"Deniz Göktaş’ın mizahı düşmanca değil, karşımızda bir tür "performatif hassasiyet" var”
https://t.co/7xe9HWhQZi
Yıldıray Oğur:
💬"Aslında ben Deniz Göktaş'ın gösterisini izlediğimde, oradaki her yöne dokunan mizahın takdir edilmesini beklemiştim.
Örneğin Erdoğan'la ilgili bir bölüm var ama Ekrem İmamoğlu'yla ilgili de diploması üzerinden bir espri var. Muhtemelen çoğunluğu İmamoğlu seçmeni olan bir kitleye bu espriyi yapmak bayağı cesurca.
Ben de bunu çok cesurca bulmuştum ve iktidar cenahındakilerin de bunun yüzü suyu hürmetine, "Diğerlerine de yapılsın artık, yapacak bir şey yok" demesini beklemiştim.
Ancak burada bir tür "performatif hassasiyet" ortaya çıktı.
İnsanlar aslında tam olarak rencide olmuyorlar ama "Buna hassas olduğumuzu göstermemiz gerekiyor, bundan rencide olmalıyız" gibi bir hava içine giriyorlar.
Dinle ilgili gerçekten insanları rencide edecek bir yerden yapmıyor espriyi.. Dört kitaptan bahsediyor, "Favori kitabımız son kitap, hepimizin favori kitabı" diyor.
Devamında, "Kitabın yazarı 1200'lü yıllarda tekrar bir şey göndermek istese..." diyerek aslında normal bir ateistin yapacağının aksine, kitabın yazarının Hz. Muhammed değil Tanrı olduğunu söylüyor; çünkü 1200 yılında Hz. Muhammed yok.
Sonra da "Son kitap demişiz bir kere, domuz da yemeyiversinler" şeklinde bir espri yapıyor.
Buradaki Tanrı’nın konuşturulma biçimi elbette yasak ve haram görülür.
Buna rağmen tasavvufta buna yakın bir literatür var.
Yunus Emre divanlarında bile mevcuttu ki o dönemde de bu durum tepki çekmiştir.
Fakat ben buradaki dilin saldırgan olmadığını, karşı tarafı rencide edip üzmek gibi bir niyet taşımadığını düşünmüştüm.
Çünkü Deniz Göktaş, Atatürk, Alevilik, Solculuk üzerine de mizah yapabilen, İslamofobik olmayan biri oldu hep.
Bunun bilindiğini zannediyordum. Bilinmiyormuş. Hemen siyasal Alevici diye paketlendi.
Hemen kimliği üzerinden "O zaten bizim düşmanımız, niyeti kötü" algısı yaratıldı.
Çoğu insan ilk izlediğinde belki gülümsemiş olmasına rağmen, sonradan öğrenilmiş bir refleksle "Bu konuda hassas olmalıyız, bunu geçiştirmemeliyiz" gibi bir tepkiye yöneldi ve sonuç buraya bağlandı.
Türkiye'de böyle yeni bir stand-up kuşağı var. Özellikle bu stand-up'ların yapıldığı, aynı zamanda bir şirkete de dönüşmüş olan "TuzBiber" adında bir oluşum var.
Buralarda yapılan espriler gerçekten Türkiye'deki ifade özgürlüğü sınırlarının epey üzerinde ve herkes aslında biraz da kendisiyle ilgili mizah yapıyor.
Örneğin Kürt, solcu ya da muhafazakar geçmişten gelen komedyenler var. Doğu Demirkol da buralardan çıkmasa bile benzer bir ekolden beslenerek bu tarz bir mizah yapıyor.
Hatta geçmişte Alevilerle ve Madımak Katliamı ile ilgili Alevi bir kız espri yapmıştı ve gözaltına alınmıştı; o dönem Alevi dernekleri ayağa kalkmıştı.
Mevlana ile ilgili birisi bir espri yaptığında yine insanlar "Bu nasıl yapılır?" diye tepki göstermişti.
Atatürk ile ilgili de birkaç kişi gözaltına alındı ve kampanyalar yapıldı.
