YALNIZLIK MI???
Anlatayım.!
Yaşlı bir amca…
Elinde bir sopa.
Yürüyor…
Yavaş yavaş.
Ne çocuğu var arkasında…
Ne silahı var elinde…
Ne de kaçacak mecali.
KARNI AÇ.
Dudakları kupkuru…
Belki bir lokma ekmek bulurum diye yürüyor.
Belki bir yudum su…
Belki de sadece;
“BUGÜN DE ÖLMEYİM…”
diye.
Ama gökyüzünde bir ses var…
DRONE.
Tepesinde dönüyor.
O duyuyor.
O biliyor.
Belki de artık nereye saklanacağını bile düşünmüyor.
Çünkü kaçacak hâli yok.
Koşacak dermanı yok.
Elinde sadece sopası…
Bir de Rabbine teslim olmuş canı var.
Yürüyor…
Drone peşinde.
Yürüyor…
Drone tepede.
Ve ihtiyar biliyor:
BELKİ DE BUNLAR SON ADIMLARI.
Sonra…
Bir an geliyor.
Ses kesiliyor.
Yol susuyor.
Sopa yere düşüyor.
Ve dünyada yapayalnız sandığımız o ihtiyar…
ASLINDA HİÇ YALNIZ DEĞİL.
Çünkü insanların terk ettiği yerde…
RAHMAN VE RAHÎM OLAN ALLAH VAR.
Belki bu dünyada bir lokma ekmeğe ulaşamadı.
Belki bir yudum suya ulaşamadı.
Ama inanıyorum ki şimdi;
NE AÇLIK VAR…
NE SUSUZLUK…
NE DRONE SESİ…
NE KORKU…
Ve artık yürümek için o sopaya da ihtiyacı yok.
DÜNYA ONU YALNIZ BIRAKTI.
Gazze.
Olive Mahallesi.
Rabbim…
Sen onu rahmetinle karşıla.
Susuzluğunu Kevser’le gider.
Açlığını cennet sofralarıyla doyur.
Korkuyla attığı son adımlarını…
CENNETE VARAN İLK ADIMLARI EYLER inşaAllah.
Âmin.
DİNLER ARASI SAVAŞ..!
Serisi Devam...
Bugün konuşulanları, çok daha önce burada yazmıştım.
Merak edenler X sayfamızın geçmişine baksın.
“DİNLER ARASI SAVAŞ” serimizi muhakkak takip edin.
Dün yazdıklarımız, bugün sahaya iniyor.
BAZI YERLER VAR Kİ…
UZUN ZAMANDIR FAZLA SESSİZ.
Ve bazen insanı tedirgin eden şey hareketlilik değil;
o sessizliğin ne zaman bozulacağıdır.
Önümüzdeki süreç için üç bölge...!
İlki;
ADANA — KARATAŞ.
Karataş çevresindeki fay sistemi.
Bu hat önemli.
İkincisi;
KAYSERİ — ERCİYES.
YUNANİSTAN / EGE.
Erciyes ve Yunanistan tarafında yaşanabilecek hareketliliklerin aynı zaman diliminde olması...?
Bunun tesadüf olup olmayacağını ise yaşandığında konuşuruz.
Karataş'ı bunlardan ayrı tutuyorum.
Orası için ayrıca bir notum var.
Şimdilik üç ismi bir kenara yazın:
KARATAŞ.
ERCİYES.
YUNANİSTAN.
Hepsi bu.
Şimdilik…
(devam edecek)
BİR GÜN PARANIZ OLACAK…
AMA HİÇBİR İŞİNİZE YARAMAYACAK.
Bunu bir kenara yazın.
Öyle bir zaman gelecek ki evinize kapanacaksınız.
Elektrik olmayacak.
Belki günlerce…
Telefonlar çalışmayacak.
İnternet olmayacak.
Marketler kapalı olacak.
Fırınlar ekmek çıkaramayacak.
Dışarı çıkmak bile mesele olacak.
Ve insan böyle zamanlarda ne yapar biliyor musunuz?
ALLAH’A SIĞINIR.
Namaz kılar.
Dua eder.
Başındaki belanın kalkmasını ister.
Çoluğunu çocuğunu koruması için Rabbine yalvarır.
Ve sadaka vermek gelir aklına.
“Bir sadaka vereyim de Rabbim ailemi muhafaza etsin…” dersin.
