🇧🇬 | 2005 yılında Avrupa Birliği’ne giren ve 2026’da para birimi olarak euro’ya geçen Bulgaristan’da euro krizi büyüyor. Maaşlar yarıya inerken, ürün fiyatları euro cinsinden yukarı doğru yuvarlandı. Beklenmeyen bir enflasyon oluştu.
🔬 BİLİMFEST İzmir 2026 Açılış Programı ile Başlıyor! 🚀
Bilim ve teknolojiyle inşa edeceğimiz Türkiye Yüzyılı yolunda; TÜBİTAK 4007 Bilim Şenlikleri Destekleme Programı kapsamında Müdürlüğümüzce yürütülen BİLİMFEST İZMİR 2026, bilim söyleşileri, çalıştaylar ve birbirinden heyecan verici etkinliklerle kapılarını açıyor!
📅 28 Eylül 2026 Pazartesi 🕙 10.00
📍 15 Temmuz Şehitleri Konferans Salonu
Bilimin ışığında geleceği birlikte şekillendirmek için açılış programımıza davetlisiniz!
@tcmeb@Yusuf__Tekin@drsuleymanelban@yahsiomer@Tubitak@bilimfest35
BEŞİKTAŞ’IN KURULUŞ RENKLERİNİN KIRMIZI-BEYAZ OLDUĞU, BALKAN SAVAŞI’NIN ARDINDAN YAS NEDENİYLE SİYAH-BEYAZ OLARAK DEĞİŞTİRİLDİĞİ UYDURMACASI
Bu uydurmacayı, spor tarihindeki uydurmacalar içerisinde ayrı bir yere koymak isterim. Her şeyden önce, okuyanın millî hislerini harekete geçirici motiflerin son derece ustaca kullanıldığı bir hikâyedir. Belki de içinde barındırdığı bu özellik nedeniyle en yaygın biçimde bilinen ve inanılan bir uydurmacadır. Yıllar içinde evrimler geçirmesi, içerisine sürekli yeni unsurlar katılarak hikâyenin zenginleştirilmesi uydurmacayı âdeta bir efsane konumuna yükseltmiştir. İsterseniz bu uydurmacanın son versiyonunu hatırlayarak incelememize başlayalım:
"Beşiktaş’ın ilk renkleri kırmızı-beyazdı.
Balkan Savaşı sırasında binlerce vatan evladının şehit düşmesi ve Balkanlar’ın önemli bir bölümünün kaybı üzerine teessüre kapılan Beşiktaş Kulübü; fevkalade kongreye başvurmuş, ittifakla aldığı kararla Balkan topraklarının tamamı tekrar Türk milletinin oluncaya kadar kırmızı-beyaz olan renklerini 'siyah-beyaz'a çevirmiştir." (BJK Resmî İnternet Sayfası / Tarihçe, 2003) (Not: Uyarılarımız üzerine 2005 yılında kaldırılmıştır.)Şimdi de 1978 yılında ilk ortaya çıktığı şekliyle hatırlayalım:"(…)
Hayatın doğuşu-batışı, gece-gündüz gibi insan hayatına yön ve şekil veren acı-tatlı günler daima siyah-beyaz renklerle ifade edilmez mi? Siyah-beyaz, kâinatı paylaşan gece ile gündüzün sembolleri olduğu kadar, yenilmenin de yenmek kadar tabii bir olay olduğu sporda ifade ettiği mana çok açık ve derindir. İşte bütün bu hakikatlerin tam karşılığı siyah-beyaz, Beşiktaş camiası için apayrı, özel bir mana da taşımaktadır. 1903 yılında kulübümüz teşekkül ettiği zaman cemiyetimizin ilk renkleri kırmızı-beyazdı! Ve bu ta Balkan Harbi’ne kadar da değişmedi.8 Ekim 1912 yılında 'Birinci Balkan Harbi' başlamıştı. Bu harp patlak verdiği zaman Osmanlı İmparatorluğu’nun ordusu, subay ve erler arasındaki particilik ve dolayısıyla meydana gelen ikilik yüzünden düzensiz bir hâldeydi. Bu yüzden kendisinden daha az kuvvetlere sahip olmalarına rağmen karşı saflarda yer alan dört düşman devletinin saldırılarına dayanamayan Osmanlı İmparatorluğu birçok meydan savaşını kaybetmişti.
