Avrupa yanıyor. Ekonomisi çöküyor. Teknolojik olarak Çin ve Amerikanın çok gerisinde kaldılar. Askeri caydırıcıklarını kaybetiler. Abileri Amerika onları korumaktan vaz geçti. Avrupa kendi problemlerini çözmekten aciz. Gene yanlış ata oynuyorsunuz. Komşunuz Türkiye ile barışçıl ve adil çözümler bulmanızı tavsiye ediyoruz. Tabi ki siz bilirsiniz.
Güç sorumluluk gerektirir. Sonuna kadar komşularımızla barışcıl yöntemlerle sorunlarımızı çözmeye çalışıyoruz. Askeri gücümüzü sadece düşmanlarımıza karşı caydırıcılık için kullanırız. Tabiki diplomasi seçeneklerimiz tükenene kadar. Müslüman mısır halkınıda düşünmek zorundayız. Orta doğuda müslümanlar arası barış ve birliktelik hedefimiz için ne gerekiyorsa öyle davranacağız.
Çin’in küresel bir iktisadi güç olmanın ötesine geçerek Amerikan hegemonyası sonrası dünyaya yeni ve daha adil bir medeniyet önermesi sunmasını, uluslararası kuralları belirleyen ve yeni bir düzen kuran güç hâline gelmesini beklemenin yersiz bir hezeyan olduğunu hep anlatmaya çalışıyorum.
Ancak basit bir sosyal medya tartışmasında su yüzüne çıkan, birçoğumuzun zaten bildiği, fakat belki de artık hepimiz için daha görünür hâle gelen Han merkezli devlet milliyetçiliği, etnik üstünlükçülük ve faşizan anlayış, Çin’i kendi coğrafyasına kilitleyecek ve küresel vizyonunu kendi hinterlandındaki topraksal egemenlik sahasına hapsetmiş, dar görüşlü, etnofaşist bir devlete dönüştürecektir.
Çok yazık.
O hâlde, Goethe’nin ve Kant’ın yetiştiği topraklardan nasıl Hitler çıktı diye sorarken, binlerce yıllık Taoist ve Konfüçyüsçü düşünce geleneğinden nasıl böylesine etnofaşist bir anlayış doğabildiğini neden sorgulamayalım?
Demek ki binlerce yıllık bir medeniyet birikimi, tek başına medeniyet kurucu bir siyasal aklın teminatı değildir. Tarih, insanlığın en büyük düşünsel miraslarından en karanlık siyasal geleneklerin de doğabildiğini defalarca göstermiştir.
Umarım bu karanlık yoldan bir an evvel dönerler.
Çin - Türk savaşı diye bir şey yok. Gençler, video oyunu oynar gibi birbirleriyle atışıp duruyorlar.
Ne yazık ki her iki taraf da tarih konusunda kendi ülkelerinin baskısı altında. Türkler cumhuriyet devrimleri adına tarihlerinden soğutulmaya ve kopartılmaya çalışılırken Çinliler de komünist devlet politikalarının etkisi altında, eksik ve taraflı tarih derslerine maruz kalıyorlar.
Oysa tarih, sosyal medyada atışarak değil, akademik düzeyde, bilimsel veriler ve tarihî kaynaklar ışığında tartışılması gereken bir konudur. Bu nedenle sosyal medyada yapılan tartışmalara gereğinden fazla anlam yüklememek ve bunların büyütülmesine izin vermemek gerekir.
Çin - Türk savaşı diye bir şey yok. Gençler, video oyunu oynar gibi birbirleriyle atışıp duruyorlar.
Ne yazık ki her iki taraf da tarih konusunda kendi ülkelerinin baskısı altında. Türkler cumhuriyet devrimleri adına tarihlerinden soğutulmaya ve kopartılmaya çalışılırken Çinliler de komünist devlet politikalarının etkisi altında, eksik ve taraflı tarih derslerine maruz kalıyorlar.
Oysa tarih, sosyal medyada atışarak değil, akademik düzeyde, bilimsel veriler ve tarihî kaynaklar ışığında tartışılması gereken bir konudur. Bu nedenle sosyal medyada yapılan tartışmalara gereğinden fazla anlam yüklememek ve bunların büyütülmesine izin vermemek gerekir.