Cebinde paran da vardır.
AMA O GÜN SADAKANI ULAŞTIRACAK KİMSEYİ BULAMAYABİLİRSİN.
İşte mesele burada başlıyor.
Çünkü bazı iyilikler, ihtiyaç duyduğun gün yapılmaz.
ÖNCEDEN YAPILIR.
Bugün yollar açık.
Bugün telefonun çalışıyor.
Bugün paran bir yere ulaşabiliyor.
Ve bugün…
Dünyanın bir yerinde insanlar, bizim korktuğumuz o hayatı zaten yaşıyor.
Elektriksiz…
Susuz…
Fırınların çalışmadığı…
Market raflarının boş kaldığı…
Çocukların bir lokma yemek beklediği bir hayatı.
GAZZE’Yİ ANLATIYORUM.
Şimdi asıl soruyu sorayım:
ORADA BİR MAZLUMUN DUASINI ALDIN MI?
Bir yetimin…
Bir annenin…
Bir babanın…
“Allah senden razı olsun.”
demesini sağladın mı?
Çünkü bugün verdiğin bir tas yemek yalnızca yemek olmayabilir.
Bir battaniye yalnızca battaniye olmayabilir.
Bir sadaka yalnızca sadaka olmayabilir.
Belki sen bugün, kendi zor günün için bir dua biriktiriyorsun.
Bugün sen onların kapısını çalarsın.
Yarın ne olacağını Allah bilir.
Belki bir gün…
ONLARIN DUASI SENİN KAPINI KORUR.
O yüzden iyiliği erteleme.
Sadakayı başına bela geldiğinde hatırlama.
GÜN GELMEDEN GÖNDER.
KAPILAR KAPANMADAN GÖNDER.
ELİN ULAŞIYORKEN GÖNDER.
Ve mümkünse…
BİR MAZLUMUN DUASINI AL.
1 ŞUBAT 2025...
Japonya...
KÜÇÜK BİR HATIRLATMA…
Bugün konuşulanları, ben daha önce anlatmıştım.
O gün söyledim.
Bugün tekrar söylüyorum:
FİZİKİ ALTIN ALIN.
FİZİKİ ALTIN ALIN..
FİZİKİ ALTIN ALIN…
GÜNÜ GELİNCE NEDEN ISRAR ETTİĞİMİ DAHA İYİ ANLAYACAKSINIZ.
“BIRAKIN ÖLSÜNLER, TÜRKİYELİ SONUÇTA…”
Bu cümleyi unutmayacağı Kıbrısta yaşayanlar.
Ama aynı nefret diliyle de cevap vermeyeceğiz.
Bu acının ne demek olduğunu, bundan sonra SİZİ YALNIZ BIRAKARAK anlatacağız.
Benim lügatımda “Kıbrıslı” diye ayrı bir kardeşlik tanımı artık yok.
KIBRIS; TÜRKİYE’NİN GÜVENLİĞİ, MENFAATLERİ VE MİLLÎ ÇIKARLARI AÇISINDAN STRATEJİK BİR TOPRAKTIR.
Bundan sonra meseleye duygusal değil, MİLLÎ ÇIKARLARIMIZ üzerinden bakacağım.
Bir kişinin sözünü bütün Kıbrıs Türklerine yüklemiyorum.
Ama bu cümleyi söyleyenleri de,
sessizce alkışlayanları da
UNUTMAYACAĞIM.
Kıbrıs kardeşliği bitmiştir.
Analizcilerin ne yazdığı önemli değil. Sonuçta onlar da kendi fikirlerini ve yorumlarını ortaya koyuyor.
GERÇEĞİ İSE SADECE SAHADA OLANLAR BİLİR.
KKTC’de yaşanan malum kaza, eldeki bilgilere göre ihmalkârlık sonucu meydana gelmiştir.
Bunu “İsrail’in verdiği bir cevap” gibi göstermeye çalışmak ise analizcilerin kendi yorumudur; gerçekmiş gibi sunulmamalıdır.
TSK'mızın doğrudan savaşa çekileceği en ağır eşiklerden biri Türk askerinin hedef alınmasıdır.
Kıbrıs hattı bu yüzden önemli.
İSRAİL, KIBRIS'TA TÜRK ASKERİNİ HEDEF ALMA PLANLAMASI İÇERİSİNDE.