Yunanlılar Yanya’yı kuşatıp Selanik’i aldılar. Arnavutlar da bu durumdan faydalanıp istiklallerini ilan ettiler (1912). Neticede Yunan donanmasının adalara asker çıkartması, Osmanlı donanmasına mensup Hamidiye kruvazörünün Yunan donanmasına kahramanca karşı koyup büyük zararlar verdirmesi, Bulgarların Kırklareli ve Lüleburgaz savaşlarını kazanıp Çatalca hattına dayanması ve en nihayet İngilizlerin müdahalesi ile 'Silah Bırakışması'nın imzalanması (3 Aralık 1912) birbirini takip etti.
Barış şartlarını konuşmak üzere Londra’da bir konferans toplandı. Fakat Balkan devletleri bütün Rumeli’yi istediler. Osmanlı Devleti bunu kabul etmeyince de harp yeniden başladı. Ve böylece mücadele gücünü kaybeden devlet barış istemek zorunda kalarak düşman devletlerinin arzusuna boyun eğdi. Osmanlı Devleti Midye-Enez hattının batısında kalan bütün topraklarını pay edemedi. Bu yüzden Sırplarla Yunan ve Bulgarlar arasında ikinci bir Balkan harbi başladı. Osmanlı İmparatorluğu bu vaziyetten istifade ederek ileri harekete geçti ve 10 Temmuz 1913’te Edirne’yi geri aldı. Fakat sadece Edirne’yi! Koca Balkan toprakları elimizden kahpece alınmıştı.
Asil Türk gençliği Balkanların kaybı ile âdeta kalbinden vuruldu. Ve fedakâr, cesur Türk gençliğinin bir uzvu olan Beşiktaşlı çocuklar, teessürlerinin bir ifadesi olarak tarihî karalarını ilan ve tatbik ettiler. Balkanların tamamı tekrar Türk milletinin oluncaya kadar, uğrunda mücadele edecekleri renkleri kırmızı-beyaz’ı siyah-beyaz’a tebdil ettiler (değiştirdiler). İşte, siyah-beyaz bu yüzden Beşiktaş için apayrı bir mana taşımaktadır." (Türk Sporunda 75 Yıl, Beşiktaş Spor Tarihi, "Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nün ilk renkleri ve ne maksatla değiştirildiği" / 1978, s.14)
Aslında "I. Balkan Savaşı 1912, II. Balkan Savaşı 1913’te gerçekleşti. Beşiktaş Kulübünün siyah-beyaz renklerden oluşan 1906 tarihli ilk rozeti bugün kulüp müzesinde sergilenmekteyken, renklerin Balkan Savaşı sonrası değiştiğini iddia etmek abesle iştigalden başka bir şey değildir…" diyerek geçiştirilmesi gereken bir hikâye olarak görülebilir.
Ancak kurgusunda bulunan bunca kronolojik çelişkiye, bunca mantıksızlık silsilesine rağmen bir dönem büyük bir çoğunluk tarafından inanılmış olması, hatta üzerine yorumlar yazılmış olması nedeniyle mutlaka mercek altına alınması gereken bir hikâyedir. Üstelik bu hikâye adaptasyon bir uydurmacadır. Bir başka kulübün renklerinin hikâyesinin tersyüz edilerek Beşiktaş’a uyarlanmasıdır.İlk olarak yazar tarafından değiştirilerek Beşiktaş’a uyarlanan hikâyenin hangi hikâyeden adapte edildiğini inceleyelim:
"İstanbulspor’un sarı-siyah renkleri, 1915 Çanakkale Savaşları’nın simgesidir. 1915 yılında İstanbul Erkek Lisesi Galata’da, Kemeraltı Caddesi’ndeki bugünkü Saint Benoit okulunun bulunduğu binadadır. 1911 yılından itibaren sürmekte olan savaşlar sebebiyle İstanbul’daki okulların bir bölümü hastane olarak kullanılır. Hastane olarak kullanılan okulları diğerlerinden ayırmak için bu okulların duvarları sarı renge boyanır. Kemeraltı Caddesi’ndeki İstanbul Sultanisi (İstanbul Lisesi) de hastane olarak kullanılan okullardandır.19 Mayıs 1915 Çarşamba günü, Çanakkale Savaşları’nın tarihe en kanlı ve en kayıplı günü olarak geçer. Altı buçuk saat süren çarpışmanın sonunda 2. Tümen'in çoğu öğrenci olan 10 bin askerinin tümü eriyip gider. Çanakkale Savaşı'na gönüllü olarak katılan öğrencilerinin şehit düştükleri haberinin okula ulaşması üzerine geride kalan öğrenciler ağabeylerinin anısına okulun kapılarını ve pervazlarını matem rengi siyaha boyarlar. Böylece sarı-siyah, okulun simgesi hâlini alır. Okulun içinden doğan İstanbulspor da 1926 yılındaki kuruluşunda renk olarak sarı-siyahı benimser. Arma ve renk, İstanbul Lisesi ile kulübün geleneksel dayanışma ve beraberliğinin simgesidir." (İstanbul Erkek Liseliler Eğitim Vakfı, "Tarihçe – Arma ve Renkler")
