Dünyanın en prestijli bağımsız sinema festivali Sundance’den nasıl döneceklerini umut ve heyecanla beklediğim ile bu akşam Adanalı ruhuyla Nankör Kedi’yi söylemesini beklediğim aynı sanatçı 📌
Teşekkürler #EkinKoç 🌱
2019'daki #EkinKoç "İyi bir oyuncu olabilir miyim?" diye soruyordu; 2026'daki Ekin Koç ise "Nasıl daha çok üretebilirim?" diye soruyor :
Hakan Gence'nin (@hakangence) 2019'dan bugüne defalarca konuğu olan Ekin Koç; her röportajında 90'lar kuşağının omzuna yüklenen kaygıları, dik başlılığını, kendini de bir karakter gibi yeniden inşa etme çabasını ve toplumsal hafızasını kendi aynasından süzebilen bir bakışı, cesaretle temsil ediyor.
Giderek daha kalıplaşan ve endüstrileşen bir sistemin içinde kendine yer arayan bir sanatçının yeteneğini, emeğini, dünya görüşünü ve sıkışıp kaldığı çıkmazları anlatırken, insana durup düşünme ihtiyacı hissettiren cümleler kuruyor.
Tıpkı son röportajındaki “Görünürlük, senin becerilerinden daha kıymetli şu an” ifadesi gibi, yine yeniden kitabın tam ortasından konuşuyor.
Analog bir dünyada doğup dijital çağda yetişkin olan bir kuşağın "iyi hayat" arayışının en somut karşılıklarından biri olarak ekranlarda ve beyaz perdede 15 yıldır yerini alıyor hatta arıyor.
Her şeye uyum sağlamaya çalışırken kendinden başka hiçbir yere ait olmamayı "kendi sırça köşkünde yaşamak" diye tarif eden; her şeyi anlamaya çalışan ama en çok da "beni en çok ben zorladım" diyerek insanın en çetin mücadelesinin yine kendisiyle olduğunu hatırlatan biri Ekin.
Her şeyin farkında olmasına rağmen arzularını çoğu zaman kendinden başka kimseye söyleyemeyen; bir yanda sebatı, dayanıklılığı ve ideallerine tutunmayı temsil eden o tipik 90'lar çocuğu ile diğer yanda ise "kendini gerçekleştir, özgün ol, gerekirse kendinden bile vazgeç ama mutlaka fark edil" diyen tüketim çağının bitmek bilmeyen baskısı arasında yürüyen bir kuşağın hikâyesini taşıyor.
Bugün ise hangi tercihin kabul göreceğinin, kabul görse bile ne kadar sürdürülebileceğinin belirsiz olduğu; tek tıkla var eden, tek tıkla yok eden ve klavyedeki harflerin yerini bilen herkesin herkes hakkında söz sahibi olduğu düzensiz bir çağın içinde yol alıyor.
Belki de #EkinKoç'u Ekin Koç yapan şey yalnızca iyi bir oyuncu olması değil; kendini şöhretle tanımlamayan, tek bir kalıba sığmaktan korkan, risk alabilmek için önce kendiyle mücadele eden, dünya vatandaşı gözlüklerini takabilen, insana ve yaşıyor olmaya saygılı, yüksek öz farkındalığını hiç kaybetmeyen ve bütün bu dönüşümün içinde kendi özünü koruyabilen biri olması.
Ona daha yakından bakmak isteyenler için küçük bir ipucu: Öldürdüğün Şeyler öncesi ve sonrası verdiği röportajlar, onun zihinsel dönüşümünü en görünür hâliyle ortaya koyuyor.
Bugün ise yolun tam ortasında duruyor. Kimileri buna orta yaşın eşiği, kimileri olgunluk, kimileri ise bir sanatçının ikinci evresi diyebilir; onun kendisini ifade edişine göre ise geride bıraktığı gölgelerle hesaplaşırken önüne düşen yeni gölgeleri de sahiplenen, tamamlanmış olmayı değil dönüşmeye devam etmeyi seçen bir hikâyenin tam kalbinde yürüyor.
Yaşadıkça önce kendini, sonra parçası olduğu dünyayı daha iyi anlayan; anladıkça da yalnızca kendini değil, etrafındakileri de dönüştüren, kahvesinin kaç yudumda biteceği bile belli olan, duyguları & hobileri ve dostları yerleşmiş, idealize ettiği başlıkları güncellemiş bir ruhla ekranlarımıza konuk olmaya kaldığı yerden devam ediyor.
Darısı DasDas günlerine 😉🎸
(P.S. : Yeni senin; artık sadece objektif dostların yok, anlaşılabildiğin izleyicilerin de var ✨)
2019'daki #EkinKoç "İyi bir oyuncu olabilir miyim?" diye soruyordu; 2026'daki Ekin Koç ise "Nasıl daha çok üretebilirim?" diye soruyor :
Hakan Gence'nin (@hakangence) 2019'dan bugüne defalarca konuğu olan Ekin Koç; her röportajında 90'lar kuşağının omzuna yüklenen kaygıları, dik başlılığını, kendini de bir karakter gibi yeniden inşa etme çabasını ve toplumsal hafızasını kendi aynasından süzebilen bir bakışı, cesaretle temsil ediyor.
