ailede rol paylaşımını dizilerden öğrendik biz. babalar mutlaka baba koltuğuna oturtulur ve her şeyi “en son babalar” o koltuktan duyardı.
hatırlarsınız…
babayı köpek, anneleri de “SİHİRLİ” yaptık biz aynı dönem.
yalanı, yalancıyı, saygısızlığı, ahlaksızlığı ellerimiz patlayana kadar alkışladığımızı görerek büyüdü şimdinin çocukları.
gelinen noktada “kavvam erkek bulamıyoruz” diye dövünüyoruz.
kadınsılaştırılmış adamlar ve kadınlığını zaaf telakki eden kadınlar panayırında cinnet getiriyoruz toplum olarak.
herkesin her şey olabileceği yalanını söylediler bize. cinsiyetleri, rolleri, hakikatleri birbirine katarak büyük bir bulamaç sundular önümüze.
yalan yok, kulağımıza hoş geldi başlarda. şimdi ellerimize tutuşturulmuş kırık dökük aidiyet parçalarıyla ortada kaldık.
akışkan kimlikler yalanıyla, baba koruyuculuğunu zorbalık, anne şefkatini gerilik sayan bir zihin tutulmasına yakalandık maalesef.
adımlarını takip edeceğimiz roller azaldı yani artık.
yaşlarının 13 yaş altı olduğunu tahmin ettiğiniz gençler, “bugün pembe giyindim, dilimi burnuma değdirdim” videolarının altında hayran çığlıkları atıyor. evde örnek alacağı anneler ve babalar daha kendileri tam olarak ne olmak ve kim olmak istediklerine karar vermiş değil.
kadın kocasının çilek gibi görünüp tadının muza benzemesini istiyor, adam da karısının bulut olup zeytin yağdırmasını.
koşa koşa gidip evimize sığınmak zorundayız. yani fıtratımıza yani dişi oluşumuza yani erkek oluşumuza.
sonra da yanımızdaki gözlerin fıtratına saygı duyup onun fıtratını sevmeyi öğrenmek zorundayız.
bizim “SİHİRLİ” olan annelere de köpek olmuş babalara da ihtiyacımız yok. dizlerine uzanabileceğimiz güvenli limanlara ihtiyacımız var.
ezgi akgül
ankara
20 mart 2026
İmam Gazâlî der ki:
Ailesinin geçimini sağlamakla yükümlü olan kimsenin, onların maişetini riske atarak vaktini ibadetle geçirmesi doğru değildir. Böyle bir kimse için asıl “vird”, çalışma vaktinde çarşıda bulunmak ve helal kazanç (kesb) peşinde olmaktır.
Kişi, geçimi için yeterli olanı kazandıktan sonra ise evrâdına döner. Ancak çalışmaya devam edip ihtiyacından fazlasını tasadduk ederse, bu durum birçok nafile ibadetten daha faziletli hale gelir.
Çünkü geçişli ibadetlerin (el-ibâdât el-müteaddiyye) faydası, geçişsiz ibadetlerin (el-ibâdât el-lâzime) faydasından daha büyüktür.
Sadaka vermek ve bu niyetle kazanç elde etmek, yalnızca kişiyi Allah’a yaklaştırmakla kalmaz; aynı zamanda başkalarına da fayda sağlar. Bu da Müslümanların duasını celbeder ve ecirlerin katlanmasına vesile olur.
Kısa Not:
Geçişli ibadet (müteaddî), faydası başkalarına ulaşan amellerdir (sadaka, yardım, aile nafakası gibi).
Geçişsiz ibadet (lâzım) ise faydası daha çok kişinin kendisiyle sınırlı olan ibadetlerdir (nafile namaz, zikir gibi).
Gazali, başkasına dokunan hayrın, sadece kişiye kalan nafile hayırdan daha üstün olduğunu vurgulamaktadır.
Vesselam
Dün ikindiye doğru Fakültemizin giriş kapısı alınlığına bir ekleme yaptık:
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ
HUKUK FAKÜLTESİ
KURULUŞ: 1878
AÇILIŞ: 1880
https://t.co/xWqDVOeZa6
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ne Zaman Kuruldu?
Kadîm kıdemi üzere terk olunur.
Mutlak, kemâle masruftur. (herhangi bir belirleyici ya da sınırlayıcı ifade olmaksızın mutlak bir şekilde söylenen ifade, türünün en mükemmelini gösterir)
Hukuk deyince akla İstanbul Hukuk gelir.