İstanbul Lisesi, Çanakkale cephesinde en çok şehit veren okuldur. Bu savaşta yitirilen İstanbul Liselilerin fotoğrafları, Cağaloğlu’ndaki okulun duvarlarında hâlâ sergilenmektedir. İstanbul Lisesi yas ifadesi olarak renklerini değiştirir çünkü doğrudan bir etkilenme söz konusudur. Çanakkale Savaşı'nda şehit düşenler kendi öğrencileri, kendi camialarının mensuplarıdır. Hâlbuki Beşiktaş Kulübünün Balkan Savaşı’ndan doğrudan bir etkilenimi söz konusu değildir. Balkan Savaşları'nda şehit olmuş, hatta yaralanmış bir kulüp mensubu yoktur. İmparatorluğun toprak kaybı da böyle bir yas kararına etken olamaz. İmparatorluk, 1718 Pasarofça Antlaşması'ndan itibaren neredeyse 200 yıldır toprak kayıpları yaşamaktadır. 1908’de Avusturya-Macaristan Bosna-Hersek’i işgal ederken, 1911’de Trablusgarp ve Bingazi İtalyanlara kaptırılırken yas ilan etmeyen kulübün Balkan Savaşı sonucunda ortaya çıkan daha küçük ölçekli toprak kaybını yas nedeni saymış olması kabul edilebilir bir tez değildir.
Uydurmaca yazarının bu konuda ustaca bir yöntem izleyerek okuyucusunun algısını yanlış yönlendirdiğini söyleyebiliriz. Yazar, hikâyesinin içine birtakım tarihî bilgiler serpiştirdikten sonra savaşla ilgili anlatımını şu cümleleriyle sonuçlandırır: "Osmanlı İmparatorluğu bu vaziyetten istifade ederek ileri harekete geçti ve 10 Temmuz 1913’te Edirne’yi geri aldı. Fakat sadece Edirne’yi! Koca Balkan toprakları elimizden kahpece alınmıştı." Bu sonuç bölümü, yeterli tarih bilgisi olmayan çoğunluk okuyucu üzerinde yazarın deyimiyle "koca Balkan topraklarının", yani bugünkü Yunanistan, Bulgaristan, Arnavutluk, Makedonya, Sırbistan, Bosna ve Romanya topraklarının Balkan Savaşı sonucunda kaybedildiği algısını yaratmak için kurgulanmıştır. Bu algının kuvvetlendirilmesi için "10 Temmuz 1913’te Edirne’yi geri aldı. Fakat sadece Edirne’yi!" cümlesinin kullanılması dikkat çekicidir.Yunan Krallığı’nın 1821’de kurulduğunu, Bulgar Krallığı’nın 1908’de tam bağımsızlığını elde ettiğini, 1877 Berlin Antlaşması'yla Osmanlı İmparatorluğu’ndan bağımsızlık elde eden Romenlerin bir yıl sonra Romanya Krallığı’nı kurduklarını, Bosna topraklarının 1908’de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun eline geçtiğini uydurmaca yazarının bilmediğine ihtimal vermek zordur.Yani "koca Balkan toprakları" Balkan Savaşı'nda elden çıkmamıştır. Bu nedenle yazarın okuyucusunun algısını yönlendirmek amacıyla tarihi yeni baştan yazmaya soyunduğu düşünülebilir. İmparatorluğun eski başkenti Edirne’nin Bulgarlardan geri alınışı imparatorluk bünyesindeki Türkler tarafından günlerce bayram olarak kutlanmışken, yazarın Edirne’nin geri alınışını önemsiz bir ayrıntı gibi göstermesi bu açıdan bakıldığında anlamlıdır. "Balkanların tamamı tekrar Türk milletinin oluncaya kadar, uğrunda mücadele edecekleri renkleri kırmızı-beyaz’ı siyah-beyaz’a tebdil ettiler" cümlesiyle de o dönem imparatorluk bünyesinde en uç görüşlerin bile sahip olmadığı yepyeni bir ülkü icat eder; üstelik bu ülküsüne bir çırpıda Beşiktaşlı sporcuları da ortak ediverir.
