İslam inancında mezara girenleri yargılayan Münker ve Nekir adlı sorgu melekler vardır. Onlar bile karar vermek için ölmüş kişiye soru sorarlar, cevabını alırlar. Bizde iyice yaygınlaşan sosyal medya Münker ve Nekir’leri ise vefat edenleri onlardan önce suçlamaya başlıyor. Bence bu çağın insanı ölümün ne demek olduğunu unuttu. Müthiş bir dünya hırsı ve şehvetiyle davranıyor. Oysa ölüm herkese şah damarından daha yakın.
Anneler kayınvalideler artık kendine eziyet etmeyi bırakmalı ya en azından belli bi yaştan sonra, bu kavanoz kavanoz soslara buzluk yiyeceklerine hic gerek yok yorulduguna degmez yat aşagı dinlen ya eksik kalsın domates bilmem nesi
Llyod George Hükümeti devrildiği için Milli Mücadele'yi kazanmadık, Milli Mücadele'yi kazanmamız sonrasında Llyod George hükümeti devrildi. Devamında da "Cihan Harbi'ne Llyod George İngiltere'nin başbakanı olduğu için girdik" diyorsun. O sıra başbakan Asquith zaten hadi onu geçtim, Dışişleri Bakanı Edward Grey de Anadolu'nun işgaline hevesli değil. İlk defa anlatmak istediğini bu kadar kötü anlatıp kendi argümanını çöp eden bir adam görüyorum.
"Binaenaleyh, romanın bence esas merkezi, çevre değil,
insanın bizzat kendisidir, insanın bizzat kendisi de değil, insanın dramı, gelip takıldığı yer... Dram demek, insanın takıldığı yer demektir." - Kemal Tahir
@MehmetAltanFan Şimdi de öğretmenlere mi sardın? Birazcık ölçme ve değerlendirmeden haberin olsaydı her sınavda düşük netlerin de olduğunu görürdün! Bu netleri yapanlar atanıyormuş gibi algı yapma! Öğretmenler, hangi puanlarla ve netlerle atanıyor, bir bak.
Zavallı İsmet Özel👇
1) "Mustafa Kemal, Savaşı kazanma ihtimali sıfır olduğu için 'Attan düştüm!' deyip kolunu sardırıp Sakarya'da savaş meydanını terk etti, Ankara'ya döndü!" diyerek gerçeğin üstünde tepiniyor.
Oysa gerçek şu:
Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, cepheye gitmeden önce attan düşerek yaralanmışsa da bu onu 12 Ağustos’ta cephede olmaktan alıkoyamamıştır. Doktorların tüm itirazlarına rağmen Mustafa Kemal Paşa, yarasını sardırıp o kırık kaburgası ile cepheye dönmüştür. 13 Ağustos 1921’de yürüyüşe geçen Yunan Ordusu, ilk defa 17-18 Ağustos’ta Türk Ordusu ile karşılaşmıştır. Yunan Ordusu, Türk kuvvetlerinin sol kanadını kuşatarak bu kısmını yok etmek ve Ankara’ya ulaşmak amacıyla 23 Ağustos’ta 100 km’lik cephede savaşı bütün şiddeti ile başlatmıştır. Yani şairin iddiasının aksine Sakarya Muharebesi başlarken Mustafa Kemal Paşa cephededir. Sakarya Meydan Muharebesi boyunca da karagahta kalmış ve savaşı bizzat idare etmiştir.
2) "Türklerin savaşı kaybedeceğini anlayan Mustafa Kemal, 'bu benim başarısızlığım sayılmasın!' diye cepheyi terkedip Ankara'ya döndü, Sakarya Savaşında bulunmadı," diyen şair yine gerçeği çarpıtıyor.