Ortada çok cesur bir mizah çizgisi var ve insanlar bunu komik buluyor. Bu mizah, karşı tarafa saldıran bir dil değil; çok daha içeriden ve dokunulmayan hassas noktalara temas eden bir mizah olduğu için komik oluyor.
İşin doğası gereği, alttan gelen ve bizim Türkiye'deki siyasi kutuplaşmanın dışına çıkan bir mizah dalgası bu.
Bu komedyenler bütün Türkiye'yi dolaşıyor, Anadolu'da turneler yapıyorlar. İnsanlar onlara kahkahalarla gülüyor.
Ben bu kuşağı son 5-6 yıldır Türkiye’de birşeyler değişiyor galiba diye dikkatle izliyorum.
Futboldan anlamam, insan davranışından anlarım.
Milli Takım 24 yıl sonra bir kuşağın umuduyla Dünya Kupası’na gitti ve Haiti’den sonra turnuvayı en erken terk eden ikinci takım oldu.
Bu bir futbol hikâyesi değil; ders kitaplık bir davranış bilimi vakası.
Tablo şu: Transfermarkt’a göre ~473,7 milyon euroyla grubun açık ara en pahalı, 48 takım içinde 13. en değerli kadrosuyuz. Kişi başı gelirde ise ~26. sıradayız. Yani gelirimizin kat kat üstünde bir serveti sahaya sürdük. Peki neden olmadı?
Çünkü kaynağın çokluğu değil, akılcı kullanımı belirler başarıyı. Onun da yolu hesap verebilirlikten geçer. Rule of Law Index’te 143 ülke içinde 118., grupta sonuncuyuz. Kimsenin hesap vermediği yerde para performansa değil, gösterişe gider.
Davranış biliminin temel kuralı: Ödüllendirilen davranış tekrarlanır (Skinner). Steven Kerr bunu 1975’te bir klasiğe çevirdi: “A’yı ödüllendirip B’yi ummanın saçmalığı.” Kurumlar gerçekten istediklerini değil, görünür ve ölçmesi kolay olanı ödüllendirir; sonra şaşırır.
Biz tam da bunu yapıyoruz. Performansı değil gösterişi ödüllendiriyoruz: transferi, polemiği, magazini. Daha turnuvaya katıldıkları için villa vaadi, ortada başarı yokken kahramanlaştırma…
Kamu kaynağı yanlışı ödüllendirirken her marka da bütçesini aynı vitrine yığıyor. Ödülü peşinen veriyoruz; sonra sıfır puanla dönünce şaşırıyoruz.
İyi haber: Bu işin çaresi de bizde var. Filenin Sultanları aynı ülkede, aynı kültürde dünya bir numarası oldu. Demek ki sorun kültür değil, sorun sistem. Voleybolda emek görülüyor, performans ödüllendiriliyor, hesap soruluyor. Yani, önce performans, sonra ödül. Önce başarı, sonra alkış.
Futboldan hâlâ anlamam. Ama insan davranışından şunu biliyorum: Vasatlığı ödüllendirmeyi bıraktığımız gün, vasatlık da bizi terk eder.
Yazının tamamı @GazeteOksijen ‘de!
🚨 🔥İkinci sıcak kubbe geliyor:
Avrupa için cehennemin kapıları açık kaldı:
Vur-Kaç yapmayacak, günlerce sürecek, "Omega Blokajı" Yolda!
Meteoroloji modellerine düşen son veriler çok daha sinsi ve yıpratıcı bir tabloyu ortaya koyuyor:
-Haziran sonundaki SICAK KUBBE’nin ardından, temmuz başında çok daha geniş bir alanı yutacak ve ilkinden çok daha uzun süre kalıcı olabilecek ikinci bir Sıcak Hava Kubbesi (Heat Dome) batı Avrupa üzerine kilitlenmeye hazırlanıyor
-Haziran sonundaki ilk kubbe aşırı agresif ama nispeten kısa süreliydi. Ancak 7 - 10 Temmuz vadeli son ECMWF çıktılarına göre bu yeni sistem bir Atmosferik Blokaj (Omega) oluşturuyor. Yüksek basınç sistemi Avrupa'nın üzerinde adeta devasa bir "ısı kapağı" gibi çakılı kalabilir ve sıcak havayı günlerce (en az 6-9 gün) içeri hapsedebilir.
