YAPI KAYIT MAĞDURLARI İÇİN VERDİĞİMİZ KANUN TEKLİFİ AK PARTİ VE MHP'NİN OYLARIYLA REDEDİLDİ.
(İmar Kanunu'nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun teklifimizin doğrudan Genel Kurul gündemine alınmasına ilişkin önergemiz üzerine Genel Kurul'da yaptığımız sunuş konuşması sonrasında yapılan oylamada AK PARTİ ve MHP'nin oylarıyla RED edildi.)
24 Şubat 2026 (Salı) Tarihinde @TBMMGenelKurulu İstanbul Milletvekili @rprefahpartisi sayın @DoganBekin İmar kanununda değişiklik yapılması ile ilgili vermiş oldukları kanun teklifi ile ilgili gündem dışı söz almıştır.
👇👇👇👇
https://t.co/V5hd6UNjUh
Kendisine vermiş oldukları kanun teklifi ve Genel Kurul konuşmasından dolayı @iytdernegi olarak milyonlarca #YapıKayıt mağduru adına çok teşekkur ediyoruz.
Sayın Grup Başkanvekili Abdullah Güler’in kamuoyuna yapmış olduğu basın açıklamasında; yapı güvenliğinin artırılması, özellikle yangın güvenliği başta olmak üzere yapıların izlenmesi, inşaat sürecindeki tüm aktörlerin (kooperatifler, yapı denetim kuruluşları, beton üreticileri, zemin etüt firmaları vb.) görev, yetki ve sorumluluklarının açık ve net biçimde tanımlanacağına dair ortaya koyduğu yaklaşımı son derece kıymetli ve yerinde bulduğumuzu ifade etmek isteriz.
Bu yaklaşımın, sahada yaşanan yapısal sorunları çözüme kavuşturacak şekilde ele alınması hâlinde, uzun yıllardır devam eden ciddi mağduriyetlerin de giderilebileceğine inanıyoruz.
Bu kapsamda, özellikle kırsal mahallelerde imar planı yapılmaması ve 2018 İmar Barışı sürecinde yaşanan Yapı Kayıt mağduriyetleri, acil çözüm bekleyen başlıca sorunlar arasında yer almaktadır.
2014 yılında yürürlüğe giren 6360 sayılı Kanun ile ülke genelinde yaklaşık 17.000 köy mahalle statüsüne dönüştürülmüş, bu alanlarda imar planlarının iki yıl içerisinde yapılması, yaptırılması ve onaylanması yetki ve sorumluluğu belediyelere verilmiştir. Ancak Kanun’un yürürlüğe girmesinin üzerinden yaklaşık 12 yıl geçmesine rağmen, başta Bursa ili Mudanya ilçesi kırsal mahalleleri olmak üzere pek çok bölgede imar planları hâlen yapılmamıştır.
Belediyelerin yerine getirmediği bu yükümlülük nedeniyle; söz konusu alanlarda bulunan yapılar ruhsatsız/kaçak konumuna düşmüş, vatandaşlar ruhsat almak için başvuruda bulunmalarına rağmen sonuç alamamış ve tamamen idarenin eksikliğinden kaynaklanan ağır mağduriyetler yaşamıştır.
Buna ek olarak; 2018 yılında yürürlüğe giren ve kamuoyunda “İmar Barışı” olarak bilinen düzenleme kapsamında, başvuru ve ödeme süreçleri tamamlanarak alınan Yapı Kayıt Belgeleri, aradan yaklaşık iki yıl geçtikten sonra, başvuru aşamasında etkin denetim yapılmaması ve güncel olmayan uydu görüntülerinin gerekçe gösterilmesi suretiyle iptal edilmeye başlanmıştır. Uygulama yönetmeliği ve denetim kriterlerinin başvurulardan sonra idarelere iletilmesi, vatandaşın doğru ve sağlıklı bilgiye ulaşmasını engellemiş; bu durum telafisi güç hak kayıplarına yol açmıştır.