Ramazan’da Öncelikler
1. Teravih namazı Ramazan’a has en güzel ibadetlerdendir. Ama yatsı ve sabah namazını cemaatle kılmak teravihle kıyaslanamayacak kadar büyük bir ibadettir.
2. Kur’an’ı baştan sona okumak, dinlemek çok sevaptır ancak aile huzurunu korumak hatim etmekten kıymetlidir.
3. İhtiyaç sahiplerine destek olmak harika bir ameldir fakat karı kocanın birbirini mutlu etmesi fakirleri sevindirmekten önceliklidir.
4. Ramazan umresi hac sevabı almak kadar mübarektir. Anne babayı memnun etmek ise umreden değerlidir.
5. Oruç tutarken kalbi, dili ve gözü korumak yeme içmeye karşı mideyi korumaktan bir adım öndedir.
6. İlim meclisinde bulunmak tabi ki çok güzeldir lakin kişinin çocukları ile ilgilenmesi de en az sohbetlerden faydalanmak kadar güzeldir.
7. İtikâf ibadeti Ramazan’ın zirvesidir. Fakat aileyi zor durumda bırakmadan yapılması gerekir.
Doğuya giderken rotadaki bir derecelik sapma, kilometreler sonra sizi güneye, bambaşka bir yere götürür. İbadetlere ekleyip 'ne olacak canım' dediğimiz her bidat, asırlar sonra karşımıza aşılması zor bir yozlaşma olarak çıkar. Ramazan’ın ayarını pazarın keyfine göre değil, sünnet-i seniyyenin mizanına göre yapmalıyız.
Hoş geldin yâ Şehr-i Ramazan 🌙
Rahmet ve bereket ayı Ramazan’ın; birlik, beraberlik ve kardeşliğimizi daha da güçlendirmesini dileriz.
Hayırlı Ramazanlar.
❓Hocam, bazı Müslüman ülkeler yarın için ramazan başlıyor diye ilan etmişler yani çarşamba günü. Türkiye ise perşembe günü ramazan başlayacak diyor. Hangisine uyulmasının doğru olacağını düşünürsünüz?
Cevap:
Şöyle bir derleme yapabiliriz:
- Ramazan bu ümmetin zirve ayıdır. Oruç da bu ayın zirve ibadetidir. Adeta ramazan bizim cennet umudumuzdur. Elbette ramazan ayının başlaması bizim için başka bir şeyin başlaması ile ölçülemeyecek kadar değerli ve önceliklidir. Allah teala ramazan ayını da içinde eda edeceğimiz ibadetleri de hepimize mübarek kılsın. Amin.
-Peygamber efendimizin hadislerinde açık bir şekilde gökyüzünde hilali görerek ramazan ayına başlamamız emredilmektedir. Bu da şöyledir: Bir önceki ay olan şaban ayının son gününde yapılacak bir gözleme ile ayın bittiği ve yeni ayın başladığı tespit edilirse o akşam, yarın için ramazan başlamış olur ve ilan edilir. Müslümanlar o gece oruca kalkarlar. Eğer şaban ayı otuz gün sürmüş ise zaten gerek kalmadan ertesi gün ramazan ayıdır denir. Çünkü kameri aylar otuz günden fazla çekmez.
- İslam devletinin vazifelerinden biri de Müslümanların böyle önemli bir ibadeti eda etmeleri için hilali gözetlemesi veya gözetleyeni mahkeme yoluyla garanti etmesidir. Bunu fıkha göre sivil vatandaşlar da yapabilirler.
- Mevcut durumda gelişen teknoloji sayesinde gökyüzündeki hareketler çok ince hesaplarla izlenebildiği için ramazan hilalinin çıplak gözle gözlenmesi veya astronomik yöntemlerle tespit edilmesi şeklinde iki görüş çıkmıştır. Yıllardır da bu iki görüş üzerinden ayrılık büyümüştür. Türkiye bu hususta teknolojiye dayanmayı tercih etmektedir. Bu tercih, fıkhi bir dayanaktan çok laik bir ülkede başka türlü nasıl olabilir ki ayrıntısına dayanıyor da olabilir.
- Hilal üzerinde gördük diye açıklama yapan ve bunu mahkeme yoluyla tekit eden ülkeler ise dün Gazze'deki firavunlukları görmeyen yöneticilerin yönettiği ülkelerdir. Dün Gazze'yi görmeyenler/göremeyenler bugün değil bir akşam vaktinde hilali, gün ortası güneşi bile gördük deseler ne anlam ifade eder?