Türk Çin kapışmasınanda Çinli hesaplara dair pek çok tweet okudum. Şunu fark ettim ki aktif olan çoğu hesabın sahibi henüz genç. Aralarında devletin yönlendirdiği sosyal medya faaliyetlerine katılanlar da olabilir. Bunu bilemeyiz.
Ancak Çin gibi siyasal özgürlüklerin ağır biçimde sınırlandığı, resmen tanınan 56 etnik grubun yaşadığı ve özellikle Türk topluluklarının dil, kültür ve kimlik hakları üzerinde ciddi baskıların bulunduğu bir ülkede, gençlerin kendi tarihlerine ve başka milletlerin tarihsel hafızasına ne ölçüde erişebildiklerini sorgulamak gerekir.
Geçenlerde İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde otuzlu yaşlarında bir grup genç Çinliyle tanıştım. Çok güzel sohbet ettik. Nereli olduğumu sorduklarında, ailemin bir kolunun Kaşgar'a, diğerinin Fergana ve Taşkent'e uzandığını anlattım. Kaşgar'ı bilip bilmediklerini sordum. Bir gün ata diyarımı ziyaret etmek istediğimi söyledim.
Bana şaşkınlıkla baktılar. Kaşgar'ın Türk tarihinin ve kültürünün kadim merkezlerinden biri olduğunu bilmiyorlardı.
Bu karşılaşma beni düşündürdü. Bir devlet, kendi siyasal varlığını korumak adına genç kuşakların tarihsel hafızasını ne ölçüde biçimlendirebilir? Bir toplumun başka halkların tarihini öğrenme imkânı, siyasal iktidarın çizdiği sınırlarla ne ölçüde daraltılabilir?
Tarih bize Çin'in bugünkü siyasal düzeninin kaçınılmaz olmadığını da gösteriyor.
Milliyetçi Çin, Mao Zedong karşısında yenilmeseydi nasıl bir Çin ortaya çıkardı, bilemeyiz. Ancak İsa Yusuf Alptekin gibi Türk siyasetçilerinin Milliyetçi Çin yönetiminde görev aldığı, farklı siyasal gelecek ihtimallerinin bulunduğu bir dönem yaşandı. Bu alternatifin daha adil bir düzen yaratıp yaratmayacağını kesin olarak söyleyemeyiz. Fakat tarihin yalnızca bugün galip gelenlerin anlattığı hikâyeden ibaret olmadığını biliyoruz.
Tarihin seyri farklı bir istikamete evrildi.
Ne yazık ki Türk tarihinin, dilinin ve kültürel hafızasının kadim merkezlerinden biri olan, bugün Çin'in Sincan Uygur Özerk Bölgesi olarak adlandırdığı Doğu Türkistan, aydınlarının, sanatçılarının ve düşünce insanlarının akıbetine ilişkin ciddi soruların uluslararası insan hakları raporlarına konu olduğu bir coğrafyaya dönüştü.
Bazı Türkler de Çin devletinin düzenlediği propaganda gezilerine katılarak bu gerçekleri görmezden gelebiliyor. Ancak bu tür gezilerin varlığı, bağımsız araştırmaların ve belgelenmiş insan hakları ihlallerinin yerine geçemez.
Biz Uygur, Özbek, Kazak ve diğer Türk topluluklarının ortak tarihsel ve kültürel hafızasını taşıyan insanlar, geçmişimizi öğrenmeye, yaşananları anlamaya ve geleceğimizi bu bilinçle düşünmeye devam ediyoruz.
Geleceğin ne getireceğini kimse bilemez. Tarih boyunca hiçbir siyasal düzen değişmez olmamıştır.
Bu nedenle sevgili genç arkadaşlar, birbirinizi sosyal medyada bu kadar hırpalamayın. Birbirinizin tarihini öğrenmeye, kültürünü anlamaya ve farklılıklarına saygı göstermeye çalışın.
Çünkü nihayetinde hepimiz barış içinde bir arada yaşamanın yollarını bulmak zorundayız.
Tarih uzun olabilir. Ancak gelecek, sandığımız kadar uzak değildir.