-🔥 Kümülatif (Birikimli) Isı Tehdidi:
İlk dalga batı Avrupa'daki toprağın nemini zaten tamamen kuruttu ve fırınladı. Şimdi nem kalmadığı için, bu yeni gelen kubbe yüzeyi çok daha hızlı ve acımasızca ısıtacaktır. Her gün bir önceki günden daha sıcak olacak!
🌡️ Modellerdeki Yeni Max Sıcaklık ve Rekor Beklentileri (7-10 Temmuz başlaması bekleniyor )
🇪🇸🇵🇹 İspanya & Portekiz: Endülüs ve iç kesimlerde termometrelerin 44°C - 46°C bandına vurarak mutlak Temmuz rekorlarını tazelemesi bekleniyor.
🇫🇷 Fransa: Yeni kubbenin merkez üssü yine güneybatı Fransa. Yüzeyde 43°C - 45°C arası değerlerle yerel rekorlar tekrar sallantıda!
🇩🇪🇧🇪 Almanya & Benelüks: Isı adası etkisiyle iç kesimlerde sıcaklıklar 38°C - 41°C aralığına tırmanarak Temmuz ekstrem istatistiklerini yenileyebilir.
🇬🇧 İngiltere (Güney): Londra ve güney kıyılarında adayı felç edecek 34°C - 37°C arası bunaltıcı pikler öngörülüyor.
⚠️ Uluslararası Alarm: Günlerce yerinden kıpırdamayacak bu blokaj; Fransa, İspanya ve İtalya genelinde orman yangını riskini maksimuma çıkarırken, nehir su seviyelerini düşürecek ve enerji şebekelerini ciddi şekilde zorlayacak.
İlk dalga bir şok etkisiydi, ikincisi ise tam bir yıpratma savaşına dönecek. Avrupa küresel ortalamanın iki katı hızla kavrulurken, Temmuz ayı meteoroloji tarihine geçmeye hazırlanıyor!
(Météo-France ve küresel tahmin merkezleri (ECMWF & GFS) bu senaryo üzerinde %70'in üzerinde bir mutabakat sağlıyor. Uzmanlar, haziran sıcağıyla nemini tamamen kaybetmiş Avrupa topraklarının bu ikinci darbeyle çok daha kolay rekor kırabileceği konusunda hemfikir!")
Bu veriler yeni. Uzun vadeli hava tahminleri yüzde yüz garanti değil , yaklaşmakta olan sıcaklık taarruzunun bozulup bozulmayacağını veya çok daha büyük bir felakete mi neden olacağını gün gün modellerin güncellenmesiyle göreceğiz . Dilerim ki bu yeni kubbe bozularak normallerde seyredecek sıcaklıklar yaşansın 🙏
#HeatDome #Heatwave #ECMWF #ClimateCrisis #ExtremeWeather #EuropeWeather
🚨FRANK DE BOER;
Fatih Terim hayatımda gördüğüm en kötü teknik direktördü. Ondan futbolun nasıl oynanmayacağını öğrendim. Bu dönemde Terim’den taktiksel veya teknik anlamda hiçbir şey öğrenmedim, aksine ne yapılmaması gerektiğini kavradım.
Etyen Mahçupyan anlatıyor: Bir Türkiye klasiği: Kandil’de milli takım üzüntüsü
https://t.co/RYZq60G95g
Yıldıray Oğur:
💬Kandil'de Duran Kalkan bir milli takım analizi yaptı; bayağı siyasi bir spor analizi diyelim. Maçları izlediği anlaşılıyor. Kandil'de sabaha karşı 6'da kalkıp milli maçları izliyorlar demek. Muhtemelen dev ekran falan da kuruluyorlardır.
Milli takımı tutmak, üzülmek ve 'Yazık oldu' diyerek kahrolmak tabii ki ilginç.
Etyen Mahçupyan:
💬Bir azınlık mensubu veya bir Kürt için kulüp takımlarını tutmak çok daha kolaydır.
