Türkiye'nin bölgedeki ağırlığını doğru okuyamayan bazı komşu ülkeler stratejik hata yapabilir. Ankara'yı dengeleme veya çevreleme girişimleri, bekledikleri güvenliği değil daha yüksek siyasi, ekonomik ve askerî maliyetleri beraberinde getirebilir.
“Türkiye’nin İsrail ve Yunanistan’la savaşa girme ihtimali nedir?”
Prof. Dr. Hasan Köni: “Türkiye'nin merkezinde bulunduğu jeopolitik konum itibarıyla, olası bir çatışma halinde Doğu Akdeniz, Kafkasya, Orta Doğu ve Karadeniz havzalarındaki tüm dengeler birbirine girer. Tam da bu yüzden Trump, 'Ben varken Türkiye ve İsrail'i savaşa sokmam!' diyor”
@NedretErsanel #AkılOdası
Jeopolitikte krizler yalnızca tehdit üretmez; yeni güç merkezleri ve yeni ticaret güzergâhları da yaratır.
Hürmüz etrafındaki belirsizlik, Türkiye'nin jeoekonomik rolünü yeniden tanımlayabilecek bir döneme işaret ediyor.
Merz Almanyası, Ukrayna konusunda Demokratların Amerika'sının yerini almaya başladı. Verilen mesaj bir savaş mesajından çok, uzun vadeli bir cepheleşme mesajı. Berlin, Rusya ile yıllar sürebilecek stratejik rekabete hazırlanıyor.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz:
Dün Ukrayna'yı destekledik. Bugün Ukrayna'yı destekliyoruz.
Yarın da Ukrayna'yı destekleyeceğiz. Ne kadar gerekiyorsa o kadar destekleyeceğiz.
“İran, Lübnan ve Gazze’den sonra sıra Türkiye’ye gelecek” söylemi, öncelikle Türkiye’yi edilgen bir aktör olarak konumlandıran hatalı bir bakış açısına dayanmaktadır. Bu yaklaşım, Türkiye’nin güç projeksiyonunu, askerî kapasitesini ve jeopolitik derinliğini göz ardı ederek İsrail’i üstün ya da en azından Türkiye ile eşit düzeyde bir aktör olarak kabul etme yanılgısına sürüklemektedir.
Jeopolitik rekabetlerin doğası gereği Türkiye ile İsrail arasında yaşanabilecek olası bir güç mücadelesi de doğrudan sıcak çatışma şeklinde değil; üçüncü ülkeler, bölgesel kriz alanları ve nüfuz mücadeleleri üzerinden şekillenir. Dolayısıyla mesele, “sıranın kime geleceği” değil, bölgesel etki alanlarının nerede ve hangi araçlarla rekabet konusu olacağıdır.
"İran'dan sonra sıra Türkiye'de!"
Orta Doğu uzmanı Dr. Howard Eissenstat, İran'ın zayıflamasıyla Türkiye ve İsrail'in bölgesel liderlik yarışına gireceğini iddia etti.
https://t.co/DZJ7rNfGlz
Kaçınılmaz Kopuş
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Ermenistan'ın iki yılı aşkın süredir Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü'ne (KGAÖ) üyelik aidatlarını ödemediğini belirterek yaptırım uygulanabileceğini açıkladı. Lavrov ayrıca Ermenistan'ın NATO ile iş birliğini geliştirdiğini, ortak tatbikatlara katıldığını, askerî teçhizat satın aldığını ve hem NATO hem de AB ile kurumsal temaslarını artırdığını vurguladı.
Gelinen noktada Ermenistan'ın KGAÖ üyeliği büyük ölçüde formaliteye dönüşmüş durumda. Paşinyan yönetimi, Moskova ile doğrudan bir kopuş ilan etmek yerine ilişkileri aşamalı olarak gerilim hattına sürüklüyor. Her yeni anlaşmazlıkta Rusya'nın verdiği sert tepkiler ise ilişkileri daha da yıpratıyor.
Böylece ortaya ilginç bir tablo çıkıyor: Moskova'nın Ermenistan üzerindeki baskıyı artırmaya yönelik adımları, Erivan'ın Rusya'dan uzaklaşmasını hızlandıran bir faktöre dönüşüyor. Sonuçta Rusya'nın attığı her sert adım, Paşinyan'ın Batı'ya yönelişini meşrulaştırıyor.
Paşinyan'ın temel hedefi Rusya ile ilişkileri tamamen koparmak değil; Ermenistan'ı Moskova'nın "uydu devleti" olarak görülen konumundan çıkarıp, eşit bir aktör olarak yeniden konumlandırmak. Ancak mevcut gidişat, tarafları giderek daha derin bir ayrışmaya sürüklüyor. Bu nedenle Ermenistan-KGAÖ ilişkilerinde yaşanan kriz, artık geçici bir gerilimden çok, uzun vadeli bir kopuş sürecine benziyor.
📌İran nükleer dosyasında "sıfır noktasına dönüş" yaşanıyor.
ABD ile İran arasında yürütülen görüşmelerde tarafların anlaşmaya her zamankinden daha yakın olduğu belirtiliyor. İran'ın nükleer programına yönelik yaklaşık 10 yıllık bir kısıtlamaya sıcak baktığı, ABD'nin ise 20 yıllık bir süre talep ettiği ifade ediliyor.
Diplomatik kaynaklara göre taraflar, yaklaşık 15 yıllık bir ara formül üzerinde uzlaşmaya yaklaşmış durumda. Bunun karşılığında İran'a uygulanan ekonomik yaptırımların önemli ölçüde kaldırılması gündemde.
Kısacası mevcut çerçevede bir anlaşma sağlanırsa, ortaya çıkacak tablo büyük ölçüde Barack Obama döneminde imzalanan nükleer anlaşmanın güncellenmiş bir versiyonu olacak. Yıllar süren kriz ve gerilimin ardından taraflar, fiilen eski anlaşmanın mantığına geri dönmüş görünüyor.
@SabirAskeroglu Sabir Bey, her zaman olduğu gibi aydınlatıcı, vizyonu belli olan bir bilgi paylaşmışsınız. Bizi bilgilendirdiğiniz için size teşekkür ediyorum
Hocam, değerli yorumunuz için teşekkür ederim. Sun Tzu'nun meşhur sözüyle ifade etmek gerekirse; "Kendini tanı, rakibini tanı." Ancak son yıllarda Rusya'nın, rekabet alanı olarak gördüğü bölgeleri yeterince tanıyamadığını ve aynı zamanda kendi gücünün sınırlarını da doğru hesaplayamadığını görüyoruz. Güney Kafkasya'da yaşanan gelişmeler de bunun en somut örneklerinden biri gibi görünüyor.
@SabirAskeroglu Kaleminize sağlık çok doğru tespitlerde bulunmuşsunuz. Rusya'nın Güney Kafkasya politikasını yeniden değerlendirmesinin sonuçlarının tam olarak ne olacağını ise ilerleyen zamanda göreceğiz. Rusya bu ülkeleri egemen, eşit, bağımsız devletler olarak görebilecek mi temel soru