HAYIRSEVER Twitter Ahalisi.
İhtiyaç sahibi birinin faturasını ödemek/hayır yapmak/dayanışmanın güzelliğini gösterebilmek adına İBB'nin başlattığı https://t.co/TzZTqGim4S kampanyaya katılarak, imkân dahilinde 3 adet fatura ödedim. Bunu sadece örnek olmak adına buraya bırakıyorum.
İki gün önce söyledim, bugün bir kez daha haykırıyorum:
Bu çığlığı duyacak mısınız?
“Çok basit, çok temel bir sorular soruyoruz: Benim suçum ne? Bu suçun kanıtı ne? Bu cezanın gerekçesi ne? Haykırıyoruz. Ailem haykırıyor, ufacık kızım Vera haykırıyor, aynı soruları, çevirip çevirip soruyoruz. Cevap yok.”
@sonkezchpai Adli Tıp Kurumu'nun güvenilirliğini sorgulamak için #ŞuleÇet davasına bakmak kâfi.
Hazırlanan ilk rapordaki kurum doktorları ile sonrasında hazırlanan rapordaki kurum doktorlarının raporları arasındaki fark uçurumdu. İlki, mağduru değil, suçluyu yani güçlüyü aklıyordu mesela!
Şehir plancısı @tayfun_kahraman MS hastasıdır ve hapishanede bakımı mümkün değildir. Anayasa Mahkemesi kararları derhal uygulanmalı ve bu amansız hastalıkla mücadele eden Tayfun bey, tedavisine ailesinin ve yavrusunun yanında devam etmelidir. Kamuoyu ve yargı ,Tayfun bey'in eşinin feryatlarına kulak vermelidir. Bu hukuki değil insani bir sorundur artık.
Aşağıda gördüğünüz "Lider", Cumhurbaşkanı seçildikten 6 yıl sonra dünya çapında tarihin gördüğü en büyük ekonomik kriz yaşandı.
Yani (1929) Büyük Buhran.
Kriz Amerika ve Avrupa'da başladı...
Milyonlarca insan işsiz ve evsiz kaldı.
Almanlar bile ısınmak için karşılıksız bastıkları paraları yakmak zorunda kalmıştı. Sanayi ülkeleri, tarım ülkelerine muhtaç olmuştu...
Mustafa Kemal Atatürk ne mi yaptı?
682 nolu (1925) kanunla (682 Her Nevi Fidan ve Tohumların Meccanen Tevzi ve Devlet Uhdesinde Bulunan Arazinin Fidanlık İhdası İçin Ziraat Vekaletine ve İdarei Hususiyelere Bilabedel Teffizi Hakkında Kanun) vatanın, bir zamanlar padişahların kişisel malı olan tüm ekilebilr arazilerini, öküzüyle beraber çiftçiye bedava dağıttı.
Osmanlı döneminde ekenden ekmeyenden, evlenenden bekar kalandan ya da hayvanını kaybedenden bile vergi alınırdı...
Atatürk tüm bu lüzumsuz vergileri kaldırdı..
Ekildi, biçildi.
Verimli üretim için çağdaş tarım okulları açtı.
Okuma bilmeyeni millet mektebine çağırdı.
Bir an evvel okuma öğrenilsin diye yeni alfabeyi getirdi..
Sonunda Avrupa'ya döndü ve "Malımı alanın, malını alırım." dedi.
(Kliring Sistemi: Kliring, ülkeler arasındaki iki yanlı ticaret anlaşmalarının temelde malla ödemeyi öngören bir türü. Kliringde anlaşmalı ülkeler arasında ithalat ve ihracat işlemleri döviz kullanılmadan mahsup ve takas yoluyla ve kliring kurumları aracılığıyla gerçekleştirilir...)
Sanayi ülkelerine yüksek fiyattan tarım ürünü sattı.
Kazandığı her kuruş parayla da bir başka fabrika açtı.
Bir yandan da sanayiye yatırım yaptı.
"Atatürk hiç borç almadı." derler. Bu bilgi tam olarak gerçeği yansıtmıyor.