Milli takımları tutmak ise daha zordur. Örneğin Basketbol Milli Takımı'nı ya da Voleybol Milli Takımı'nı tutmak bir Kürt için çok daha kolayken, Türk Futbol Milli Takımı'nı tutmak o kadar kolay değil.
Çünkü futbol öyle bir milliyetçi aurayla sarmalanıyor ki bir noktadan sonra milli takımı görmüyorsunuz. Bu milliyetçi dalganın başarı hırsını okuyorsunuz ve bu auranın başarılı olmasını da istemiyorsunuz.
Duran Kalkan milli takım yenildiği için ve bu durum ona hakikaten siyasi bir koz verdiği için yorum yapıyor. İdeolojik olarak kendisini daha üstün görebileceği bir pozisyonda şu an.
Esas olarak da ‘Daha çoğulcu bakışlar, milliyetçi bakışların milli takımlarını yener' demiş oluyor. Dolayısıyla Türkiye'yi daha çoğulcu bir yere taşımak üzere bir öneride bulunuyor."
@mahcupyanlink@yildarado
Palantir kurucusu Peter Thiel’in dünyadaki elitlerle düzenli bir şekilde toplanıp cinsel hayattan nükleer silahlara konuştukları gizli bir topluluğu varmış.
Kendi içinde özel bir Tinder’ı bile varmış.
Thiel cidden büyük bir şeye hazırlanıyor, cemaat kurmuş
ikinci yüzyılda cumhuriyetin demokratik dönüşümü konferansına burhan sönmez’in gönderdiği konuşma.
“bugün kalın çizgilerle etrafımıza çizilen çerçevelerin içindeki ufuk barıştır. barışa açılan yoldur. bu yüzden barışta ısrar ediyoruz.”
Anthropic’ten tehdit gibi uyarı: “Yapay zekâ artık kendini geliştirmeye başladı"
https://t.co/rZlFuxhUV3
Yapay zekâ şirketi Anthropic, yapay zekânın artık yapay zekâ geliştirme süreçlerini hızlandırdığını açıkladı.
Şirket, mevcut eğilimlerin devam etmesi halinde gelecekte yapay zekâ sistemlerinin kendi haleflerini tasarlayabilecek noktaya gelebileceğini belirterek, insanlığın bu sürece hazırlıksız yakalanabileceği uyarısında bulundu.
"2024'ün başından itibaren CHP içinde bazı insanlar yavaş yavaş 'Türkiye'de ne oluyor?' sorusunu sormaya başladı”
https://t.co/TxKdl0AzOY
Yıldıray Oğur:
💬Bu sizin uzun süredir ısrarlı bir şekilde yazdığınız, yeni ittihatçılık tezi. Benim de bazı eleştirilerim var, yazmıştım. Ama burada öncelikle herhâlde şunu bir netleştirmemiz gerekiyor: Bu bir manifesto değil. Yani siz bu yeni devletin manifestosunu yazmıyorsunuz. Onlara katılmıyorsunuz, onları meşrulaştırmak için ya da işte onları anlamak için onlara bir ideolojik zemin kurmuyorsunuz. Siz anlamaya çalışıyorsunuz sadece, ne olduğunu tespit etmeniz için. Çünkü hep şöyle de söyleniyor; 'Bunlar bunu meşrulaştırmaya çalışıyorlar' deniyor. Halbuki bu bir anlama çabası, meşrulaştırma değil.
Etyen Mahçupyan:
💬Evet, Kuşoğlu'nun da meşrulaştırmaya çalıştığını hiç sanmıyorum. Ben onu okudum, hiç öyle bir şey yok orada. Bu bir olgu, vaka. Türkiye'de bir olay oluyor ve bu olaydan memnun değiliz, değiştirmek istiyoruz. Olayı anlamazsak nasıl değiştireceğiz? Olayı anladıktan sonra ancak ona alternatif bir şey üretme şansımız var. Öte yandan şunu da ben anlamakta zorlanıyorum; insanlar bu yeni ittihatçılık tezinden hoşlanmıyorlar ve duymak istemiyorlar belki falan ama şu çok açık değil mi? Bu iktidar Kemalist değil bir kere. Ve de bu iktidar öyle şeyler yapıyor ki belirli bir ideolojiye sahip olduğu da ortada. Yani getirdiği rejimle, bu dış politikadaki tavrıyla, tarihin yeniden analiziyle, Mustafa Kemal'e yeniden bir bakışla, işte Müslümanların devlete yanaştırılmasıyla, Kürt meselesinin çözümü gibi adımlar atılmasıyla yani ortada başka bir ideoloji var ve bu Kemalizm değil. Ya öyleyse 'Ne acaba?' diye sorulmaz mı? Yani böyle bir tartışmanın kendisi meşrulaştırmayla ilgisi olmayan bir şey."