Eğer bu gerçekleşirse, Türkiye açısından bambaşka bir dönem başlayacak.
Kapanan eski sayfamızdan verdiğimiz bilgilerden birisi.
YAKLAŞTI..!
2 ay içerisinde Türkiye resmen BRİCS üyesi olacak.
BRICS üyesi olduğunda NATO ne olacak diye tartışmaları görmezden gelin.
Olacakları anlattım.!
ÂL-İ İMRÂN 200
“Ey iman edenler! Sabredin. Sabır yarışında düşmanlarınızı geçin. Hazırlıklı ve uyanık olun. Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.”
Allah burada açıkça ne buyuruyor?
DİRENİN.
DÜŞMANINIZDAN DAHA KARARLI OLUN.
TEYAKKUZDA OLUN.
HAZIRLIKLI OLUN.
Bugün bu ayetin Türkiye’nin dört bir yanında, milyonlarca insana Cuma hutbesinde okutulmasının elbette bir sebebi var.
DEVLET BUGÜN SİZE KENDİ CÜMLESİNİ KURMADI.
ALLAH’IN EMRİNİ HATIRLATTI:
BİRLİĞİNİZİ KORUYUN.
UYANIK OLUN.
HAZIRLIKLI OLUN.
Seri Devam...
BÖLÜM 9 — ŞAHLANIŞ
Selâmün aleyküm kardeşlerim.
Şimdi artık başınızı kaldırın.
Sekiz bölümdür yere baktık.
Güneydeki ateşe baktık.
GAZZE'ye baktık.
ŞAM'a baktık.
BAĞDAT'a baktık.
AŞİRETLERE baktık.
PERS hattına baktık.
KIZILDENİZ'e baktık.
HÜRMÜZ'e baktık.
Ve hep aynı şeyi söyledik:
ÖNCE GÜNEY.
Çünkü arkan yanarken doğuya yürüyemezsin.
Kapının önü dağınıkken ufuk kuramazsın.
Devlet önce arkasını toplar.
Sonra başını kaldırır.
İşte kardeşlerim...
BAŞIMIZI KALDIRMA VAKTİ GELİYOR.
Ama Batı'ya değil.
Bu defa...
DOĞU'YA.
Kaşgar'a.
Hotan'a.
Urumçi'ye.
Aksu'ya.
Tanrı Dağları'na.
Altaylara.
Türkistan'a.
Ve en sonunda...
DOĞU TÜRKİSTAN'A.
Şimdi iyi düşünün.
Oradaki insanlar kim?
Bize yabancı bir millet mi?
Hayır.
UYGUR TÜRKLERİ.
Diliyle bizim.
Hafızasıyla bizim.
Tarihiyle bizim.
Acısıyla bizim.
Bugün haritaya baktığınızda aramızda binlerce kilometre görüyorsunuz.
Ama tarih haritasını açtığınızda bambaşka bir şey görürsünüz:
AYNI BÜYÜK TÜRK COĞRAFYASININ PARÇALARINI.
İşte mesele burada başlıyor.
Çünkü Türk milleti bir sabah dağılıp yok olmadı kardeşlerim.
Yüzyıllar boyunca parça parça ayrıldı.
Hanlıklar yıkıldı.
Devletler çöktü.
Sınırlar çizildi.
İmparatorluklar araya girdi.
Bir tarafta Rusya.
Bir tarafta Çin.
Bir tarafta İran.
Bir tarafta Batı'nın çizdiği yeni haritalar.
ANADOLU batıda kaldı.
TÜRKİSTAN doğuda.
KAFKASYA arada.
HAZAR arada.
Ama koparamadıkları bir şey vardı:
HAFIZA.
İşte o yüzden Kaşgar adı bize yabancı gelmiyor.
İşte o yüzden Tanrı Dağları denildiğinde içimizde bir şey kıpırdıyor.
İşte o yüzden Doğu Türkistan denildiğinde başımızı çeviriyoruz.
Çünkü bazı topraklar yalnız haritada yaşamaz.
MİLLETİN KANINDA YAŞAR.
Şimdi biraz daha geriye gidelim.
11'inci yüzyıl.
Kaşgarlı Mahmud...
Dîvânu Lugâti't-Türk'ü yazıyor.
Türk boylarını anlatıyor.
Türk dilini kayda geçiriyor.
Türk dünyasını bir bütün gibi görüyor.
