📍Bugün İBB Davası’nda 15,5 milyon insanın oyuyla Cumhurbaşkanı adayı seçilen Ekrem İmamoğlu, ciddi bir hukuksuzluğa maruz kaldı. Sizler için özetliyorum. NATO Ankara Zirvesi’nden dolayı araya kaynamasın:
— Hakim, Ekrem İmamoğlu’ndan savunmasına başlayıp kısa bir süre içerisinde (yarın) bitirmesini istedi.
— İmamoğlu da “aylarca bekledim, 2000 küsür yıl cezayla yargılanıyorum, neden savunmamı kısıtlıyorsunuz” dedi.
— Hakim ısrar etti, Ekrem İmamoğlu da savunmasını 1 günde bitiremeyeceğini söyledi.
— Bunun üzerine Mahkeme Başkanı, “o zaman susma hakkımı kullanıyorum yazacağım, çıkın dışarı” diyerek İmamoğlu’nu salondan çıkarttı.
Bakın bir Ceza Avukatı olarak söyleyeyim: Bu savunma hakkına açıkça bir müdahaledir. 1 hafta da savunma yapsa siz sanığı bölemezsiniz.
Özellikle böylesi büyük bir davada kimseden apar topar savunma yapmasını bekleyemezsiniz. İmamoğlu’nun kısılan sesini herkese duyuralım!
📍Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, diploma davasında yine tarihe not düşecek bir savunma yaptı. Sizler için özetledim:
“— Rektör diplomamı iptal etmeden önce beni aradı “çok baskı kuruluyor başkanım” dedi!
— Benimle birlikte 28 kişinin diploması iptal edildi ama bu ceza davası sadece bana açıldı. Soruşturma ve dava bir tek Ekrem’e yapıldı!
— Sabah duruşmaya gelmeden önce bir fanila bir gömlek istedim. Ama bana çok gördüler. Tartıştım. Ama bu tartışma bile bana güç katıyor. Yılmıyorum!
— Özgür Özel nereye giderse oradayım. Ya bir yol bulacağız ya bir yol yapacağız!..”
Duruşma tam 5,5 ay sonra Aralık ayına ertelendi. Hukuken bu davada ceza veremeyeceğini bildiği için hakimin duruşmayı ertelediğini düşünüyorum.
Ekrem İmamoğlu’nun kısılan sesi olmalıyız. İmamoğlu ve tüm siyasi tutsaklara adalet!
🔴Ekren İmamoğlu’ndan Silivri’den tarihi sesleniş:
"Aziz milletime sesleniyorum..."
🔸️Bu binada ilginç bir gün yaşıyorum. Aynı gün 3 ayrı duruşmayla karşı karşıyayım.
🔸️20’yi aşkın davam var. Bir insan nasıl bu kadar dava yükü altında bırakılabilir?”
Haydi Maça, Büyük Beşiktaş Taraftarı! 🏁
Takımımız, Tekerlekli Sandalye Basketbol Süper Ligi Play-Off Final Serisi 2. maçında yarın saat 13.00’te Süleyman Seba Spor Salonu’nda Fenerbahçe İstanbul Jet ile karşılaşacak.
Bu kritik mücadelede tribünleri siyah-beyaza boyamak için tribündeki yerini al, takımımızın gücüne güç kat! 🖤🤍
🎟️ Maça girişler ücretsizdir.
#EngellerBiziDurduramaz 🦅
TDK, bugün babalar günü nedeniyle "Atatürk Türk milletinin babasıdır" şeklinde güzel bir paylaşım yapmıştı. Ancak ne olduysa, kim veya kimler baskı yaptıysa gün içinde bu paylaşımı kaldırmış...
Atatürk'ün kurduğu Türk Dil Kurumu'na sesleniyorum!
Evet! Atatürk Türk milletinin babasıdır.
Atatürk'e düşmanl��k, Türk ulusuna ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne düşmanlıktır.
Türk ulusuna ve Türkiye Cumhuriyeti devletine düşman, emperyalizmden ve azgın azınlık durumundaki yerli işbirlikçilerinden korkma, paylaşımını silme!