2024'ün başından itibaren CHP içinde bazı insanların yavaş yavaş 'Türkiye'de ne oluyor?' sorusunu sormaya başladığını kendi temaslarımla da biliyorum. Buradan çıkarak ne cevap verdiler? Onu tam bilmiyorum ama şu anda Kuşoğlu'nun röportajıyla anladık ki yavaş yavaş Türkiye'deki yeni rejimin sadece Tayyip Erdoğan'dan ibaret olmadığını anlamış durumdalar.
Tayyip Erdoğan da bir fani olduğuna göre ve önümüzde bir 'Türkiye Yüzyılı' olduğuna göre, demek ki herhangi bir faninin ötesinde düşünen ya da düşünmeye çalışan, bu yönde önermeler yapan birtakım insanlar var. Bu insanların bir aklı var. Aslında devlet aklı denen şey o; yoksa böyle gizemli, falan arka planda olan bir şey değil.
Şu anda iktidara bürokrasi içinde kimler sahipse, kimler cumhurbaşkanlığı sistemini yazıp ortaya koyduysa, bunları düşünen insanların CHP'yi de etkilemek istememelerini düşünmek biraz abes olur.
@mahcupyanlink@yildarado
Bernie Sanders:
“Yapay Zeka, milyonlarca yazar, sanatçı, müzisyen, gazeteci, öğretmen, bilim insanı ve sıradan insanın yaratıcı eserleri üzerine inşa edilmiştir.
Bu eserler, büyük teknoloji oligarkları tarafından çalınmıştır.
Şimdi, onu geri alma ve Yapay Zeka'nın herkes için, sadece birkaç kişi için değil, çalışmasını sağlama zamanı.”
Yıldıray Oğur (@yildarado) yazdı:
Prokrustes’in demir bir yatağı varmış…
https://t.co/wURkreA2xs
“Prokrustes’in demir yatağına yatırılan yolcular ya kesilir ya da zorla uzatılırdı.
Bazı entelektüeller de olgulara aynı şeyi yapıyor. Olayları açıklamak için teori kullanmıyor, teorilerini doğrulamak için olayları kullanıyorlar.
Postmortem analizlerde sonuçtan hareketle geçmiş yeniden düzenlenir ve her şey kaçınılmaz olarak o sona ulaşacakmış gibi anlatılmaya başlanır.
Son günlerde CHP’de yaşananlar üzerine bazı analizler de bu tuzağa düşüyor.
Kılıçdaroğlu’nun mutlak butlan kararıyla CHP’nin başına gelmesini onun post-Kemalist öfkesiyle ya da yıllardır işleyen gizli bir projenin parçası olmasıyla açıklamaya çalışanlar var.
Oysa çok daha basit bir açıklama gözümüzün önünde duruyor.
Kurultayı ayak oyunlarıyla kaybettiğini düşünen ve bunun rövanşını almak isteyen bir lider ve ekibi, partilerinin kirlendiğini de düşünerek bu rövanş için iktidarla işbirliği yaptı. Bu kadar basit işte.
Aynı aşırı teorileştirme Erdoğan’ın otoriterleşmesini açıklarken de görülüyor.
Uzun erimli planlardan, büyük kapitalist dönüşümlerden, kusursuz işleyen kurmay akıllardan söz ediliyor.
Oysa eldeki veriler çok daha farklı bir şeyi gösteriyor.
Ortada bir kurmay akıl, bu işleri planlayan bir ekip de yok.