Gerçek şu:
Şairin iddiasının tam tersine, Mustafa Kemal Paşa, düşmanın Polatlı'ya dayandığı, herkesin savaşın kaybedildiğini düşündüğü o günlerde, Meclis'in, kendisine yönelik "Başkomutan ol, cepheye git" çağrıları üzerine Meclis'in yetkilerinin de geçici bir süreyle (3 ay) kendisine verilmesi şartıyla Başkomutanlığı kabul edip, TÜM SORUMLULUĞU KENDİ ÜZERİNE ALIP cepheye gitti. Yani şairin iddiasının tam tersine, Mustafa Kemal Paşa, tüm milletin sorumluluğunu, tüm meclisin sorumluluğunu en zor zamanda kendi üzerine aldı. Eğer, Mustafa Kemal Paşa, şairin dediği gibi "Bu benim başarısızlığım sayılmasın!" diye düşünseydi, Sakarya Meydan Muharebesi öncesinde, 5 Ağustos 1921'de Başkomutanlığı kabul edip Meclisin, milletin tüm sorumluluğunu hiç üzerine almaz, bu büyük yükün altına hiç girmezdi. Oysa o her şeyi göze alarak bu sorumluluğu aldı. Şair söylemiyor ama,Sakarya Meydan Muharebesi kaybedilseydi, cephede olup olmadığına bakılmaksızın, tek sorumlu Mustafa Kemal Paşa olacaktı. Çünkü 5 Ağustos 1921 tarihli Başkomutanlık Kanuna göre Sakarya'da tek sorumlu ve olağanüstü yetkili başkomutan oydu. Ayrıca Mustafa Kemal Paşa'nın, "Attan düştüm, yaralıyım, Ankara'da kalacağım!" dediğine ilişkin hiçbir kayıt da yoktur. "Sakarya Meydan Muharebesi sırasında Mustafa Kemal Ankara'daydı", dolayısıyla savaşı yönetmedi! iddiası ise "Büyük Taarruz'da Başkomutan İsmet Özel'di!" iddiasından farksızdır.
3) "Atatürk Meclis'e dilekçe verip Gazi ünvanı istemiş" diyerek de şair gözümüzün içine bakarak açıkça gerçeği diri diri mezara gömüyor.
Gerçek şu:
Şairin iddiasının aksine, Mustafa Kemal, dilekçe yazıp "Beni Gazi ve Mareşal yapın!" demedi.
Sakarya Meydan Muharebesi'nin, 13 Eylül'de kazanılmasının ardından, ''Batı Cephesi Komutanı'' Edirne milletvekili İsmet (İnönü) Paşa ile Genelkurmay Başkanı Kozan milletbekili Fevzi (Çakmak) Paşa, imzalarıyla, 15-16 Eylül 1921'de Meclise gönderdikleri tarihi bir önergeyle, Mustafa Kemal Paşa'ya ''Müşirlik'' rütbesi ile ''Gazilik'' unvanı ''verilmesini' önerdiler. (Belgelere bakınız.)
Yani şairin iddiasının aksine Mustafa Kemal Paşa'ya Gazi ve Mareşallik rütbesi verilmesi isteği İsmet Paşa ve Fevzi Paşa'dan geldi. Ve Meclis bu isteği kabul ettiği için 19 Eylül 1921 tarihli 153 numaralı kanunla Mustafa Kemal Gazi ve Mareşal oldu.
İsmet Özel gibi Atatürk ve laik Cumhuriyet karşıtı tipler, hiç yüzleri kızarmadan akıllarınca tarihi çarpıtıp gerçekdışı iddialar ortaya atıp Atatürk'ü değersizleştirerek hem iktidarın "Yeni Türkiye" dediği yapıya Atatürk'süz yeni bir tarih inşa etmeye çalışıyorlar hem de böylece imanlarının daha da kuvvetleneceğini sanıyorlar! Ancak bu tür çarpık tezlerle ne Atatürk değerinden bir şey kaybeder, ne de bu tiplerin zayıf imanları kuvvetlenir. Olan kendilerine olur, zamanla toplum içine çıkacak yüzleri kalmaz, kalmadı da.
Zavallı İsmet Özel...
26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz, Türk milletinin bağımsızlık ve vatan mücadelesinde zafere uzanan yolun dönüm noktası oldu.
Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün sevk ve idaresinde kazanılan bu büyük zaferin yıl dönümünde, vatan uğruna mücadele eden tüm kahramanlarımızı saygı, minnet ve rahmetle anıyoruz.