Giderek daha kalıplaşan ve endüstrileşen bir sistemin içinde kendine yer arayan bir sanatçının yeteneğini, emeğini, dünya görüşünü ve sıkışıp kaldığı çıkmazları anlatırken, insana durup düşünme ihtiyacı hissettiren cümleler kuruyor.
Tıpkı son röportajındaki “Görünürlük, senin becerilerinden daha kıymetli şu an” ifadesi gibi, yine yeniden kitabın tam ortasından konuşuyor.
Analog bir dünyada doğup dijital çağda yetişkin olan bir kuşağın "iyi hayat" arayışının en somut karşılıklarından biri olarak ekranlarda ve beyaz perdede 15 yıldır yerini alıyor hatta arıyor.
Her şeye uyum sağlamaya çalışırken kendinden başka hiçbir yere ait olmamayı "kendi sırça köşkünde yaşamak" diye tarif eden; her şeyi anlamaya çalışan ama en çok da "beni en çok ben zorladım" diyerek insanın en çetin mücadelesinin yine kendisiyle olduğunu hatırlatan biri Ekin.
Her şeyin farkında olmasına rağmen arzularını çoğu zaman kendinden başka kimseye söyleyemeyen; bir yanda sebatı, dayanıklılığı ve ideallerine tutunmayı temsil eden o tipik 90'lar çocuğu ile diğer yanda ise "kendini gerçekleştir, özgün ol, gerekirse kendinden bile vazgeç ama mutlaka fark edil" diyen tüketim çağının bitmek bilmeyen baskısı arasında yürüyen bir kuşağın hikâyesini taşıyor.
Bugün ise hangi tercihin kabul göreceğinin, kabul görse bile ne kadar sürdürülebileceğinin belirsiz olduğu; tek tıkla var eden, tek tıkla yok eden ve klavyedeki harflerin yerini bilen herkesin herkes hakkında söz sahibi olduğu düzensiz bir çağın içinde yol alıyor.
Belki de #EkinKoç'u Ekin Koç yapan şey yalnızca iyi bir oyuncu olması değil; kendini şöhretle tanımlamayan, tek bir kalıba sığmaktan korkan, risk alabilmek için önce kendiyle mücadele eden, dünya vatandaşı gözlüklerini takabilen, insana ve yaşıyor olmaya saygılı, yüksek öz farkındalığını hiç kaybetmeyen ve bütün bu dönüşümün içinde kendi özünü koruyabilen biri olması.
Ona daha yakından bakmak isteyenler için küçük bir ipucu: Öldürdüğün Şeyler öncesi ve sonrası verdiği röportajlar, onun zihinsel dönüşümünü en görünür hâliyle ortaya koyuyor.
Bugün ise yolun tam ortasında duruyor. Kimileri buna orta yaşın eşiği, kimileri olgunluk, kimileri ise bir sanatçının ikinci evresi diyebilir; onun kendisini ifade edişine göre ise geride bıraktığı gölgelerle hesaplaşırken önüne düşen yeni gölgeleri de sahiplenen, tamamlanmış olmayı değil dönüşmeye devam etmeyi seçen bir hikâyenin tam kalbinde yürüyor.
Yaşadıkça önce kendini, sonra parçası olduğu dünyayı daha iyi anlayan; anladıkça da yalnızca kendini değil, etrafındakileri de dönüştüren, kahvesinin kaç yudumda biteceği bile belli olan, duyguları & hobileri ve dostları yerleşmiş, idealize ettiği başlıkları güncellemiş bir ruhla ekranlarımıza konuk olmaya kaldığı yerden devam ediyor.
Darısı DasDas günlerine 😉🎸
(P.S. : Yeni senin; artık sadece objektif dostların yok, anlaşılabildiğin izleyicilerin de var ✨)
Dünyanın en prestijli bağımsız sinema festivali Sundance’den nasıl döneceklerini umut ve heyecanla beklediğim ile bu akşam Adanalı ruhuyla Nankör Kedi’yi söylemesini beklediğim aynı sanatçı 📌
Teşekkürler #EkinKoç 🌱
@senorita__jane Murat’ın bir metafor olarak toplumda temsil ettikleri ile hikâyedeki #EkinKoç’un karaktere kazandırdığı sakin ama hesaplanmış dinamikler, izleyiciyi durup düşünmeye ve yaşamaya çalışırken içine hapsolduğu kendi kuraklığı ile yüzleşmeye itiyor.
Bazı sahnelerdeki anlamlar şimdi daha da derinleşiyor. Kadir’in nazar boncuğu Defne’nin zarar görmesini önleyecek :
O yıkıcı enerji cana geleceğine cama gelsin. Sevdiğine bir şey olmasın yani 🧿 🚘 🫂
#MuhtemelAşk#DefKad
@alteregosumusun Ben de bu #EkinKoç fandom nerede, hangi sosyal medya platformunda aktifler diye düşünüyorum; çünkü öyle hemen geçilecek bir an’la karşı karşıyaya değiliz ama kimsecikler yok ���