Doğrusu ise, Atatürk'e kimse borç vermek istememiştir.
Nitekim bulduğu parayla fabrika açıyordu.
Mesela Rusya'dan alınan borç ile Karabük Demir Çeliği açmıştır...
Bu "Yüce Adam"ın ülkesi, tarihin gördüğü en sert küresel buhrandan yara almadan çıktı.
Hem de iktisatçısı yokken !...
Okuma yazma bilmeyen çiftçisiyle yaptı bunu.
Bu başarıyı incelemek için İngiltere'den maliyeciler gelmiştir...
Çobandan pilot, kağnıdan uçak çıkaran " Adam"dır
GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK !...
👉Sizde hiç mi insanlık yok?
📍MS hastası olduğu bilindiği halde, Ağustos 2024’te Tayfun Kahraman güneş altında bir cezaevi aracı içinde kelepçeleri sıkılı halde tam 23 dakika havalandırmasız bir şekilde bekletilerek son derece kötü bir muameleye maruz bırakılmıştı.
📍Bunun için verdiğim soru önergesine gelen yanıtta “sorumlular için soruşturma izninin verilmediği” ortaya çıkmıştı.
📍Kendisini son ziyaret ettiğimde “o günden beri kötü bir muameleye maruz kalmadığını” söylemişti.
👉Yine ne oldu?
👉MS atağı geçiren bir hastanın “dağıtım saatinin geçtiği gerekçesi ile ilacının verilmemesi” de ne demek oluyor?
👉Belli ki nöropatik ağrıları var. Siz MS atağı geçiren birinin ne kadar ciddi bir acı ve ağrı çektiğini biliyor musunuz?
👉Saat atlanmasının ağrıyı ne kadar şiddetlendireceğinden haberiniz var mı?
👉İlaçların gecikmesinin kalıcı hasarlara neden olabileceğinin farkında mısınız?
👉Bu korkunç uygulamayı Meclis gündemine taşıyor, sorumluların hesap vermesini istiyoruz!
“KÜRT SORUNU” MU DEDİNİZ?
Bir ülkenin halkı etnik kökenine göre değil, yurttaşlık bağlarına göre adlandırılır. Bu itibarla Türkiye’de sadece Türkler vardır ve -olumlu ya da olumsuz yönde- “Kürt Sorunu”ndan söz etmek ayrımcılıktır! Örneğin Fransa’da milyonlarca -üstelik bazı bölgelerde yoğunlaşmış- Alman kökenli Alsace'lılar, Celtic kökenli Breton'lar ve İtalyan asıllı Korsikalılar yaşar, fakat bunlar tamamen entegre olmuşlardır ve kendilerini -farklı kökenlerine rağmen- Fransız sayarlar!
Bir ülke yurttaşları elbette etnik kökenlerinin bilincindedir ve ona sevgi duyarlar; ama bu onlara “etnisite”yi öne çıkarma hakkı vermez! Nitekim bu ülkede Kürtlerin ayaklandığı ve onlara karşı ırkçılık yapıldığı dönemler de yaşanmış ve geride acı anılar bırakmıştır. Ama şahsen kuşku duymuyorum ki bu acılar geride kalmıştır ve Anayasa itibariyle laik olan ülkemizde onların yerine herkesi tehdit eden Orta Çağ kalıntısı bir “Şeriatçı” anlayış getirmeye kimsenin gücü yetmez!
Prof. Dr. Taner TİMUR hocamızdan..