Bugün gelinen noktada, Bursa Mudanya Belediyesi tarafından 2.000’in üzerinde yapı hakkında yıkım kararı alınmıştır. Oysa bu yapılar;
📍Kırsal alanlarda bulunan,
📍Az katlı ve basit yapı niteliğinde,
📍Yapı Denetim Kanunu kapsamında yer almayan,
📍Genel itibarıyla güvenli ve kullanımda olan yapılardır.
Bu yapıların doğrudan yıkıma konu edilmesi; bireysel ve milli servetin yok edilmesi, binlerce ailenin barınma hakkının zedelenmesi, vatandaşların kiracı konumuna düşmesi ve ciddi sosyal-ekonomik sorunların ortaya çıkması anlamına gelmektedir.
Bizler; Sayın Abdullah Güler’in de ifade ettiği şekilde, yapı güvenliğini esas alan, denetimi güçlendiren ve kamu yararını gözeten bir yaklaşımla;
📍İmar planları yapılıncaya kadar kırsal mahallelerde yıkımların durdurulmasını,
📍Bu yapıların afet risk analizleri yapılarak güvenli olanlarının kayıt altına alınmasını,
📍Riskli yapıların ise güçlendirme veya dönüşüm süreçleriyle ele alınmasını,
📍Yapıların ekonomiye kazandırılarak devlet hazinesi ve belediye bütçelerine katkı sağlamasını
talep etmekteyiz.
Bu meselenin siyasi bir tartışma konusu değil; hukuk, vicdan, sosyal adalet ve kamu yararı çerçevesinde ele alınması gereken toplumsal bir sorun olduğuna inanıyoruz.
İmar planları tamamlanıncaya ve hukuki belirsizlikler giderilinceye kadar, kırsal mahallelerde alınan yıkım kararlarının durdurulması hususunda gereğinin yapılmasını saygılarımızla arz ve talep ederiz.
@Akparti@RTErdogan@avabdullahguler
#YeniYıldaYapıKayıt
Bursa Mudanya Belediye Başkanı Sayın @denizdalgic’in 24 Aralık tarihinde yaptığı açıklama, toplumda ciddi bir tedirginliğe yol açmıştır.
Söz konusu açıklamada, 2.000’in üzerinde yapının yıkım planına alındığı ifade edilmiştir.
Bu durumun yol açacağı manevi yıkımın yanı sıra, bugünkü piyasa değerleriyle 5 milyar TL’yi aşan maddi bir kayıp söz konusudur. Bu tablo, yalnızca bireysel mağduriyetler yaratmakla kalmayacak; aynı zamanda ülkenin bireysel ve milli servetinin yok edilmesi ve vatandaşların devletine ve yöneticilerine olan güveninin ciddi biçimde zedelenmesi anlamına gelecektir.
Yapılan bu açıklamanın ardından, sağduyulu bir vatandaş olan Selçuk Yılmaz, kamu vicdanına seslenen bir videolu açıklama yapmıştır. Kendisinin bu haklı ve samimi çağrısını kamuoyuyla paylaşıyoruz.
@iytdernegi (İmar Yasasına Takılanlar Derneği) olarak, yıllardır altını çizerek ifade ettiğimiz bir gerçek vardır:
Yıkım, çözüm değildir.
Sorunun gerçek sebepleri ortadadır ve çözüm yolları da bellidir. Bizler, hem sorunların kaynağını hem de uygulanabilir çözüm önerilerini kamuoyuyla defalarca paylaştık.
Vatandaşın yuvası üzerinden siyaset yapılmamalıdır.
Bu mesele siyasi değil, insani ve vicdani bir meseledir; siyaset üstüdür.
Kimlerin bugüne kadar görevini yapmadığı, kimlerin göz yumduğu ve bugün yıkımın fitilini ateşlediği kamuoyunun malumudur.
Burada yıkılan yalnızca bir bina değildir.
Bir emek, bir umut, bir hayat yıkılmaktadır.