Evet, Atatürk Türk ulusu için babadır. Bu ulusa önce Çanakkale'den Dumlupınar'a savaş meydanlarında kol kanat germiş, milli hareketi örgütlemiş, başkomutan olarak Türk Bağımsızlık Savaşı'nı yöneterek kazanılmasını sağlamış, sonra tam bağımsız, çağdaş bir Cumhuriyet kurmuştur.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti gibi TDK da Atatürk'ün eseridir.
TDK, Atatürk düşmanlarına, dolayısıyla Türk ulusu ve Türkiye Cumhuriyeti düşmanlarına boyun eğme!
ÇIPLAK ARAMA, ÇOCUKLARIYLA TEHDİT...
Dünden beri, İBB Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker'in savunmasını okuyorum. Okudukça insanın kanı çekiliyor. Bir dava düşünün ki, tutuklandıktan ancak 15 ay sonra hakim karşısına çıkıp, savunma yapabiliyorsunuz.
Gözaltına alınırken geride 2 kız çocuğunu tek başına bırakmak zorunda kaldı. Emniyette "çıplak aramaya" tabi tutuldu. Tutuklandıktan sonra savcının kendisini itirafçılığa zorlamak için " Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" diyerek çocuklarıyla tehdit ettiğini anlatıyor.
Fatoş Pınar Türker'in Silivri Cezaevi'ndeki savunmasını, herkese duyurmak gerekir ki bu ülkede adalet sisteminin ne hale getirildiğini herkes görsün.
"Sabah 5.30- 6.00'da. Ben iki kızımla dediğim gibi yalnız yaşıyorum. Çok ilginç. İşte polisler eve geldi. Tam polisler gelmeden yani onlar kapıyı çaldılar, ben hemen onları görünce şeyde ekranda, Allah'tan avukatımı arayabilmiştim, çünkü girince polisler hemen telefonumu aldılar. "Hiçbir şeye dokunmayın" dediler.
POLİSLER 'CİNAYET MASASINDAN GELİYORUZ" DEDİ, KIZLARIM AVAZ AVAZ AĞLIYORDU
İşte çocuklarım ağlıyor, işte diyorum ki, "Bir su vereyim". "Hayır". İşte küçük kızım okula gidecek, "Hayır, kimse kımıldamasın, delil karartmayın" diyor sürekli şey. Polis bey, komiser herhalde. O çok yani onun gözlerindeki bakışı hiç unutmayacağım. Bir tane kadın memur vardı en sonunda kızlarımla birlikte o da ağlıyordu. Dedim ki "Kaşe var mı" dedim. "Ne kaşesi" dedi. "Şirket kaşesi" dedim. "Yoo" dedim ben şirketin genel müdürüyüm kaşeyi ne yapayım? "Arayın evi" dedim, neyse evi arıyorlar filan. "Kimse yerinden kımıldamasın" filan dedi bize. Biz de böyle salonun ortasında pijamalarla duruyoruz. Kızlarım da haliyle ağlıyorlar ve ben yani bana sarılmak istiyorlar. "Sakın kimse birbirine dokunmasın" filan dedi. Dedim "Siz dedim mali suçlar için gelmediniz mi? Biz ne delili karartacağız?" Şey dedi polis; "Biz cinayet masadan geliyoruz" dedi. Öyle olunca benim kızlarım avaz avaz ağlamaya başladılar. Ben dedim "Ne cinayeti" dedim. Hayır dedim; "Şu an operasyon oluyor, polis kalmadı, biz geldik" dedi.