İlginç ki ne ilginç…
Aslında yazar Beşiktaşlılara mal ettiği "Balkanların tamamının Türk milletinin olması" ülküsünün ne anlama geldiğini merak etse, şöyle bir sözlük karıştırıp karşılığını arasa, kaş yapayım derken göz çıkardığının ve ifade ettiği şeyin açıkça "emperyalizm" anlamına geldiğinin farkına varır."Ne olacak, yazar Misakımilli sınırlarını biraz fazlaca geniş çizmiş" diye geçiştirilebilecek bir konu da değildir. Yazarın, Balkanların tamamını geri alırken bu topraklarda yaşayan halklara ne yapmayı planladığı da ayrı bir merak konusudur.Konuyla ilgili bir hikâye de ben uydurayım: 100. yılında şampiyonluğu hedefleyen Beşiktaş, futbol takımının başına Mircea Lucescu’yu getirir. Takımın gol yollarında en önemli silahlarından biri de Daniel Gabriel Pancu’dur. Birbirleriyle vatandaş olan bu iki yabancı, bir gün başarısı için uğraş verdikleri yeni kulüplerinin tarihini merak ederler. Yazarın bir kitabını temin edip okumaya başlarlar. Okudukça dehşete düşerler, gözleri fal taşı gibi açılır. Kitapta, transfer oldukları yeni kulüplerinin kırmızı-beyaz olan kuruluş renklerini, ülkeleri Romanya’nın toprakları Türkler tarafından geri alınıncaya kadar geçici olarak siyah-beyazla değiştirdiği yazmaktadır…
İlk algılamada "milli hisleri kabartan" zararsız bir hikâye gibi düşünülen bu uydurmacanın, biraz üzerinde düşünüldüğünde bir kulübün tarihine bilinçsizce sürülen kara bir lekeye nasıl da dönüşebileceği ortadadır. "Arife günü yalan söyleyenin bayram günü yüzü kara çıkar" diye boşuna söylememişlerdir. Yalan eninde sonunda ayağınıza dolanıverir. En kötüsü de yalanınıza bir ortak çıkarsa, ortaya attığınız yalan bir anda kuyruklu yalana dönüşüverir:"Bilirsiniz, Beşiktaş Jimnastik Kulübü'nün kuruluş tarihi 1903 ve forması kırmızı-beyaz. 1913 yılında Balkan Savaşı'nın kaybedilişiyle Beşiktaş formasındaki kırmızıyı siyah yaptı. Biz de diyoruz ki; 89 yıllık matem, 100'üncü kuruluş yıl dönümünde sona erdirilsin.Önce Beşiktaş vardı. İtirazı olan yok. 100. yaşını kutlayacak olan ilk Türk takımı Beşiktaş. Formasının sol üstünde, kalbinin üzerindeki armasında Türk Bayrağı'nı taşıyan tek takım da Beşiktaş. Formasındaki rengi Türk ulusunun matemi nedeniyle değiştiren ilk ve tek Türk takımı da Beşiktaş.Kimse alınmasın.
Biliyorum ki söyleyeceklerimden en çok Beşiktaşlı rahatsız olacak. Önerdiğim bu konuya birçok Beşiktaşlı karşı çıkıp, 'Kara Kartal Beşiktaş'ın rengini değiştirmek sana mı kaldı?' diyecek. Ben ise tarihî bir kararın artık tamamlandığını söylüyorum. Ulusal yasın bittiğini söylüyorum. Avrupa Birliği'ne adım attığımız şu günlerde Balkanlar'ı geri almak düşüncesinin sonsuza gömüldüğünü söylüyorum.Diyorum ki; Beşiktaş gerçek rengine dönsün diyorum. Aslına dönelim. Beşiktaş, aynen bayrak rengimiz olan, ulusal rengimiz olan kırmızı-beyaza dönsün diyorum. 'Peki siyah ne olacak?' diyenlere diyeceğim şu; o da Beşiktaş'ın formasının bir köşesinde nostalji olarak kalsın diyorum. 'Beşiktaş 100. yılında 89 yıllık bu matemi bitirir mi?' derseniz, karar Beşiktaşlılarındır derim." (Kazım Kanat, "Ulusal matem bitsin", Akşam Gazetesi, 24-10-2002)