Düşünün kardeşlerim...
Bin yıl önce adam haritaya bakıyor ve Türk'ün nerede yaşadığını biliyor.
Bugün biz aynı haritaya bakıp birbirimizi uzak sanıyoruz.
Sonra Yusuf Has Hacib...
Kutadgu Bilig.
Devlet nasıl yönetilir?
Adalet nasıl kurulur?
Akıl nedir?
Kut nedir?
Bir devlet hangi ahlakla ayakta kalır?
Yani Türkistan sadece at koşturanların toprağı değildi.
DEVLET KURANLARIN TOPRAĞIYDI.
Sonra Uygur Kağanlığı...
Sonra Karahanlılar...
Sonra Türkistan şehirleri...
Kaşgar.
Balasagun.
Hotan.
Semerkant.
Buhara.
Bunların her biri yalnız şehir değildi.
Türk tarihinin damarlarıydı.
Ve sonra damarlar kesildi.
Ama kan akmaya devam etti.
İşte şahlanış tam burada başlar kardeşlerim.
Şahlanış bir sabah ordunun yürümesi değildir.
Bir milletin yüzyıllar sonra yeniden kendi haritasını hatırlamasıdır.
Önce hafıza uyanır.
Sonra dil.
Sonra yol.
Sonra ticaret.
Sonra devlet.
Sonra strateji.
Ve bir gün...
PUSULA DÖNER.
Bakın bugün neredeyiz.
Azerbaycan'la aynı masadayız.
Karabağ'da dengeler değişti.
Zengezur konuşuluyor.
Hazar'ın iki yakası birbirine daha fazla bakıyor.
Kazakistan.
Özbekistan.
Kırgızistan.
Türkmenistan.
Türk Devletleri Teşkilatı.
Orta Koridor.
Demiryolları.
Enerji hatları.
Savunma ilişkileri.
Ortak alfabe tartışmaları.
Ortak kültür.
Ortak tarih.
Bunların hiçbiri tek başına TURAN değildir.
Ama hepsi bir araya geldiğinde başka bir şey söyler:
TÜRK DÜNYASI YENİDEN BİRBİRİNİ HATIRLIYOR.
İşte Turan dediğiniz şey önce harita çizmek değildir kardeşlerim.
Önce hafızayı birleştirmektir.
Sonra yolu.
Sonra pazarı.
Sonra dili.
Sonra iradeyi.
Ve bir milletin iradesi yeniden birleştiğinde...
Harita zaten konuşmaya başlar.
Şimdi burada devlet aklı devreye giriyor.
Çünkü büyük hedefler sloganla kurulmaz.
Devlet duyguyla hedef belirler.
Ama o hedefe yalnız duyguyla yürümez.
Önce güneyini sağlamlaştırır.
Sınırını tahkim eder.
Ekonomisini büyütür.
Savunma sanayiini kurar.
Ordusunu güçlendirir.
Diplomasisini genişletir.
Dostlarını çoğaltır.
Yollarını açar.
Enerji damarlarını kurar.
Ve en önemlisi...
ZAMANI GELMEDEN KARTINI AÇMAZ.
İşte bugün neden Güney diyoruz?
Suriye...
Irak...
Akdeniz...
Çünkü doğuya bakacak devlet önce arkasından emin olacak.
Şam karışıkken Kaşgar konuşulmaz.
Bağdat çökmüşken Türkistan siyaseti kurulmaz.
Kızıldeniz yanarken Hazar'a yürünmez.
Devlet önce kapısının önündeki yangını söndürür.
Sonra ikinci halkayı kurar.
KAFKASYA.
Sonra:
HAZAR.
Sonra:
ORTA ASYA.
Ve sonra kardeşlerim...
Uzak sandığımız o coğrafya birden yaklaşır.
Kaşgar yaklaşır.
Hotan yaklaşır.
Urumçi yaklaşır.
Tanrı Dağları yaklaşır.
Çünkü milletler yalnız kilometreyle uzaklaşmaz.
HAFIZAYLA YAKINLAŞIR.
İşte HİÇ'in önündeki yeni dosya tam burada açıldı.
Üzerinde ne savaş planı vardı.
Ne hedef koordinatı.
Ne tarih.
Tek cümle:
“DOĞU HATIRLANACAK.”
HF haritanın başına geçti.