'ÇOCUĞUMA BİR BARDAK SU BİLE VEREMEDİM'
Yani hani delil karartma meselesi ve hani çocuğuma bir bardak su bile veremedim gerçekten ama o kadar hani tiyatro mu ya da kabus mu gibi desem o gerçekten polislerin gözlerindeki o şeyi hiç göremeyeceğim ama çok insani olan bir yanında polis memuru daha vardı. O hatta sonra beni sağlık kontrolüne götürdüğünde başına bir şey gelmeyecekse, annemi aradı iki kere, benim konuşmama izin verdi, "kızınız iyi" dedi, sonra tekrar aradı. Allah razı olsun kendisinden. Ben o şekilde çıktım evden. Küçük kızım da son kez okuluna uğramış oldum. O döneceğimi düşündü tabi akşam. 15 ay geçti üstünden. Vatan'a girdik, emniyete. Hakikaten ben oradan çıkamayacağım diye düşündüm ama sonra ben 2. girdim herhalde nezarete. Asistanım vardı. "Sen niye buradasın Canan" dedim.
EMNİYETTE ÇIPLAK ARAMA
“Beni de aldılar Pınar Hanım” dedi. Zaten sonra gerisi yağmur gibi yağdı, işte Fatoş geldi, Ceyda geldi. Tanımadığım bir sürü insan geldi. Sonra artık orada tabi hiç görmemişsinizdir muhtemelen görmeyin de inşallah nezarethaneyi ama zaman mefhumunuzu yitiriyorsunuz çünkü şeyin altında olduğu için Bodrum katı olduğu için hiç cam, pencere yok. Müthiş bir pislik var her tarafta. Artık kaçıncı gün ne şeyde, bir bilmiyorum. Bir kadın memur geldi, "Arama yapacağız" dedi. Sırayla götürüyorlar bizi. Geriye getiriyorlar. Ben de gittim. Böyle arşiv odası gibi bir yere aldı kadın memur beni. "Soyun" dedi. "Nasıl yani" dedim. Eldiven taktı eline. Arkada böyle klasörler, çok küçük bir oda. "Üstünü çıkar" dedi, "Üstünü çıkardım". Ama üstünü çıkarmanın hani zaten çıplaksın, ne kontrol edeceksin ama kontrol yaptı, "Tamam" dedi. "Üstünü giyebilirsin."
“Peki” dedim, “gidebilir miyim?” “Hayır” dedi. “Eşofmanını da indir” dedi. İndirdim. “Çamaşırını da”. “Nasıl yani” dedim? “İndireceksin” dedi. Dolayısıyla ikisini de ayak bileklerime kadar indirdim. “Şimdi yere çömel” dedi. Ondan sonra, o tutanlar varsa çıkabilir, ben utanmıyorum ama yani hani bu onurunu gururunu insanların belki şeyini yıkmak için yapılıyormuş ama hani yapan utansın, ben utanmıyorum. “Cinsel organını aç” dedi. Başını, arkanı dön, eğil filan. “Tamam” dedi. Halbuki ben şimdi biz ne olduğunu anlamıyoruz hani, bu arada ben kendi deneyimimi anlatıyorum. Diğer arkadaşlarımızın farklı polis memurları varmış, daha farklı uygulamalar olmuş olabilir. Ben kendi deneyimimi anlatıyorum. Bir de bunun biz şey olduğunu da anlamadık yani hani eldiven taktı ya eline, eldiveni kullanmadığı için biz mutlu olduk. Çünkü ben böyle jinekolojik muayene filan gibi bir şey olacak zannettim. Hani eldiven takınca biz sevindik nezarette sonra, tutuklandıktan sonra Fatoş'un çığlıklarıyla Elif'in ağlamasını hiç unutmuyorum. Çünkü şimdi biz tutuklandık her şey film gibi.