Bu nedenle çağrımız nettir:
Ülkemizi yöneten değerli yöneticilere, siyasetçilere ve yetkililere sesleniyoruz;
Yıkımları durduralım ve bu kronik soruna, toplumu rahatlatacak kapsamlı ve kalıcı bir çözüm üretelim.
#YapıKayıtElzemdir
#YeniYıldaYapıKayıt
@Akparti@herkesicinCHP@MHP_Bilgi@rprefahpartisi@iyiparti@GelecekPartiTR@SaadetPartisi@bbpgenelmerkez@Vatan_Partisi@HurDavaPartisi@tipgenelmerkez@DEMParti_TBMM
Bugün başta Mudanya olmak üzere Türkiye’nin birçok il ve ilçesinde, ruhsat alamadığı ya da mevcut yapısında zorunlu düzenleme yaptığı gerekçesiyle milyonlarca vatandaş yıkım tehdidi altında yaşamaktadır. Yıllardır aynı yerde yaşayan, barınma ihtiyacını kendi imkânlarıyla karşılayan insanlar, artık evlerini koruyamaz hâle getirilmiştir. Ortaya çıkan tablo, sadece bireysel mağduriyetlerden ibaret değil; ülke genelini ilgilendiren yapısal bir sorunun sonucudur.
2014 yılında yürürlüğe giren Büyükşehir Yasası ile köyler mahalle statüsüne alınmış, kırsal yaşam biçimi göz ardı edilmiştir. Yasa, belediyelere bu dönüşümden sonra iki yıl içinde imar planlarını yapma yükümlülüğü getirmiştir. Ancak bu yükümlülük birçok yerde yerine getirilmemiş, planlama yapılmamış, belirsizlik kalıcı hâle getirilmiştir. Bugün yaşanan yıkım kararlarının temelinde, işte bu planlama eksikliği yatmaktadır.
Mudanya bu durumun en somut örneklerinden biridir. Mudanya’da köylünün evi eskidir, yıpranmıştır ve yenilenmeye muhtaçtır. Vatandaş kendi evini yenilemek, güvenli hâle getirmek istediğinde karşısına “imar yok, izin yok” cevabı çıkmaktadır. İmar planını yapmayan idareler, bu eksikliğin bedelini vatandaşa ödetmekte; ceza, dava ve yıkım kararlarıyla sorunu derinleştirmektedir.
Benzer manzara Türkiye’nin dört bir yanında görülmektedir. Plan yapılmayan alanlarda vatandaş barınmak için ev yapmış, hayvanı için ahır kurmuş, tarım faaliyetlerini sürdürebilmek adına basit yapılar inşa etmiştir. Bugün ise bu yapılar üzerinden suçlu ilan edilmekte, vatandaş devletle karşı karşıya getirilmektedir. Oysa sorun vatandaşın değil, plan üretmeyen, çözüm geliştirmeyen idarenindir.
Devlet, bu yapısal sorunu 2018 yılında hayata geçirilen İmar Barışı düzenlemesiyle kabul etmiştir. Amaç, mevcut yapı gerçeğini yok saymak değil, kayıt altına alarak çözüm üretmekti. Ne var ki uygulamada yapılan hatalar, çelişkili bilgilendirmeler ve idarenin kendi kusurunu vatandaşa yükleyen yaklaşımı, bugün milyonlarca insanı yeniden mağdur etmiştir. Bir dönem “gel başvur” denilen vatandaşa bugün yıkım tebligatları gönderilmektedir. Bu durum, hukuk devleti ilkesiyle de, vicdanla da bağdaşmamaktadır.
Yıkım, ne şehircilik politikasıdır ne de kamu yararına hizmet eder. Yıkım; toplumsal huzuru bozar, ekonomik kayıplara yol açar ve devlete olan güveni zedeler. Mudanya’da yaşananlar, yarın başka ilçelerde, başka şehirlerde de yaşanacaktır. Sorun yerel değil, ulusaldır.