- Bu konu yıllardan beri farklı toplantılarda konuşulmuş yazılıp çizilmiş bir konudur. Hiçbir sonuç da elde edilememiştir. Ne laiklik üzerinden Müslüman halkını sömürenler ne de dini hassasiyetler üzerinden halkını sömürenler bize güven vermemektedir. Herkes yaşadığı yerdeki takvime uyarak fitnenin büyümesine en azından kendi çapında engel olmalıdır. Birden bire ramazan hilaline sarılanlara karşı şu anda yapabileceğimiz başka bir şey yoktur ne yazık ki. (Nureddin Yıldız)
DEVLET ÜNİVERSİTELERİNDE,
TÜM UNVANLARDA MEMUR OLARAK GÖREV YAPAN ARKADAŞLARIMIZ ADINA;
MERKEZİ TAYİN YÖNETMELİĞİNİN ÇIKARILMASI İÇİN SİZLERİ BU ETKİNLİĞE DAVET EDİYORUZ.
Şanlı bayrağımıza uzanan her el, bu millete savaş açmıştır.
Nusaybin–Kamışlı hattındaki bu alçak provokasyonun failleri şunu bilsin: Türkiye Cumhuriyeti Devleti kimseye hadsizliği cezasız bırakmaz.
Bayrak namustur, bedeli ağır olur.
SAYIN CUMHURBAŞKANIM @RTErdogan
45 YILDIR SÜREN BİR ADALETSİZLİK VAR VE ARTIK SABRIMIZ TAŞMIŞ DURUMDA.
KENAN EVREN DARBE KOMİSYONU TARAFINDAN KURULAN YÖK BAŞKANLIĞI ALTINDA, 2547 SAYILI KANUN HAZIRLANIRKEN ÜNİVERSİTE MEMURLARI BİLİNÇLİ ŞEKİLDE YOK SAYILMIŞTIR.
ARADAN TAM 45 YIL GEÇTİ, TÜRKİYE DEĞİŞTİ, ŞARTLAR DEĞİŞTİ, ÜNİVERSİTE SAYISI PATLADI AMA ÜNİVERSİTE MEMURLARININ TAYİN HAKKI HALA YOK!
SAYIN YÖK BAŞKANIM @erolozvar
BUGÜN TÜRKİYE’DE NEREDEYSE HER İLDE, HATTA HER İLÇEDE BİR ÜNİVERSİTE VAR. ANCAK ÜNİVERSİTELERDE GÖREV YAPAN MEMURLAR: AİLELERİNDEN, ÇOCUKLARINDAN, EŞLERİNDEN YILLARCA AYRI YAŞAMAYA MAHKUM EDİLİYOR.
SAYIN BAKANIM @isikhanvedat
AYNI DEVLETİN MEMURU OLAN DİĞER KURUMLARDA TAYİN HAKKI VARKEN, ÜNİVERSİTE MEMURLARINA BU HAK NEDEN TANINMIYOR? BU AYRIMCILIĞIN, BU ADALETSİZLİĞİN MANTIKSAL VE HUKUKİ BİR AÇIKLAMASI YOK!
YÖK BAŞKANLIĞI @YuksekogretimK
ARTIK BU SORUMLULUKTAN KAÇAMAZ. YÖK BÜNYESİNDE ACİLEN BİR PERSONEL GENEL MÜDÜRLÜĞÜ KURULMALI, PUAN ESASINA DAYALI, BÖLGELERE AYRILMIŞ, ŞEFFAF VE ADİL BİR TAYİN SİSTEMİ HAYATA GEÇİRİLMELİDİR.
KEYFİLİĞE DEĞİL, LİYAKATE VE HAKKANİYETE DAYALI BİR DÜZEN KURULMADAN BU SORUN ÇÖZÜLMEZ.
YETKİLİ SENDİKA İSE YILLARDIR BU HAK GASBINA SESSİZ KALARAK, MASADA MEMURU DEĞİL KENDİ KOLTUĞUNU KORUMAYI TERCİH ETMİŞTİR.
ÜNİVERSİTE MEMURLARININ KADERİYLE OYNAMAK, BU SORUNU GÖRMEZDEN GELMEK SENDİKACILIK DEĞİLDİR.
ARTIK OYALAMA DEĞİL, SOMUT ADIM İSTİYORUZ. TAYİN HAKKI LÜTUF DEĞİL, ANAYASAL BİR HAKTIR VE BU HAK MUTLAKA BİR GÜN TESLİM EDİLECEKTİR.