'FATOŞ ÇOK ÇIĞLIK ATIYORDU'
O an bir avukatın telefonuyla annemi aradım, kızlarımla konuştu. Hepsi ağlıyorlar filan. Sonra biz Silivri'ye geldik akşam vakti. Hakikaten film gibi. Çünkü insan cezaevine düşeceğini hani bir de böyle yedi sülalesinde böyle bir şey olmayınca, hiç suça bulaşmayınca filan hiç insanın aklının ucundan geçmiyor ama olabiliyormuş. Her şey insana dairmiş. Geldik, bize dediler ki sizi dediler merak etmeyin biz 5 kadınız. Bir de dışarıdan bir firma temsilcisinin eşiymiş o var. Siz dediler 6 kişilik koğuşa koyacağız. A biz çok sevindik filan. Sonra müdür hanım dedi ki Adalet Bakanlığı'ndan dedi talimat işte talimat geldi dedi. Sizi ayrı ayrı koyacağız dedi. Bizi götürdüler böyle ilk biz el eleydik Elif'le zaten. Elif de İtalya'da tatildeydi, sonra ona hani firar filan dediler de Elif kendi ayağıyla geldi duruşma salonuna ve sürekli şey diye ağlıyor kendisi, hatırlamıyorum. "Ama ben gelmek zorundaydım Pınar Hanım, kaçamazdım" diyor. El ele tutuşuyoruz biz Elif'le, ilk koğuşun kapısına geldik, "Burası sen" dediler. Açtılar koğuşu, koydular beni içine. Kapı kapandı. Ben hemen cama koştum. Cama koştum çünkü bir yanımdaki koğuşa "Elif, Fatoş seni koydular mı?" Sonra Fatoş'u sonra seni sonra Elif'i. Fakat biz sırayla Fatoş çok çığlık atıyordu.
SAVCI: FATOŞ ŞİMDİ AĞLARSIN BÖYLE KARŞIMDA
Fatoş çok çığlık atınca, ben ona bir şey olacak diye ben bari susayım dedim yani bütün gece şey diye geçti o gecemiz. Çünkü birimiz susuyoruz, birimiz ağlıyoruz. Bir de daha fenası ses gelmezse birbirimizi görmüyoruz, camdan konuşuyoruz. Orası da ağırlaştırılmış müebbet arkadaşlar yatıyormuş. Alt katta da cama çıktı başka kadınlar, dedi ki İBB geldiniz mi dedi. Bizim için hazırlık yapılmış, o koridor boşaltılmış, biz de sizi bekliyorduk dedi. Öyle ilk geceyi geçirdik. Sonra ertesi gün mazgal açıldı, şey dedi ki bana, infaz koruma memuru, "Fatoş" dedi. "Efendim" dedim. "SEGBİS" dedi. Dedim ki "O ne?" "Mahkemeye çıkacaksın" dedi. "Ben daha yeni tutuklandım" dedim. "Dün çıktım mahkemeye" dedim. "Yine çıkacaksın" dedi. Dedim ben herhalde idam edecekler ya da şey, müebbet verecekler hemen hüküm giyiyorum. Yine ağlamaya başladım. "Dur" dedi, "mahkemeden niye ağlıyorsun?" Dedim ki "Ben bilmiyorum, bu ne SEGBİS ne?" İşte dedi böyle online ekrana bağlanıyorsunuz. Ben gittim oturdum, karşımda bir ekran açık ama "Adalet mülkün temelidir" yazmıyor, bir ofis orası. Böyle gözüm de ısırıyor Allah Allah diyorum, en sonunda kırmızı espresso makinesi vardı çünkü Savcı Bey bana o makinede kahve ikram etmişti. İfademi alan savcı, başkanım. Savcım, size soracağım şimdi. Siz tabii ki şey, sizin şahsınızla hiç alakası yok konunun ama hani meslektaşınız ya böyle bir uygulama var mı, yok mu? Dedi ki: "Ya" dedi, "Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda" dedi, "ben sana ne dedim" dedi.