Çözüm nettir. Yıkımlar durdurulmalı, imar planları gecikmeksizin yapılmalı, yıllardır aynı yerde yaşayan yurttaşların barınma hakkı korunmalıdır. Yaklaşık on milyon bağımsız birimi ilgilendiren bu sorun için Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kapsayıcı ve adil bir yasal düzenleme hayata geçirilmelidir. Yapılar kayıt altına alınmalı, mülkiyet hakkı güvence altına alınmalı, vatandaş suçlu değil muhatap olarak görülmelidir.
Bu mesele siyasi görüşlerin ötesinde, Türkiye’nin ortak meselesidir. Akıl, hukuk ve vicdan ortak paydasında buluşulmadığı sürece, yıkım kararları ne sorunu çözecek ne de adaleti sağlayacaktır. Mudanya’da yaşananlar görmezden gelinirse, yarın bu tablo ülkenin tamamında karşımıza çıkacaktır. Bu nedenle çözüm, ertelemeden ve ötelemeden, ortak iradeyle üretilmelidir. #YeniYıldaYapıKayıt
@bursabuyuksehir@MudanyaBel@Akparti@herkesicinCHP@MHP_Bilgi@rprefahpartisi@GelecekPartiTR@SaadetPartisi@devapartisi@bbpgenelmerkez@Vatan_Partisi@tipgenelmerkez
Bursa'da İmar Yasasına Takılanlar Derneği ve üyeleri, @MudanyaBel almış olduğu yıkım kararlarının ardından 15 Temmuz Demokrasi Meydanında başkan @denizdalgic seslendi.
Yıkımların durdurulmasını, dozerle değil çözümle gelinmesini istedi.
#TBMM de seslenen mağdurlar bubsorunun sadece Mudanya'nın, sadece Bursa'nın sorunu olmadığını, Türkiye'nin sorunu olduğunu ifade ettiler. Yapıların mülkiyetlerinin verilmesi ve mevcut yapıların kayıt altına alınarak korunması gerektiğini dile getirdi.
#YeniYıldaYapıKayıt
@Akparti@MHP_Bilgi@herkesicinCHP@rprefahpartisi@GelecekPartiTR@SaadetPartisi@devapartisi@Vatan_Partisi@bbpgenelmerkez@HurDavaPartisi
Bursa'da İmar Yasasına Takılanlar Derneği ve üyeleri, @MudanyaBel almış olduğu yıkım kararlarının ardından 15 Temmuz Demokrasi Meydanında başkan @denizdalgic seslendi.
Yıkımların durdurulmasını, dozerle değil çözümle gelinmesini istedi.
#TBMM de seslenen mağdurlar bubsorunun sadece Mudanya'nın, sadece Bursa'nın sorunu olmadığını, Türkiye'nin sorunu olduğunu ifade ettiler. Yapıların mülkiyetlerinin verilmesi ve mevcut yapıların kayıt altına alınarak korunması gerektiğini dile getirdi.
#YeniYıldaYapıKayıt
@Akparti@MHP_Bilgi@herkesicinCHP@rprefahpartisi@GelecekPartiTR@SaadetPartisi@devapartisi@Vatan_Partisi@bbpgenelmerkez@HurDavaPartisi
BASIN AÇIKLAMASI
YIKIM ÇÖZÜM DEĞİLDİR!
Başta Mudanya olmak üzere Türkiye’nin birçok bölgesinde, imar planı eksikliği nedeniyle milyonlarca yapı yıkım tehdidi altındadır. Ruhsatsız ya da zorunlu ihtiyaçlar doğrultusunda yapılmış ek yapılar, tek çözüm olarak yıkımla karşı karşıya bırakılmaktadır.
Oysa sorun vatandaşın değil, yıllardır yapılmayan imar planlarının sorunudur. Büyükşehir Yasası sonrası köyler mahalleye dönüştürülmüş, ancak belediyelerin iki yıl içinde yapması gereken imar planları hayata geçirilmemiştir. Bedeli ise köylüye ve dar gelirli yurttaşa ödetilmiştir.
