baskı kurmaktadır.
Diğer yandan Türkiye’nin Montrö rejimi sayesinde İkinci Dünya Savaşında sergilediği aktif tarafsızlık rejimi NATO’nun başta İngiltere olmak üzere Rus karşıtı yeminli şahin cephe tarafından eleştirilmektedir. Maalesef içimizde milli ve NATO cephesi arasında bilek güreşi yaşanmaktadır. Bu çelişki zirve yaklaştıkça aratacaktır.
Tam da bu süreçte Karadeniz'de 28 Mayıs 2026 tarihinde Kilyos açıklarında, Türkiye'nin yetki ve sorumluluk alanında üzerinde Ukraynaca işaretler taşıyan BEEK sınıfı insansız deniz aracıyla petrol tankerlerine yönelik saldırılar gerçekleştirildi. Bu saldırının verdiği mesajın yalnızca Rusya'ya yönelik olduğunu düşünmek eksik bir değerlendirme olur.
Asıl mesaj Türkiye'ye verilmektedir. Rusya’nın Kiev’e yönelik askeri strateji değişikliğinin ilan edildiği, Haziran ilk haftasında Rusya Ukrayna cephesinde çok önemli gelişmelerin yaşanacağı konjonktürde Türkiye NATO ve AB şahinleri tarafından adeta tehdit edilmektedir.
Hedef alınan Türk bayraklı olmayan gemiler Rus gölge filosu kapsamında olabilir. Ancak burada endişe konusu gemilerin aidiyeti değildir. Türkiye'nin karasuyu içinde yani aktif tarafsızlık politikası izleyen bir ülkenin egemenlik alanında ticaret gemilerine yönelik silahlı saldırının gerçekleştirilmiş olmasıdır. Bu durum yalnızca deniz ve çevre güvenliği açısından değil, silahlı çatışma hukuku ve terörle mücadele hukuku açısından da son derece ciddi bir egemenlik ihlali niteliği taşımaktadır. Çünkü silah taşımayan ticaret gemilerine yönelik bu tür saldırılar, doğrudan bölgesel istikrarı, çevreyi ve deniz ulaştırmasının güvenliğini hedef almaktadır.
Nitekim benzer bir olay 26 Mart 2026 tarihinde yaşanmıştı. İstanbul Boğazı yaklaşma sularında, Karasu-Kilyos hattına yakın bölgede, yaklaşık 1 milyon varil ham petrol taşıyan Altura tankerine yönelik saldırı gerçekleştirilmişti. O tarihte bunun sıradan bir olay olmadığına dikkat çekmiş ve verilen mesajın Türk Boğazlarının güvenliğinin test edilmesi, Türkiye'nin büyük bir çevre felaketi tehdidiyle karşı karşıya bırakılabileceğinin gösterilmesi ve Karadeniz'deki savaşın Türkiye kıyılarına doğru yaklaştırılması olduğunu ifade etmiştim. İki ay sonra aynı bölgede benzer yöntemlerle yeni saldırıların gerçekleşmesi göstermektedir ki, 26 Mart münferit bir olay değildir. Maalesef tarih tekerrür etmektedir.
NATO Zirvesi yaklaşırken Türkiye'nin Rusya ile ilişkilerini bozmak, Ankara'yı Karadeniz'de daha sert bir NATO çizgisine çekmek ve Türkiye'nin denge politikasını zayıflatmak isteyen çevrelerin baskılarını artırması şaşırtıcı olmayacaktır.
Özetle Türkiye bugün Ege'de İsrail, GKRY ve Yunanistan üzerinden, Karadeniz'de ise Ukrayna ve bazı NATO ülkeleri üzerinden eş zamanlı baskıyla karşı karşıyadır.
Bunun yanında içeride de Türkiye'nin milli birlik ve beraberliğini zayıflatabilecek etnik, mezhepsel ve kimlik temelli fay hatlarının yeniden hareketlendirilmesi riski bulunmaktadır. Ana muhalefet partisinin yaşadığı iç krizler ve parçalanma eğilimleri de bu açıdan dikkatle izlenmelidir. Çünkü büyük jeopolitik baskı dönemlerinde devletlerin en kırılgan noktası dış cephe değil, iç bütünlükleridir.
Bugün yaşanan son derece hayati ve ciddi dış / güvenlk politika konularında ana muhalefetin değil katkısı yorumu dahi olmamaktadır. Dolayısı ile NATO ve AB konularında Türkiye’de iktidar görüşüne anti-tez üretilememektedir. Bu durum çöken batı hegemonyasının arayıp da bulmayacağı bir fırsat sunmaktadır.
Önümüzdeki haftalarda Türkiye'nin karşılaşacağı temel sınama, Yunanistan ve NATO’nun Ege, Akdeniz ve Karadeniz kışkırtmalarına ve sahte bayrak kumpaslarına kapılmamak, Karadeniz'de tırmanan gerilimin tarafı haline gelmemek, Montrö rejimini korumak ve iç siyasi ayrışmaların milli güvenlik zafiyetine dönüşmesini engellemektir.
İç cepheyi sağlam tutamazsak dış cepheyi kaybederiz. Tarih en büyük öğretmendir. Tam da 101 yıl önce yaşanan Musul vakası bize ders olmalıdır. Lozan'da çözülemeyen petrol zengini Musul, 1925 yılında Türkiye ile İngiltere arasında ölümcül bir jeopolitik mücadeleye dönüşmüştü. Ankara, Misak-ı Millînin son büyük davasını savunuyordu. İngiltere ise Musul'u Irak Mandası içinde tutmak istiyordu. Milletler Cemiyeti'nin Musul incelemesi 11 Şubat günü başladı. İki gün sonra 13 Şubat 1925'te Şeyh Said Ayaklanması patladı. Tesadüf mü? Hayır. İsyan Türkiye'nin bütün dikkatini doğuya çevirdi. Musul'a odaklanan Ankara, bir anda içerideki tehditle uğraşmak zorunda kaldı. Sonuçta Musul üzerindeki baskı gücü zayıfladı, İngiltere ise istediğini aldı.
Türkiye'nin ihtiyacı yeni dünya düzeni kurulurken içerde ve dışarda yeni cepheler açmak değil, devlet aklını korumaktır.
"Aklı Öldürürsen Ahlak'da Ölür"
(Fatih Sultan Mehmet Han)
"Bir Millet Zenginliği İle Değil
Ahlak Değeri İle Ölçülür..."
(Mustafa Kemal ATATÜRK)
Sonsuz minnetle...
“Yüksel Türk! Senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur”🇹🇷
29 Mayıs 1453’te İstanbul’u fethederek yükselme devrini başlatan Fatih Sultan Mehmet Han’dan, 13 Kasım 1918’de işgal edilerek karanlığa bürünen Fatih’in emanetini 6 Ekim 1923 ‘te kurtararak #TürkMilleti adına aydınlık bir çağ açan Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’e…
“Bir Türk, dünyaya bedeldir” sözünü gerçek kılarak tüm dünyaya ilan eden kahraman ecdatlarımıza saygı, minnet ve rahmetle🙏🏻🇹🇷
#istanbulunfethi
#29Mayıs1453
#İstanbulunkurtuluşu
#MustafaKemalAtatürk
#Türk
Muhittin Çaçan Hoca'dan nefis bir yazı;
"Problem, herkese siyaset kimliği alanı açıp Türk'e susmayı öğütleyenlerin iki yüzlü ahlakıdır."
https://t.co/871azsZ0pM