SAVCI: Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını
"Ben sana ne dedim" dedi, "ben senin ne olduğunu biliyorum ama sen bu adamlar sana" dedi "kumpas kuracak demedim mi" dedi. "Niye konuşmadın sen" dedi. "Verecektin ifadeni gidecektin" dedi. "Ama" dedim, "Sayın Savcım ben bildiğim her şeyi anlattım." "Bak şimdi" dedi, "sen git" dedi, "eşyalarını topla. Ben "dedi, "sana Çağlayan'dan araba göndereceğim" dedi. "Geleceksin" dedi, "burada" dedi, "bana" dedi "ifadeyi vereceksin, buradan" dedi "çocuklarına gidersin." Ben de dedim ki: "Savcım" dedim, "ben yeniden ifade veririm, vermemi istiyorsanız" dedim. "Bir avukatıma sorayım." Şimdi karşımdaki savcı ya, "Yok efendim" diyecek halim yok, ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız. Dedi, dedim ki "Tamam" dedim, "ben avukatıma bir danışayım" dedim. Böyle yaptı: "Hâlâ" dedi, "avukat diyorsun bana" dedi. "Sen" dedi, "bu kafayla bir daha" dedi "çocuklarını asla göremeyeceksin" dedi. "Sen bekârsın, değil mi?" dedi. Evet. "Velayetleri de sende?" Evet. "Senin çocukların" dedi, "reşit de değildi, değil mi?" dedi. Değil dedim. "Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" dedi. Ha, bir anneye böyle denir mi? Çocuklarıyla tehdit ettiler. Az evvel şeyle söyledim ya size hani mal varlığı, "Sen bakıyordun, değil mi?" dedi. Evet. "Bak" dedi, "mal varlığı tedbiri için" dedi, "karar var benim elimde" dedi. "Ama ben" dedi, "28 Mart Cuma günü mesai bitimine kadar sana süre" dedi. Savcım bunu dedi. Ve o gün tebliğ edildi. "Ya bana gelir konuşursun" dedi, "ya da" dedi "malını mülkünü de alacağım" dedi.
'BEN HİÇ KİMSEYE HAKKIMI HELAL ETMİYORUM'
Yani bir şey söyleyeceğim. Şeyi anlayamıyorum. Hani mesela birisinin birisiyle husumeti olur... Hiç beni tanımıyor ki. Tanımadığı bir insandan insan nasıl nefret eder ki? Hani nasıl bunu söyle... Mesela annesi yok mu bu insanların? Hepimiz zıbın giymedik mi? Ben hiç kimseye hakkımı helal etmiyorum. "
🇹🇷 Engelliler Sporunda Skandal Karar!
12 yıldır ülkemizde 1 puanlı oyuncu olarak mücadele eden Said Camara, bu sezon Beşiktaş formasıyla başarılı bir performans sergiledi. Beşiktaş ilk yarı hem Fenerbahçe’yi hem Galatasaray’ı yendi.
Tam play-off çeyrek final maçları başlayacakken maçın başlamasına 12 saat kala
Fenerbahçe itiraz etti → oyuncunun puanı birden 2’ye çıkarıldı.
Galatasaray da itiraz edince Federasyon hemen karar verdi.
Sezon boyunca 1 puanla oynayan bir oyuncunun, puanını çeyrek finale çıkınca değiştirmek nasıl bir karardır?
Diğer takımlar sessizken sadece Fener ve GS itiraz etmiş, Federasyon da kulak vermiş.
Bu karar kime hizmet ediyor?
#SaidCamara #TekerlekliSandalyeBasketbol #Beşiktaş @BEDENSELengel@ElcinKilic1903
🗣️ Sporcumuz Said Camara, hakkında verilen haksız karara ilişkin açıklamalarda bulundu.
“Fildişi Sahili vatandaşıyım. Uzun zamandır Türkiye’de oynuyorum. 2014’te bana 1 puan verildi. Moralim çok bozuldu. Beşiktaş’a transfer olduğumda sezon boyunca çok mücadele ettim. 2 takım bizim durumumuzu bozuyor. Federasyon yanlış bir karar verdi. Böyle bir karar verilmez. Sezon bitince verilse anlarız. Biz kupa almak istiyoruz. Her zaman Fenerbahçe-Galatasaray finali olamaz, biz de oynamak istiyoruz. En kritik 5 maçta puan değişiyor, bunu anlamadım. Basketbol benim hayatım, her şeyim.”
Beşiktaş JK x OKX TR iş birliğiyle özel kampanya yayında!
"BJK1903" kodu ile OKX TR’ye üye ol ve ilk alım satım işlemini yap, BJK SuperApp’te 3 ay ücretsiz KaraKartal+ üyeliği kazan.
OKX TR ile Beşiktaşlılara özel ayrıcalıkları keşfet.
