‘Kaçtığım bütün savaşların yaralarını taşıyorum’ der Pessoa. Yeri geldiğinde söylenmemiş bir söz, çıkılmamış bir yol, ifade edilmemiş bir sevgi içimizde sızlayıp durur.
Bir Dostoyevski incelemesinde geçiyordu: “Belki de âşık olmak, birini Tanrı’nın gördüğü gibi görmeyi öğrenmektir. Kusursuz değil, fakat olduğu gibi sevilmeye lâyık.”
şule gürbüz, ‘dünyayı değiştiremeyeceğini anladığın an, olgunlaştığın andır. kendini değiştirmeye başladığın an ise bilgeleştiğin.’ der. işte o bilgeliğin son durağı ne dünyayla kavga etmek ne de kendini tüketmektir. olduğun gibi parlayıp, sessizce kendi varlığında derinleşmektir
şule gürbüz diyor ya 'her şeye yaklaşmak, her şeyi bilmek ve herkesle hemhâl olmak zorunda değiliz. bazı şeylerin uzakta ve kendi renginde kalması, hem onlara hem de bize hürmettir.' çünkü sınır, ruhun zırhıdır. herkesi içeri alan, en çok da kendi içindeki evi talan eder.