#UniversiteMemurunaTayin
1. 150 Euro sınırı geri gelmeli
2. Booking açılmalı. Yurtdışından rezervasyon yaptıran turiste daha düşük yerliye daha yüksek fiyat çeken her işletme o sezon mühürlenmeli
3. Uber ve martı serbest bırakılmalı
4. Starlink faaliyetine izin verilmeli
5. Yerli telefon üretimi olmadığından telefondan alınan vergiler düşürülmeli
6. Yurtdışı çıkış harcı kaldırılmalı
Bunun gibi onlarca madde gerçekleşmeden kimse vatandaşın yanında olduğunuza inanmayacak boşuna uğraşıyorsunuz.
30 Euro düzenlemesinin amacı yerli üreticiyi ve esnafı korumaktır.
Buna kimsenin itirazı olamaz.
Ancak bugün ortaya çıkan tablo, bu amacın ciddi biçimde saptırıldığını göstermektedir.
50 liralık ürün 750 liraya çıkıyorsa,
2500 liralık cihaz 15 bin liraya satılıyorsa,
burada artık koruma değil, açıkça fırsatçılık ve istismar vardır.
Elektronik komponentten yedek parçaya kadar pek çok alanda vatandaş adeta cezalandırılmakta,
3 dolarlık ürün için insanlar gümrük müşavirlerine yönlendirilerek binlerce liralık masrafa mecbur bırakılmaktadır.
Bu tablo, ne vicdanla bağdaşır ne de sosyal devlet ilkesiyle.
Devletin aldığı her kararın merkezinde millet olmalıdır.
Uygulama vatandaşın omzuna yük bindiriyorsa, orada durup samimiyetle hesap yapılmalıdır.
Evet, yerli üretici desteklenecektir.
Ama bu destek, vatandaş ezilerek değil; adaletle ve ölçüyle sağlanmalıdır.
Sayın @omerrcelik, “30 Avro muafiyetini haksız rekabeti önlemek için kaldırdık” dediniz ama siz de somut veri vermemeyi tercih ediyorsunuz.
2024’te Türkiye’nin Çin’den ithalatı yaklaşık 45 milyar $. “Haksız rekabet” dediğiniz yabancı pazar yerlerinden e-ticaret ithalatı ise yaklaşık 7 milyar $ bandında. Bunun tamamı Çin olsa bile, Çin’den yapılan ithalatın ancak %15’i eder. Buna “haksız rekabet” diyorsunuz. Buradaki rekabet tam olarak kiminle kimin arasında? Yerli üreticiyle vatandaş arasında mı, yerli üreticiyle Çinli üretici arasında mı, yoksa Çin’den konteynerle mal çekip iç pazarda satan toptancı ithalatçıyla vatandaş arasında mı?
Madem “yerli üretimi koruyorsunuz”, o zaman açıkça söyleyin: Haksız rekabet dediğiniz ürün grupları hangileri? Bu ürünleri Türkiye’de gerçekten üreten var mı, varsa iç talebin yüzde kaçını karşılıyor? Aynı ürünlerde ticari ithalat ne kadar, yurtdışı bireysel alım ne kadar? Bir tablo yayınlayın, herkes görsün.
Mesela haksız rekabetten korunan hazır giyimde neden ithalat artıyor? 2024’te hazır giyim ithalatı 4 milyar $. 2025’te %25 artışla yıl sonu 5 milyar $ konuşuluyor. İthalat artıyor, üretim artmıyorsa bu “koruma” kime yarıyor?
Net veri verebilir misiniz, bu ithalatları kim yapıyor? Üretici mi, toptancı ithalatçı mı, perakendeci mi? İthalatın ne kadarı doğrudan iç pazara “satış ürünü” olarak giriyor? Vatandaşın bireysel aldığı ürünlerle, iç piyasaya süren ithalatçının getirdiği ürünler aynı mı, benzer mi? Örtüşme oranı yüzde kaç? Eğer aynı ürünse, ortada “yerli üretici”yle bir rekabet yok demektir. Mesele, ithalatçı aracının marjını korumaktan ibaret görünüyor. Kimse rakam paylaşmadığı için vatandaş olarak gerçekte kimin korunduğunu göremiyoruz.
Bu kararın başarısını nasıl ölçeceksiniz? 3 ay ve 6 ay sonra fiyatlar, üretim, istihdam, kapasite kullanımı ve ithalat için etki raporu yayınlayacak mısınız?
Hepsini geçtim: Vatandaşın küçük siparişini “tehdit” gören bir tacir grubu, üretim rekabeti değil aracılık konforu satıyordur. Bu kadar koruma ve teşvike rağmen hala “şikayet” ediyorlarsa, vatandaşın cebinden zorla yaşatılmamalı. Piyasa, yürümeyen modeli zaten ayıklar.