Buyurun bakalım, çıkabiliyorsanız çıkın işin içinden. Yukarıdaki öneriyi ortaya atan yazar öyle sıradan bir yazar da değil üstelik. Beşiktaş Kulübünün 100. yılını kutladığı 2003 yılında, "Beşiktaş’ın Yazılmamış Tarihi" adıyla bir yazı dizisi ve bir de kitap yayımlamış bir yazar. "Yazılmamış tarihi" tanımlamasında haklı çıkmak için yazı dizisini ve kitabını hazırlarken hiçbir şey araştırmamaya özen göstererek sadece başka yazarların tarihçelerinden toparlamış, kullanmış; ne güzel…
Allah’tan nihai kararı Beşiktaşlılara bırakmış. Ya aldığı kararı doğrudan doğruya uygulamaya kalksaydı! Yüz yıllık kulüp, yüz yıllık renklerinden de olsaydı?Biraz da hikâyenin tarihî kronoloji ve belgelerle çelişen bölümlerine değinelim. Ne diyordu yazar: "Balkanlar’ın önemli bir bölümünün kaybı üzerine teessüre kapılan Beşiktaş Kulübü; fevkalade kongreye başvurmuş, ittifakla aldığı kararla…" !!!!!Kulağınıza küpe olsun; günün birinde akla mantığa sığmayan bir tarihçe yazacaksınız, asla o günün dilinde kullanılan kelimelerle yazmayın. "Teessür" deyin, "üzüntü" demeyin. "Fevkalade kongre" deyin, "olağanüstü genel kurul" demeyin. "İttifakla" deyin, "oy birliğiyle" demeyin. Eski dilde ne kadar çok kelime kullanırsanız yazdıklarınız o denli tarihî belge olma niteliği kazanır, emin olun.
Mesela ben de burada "İşbu ahvalde muharrir mürettep bir vak’a icat eylemiştir" şeklinde yazarsam ortaya tarihî bir belge koymuş olurum.1913 yılında Beşiktaş Kulübü birkaç müessisi (kurucusu) tarafından yönetilmektedir. Yani kulüple ilgili her türlü kararı o dönem İstanbul’da bulunan üç beş kurucu almaktadır. Genel kurulu, kongresi vs. yoktur. Hele bu kongrenin "fevkalade" olanı hiç yoktur. Bırakın 1910’larda genel kurul olmasını, 1925’te yenilenen kulüp tüzüğünde bile genel kurul olmadığı görülür.
Kulüp hakkında alınacak tüm kararları, başkanın, yönetim kurullarının seçimlerini, tüzük değişikliklerini karara bağlama yetkisi kulüp kurucular heyetine tanınmıştır. 1925 kulüp tüzüğünün başkan, yönetim kurulları ve yeni kurucuların nasıl seçileceğini açıklayan maddeleri şu şekildedir:İdare Heyeti:(Madde 2): Müessisler (kurucular) heyeti tarafından müntehap (seçilmiş) "bir reis (başkan), bir reis-i sani (ikinci başkan), bir kâtib-i umumî (genel sekreter), bir murahhas-veznedar, bir müdür-muhasip"ten mürekkep (oluşan) idare heyeti. İdare heyeti kâffe-i ahvalde (her türlü hâlde) hükûmete ve müessisler heyetine karşı mesuliyeti (sorumluluğu) deruhte ederek (üstlenerek) kulübün muamelat-ı umumiyesini (genel işlerini) iki sene müddetle tedvir ve ifa eder (yürütür ve yerine getirir).
İstifa vukuunda: Madde 3: İdare heyetinden inhilal vuku bulduğu (ayrılma gerçekleştiği, istifa kastediliyor) takdirde ilk müessisler içtimaında (kurucular toplantısında) tasdik ettirilmek (onaylanmak) üzere idare heyeti münasip (uygun) gördüğü zevatı (kişileri) intihap edebilir (seçebilir). İnhilal (istifa), heyetin nısfını tecavüz etmiş (yarıdan fazlasını geçmiş) ise intihap (seçim) tecdit olunur (tazelenir, yeniden yapılır).Müessislik (kuruculuk) unvanı:Madde 4: Mensup bulunduğu idman şubesinde temayüz eden (içinde yer aldığı spor şubesinde kendini gösteren) ve arkadaşları arasında idare kabiliyeti meşhut olan (yönetme yeteneği şartına uygun) kıdemli aza, ilk müessisler heyeti içtimaında (toplantısında) tasdik edilmek (onaylanmak) üzere idare heyetinin tasvibiyle (kabul etmesiyle) müessisler meyanına (arasına) dâhil olması için hakkında kabul-ü muvakkat (uygun bulma) kararı verilir.