Son zamanlarda dünyaya baktığımda her şey raydan çıkıyormuş, kontrolünü yitiriyormuş, bir eşiğe doğru sürükleniyormuş gibi hissediyorum. Gündemi açtığımda, Türkiye’de olanlara baktığımda ya da dünyadaki gelişmeleri izlediğimde, yaşananların absürtlüğü ile sonuçlarının ağırlığı arasındaki uçurum beni dehşete düşürüyor. Ya bu gerçek mi diyorum her gördüğüm şeyde neredeyse. Her şey grotesk bir sirk gibi görünüyor. Bir korku filmi setinde sirk gibi bir alanın içine fırlatılmışsın da her tarafta saçma sapan bir curcuna var. Trajikomik bir tarafı var ama aynı anda çok karanlık ve ürkütücü ve bu iki hal o kadar iç içe geçmiş durumda ki insan neye nasıl tepki vereceğini şaşırıyor. Kolektif bir histeri hali aldı her şey. Kontrol yitirildi bence. Türkiye’de, dünyada. Saçma olan şeyler hızla normalleşiyor, en temel sınırlar siliniyor, insanlar dün asla kabul etmeyecekleri şeyleri bugün savunur halde konuşuyor. Ahlak, erdem, utanma falan gitmiş. Yüzsüzlük ve utanmazlık böbürlenerek yaşanılan bir şeye dönüşmüş. Sürekli yeni eşikler aşılıyor, daha da alçağa inilemez dediğin yerde bu gerçek mi ya dediğin başka bir şoke edici şey görüyorsun. Faşizmin kitlesel deliliği ve grotesk absürtlüğü de böyle bir şey değil miydi? Geçici bir kriz anı gibi de hissettirmiyor artık çünkü bundan insanlık nasıl çıkar onu bile görmek zorlaştı, görüş sahası iyice daraldı. Geri dönülmez bir noktaya yaklaşıyormuşuz hissi var ve o noktadan sonra doğrudan tümüyle kontrolsüz bir kaos her şeyi yutacakmış gibi. Böyle kapkaranlık bir karadelik hepimizi içine çekiyormuş gibi. En rahatsız edici tarafı bu hissin bana ait olmadığını, etrafımdaki insanların da bir şekilde bunu sezdiğini görüyorum ama çoğunlukla sessizce yaşıyoruz bunu. Bir noktadan sonra herhangi bir şey hakkında bir şey söylemenin de anlamını yitiriyor insan. Bu kadar fazla saçmalıkta hangi birine ne diyeceksin? Buradan neye müdahale edeceksin, neye yetişeceksin, darmadağın bir şeyin neresinden dokunup bir arada tutabilecek bir yol bulacaksın? Böyle teker teker bir şeyler hakkında konuşmak falan manasını kaybetmeye başladı. Onun yerine bu anda verilebilecek tek gerçekçi bütünlüklü tepki neredeyse Edvard Munch’un Çığlık tablosundaki gibi şok halinde kulaklarını kapatıp her şeye bağırmak. Delirmiş, yüzsüzleşmiş, utancını yitirmiş bir dünya kendi gerçekliklerini norm haline getirip, buna itiraz edenleri arızalı ilan ediyor. Aklını korumaya çalışanları deli olduklarına gaslight ediyorlar neredeyse. O sırada da aklını korumaya çalışanlar akıl sağlığını yitiriyor, bitmeyen bir kamera şakası gibi. Tersyüz olmuş bir dünya. Herkes bu histerinin içinde yaşamaya çalışıyor. Her seferinde durup ne oluyor diye kalakalıyorum artık çünkü olan biten normal değil, bu dünya normal değil, insanların aklı yerinde değil ve bunun normalleşmesine razı olmak için delirmen lazım. Belki de istedikleri budur zaten.
Uzun süredir hissettiklerimin özeti olmuş, eline sağlık Kemal.
İnsan böylesi bi kaosta "bir şeyler yapmalıyım" ile "yapılacak bir şey kalmadı, bu gerçekliği kabullenmeye çalışmalıyım" duygusu arasında gidip geliyor..
“Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter ve laik yapısına göz diken tüm unsurlara karşı bunca zahmete değer mi diyorsanız, Atatürk’ün manevi mirasçısı olarak
‘Evet, değer’ diyorum.
Çünkü Türküm ve başka Türkiye yok!”
Saygıyla, sevgiyle, özlemle...
#NecipHablemitoğlu
Bir insanın ölümüne neren olup bir gün bile hapis yatmayanlar ve “çocuklar ölmesin” diye eylem yaptıkları için haftalardır tutuklu olanlar.
Türkiye bir hukuk devletidir.