Aslında anlayana çok iyi haber ama olan biteni anlamak için dünyadan örnekler arayan, kavram setleri yaratan entelektüellere kötü haber: Bu otoriterleşmenin bir planı, hazırlığı, gelecek perspektifi ve tabii bir ideolojisi yok.
Sadece ayakta kalmaya, iktidarını korumaya çalışan, bunun için de elindeki tüm gücü kullanmaktan çekinmeyen ve ayağına gelen ya da getirilen toplara vuran bir santrafor var.
İşte bu kadar.
Entelektüelleri heyecanlandırmayacak, mutsuz edecek kadar basit.
Ama bazen gerçeklik teorilerden daha dağınık, daha tesadüfi ve daha sıradandır.
Artık yolcuyu demir yatağa sığdırmak için kesip biçmeyi, uzatıp durmayı bırakmak gerek.”
Etyen Mahçupyan ve Yıldıray Oğur, İstanbul’daki Dünya Dekolonizyon Forumu’nu yorumladı.
Tamamını izlemek için ⬇️
https://t.co/wPz6KjgZYa
Etyen Mahçupyan:
“Eğer dünyadaki hiyerarşiye itirazınız varsa, önce kendi kurduğunuz hiyerarşiyi çözümlemeniz ve onunla yüzleşmeniz gerekir.
Kendi altınıza doğru kurduğunuz hiyerarşiyle hiç yüzleşmiyorsunuz; fikir özgürlüğünün yok olmasını, kamusal alanın daralmasını önemsemiyorsunuz, bunları konu dışı addediyorsunuz ama küresel hiyerarşiden şikayetçi oluyorsunuz.
Bence küresel sistem üzerine söz söyleme hakkı, küresel olan üzerine derinlemesine düşünmüş olmayı gerektirir. Küresel üzerine düşünmek ise kendi üzerine düşünmeden mümkün olamaz. Türkiye bunu hiç yapmamış bir ülke. O yüzden sadece yüzeysel teşhislerle 'havalanıyoruz.'
Şöyle bir algı var: Doğu ile Batı eşitlense, bizim gücümüz biraz daha artsa sanki daha iyi bir dünya olacakmış gibi...
Ben bundan çok şüpheliyim. Bugün dünyayı 'Doğulular' yönetse, çok daha iyi bir dünya olacağını hiç sanmıyorum. Belki Batılıların yaptıklarını yapmayacaklar ama muhtemelen başka kötülükler yapacaklar.
İslam’da 'alnı yere değmek' diye bir tabir vardır ya; bunun entelektüel olarak da bir karşılığı var: Türkiye'de insanların alnı gerçekler karşısında henüz yere değmedi. O yüzden 'Mamdani şunu dedi, Greta bunu dedi' diyerek ayıklama yapıyoruz; geriye de eski tabirle 'sen, ben, bizim oğlan' kalıyor."
Yıldıray Oğur:
"Türkiye’nin yeni kurulacak küresel düzene katkısının olabilmesi için her şeyden önce çok ciddi bir ifade hürriyeti gerekir. Küresel bir duruş ortaya koymak için ittifaklar kurmanız gerekir. Bu dışlayıcı tavırla kimseyle ittifak kuramazsınız."
Etyen Mahçupyan:
“Bu 'geriye kimse kalmıyor' durumuna sinik bir muhalif gözüyle bakarsan şunu da diyebilirsin: Geriye bir tek 'aile' kalıyor ve bu hiç iyi bir şey değil.
Türkiye'de yeniyi üretmeye yönelik enerji pek çok yönden bastırılmış durumda. Şu anda 'yeni'yi üretme işini sadece iktidara bırakmaya davet ediliyoruz.”
@yildarado@mahcupyanlink
Eğri oturup doğru düzgün konuşalım;
Kongre kararı almışsın yani gidicisin;
3 (üç) maç kalmış sezon bitmiş;
Saçma sapan transferlere milyonlar saçmışsın adamın kadrosundaki santraforları satıp bir tane doğru düzgün forvet/santrafor almamışsın;
Utanmadan bir de adamın arkasından yok onu alalım dedik istemedi kabilinden haberler yaptırmaya çalışıyorsun;
Hakikaten;siz bu adamı niye kovdunuz ve hakikaten sizin olayınız nedir?