2018’de çıkarılan İmar Barışı ile devlet bu sorunun varlığını kabul etmiş, ancak uygulamadaki hatalar bugün yeni mağduriyetler doğurmuştur. Vatandaş yönlendirilmiş, başvuru yapmış, bedel ödemiş; bugün ise yıkım tebligatlarıyla karşı karşıya bırakılmıştır. Bu kabul edilemez.
Yıkım ne hukuki ne vicdani ne de akılcı bir çözümdür.
Talebimiz nettir:
İmar planları derhal yapılmalı, yıkımlar durdurulmalı, yapılar kayıt altına alınarak vatandaşın mülkiyet hakkı korunmalıdır.
Yıkım değil çözüm, ceza değil adalet istiyoruz.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
@iytdernegi
#YeniYıldaYapıKayıt
BASIN AÇIKLAMASI
YIKIM ÇÖZÜM DEĞİLDİR!
Başta Mudanya olmak üzere Türkiye’nin birçok bölgesinde, imar planı eksikliği nedeniyle milyonlarca yapı yıkım tehdidi altındadır. Ruhsatsız ya da zorunlu ihtiyaçlar doğrultusunda yapılmış ek yapılar, tek çözüm olarak yıkımla karşı karşıya bırakılmaktadır.
Oysa sorun vatandaşın değil, yıllardır yapılmayan imar planlarının sorunudur. Büyükşehir Yasası sonrası köyler mahalleye dönüştürülmüş, ancak belediyelerin iki yıl içinde yapması gereken imar planları hayata geçirilmemiştir. Bedeli ise köylüye ve dar gelirli yurttaşa ödetilmiştir.
2018’de çıkarılan İmar Barışı ile devlet bu sorunun varlığını kabul etmiş, ancak uygulamadaki hatalar bugün yeni mağduriyetler doğurmuştur. Vatandaş yönlendirilmiş, başvuru yapmış, bedel ödemiş; bugün ise yıkım tebligatlarıyla karşı karşıya bırakılmıştır. Bu kabul edilemez.
Yıkım ne hukuki ne vicdani ne de akılcı bir çözümdür.
Talebimiz nettir:
İmar planları derhal yapılmalı, yıkımlar durdurulmalı, yapılar kayıt altına alınarak vatandaşın mülkiyet hakkı korunmalıdır.
Yıkım değil çözüm, ceza değil adalet istiyoruz.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
@iytdernegi
#YeniYıldaYapıKayıt
Değerli Genel Başkanım @yavuzagiraliog,
Özellikle Büyükşehir Yasası ile köylerin mahalle statüsüne geçirilmesinin ardından, iki yıl içinde yapılması gereken imar planları hazırlanmadı. Bu plansızlık nedeniyle köylerde eski–yeni ayrımı yapılmaksızın bugün neredeyse tüm yapılar kaçak durumuna düşmüş, imar planları olmadığı için köylerde adeta çivi dahi çakılamaz hale gelinmiştir. Tarım ve hayvancılığın köy sınırları dışına itilmesiyle birlikte köylü üretimden uzaklaşmış, geçim kaynaklarını sürdüremez duruma gelmiştir.
2018 yılında çıkarılan İmar Barışı kapsamında verilen Yapı Kayıt Belgeleri ise bugün hâlâ Bakanlık tarafından iptal edilmektedir. İptal edilen belgeler sonucunda yapılar yıkılmakta, buna karşın vatandaşlardan alınan bedeller iade edilmemektedir. Bu durum, mağduriyetleri daha da derinleştirmektedir.
Anayasa Mahkemesi’nin “yapının güvenliği malikin sorumluluğundadır” hükmünü iptal etmesi, söz konusu yasanın ne kadar eksik ve hatalı hazırlandığını ve uygulamada ciddi sorunlar barındırdığını açıkça ortaya koymuştur.
Pandemi süreciyle birlikte birçok vatandaş köyüne dönmüş, orada tutunmak ve nefes almak istemiştir. Ancak bilmedikleri bir gerçek vardı: Artık orası köy değil, mahalle statüsündeydi. Komşu şikâyeti ya da tespitler sonucu vatandaş cezalarla karşı karşıya kalmıştır.