🚨 Libya Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Musa el-Koni:
📌 “Kaddafi döneminden beri Yunanistan ile bir anlaşma imzalayamadık; çünkü Yunanistan kendine düşen paydan fazlasını istediği için buna engel oluyordu.”
📌 “Oysa Libya, Yunanistan, Mısır ve Türkiye dahil tüm ülkeler için belirli net bir pay vardır.”
📌 “Yunanistan’ın itirazı doğal bir durumdur çünkü hakkı olandan fazlasını istemektedir.”
📌 “Bizimle onlar arasındaki fark budur; biz kendi haklarımızı istiyoruz, onlar ise hak ettiklerinden fazlasını talep ediyorlar.”
المرعب التركي يضرب في جاكرتا! صواريخ #ROKETSAN تفتتح حقبة الردع الباليستي لإندونيسيا!
القوات البرية الإندونيسية تنفذ بنجاح أول اختبار إطلاق حي لمنظومة الصواريخ الباليستية التكتيكية #KHAN (النسخة التصديرية لصاروخ BORA التركي)، مستخدمةً صواريخ #TRG_122 الموجهة لاستعراض القدرة الفائقة للمنظومة على إطلاق أعيرة متعددة وتدمير الأهداف بدقة متناهية.
لا تنسى هذا الإذلال!
أرسلوا شاحنات مساعدات لإخراج الجائعين ثم أطلقوا النار من الرشاشات والدبابات أثناء تصويرهم والسخرية منهم.
على العالم أجمع أن يعرف هذه العقلية الحقيرة والوحشية للصهيونية.
فرغاني التركية تطلق قمرها السادس.. والهدف 200 قمر خلال 5 سنوات! 🛰️
أعلنت شركة «فرغاني»، التي أسسها سلجوق بيرقدار، نجاح إطلاق قمرها الصناعي التجريبي السادس FRG-100D4 من الولايات المتحدة، الثلاثاء، على متن صاروخ تابع لشركة «سبيس إكس».
ويزن القمر 160 كيلوغراماً، واستقر في مدار على ارتفاع 590 كيلومترًا، مزودًا بتقنيات محلية للملاحة والاتصالات وحاسوب مدعوم بالذكاء الاصطناعي.
وتخطط الشركة لإنشاء شبكة تضم أكثر من 200 قمر صناعي خلال خمس سنوات، لتوفير خدمات ملاحة واتصالات مستقلة لتركيا.
الاتفاقية البحرية بين تركيا و ليبيا لم تأخذ شبرا واحد من مساحات مصر ، مصر دولة جارة عربية و لم نكن لها يوما اي عداء ، الاتفاقية تمنح مصر مساحات اخرى جديدة وليس كما يقول البعض هنا فلماذا الاعتراض
Bu nasıl bir teslimiyet, bu nasıl bir tevekkül, bu nasıl bir iman böyle Ya Rabbi...
Bu videonun üzerinden 3 yıl geçti
ve soykırım hâlâ devam ediyor ,,,
Mısırlı meşhur alim Şaravi anlatıyor;
İslami bilgisi zayıf ve dini yanlış yorumlayan gençlerden biriyle tartışıyordum.
Sordum;
-İslam ülkelerinden birinde bir gece kulübünü havaya uçurmak, helal mi yoksa haram mı?
Genç;
-Elbetteki helal, onları öldürmek caizdir.
Şaravi; -Onlar Allah'a karşı günah işlerken siz onları öldürürseniz, cennete mi yoksa cehenneme mi daha yakın olurlar?
-Tabiki cehenneme...
-Peki, şeytan onları nereye götürmek istiyor?
-Tabiki cehenneme.
-Öyleyse siz şeytanla aynı hedefi paylaşıyorsunuz.
Onun da amacı insanları cehenneme sokmak!
Şaravi o gence şu hadisi hatırlatır:
Bir Yahudi cenazesi geçerken Resûlullah(sav) ağlamaya başlar.
Derler ki;
- Seni ağlatan nedir, Yâ Resûlallah?
Der ki;
-Fırsatı kaçırdı, ateşe gidiyor.
Şaravi gence son olarak şöyle der:
İnsanların hidayeti ve ateşten kurtulmaları için koşan Resûlullah(sav) ile aranızdaki farkı iyi düşünün.
Siz bir vadide, sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) farklı bir vadide!.