1925 tüzüğünde dahi belirlenmiş olan kurucular heyeti üye sayısı toplam 49 kişidir. Yani kuruluş tarihinin üzerinden 22 yıl geçmiş olmasına rağmen yeni katılımlarla 49 kişiye ulaşılmıştır. 1930’lu yılların sonlarında bile sayıları 100 kişiyi bulmayacaktır. Kulüp yönetimini de başkanını da hatta kurucular heyetine katılacak yeni üyeyi de 1930’ların sonlarına kadar hep kurucular heyeti seçer. Ortada bunca belge ve bilgi varken, 1913’te olağanüstü genel kurul toplatılmış, oy birliğiyle kulüp renkleri değiştirilmiş...
Ne genel kurulu, ne üyesi, ne oy birliği? Geçiniz…Hikâyenin bir de evlere şenlik bölümleri vardır. Boşuna uğraşmayın, bu bölümlerde yer alan iddialar hiçbir mantık ölçüsüyle açıklanamaz. Biraz safsınız, 1913’lerde genel kurul toplandığına inandınız diyelim, arkadan gelen "Balkan topraklarının tamamı tekrar Türk milletinin oluncaya kadar kırmızı-beyaz olan renklerini 'siyah-beyaz'a çevirmiştir." cümlesini okuyunca apışıp kalırsınız.
Yazar, "Balkan Savaşı'nda kaybedilen topraklardan duyulan üzüntü nedeniyle renkler değiştirildi" dese, orada durmayı bilse, uydururken bir nefes alsa mesele kalmayacak, olay kapanacak. Ancak yazar coşmuştur bir kere. Duramaz. "Kaybedilen topraklar geri alınıncaya kadar" şartını uydurmaktan da kendini alıkoyamaz. Çıktı mı ortaya şimdi bir geçici tüzük maddesi! Bir yerlerde, bir tüzükte "Renklerimiz Balkan Savaşı'nda kaybettiğimiz topraklarımız nedeniyle geçici olarak kırmızı-beyazdan siyah-beyaza çevrilmiştir. Ancak Balkanlar’da kaybettiğimiz toprakları geri aldığımızda rahmetli Kazım Kanat’ın öngördüğü şekilde ulusal yas bitecek, kırmızı-beyaz renklere geri dönülecektir" diye yazan bir tüzük maddesi olması gerekir.
Üstelik geçici olan bu maddenin günümüzde kullanılan kulüp tüzüğünde dahi yer alması gerekir. Kısacası "alınıncaya kadar" iddiası, bir çuval inciri berbat etmiştir. Var mı böyle bir tüzük? Yok, elbette ki yok. Bırakın tüzüğü, maddeyi; bu konuda tek bir satır yazı, tek bir cümleden oluşan bir not, bir mektup, bir anı dahi yok. Öyleyse? Geçiniz…
Hikâyenin mantık süzgecine takılan bir başka tarafı da yas nedeniyle değiştirilen rengin seçimidir. Öyle ya, neden kırmızı renk siyahla değiştirilir? Yas nedeniyle renklerden birisi değiştirilecekse değiştirilen rengin beyaz renk olması gerekmez mi?
Birçok kültürde beyaz renk temizliği, saflığı ve sevinci ifade eder. Düğünlerde bile gelinler sevinci ifade eden beyaz gelinlik giyerler. Kültürümüzde erkek çocukların erkekliğe adımı olarak sayılan sünnet törenlerinde kullanılmak üzere hazırlanan sünnet kıyafetleri de beyazdır. Bu durumda kırmızı-beyaz olan renklerin yas nedeniyle kırmızı-siyah olarak değiştirilmesi gerekmez mi?
İşin ilginç yanı, Balkan Savaşları'nın doğurduğu sonuçlardan duyulan üzüntü nedeniyle yapılan böyle bir renk değişikliğinin elimize ulaşan bir örneği de vardır. Üstelik bu değişiklik bizzat Talat Paşa’nın emriyle hazırlatılan bir propaganda kitabında yapılmış, kırmızı-beyaz olan millî renkler kırmızı-siyah olarak değiştirilmiştir.Propaganda amacıyla yayımlanan bu kitabın adı da "Kırmızı-Siyah Kitab"dır.