Detaylar 👇
https://t.co/AY2IhjxL3Y
1-TÜBİTAK, yağmur dualarının eko teolojik analizi adlı çalışmaya 3 milyon TL ödül verdi.
2-Lise öğrencisi İlayda Şamilgil, "sıvılardaki mıknatıs oranını ölçen" bir projeyi TÜBİTAK'a sundu
TÜBİTAK reddetti!
Bu proje 70 ülkeden 5 bin fizik projesinin katıldığı Polonya'daki yarışmada dünya birincisi oldu.
Proje NASA'nın Mars projesine seçildi.
3- İlayda, şu an ABD/ Boston'da , Organic Robotics adlı şirkette
giyilebilir sensör teknolojileri geliştiriyor.
3-Hayırlı Cumalar!
KAMUOYUNUN DİKKATİNE‼️
Lütfen benimle ilgili kanaat belirtmeden önce açıklamamı sonuna kadar okuyunuz!
Dün gece saat 02.00 sıralarında “dolandırıcılık” suçlamasıyla cezaevindeyken tutuklandım. Tutuklama gerekçesi 2025 yılında Bolsev Vakfı’na “kurban bağışı” toplayıp kurban kesmemekmiş!!
1- Başkanı olduğum hayır amaçlı kurulan (öğrenciye burs vermek, engellilere tekerlekli sandalye temini, huzurevi yapma vb.) Bolsev Vakfı kesinlikle “kurban kesimi için bağış” kampanyası yapmamıştır. Kurban bağışı için Bolu Valiliği’nden izin alarak kampanya yapan Bolu Belediye Başkanlığıdır! Bolu Belediye Başkanlığı da kampanya olarak toplanan bağışlar ile kurban kesimi yapmış, etleri de aşevinde yemek yapmak için depolamıştır!
2- 2025 Kurban Bayramı döneminde vakfa yapılan bazı bağışların ekstrasında muhtemelen belediye ile karıştırılarak “kurban” ibaresinin olduğu görülmüştür. Bu dönemde vakfa “kurban” açıklamalı veya açıklamasız yapılan bağışlar ayrı bir hesapta toplanarak Vakıflar Genel Müdürlüğü teftişine kadar bloke edilmiştir. Yandaş medya organlarında yazılıp söylenenlerin aksine paranın bir kuruşuna dokunulmamış, bu paradan kimseye yardım yapılmamıştır. (Vakıf hesapları savcılıktadır)
3- Savcılık tarafından yürütülen soruşturmada iddiaya konu bağış bedeli 800 bin TL civarında olup, toplam 35 kişi bu bağışı yapmış, alınan ifadelerde hiçbiri kandırılarak, hile ile ben bu bağışı yaptım dememiş, zararım var, şikayetçiyim şeklinde bir beyanda bulunmamıştır.
Belediye Başkan Yardımcımız Filiz Deveci ve Kentaş Genel Müdürümüz Nazım Akkoyunlu başta olmak üzere belediye personelimiz ne yazık ki tutuklandı.
Üsküdar Belediyesi bünyesinde görev yapan arkadaşlarımız, meslek hayatlarını şehircilik ilkelerine, kamu yararına ve bilimsel planlama anlayışına adamış, liyakat sahibi insanlardır. Çalışma arkadaşlarımızın sonuna kadar arkasındayız ve yeniden aramıza döneceklerinden en ufak şüphemiz bulunmuyor.
Üsküdar’da kurduğumuz güven ve dayanışma ortamını zayıflatmaya kimsenin gücü yetmeyecek. Komşularımız için var gücümüzle çalışmaya ve hizmet üretmeye devam edeceğiz.
Bu duruşma canlı yayınlansaydı ne olurdu?
Ne olurdu biliyor musunuz?
Kötülükler tek tek ifşa olurdu. Siyasi operasyonun nasıl berbat bir yol olduğu ortaya çıkardı.
Millet aydınlanırdı. Millet rahatlardı.
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanımız Mustafa Bozbey’in tutuklanması, vicdanlarda karşılığı olmayan bir karardır.