Yıllardır güneyi gösteren kalemi ilk defa kaldırdı.
ŞAM.
BAĞDAT.
NİL.
GAZZE.
Hepsi arkasında kaldı.
Kalem kuzeydoğuya döndü.
AZERBAYCAN.
Sonra HAZAR.
Sonra KAZAK BOZKIRLARI.
Sonra KIRGIZ DAĞLARI.
Sonra TANRI DAĞLARI.
Ve sonunda...
KAŞGAR.
O odada kimse konuşmadı.
Çünkü bazı haritalar sesli okunmaz.
Sadece bakılır.
Ve insan içinde bir şeyin ayağa kalktığını hisseder.
İşte kardeşlerim...
Biz dağıldık.
Ama kaybolmadık.
Biz sınırlarla ayrıldık.
Ama soyumuzu unutmadık.
Biz birbirimizden uzak düştük.
Ama aynı kelimelerde buluştuk.
Aynı destanlarda.
Aynı ağıtlarda.
Aynı dağ isimlerinde.
Aynı tarih hafızasında.
Ve şimdi yeniden yollar kuruluyor.
Bunun adı işgal değildir.
Bunun adı başkasının toprağında hak iddia etmek değildir.
Bunun adı:
KENDİNİ HATIRLAMAKTIR.
İşte şahlanış budur.
Bir milletin başını yeniden kaldırması.
Kendisini yalnız bugünkü sınırlarıyla tarif etmemesi.
Geçmişini bilmesi.
Geleceğini kurması.
Ve yüz yıl sonrasını bugünden düşünmesi.
Şimdi bakın kardeşlerim.
Bugün Güney'e bakıyoruz.
Ama Anadolu'nun ufku Güney'de bitmiyor.
Güney sadece ilk halka.
Sonra Kafkasya.
Sonra Hazar.
Sonra Türkistan.
Sonra...
DOĞU TÜRKİSTAN.
Ama devlet aklı yine aynı şeyi söyleyecek:
Acele etme.
Kartını erken açma.
Gücünü büyüt.
Bağlarını kur.
Dostlarını çoğalt.
Ekonomini büyüt.
Ticaret yollarını aç.
Türk dünyasını birbirine bağla.
Ve bir gün biri sana:
“Kaşgar sana ne?”
diye sorarsa...
O gün cevap vermek için slogan atmana gerek kalmasın.
Haritayı aç.
Tarihi aç.
Dili aç.
Milleti aç.
Ve de ki:
“BİZ ORAYI BUGÜN HATIRLAMADIK.”
“BİZ HİÇ UNUTMADIK.”
İşte kardeşlerim...
ŞAHLANIŞ tam burada başlar.
Orduda değil.
Önce hafızada.
Sonra devlette.
Sonra ekonomide.
Sonra yolda.
Sonra diplomaside.
Ve en sonunda...
TARİHTE.
Şimdi başını kaldır Türk milleti.
Güneyde hesap kapanıyor.
Kafkasya'da kapılar açılıyor.
Hazar'ın ötesinde kardeşlerin seni bekliyor.
Tanrı Dağları hâlâ yerinde.
Kaşgar hâlâ yerinde.
Hotan hâlâ yerinde.
Urumçi hâlâ yerinde.
Ve tarih hâlâ bitmedi.
BİZ DAĞILDIK... AMA KAYBOLMADIK.
BİZ AYRILDIK... AMA BİRBİRİMİZİ UNUTMADIK.
BİZ SUSTUK... AMA HAFIZAMIZ SUSMADI.
Önce Güney.
Sonra yollar.
Sonra Türk dünyası.
Sonra...
PUSULA DOĞU'YA.
GÖNÜL DOĞU TÜRKİSTAN'A.
Ve bütün bunların üzerinde tek bir kelime:
ŞAHLANIŞ.
Çünkü büyük milletler bazen yüz yıl susar kardeşlerim.
Ama uyandıklarında...
YÜZYIL SONRASINI KONUŞURLAR.
(devam edecek)
ŞİMDİ TAŞLAR YERİNE OTURUYOR ARTIK…
Daha önce söylemiştim:
Büyük savaş Avrupa'da çıkmayacak.
Avrupa, büyük savaşın sancısını yaşayacak.
Asıl hesaplaşma PASİFİK'TE olacak.
Şimdi yaşananlara tek tek değil, yukarıdan bakın.