1913 yılında Edirne’nin geri alınışından önce basılan kitapta yer alan yazıların hemen hepsinde Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkan Savaşı’nda uğradığı haksızlıklar, eski Osmanlı tebaası olan Bulgar, Sırp, Karadağ ve Yunan ordularının savaşta yenik düşmüş olan Osmanlı ordusunun esir ve yaralı askerlerine yaptığı eziyetler; Balkanlar’da yaşayan Müslüman Osmanlı halkına girişilen saldırılar, tecavüzler, aşağılamalar, işkenceler ve nihayet çeşitli şekillerdeki din istismarları ayrıntılarıyla işlenmiştir.Camilerin kiliseye çevrildiği, minarelerin çan kulesi olarak kullanıldığı, Kur’an-ı Kerim’in yerlere atıldığı ve ayaklar altında çiğnendiği, Müslüman kadınların ırzına geçildiği ve toplu Müslüman katliamlarının düzenlendiği gibi Müslüman Osmanlı halkını galeyana getirmesi ve ayaklandırması beklenen çeşitli ajitasyon ögeleri bu yazıların arasına bol bol serpiştirilmiştir. (Yavuz Selim Karakışla, "Balkan Savaşı’nda Yayımlanmış Osmanlı Propaganda Kitabı: Kırmızı Siyah Kitab", Toplumsal Tarih, Tarih Vakfı Yayınları, Ağustos 2002, s. 60-61) Kitap, dönemin Dâhiliye Nazırı (İçişleri Bakanı) Talat Paşa tarafından Neşr-i Vesaik Cemiyetine gönderilen yazılı bir emirle yayımlanmıştır.
Kitabın basımı için 100 liralık avans "mesarif-i mestûre"den, yani örtülü ödenekten Talat Paşa’nın emriyle ödenmiştir. Propaganda amaçlı kitap Türkçe’nin yanı sıra Arapça, Fransızca ve İngilizce olarak toplam 4 dilde basılmıştır. (Yavuz Selim Karakışla, "Balkan Savaşı’nda Yayımlanmış Osmanlı Propaganda Kitabı: Kırmızı Siyah Kitab", Toplumsal Tarih, Tarih Vakfı Yayınları, Ağustos 2002, s. 63) "Kırmızı-Siyah Kitab", İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin propagandayı nasıl etkili bir silah olarak kullandığına dair önemli bir örnektir.
Kitapta propaganda amaçlı yazıların yanı sıra "Ah Edirne", "Ah Rumeli" gibi adlarla yayımlanmış şiirler, "Oku, Ağla, Düşün ve Uyan" başlıklı bir giriş yazısı, "Osmanlı Gencine", "Osmanlı Kadınına" başlıklı hitabeler ve çok sayıda illüstrasyon (kitap içindeki bir yazıyı açıklayan veya süsleyen resim) bulunmaktadır. Özellikle illüstrasyonların son derece etkili kullanıldığı görülür. Örneğin bunlardan birinde Selanik sokaklarında durdurduğu bir Müslüman’ın fesine tebeşirle haç çizen, zorla istavroz çıkartan Yunan askerleri resmedilmiştir. Bir başkasında Edirne Selimiye Camii'nin içini talan eden Bulgarlar canlandırılmıştır.
Kitabın içeriği kadar Balkan Savaşı’nın Türk milletinin maneviyatı üzerindeki olumsuz etkilerini yansıtan "Kırmızı-Siyah" olarak seçilmiş adı, toplum tarafından duyulan derin üzüntünün ilk kez "kırmızı-beyaz" millî renklerin değiştirilerek sembolize edilmiş olması dikkat çekicidir.Birileri bu kitaptan esinlenmiş, ilk kez bu örnekte gördüğü sembolleri kullanarak bir spor kulübünün tarihçesini süslemeye, yeni baştan yazmaya kalkışmış mıdır? Sanmıyorum…
Siz ne dersiniz?
"Yazar hikâyesini kurgularken neden Balkan Savaşı’nı seçmiştir?" Bu soru üzerinde çok düşündüm. Örneğin hikâyeyi birkaç yıl sonrasına taşıyıp Çanakkale Savaşı üzerine kurgulayabilirdi pekâlâ. Üstelik Çanakkale cephesinde Beşiktaşlı sporculardan Şair Kazım ve Asım’ın şehit olduğu düşünüldüğünde hikâyesine bir nebze olsun inandırıcılık unsuru da katmış olurdu. Hatta ortada İstanbul Lisesi’ne ait bütünüyle gerçek bir renk hikâyesi varken, kurgulayacağı benzer bir hikâye fazla dikkat çekmez, içinde barındırdığı bunca çelişki kurcalanmazdı.Geriye bir tek fotoğraf korkusu ihtimali kalıyor. Öyle ya, Balkan Savaşı dönemi Beşiktaş futbol takımının yeni yeni filizlendiği bir dönem. Ve o dönemin futbol takımına ait elimizde tek bir fotoğraf dahi yok. Böylece "Nerede kırmızı-beyaz formalı Beşiktaş futbol takımı fotoğrafları? Hangi tarihe kadar kırmızı-beyaz formalar giymişler, ilk kez kime karşı siyah-beyaz formayla mücadele etmişler?" diye de soramıyoruz elbette…
Hâlbuki Balkan Savaşı, sonuçları itibarıyla Türk tarihinin bir dönüşüm noktasıdır. Beşiktaş’a atfedilen bu renk hikâyesi ise her şeyden önce bu dönüşümle tezat teşkil eder. Yani buraya kadar yazdığımız ve madde madde sıraladığımız çelişkileri hiç yazmamış da olsak sadece Balkan Savaşı’nın doğurduğu sonuçları inceleyerek bu renk hikâyesinin doğru olamayacağı neticesine kolayca varabiliriz.Konuyu elimden geldiğince net ortaya koymaya çalıştım.