Bugün “ruhsatlı yapı” kavramı yerine “güvenli yapı” kavramını kullanmak çok daha doğru olacaktır. Vatandaşın talebi; az katlı, güvenli yapıların kayıt altına alınması, yıkımların durdurulması ve açılmış dava dosyalarının kapatılmasıdır. Bu yaklaşım hem devlet hazinesine katkı sağlayacak hem de vatandaşın devletine olan güvenini yeniden tesis edecektir.
#YapıKayıtElzemdi
AK Parti Yıldırım İlçe Teşkilatı’nın @akpartibrs organizasyonu ile;
Yıldırım Belediye Başkanı @YildirimBld Oktay Yılmaz @oktayyilmaz16, AK Parti Bursa Milletvekili Ahmet Kılıç @ahmetkilic16, mahalle temsilcileri ve teşkilat üyelerinin katılımıyla İsabey’de bir araya geldik
İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı @iytdernegi olarak, hem Bursa’da hem de Türkiye’nin dört bir yanında yaşanan mağduriyetleri yetkililere bir kez daha aktarma fırsatı bulduk.
Toplantıda katılımcıların da özellikle vurguladığı başlıca sorunlar şunlardır:
▪️ Mülkiyet ve tapu sorunları
▪️ Elektrik ve su aboneliklerindeki kısıtlamalar
▪️ Kentsel dönüşüm süreçlerinde yaşanan belirsizlikler
▪️ Büyükşehir Yasası sonrası ortaya çıkan imar planı eksiklikleri
Bu çerçevede, Dernek Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu,
Bursa Milletvekili Ahmet Kılıç’tan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile randevu oluşturulması konusunda destek talep etti.
Şehir merkezinde, kırsal mahallelerde ve köylerde yaşanan tüm bu sorunların çözümü için ortak akıl ve iş birliği ile hareket edilmesinin önemini bir kez daha vurgulandı
@Akparti@csbgovtr@RTErdogan@murat_kurum
Sayın Şebnem Bursalı’nın paylaşımında dile getirdiği mağduriyetler, sadece İzmir’in değil; Türkiye’nin dört bir yanında yaşanan plansızlık, imar eksikliği ve çözüm üretilmeyen yapılaşma sorunlarının yansımasıdır.
Ancak unutulmamalıdır ki:
Bu sorunun temelinde, yıllardır çıkarılan eksik imar düzenlemeleri, ertelenen planlar, yapı kayıt süreçlerinde yarım bırakılan düzenlemeler ve merkezi idarenin bütüncül bir çözüm üretmemesi bulunmaktadır.
İmar Yasasına Takılanlar Derneği olarak diyoruz ki:
🔹 Sorunu tek taraflı suçlamalarla değil, birlikte çözüm üretme iradesiyle ele almak gerekir.
Bugün İzmir’de yaşanan kamulaştırma ve barınma problemi, yarın başka şehirlerde de karşımıza çıkacaktır.
🔹 Vatandaşın mağdur olmasının nedeni; planların yapılmaması, yapı kayıtlı yapıların hukuki bir çerçeveye oturtulmaması ve dönüşüm süreçlerinin halk odaklı yürütülmemesidir.
🔹 Bu insanlar evlerinde kaçak oturmak isteyen kişiler değildir;
Yıllardır çözülmeyen imar sorunlarının arasında sıkışıp kalmış yurttaşlardır.
Şunu da özellikle belirtmek isteriz:
Eğer gerçekten vatandaşın yanında olunmak isteniyorsa, yapı kayıt mağduriyetinin çözümü TBMM’de bekleyen kanun tekliflerinin desteklenmesiyle mümkündür.
Bugün eleştiri yönelten tüm siyasi aktörlere çağrımız nettir:
👉 Sorunun parçası olmak kolay, çözümün parçası olmak ise sorumluluk ister.
