“Lacan, “dayanılmaz olan olarak gerçek” der. Bir şeyin “dayanılmaz” olabilmesi için, onun birisi için dayanılmaz olması gerekir. Yani burada öznenin alanındayız; bir şeyin ağırlığını, acısını üzerine alan, onu taşıyan öznenin boyutundayız. Birinin neden bugün bir analiz talebinde bulunduğu ve başka bir zamanda bulunmadığı sorusunun kesin nedeni, aniden onun için dayanılmaz hale gelen bir şeyle karşılaşmış olmasıdır.”
https://t.co/p9bY20hxTg
Melankoliğin nesnesi men edildiğinde, bu kayıp bilinçdışı düzeyde kaydedilemez. Dolayısıyla yalnızca nesnenin kendisi değil, onun kaybı da simgesel olarak işlenemez. Başka bir deyişle, nesne anlamlandırma zincirinden düşmez; travmaya özgü bir mekanizma uyarınca, bir tür halüsinatuvar varlık olarak sürüp gider. Bu nedenle melankolik öznenin yas tutması imkânsız olmasa da son derece güçleşir. Bu bağlamda suçluluk, belirli bir eyleme ilişkin ahlaki bir pişmanlıktan ziyade, öznenin yaşam arzusuna yönelen radikal, varoluşsal ve bilinçdışı bir hata olarak ortaya çıkar.
Öte yandan, benzer yoğunlukta bir suçluluk duygusuna obsesyonel nevrozda da rastlarız. Ancak bu iki suçluluk biçiminin ardında temel bir yapısal fark yatar. Freud, obsesyonel öznenin suçluluğunun kökeninde, birincil deneyime eşlik eden bir haz bulunduğunu belirtir: “Bu deneyim daha sonradan hatırlandığında, hazsızlığın serbest kalmasına yol açar; öncelikle ve özellikle bilinçli kendini suçlama ortaya çıkar.” Ancak burada psikozdaki men etmeden farklı bir mekanizma söz konusudur. Obsesyonel suçlulukta bastırılanın geri dönüşüyle karşı karşıyayızdır. Nitekim Freud'un ifadesiyle, “Bastırılanın geri dönüşü evresinde kendini suçlamanın değişmeden geri döndüğü anlaşılır.”
🚨 Avustralya/Türkiye maçını izleyen Carles Puyol;
Türkiye Milli Takımının ilk yarıda sol kanatta oynayan oyuncusu sadece koşuyor ama pas ve şut özelliği yok. Rezalet bir oyuncu. Türk Milli Takımının bu oyuncu ile işi çok zor.
Freud'la ilgili çok eleştiri okuyorum. Kimi eleştirilerde haklılık payı olsa da genel olarak gözlemim, Freud'u okumamış, alana katkılarının ölçeği hakkında bilgisiz, ve tutucu, katı bakışların Freud'u küçümseme eğilimleri olduğu yönünde. Oysa bu büyük dahinin hakkını vermek ve onun vizyonuna saygı duymak gerekiyor, inanılmaz bir zihin...
Bakın 1935 yılında kendisine oğluyla ilgili mektup gönderen bir anneye eşcinsellik hakkında yazdıkları ne kadar zamanın ötesinde. Muhteşem bir zihin gerçekten ❤️
**
9 Nisan 1935
Viyana IX., Berggasse 19
Sayın Bayan ......,
Mektubunuzda yazdıklarınızdan oğlunuzun eşcinsel olduğunu anlıyorum. Hakkında verdiğiniz bilgilerde bu terimi hiç kullanmamış olmanız çok dikkatimi çekti.
Size neden bundan kaçındığınızı sorabilir miyim?
Eşcinsellik kuşkusuz bir avantaj değildir ama utanılacak bir şey de değildir, bir ahlaksızlık, bir düşkünlük değildir, bir hastalık olarak sınıflandırılamaz, biz onu cinsel gelişimdeki belirli bir duraksamanın sonucu olarak gelişen bir cinsel işlev varyasyonu olarak değerlendiriyoruz.
Antik ve modern zamanların birçok saygın insanı eşcinseldi, bunların arasında çok büyük insanlardan bazıları da vardır (Platon, Michelangelo, Leonardo da Vinci vb.) Eşcinselliği bir suç olarak kovuşturmak büyük bir adaletsizlik ve bir zulümdür. Bana inanmıyorsanız, Havelock Ellis’in kitaplarını okuyun.
Bana yardım edip edemeyeceğimi sorarak sanırım eşcinselliği ortadan kaldırıp onun yerine normal heteroseksüelliği koyup koyamayacağımı kastediyorsunuz.
Buna vereceğim yanıt, genel anlamda, bunun başarılacağını vaat edemeyeceğim olacak. Bazı vakalarda, her eşcinselde mevcut olan heteroseksüel eğilimlerin körelmiş tohumlarını geliştirmeyi başarırız ancak vakaların çoğunluğunda bu mümkün değildir. Bu, kişinin yapısına ve yaşına bağlı bir meseledir. Tedavinin sonucu öngörülemez.
Psikanalizin oğlunuz için yapabilecekleri ise başka bir doğrultudadır. Eğer mutsuzsa, nevrotikse, çatışmalarla parçalanıyorsa, toplumsal yaşamında ketlenmeler yaşıyorsa, analiz ona uyum, ruhsal huzur ve işlevsellik kazandırabilir, ister eşcinsel olarak kalsın ister değişsin.
Eğer benimle analiz görmesine karar verirseniz -ki bunu yapacağınızı sanmıyorum - Viyana’ya gelmesi gerekir. Buradan ayrılmak gibi bir niyetim yok. Bununla birlikte, bana yanıt vermeyi ihmal etmeyin.
En iyi dileklerimle ve içtenlikle
Freud