Aylar boyunca “parti değiştirecek” yönünde söylentiler dolaşıma sokuldu.
Bugün ise yıllardır işlem yapılmayan, 7 yıl öncesine dayandırılan iddialar gerekçe gösterilerek verilen tutuklama kararı; hukuk güvenliğini zedeleyen, siyasi bir operasyon görüntüsü vermekten başka bir anlam taşımamaktadır.
Seçmen iradesine saygı göstermek hepimizin görevidir.
Bursa halkı AK Parti’yi isteseydi, sandıkta onu seçerdi. Ama tercihini Mustafa Bozbey’den yana kullanmıştır.
Bu karar Bursa halkının iradesine gölge düşürülmesi anlamına gelmektedir.
Israrla söylüyoruz:
Yargılamayın demiyoruz; yargılayın ama tutuksuz yargılayın. Çünkü hukukun en temel ilkesi açıktır: tutukluluk istisnadır.
Bugün alınan bu kararlar,
ülkemizin hukuk devleti kimliğini dünya kamuoyu önünde sorgulatmaktadır.
Nitekim Türkiye, hukukun üstünlüğü endeksinde 143 ülke arasında 118. sıradadır.
Sizin çocuğunuz üniversite okuyacak da diplomasını alıp iş bulacak da...
Oysa o sırada 19 yaşındaki AKP yöneticisi Halil Efe Tunç, Türkiye'ye milyonlarca dolar et satan Polonya şirketinin ortağı olup kısa yoldan servet kazandı bile.
Üstelik sizin çocuğunuzun okuduğu üniversiteyi törenle ziyaret ediyor, rektör minnetle karşılıyor, iftar verdiği için teşekkür ediyor.
Bu arada... Tunç'un ithal etin yarısının alındığı şirketle ilgili haberlerime de erişim engeli geliyor. Sebep, 'milli güvenlik!'
🗣️Fatih Altaylı: " Hacıosmanoğlu Bodrum’da 4000 tane villa yapıyorum, milli takım oyuncularına 1’er tane hediye edeceğim cebimden demiş. Bodrum’da 4000 villayı nereye yapıyor?
Hacıosmanoğlu kaç lira vergi vermiş? Birine villa hediye etmek için para kazanmış olman ve o paranın vergisini vermiş olman lazım? Kaç para vergi vermiş açıklasın?"
Dr. İpek Elif Atayman 370 gündür tutuklu!
72 gün hücrede tutuldu,
Silivri’den Afyonkarahisar’a bir parça ekmekle sevk edildi,
Eşyaları çöp torbasında, yerde yatırıldı…
Koğuşunda mektubunu okuyamayan kadınlara okuma yazma öğretti.
#İpekElifAtaymanaÖzgürlük İstiyoruz!
“Bu sabah, son dönemde sıkça başvurulan şafak operasyonlarından biri ile gözaltına alındım.
Oysa çağrılsaydım, daha önce birçok iddia kapsamında olduğu gibi yine kendim gider, ifademi verirdim.
Yöneltilen suçlamaların üzerinden uzun yıllar geçmiştir.
Bu iddialar ile ilgili çok sayıda soruşturma yapılmış, her defasında asılsız olduğu ortaya çıkmıştır.
İçimiz rahat, yargıya da Bursa halkına da veremeyeceğimiz bir hesabımız yok.
Herkes şunu bilmelidir ki;
Bizler görevlerimize kişisel amaçlar için değil, Bursa ve Bursalılar için hizmet etmek üzere geldik.
Hangi şartlarda olursak olalım dik duracağız, işimizi yapacağız.
Benim bu geçici yokluğumda;
tüm çalışma arkadaşlarım,
ben görevimin başındaymışım gibi,
Bursa’ya hizmet etmeye aynı kararlılıkla devam etsinler, görevlerini layıkıyla yapsınlar.
Hiçbir hizmet aksamasın,
hiçbir vatandaşımız mağdur edilmesin,
Bizim önceliğimiz de, sorumluluğumuz da değişmemiştir:
Bursa ve Bursalılar.”
MUSTAFA BOZBEY