👉 İster İzmir’de, ister Bursa’da, ister Ankara’da olsun; vatandaşın evi, hukuku ve yaşam hakkı siyasete malzeme edilemeyecek kadar değerlidir.
Bizim beklentimiz şudur:
Merkezi idare, yerel yönetimler ve TBMM birlikte adım atmalı; yapı kayıtlı ve plansız alanlardaki milyonlarca konut güvenli şekilde kayıt altına alınmalı, dönüşüm ve barınma politikaları bir bütün olarak ele alınmalıdır.
İzmir’in de, Türkiye’nin de hak ettiği budur:
Yıkılmadan, mağdur edilmeden, planlı ve insan onuruna yakışır bir çözüm.
#YapıKayıtElzemdir
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi’ne,
Sayın Yetkililer,
Partiniz tarafından “Güçlü Yurttaş – Güvenli Gelecek – Kazanan Türkiye” başlığıyla kamuoyuna sunulan Parti Programı Taslağı ve Yaklaşım Belgeleri, ülkemizin geleceğine dair önemli hedefler içermektedir. Bu kapsamlı çalışmayı takdirle takip ediyoruz.
Ancak kamuoyunda hâlen karşılığı ve beklentisi devam eden çok önemli bir başlık bulunmaktadır:
CHP’nin 2018 Seçim Bildirgesi’nde yer alan “İmar Affı ve Yapıların Yasal Statüye Kavuşturulması” vaadi.
2018 Bildirgenizde açıkça şu ifadeler yer almaktadır:
“2981 Sayılı İmar Affı Kanunu’na göre Tapu Tahsis Belgesi’ni henüz almamış yurttaşlara bir yıl içerisinde tapularını vereceğiz.”
“Ruhsatsız yapıları yasal statüye kavuşturacağız.”
“Meskun ve afet riski taşımayan tüm konutlara bir defaya mahsus imar affı getireceğiz.”
Bugün Türkiye’de yüz binlerce aile, Yapı Kayıt Belgesi almasına rağmen mülkiyet güvencesine kavuşamamış, hukuki belirsizlik içinde yaşamaktadır.
Bu durum sadece bireysel bir hak kaybı değil, aynı zamanda bir ülke meselesidir:
Devletin gelir kaybına,
Belediyelerin hizmet planlamasının aksamasına,
Afet yönetiminde envanter eksikliğine,
Ekonomide kayıt dışılığın sürmesine neden olmaktadır.
Cumhuriyet Halk Partisi, uzun yıllardır kurumsallığı, devlet ciddiyetini, sosyal adaleti ve hak temelli yaklaşımı siyasetinin merkezine koymuştur.
Bu nedenle 2018’de verilen bu söz, yalnızca bir seçim vaadi olarak değil; toplumsal sorumluluğun gereği olarak görülmektedir.
Bugün açıklanan Parti Programı Taslağı’nda “Güçlü Yurttaş” vurgusu yapılırken, biz de diyoruz ki:
Güçlü yurttaş; tapusu, statüsü, hakkı teslim edilmiş yurttaştır.
Güvenli gelecek; kayıtlı, yasal ve afet riskine karşı veri tabanına sahip bir kentleşme politikasıyla mümkündür.
Bu çerçevede,
CHP’den beklentimiz; 2018 Seçim Bildirgesi’nde yer alan imar ve tapu taahhütlerinin bugün yeniden sahiplenilmesi, güncellenmesi ve güçlü bir şekilde kamuoyuna deklare edilmesidir.
Yapı Kayıt mağduriyeti, siyasi bir tartışma değil, ülkenin ekonomik, sosyal ve afet yönetimi açısından çözülmesi gereken bir dosyadır.
Bu konuda Cumhuriyet Halk Partisi’nin öncü rol üstleneceğine, toplumsal beklentiyi karşılayacak adımları atacağına inanıyoruz.
Saygılarımızla,
İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı
İbrahim Hacıoğlu
@herkesicinCHP@eczozgurozel