İngiltere, Rusya hattını sürekli geriyor.
Rusya bugün artık İngiliz askerî hedeflerini açıkça vurabileceğini konuşuyor.
Avrupa'nın dikkati Rusya'ya çevriliyor.
NATO'nun gözü doğuya dönüyor.
Tam bu sırada Trump Kanada üzerinde tarihte görülmemiş bir baskı kuruyor.
Ontario Gölü'ne “Lake America” diyor.
Sonra daha ilginç bir cümle geliyor:
“Bir körfezimiz var. Bir gölümüz var. Şimdi bir okyanusa ihtiyacımız var.”
Ve özellikle iki okyanusun adını söylüyor:
Atlantik ve PASİFİK.
Bu cümleyi basit bir Trump şakası olarak okumayın.
Amerika kendi arka bahçesini sağlamlaştırması ile, Atlantik'i kontrol altında tutması ve yüzünü asıl hesaplaşmanın yapılacağı yere çevirmesidir.
PASİFİK.
Çünkü karşı tarafta Rusya'dan çok daha büyük bir mesele var.
ÇİN.
Tayvan var.
Güney Çin Denizi var.
Japonya var.
Filipinler var.
Dünya ticaretinin can damarları var.
Rusya Avrupa'da tutuluyor.
İngiltere Avrupa cephesini geriyor.
Amerika kendi kıtasını tahkim ediyor.
Orta Doğu vekâlet unsurlarıyla yönetiliyor.
Ve büyük güçler yavaş yavaş Pasifik'e bakıyor.
O yüzden aylardır söylediğim cümleyi değiştirmiyorum:
SAVAŞ AVRUPA'DA BAŞLAMIYOR.
Avrupa'da gördüğümüz şey…
PASİFİK'TE DOĞACAK FIRTINANIN SANCISI.
Şimdi izlenecek yer Londra veya Moskova'dan çok;
Tayvan Boğazı.
Çünkü gerçek hazırlık orada başlayacak.
ÖNEMLİ...
Şu bir gerçek:
Türkiye'nin doğrudan bir savaşa girmeyecek.
ASLA girmeyecek.
Olası kalkışmalar, sınır ötesi gerilimler ve bölgesel çatışmalar elbette olacaktır.
Fakat bunların karşılığı Türk askerinin cepheye sürülmesiyle olmayacak.
Daha önce de anlatmıştım.;
Aşiretler…
Peşmergeler…
Türkmen unsurlar…
Yerel yapılanmalar…
İstihbarat ağları…
Özel ve örtülü unsurlar…
Sahada görünen başka olacak, arkasındaki akıl başka.
Benzer bir dönüşüm Avrupa'da da yaşanıyor.
Avrupa da aynı şekilde ASLA savaşa girmeyecek.
Bu nedenle bugün gördüğümüz her askerî hareketliliği “Büyük savaş Avrupa'da başlayacak” diye görmeyin.
Ben daha önce de söyledim:
Asıl büyük kırılmanın PASİFİK te yaşanacak.
Bugün Avrupa'da, Orta Doğu'da ve çevremizde gördüğümüz hareketliliğin bir kısmı yaklaşmakta olan o büyük güç mücadelesinin ön hazırlıklarıdır.
Henüz savaşın kendisini görmüyoruz.
Onun sancısını yaşıyoruz.
2026 TİCARET / EKONOMİ savaşı olacak demiştim.
2027 KAPANMALAR ve SAVUNMA AMAÇLI PASİF duruma geçmelerle geçeçek.
NELER OLUYOR? demeyin...!
Anlatmıştım.
Olası bir İsrail–Türkiye savaşında Rusya, Türkiye’nin yanında olacak.
CIA, bunu son kez duymak için Rusya’ya gitti.
İsrail mi, Türkiye mi?
Rusya tercihini yaptı.
SIRADA BALTIK VAR...
KASIM 2026 BİR “RİSK EŞİĞİ” OLACAK.
Kasım 2026’dan itibaren dünya, finansal açıdan daha riskli bir döneme giriyor.
Sanal ortamda tutulan para ve altının taşıdığı sistem riski daha fazla önem kazanıyor.
Bu nedenle böyle bir döneme girerken, imkânınız ölçüsünde altınınızı fiziki olarak, paranızın da bir kısmını erişebileceğiniz şekilde elinizde tutmayı tercih edin.