Bu konuyla ilgili aklınıza takılan en ufak bir soru varsa lütfen yazın... Not edeceğim ve cevaplamaya çalışacağım...Bu konuyu tamamladıktan sonra başka konulara geçeriz hep birlikte...
Sevgi ve saygılarımla,Tuğrul YENİDOĞAN
9 Temmuz 2014
💫 Eğitimin ve inovasyonun merkezi olmaya devam ediyoruz!
2025-2026 eğitim öğretim yılında “Yapay Zekâ Destekli Dijital İçerik Kodlama Kursu”nu başarıyla tamamlayan öğretmenlerimize yönelik “İleri Seviye Yapay Zekâ Destekli Dijital İçerik Geliştirme ve Kodlama Uygulamaları” kurslarımız başlıyor. 🤖💻
Öğretmenlerimizin yapay zekâ ve dijital teknolojiler alanındaki yetkinliklerini ileri seviyeye taşımayı hedefliyoruz.
🗓️6-28 Ekim 2026
📍 İzmir Yapay Zekâ ve İnovasyon Merkezi
@tcmeb@Yusuf__Tekin@drsuleymanelban@yahsiomer
Eğer bir sorunun varsa, bu onun çözülebileceği anlamına gelir. Eğer çözülemiyorsa, o zaman bu bir sorun değildir. Kabul edilmesi gereken bir gerçektir.
— Gustavo Fring
🚨 MEB’de çalışanların %17,11’i 51 yaş ve üzerinde.
51–60 yaş: 174.154 kişi (%15,41)
61 yaş ve üzeri: 19.232 kişi (%1,70)
Norm tıkanıklığının aşılması için emekliliği teşvik edecek sistemler hayata geçirilmeli. Maaşlardaki %75’lik düşüş, emeklilik kararını zorlaştırıyor.
Bu sabah Manisa’nın Turgutlu ilçesi İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesine yönelik gerçekleşen silahlı saldırıyı büyük bir üzüntüyle öğrendik.
Sadece eğitim konuşulması gereken okullarımızda bu eylemlerin bir daha yaşanmamasını diliyoruz. Olaydan etkilenen kıymetli öğretmenlerimize, öğrencilerimize ve vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor, yaralananlara acil şifalar diliyoruz.
Bulgaristan'da hemşire sıkıntısı ciddi boyutlara ulaştı!
İstatistiğe göre son 35 yılda hemşire sayıları neredeyse yarıya; 54.000'den 28.000'e indi. Mevcutta çalışan hemşirelerin %75'inin 45 yaş üstü olduğu belirtiliyor. Hemşirelik mesleğinin teşviği için çalışmalara başlanacak
No le digas a ChatGPT “hazme un plan”.
No le digas “dame ideas”.
No le digas “analiza esto”.
Estás utilizando una IA avanzada como si fuera un becario.
Aquí tienes 7 prompts para copiar y pegar:
19 Eylül #GazilerGünü'nde başta Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, vatanı için hayatını ortaya koyan kahraman gazilerimize şükranlarımızı sunuyoruz.
AFTER 60, MOST PEOPLE LOSE POWER BECAUSE THEY IGNORE THESE RULES:
1. If you stop walking, your body starts retiring before you do.
2. If you sleep less than 7 hours, your brain ages faster than your face.
3. If you avoid protein, your muscles disappear silently.
4. If you avoid sunlight, your bones weaken quietly.
5. If you stop lifting things, gravity wins.
6. If you complain more than you move, confidence dies first.
7. If you believe “I’m old,” your body obeys.
After 60, weakness doesn’t come suddenly. It comes from daily neglect.