🇹🇷 TÜRKİYE’DE EKMEK DEVRİMİ YAPILMALIDIR! BEYAZ EKMEK YASAKLANMALIDIR!
1️⃣ Türkiye’de rafine beyaz undan üretilen ekmeğin üretimi ve satışı aşamalı olarak yasaklanmalıdır.
2️⃣ Ekşi mayalı tam buğday ekmeğinin üretimi ve satışı devlet tarafından desteklenmeli, gerektiğinde vatandaşın daha ucuza satın alabilmesi için devlet sübvansiyonu uygulanmalıdır.
3️⃣ Tam buğday, çavdar ve diğer besleyici tahılların üretimini artırmak amacıyla çiftçilere özel teşvikler, düşük faizli krediler ve alım garantileri sağlanmalıdır.
4️⃣ Ekmek üretiminde kullanılan unların içeriği yeniden düzenlenmeli; gereksiz katkı maddeleri sınırlandırılmalı, tam tahıl oranları açıkça belirtilmelidir.
5️⃣ Türkiye genelindeki belediye halk ekmek fabrikaları, ekşi mayalı tam buğday ekmeği üretimine öncelik vermelidir.
6️⃣ Okullarda, hastanelerde, askerî birliklerde, üniversitelerde ve bütün kamu kurumlarında öncelikle tam tahıllı ekmek sunulmalıdır.
7️⃣ Ekşi mayalı tam buğday ekmeğinin fiyatı, devlet desteği sayesinde beyaz ekmeğin mevcut fiyatından daha yüksek olmamalıdır.
8️⃣ Küçük fırınlara ekşi mayalı üretime geçiş için makine, ekipman, eğitim ve enerji desteği sağlanmalıdır.
9️⃣ Ekmeklerde kullanılan unun türü, tam tahıl oranı, maya çeşidi ve katkı maddeleri tüketicinin anlayabileceği şekilde etiketlerde açıkça belirtilmelidir.
🔟 Toplumun sağlıklı beslenmesini teşvik etmek amacıyla Sağlık ve Millî Eğitim Bakanlıkları tarafından ülke çapında beslenme eğitimleri başlatılmalıdır.
Türkiye’nin ekmek politikası yalnızca vatandaşın karnını doyurmayı değil, sağlıklı beslenmesini de hedeflemelidir.
Devletin görevi sadece ucuz ekmek sağlamak değil, sağlıklı ekmeği de ucuz ve erişilebilir hâle getirmektir.
@tcbestepe@RTErdogan@TCTarim@tcmeb
ماذا لو عاد علييف معتذرا؟! الاختبار قادم ويقترب...
#عبدالله_السحيم
أمام سلسلة من المواقف الأذرية التي أثارت التوتر مع تركيا...لاحظنا هدوءا تركيا لافتا...حتى إن أذربيجان طالبت بإبعاد كبير مستشاري أردوغان بسبب انتقاده القيود على الحجاب في المدارس الأذرية...وبالفعل غادر أوكتاي سارال منصبه بتوجيه من الرئيس التركي!
لكن الأمر لم يتوقف هنا...
خلال زيارة وزير الخارجية التركي هاكان فيدان إلى باكو...نشرت وسائل إعلام أذرية اتهامات خطيرة تتحدث عن اجتماعات سرية ومحاولات للتدخل في الشؤون الداخلية الأذرية...ما اضطر السفارة التركية إلى إصدار بيان رسمي ينفي تلك الاتهامات ويصفها بالأكاذيب!
ثم جاءت قمة الدول التركية في أنقرة يوم 29 و30 أكتوبر...وغاب عنها علييف رغم الدعوة التي وجهها إليه أردوغان شخصيا!
والأغرب أن كل هذا يحدث بينما تحافظ أذربيجان على علاقات استراتيجية وثيقة مع إسرائيل...ما يؤكد ان هذه التصرفات مدفوعة من تل ابيب....
رغم كل ذلك...
اليوم...وأثناء مرور طائرته فوق الأجواء الأذرية في طريقه إلى كوريا الجنوبية...وجّه أردوغان رسالة إلى علييف عبر الاتصال اللاسلكي للطائرة!
خاطبه بعبارة أخي العزيز...وهنأه بعيد النصر الأذري...وأكد ثقته بأن التحالف والتعاون بين البلدين سيزدادان قوة!
تأمل البرود عند اردوغان في مواجهة الاستفزازات الاذرية!
وهنا اسمح لي بهذه الملاحظة:
في كتاب فن الحرب...يتحدث صن تزو قائلا ان اختيار توقيت المواجهة جزء من القوة...وأن خصمك لا ينبغي أن يكون هو من يحدد لك متى تبدأ المعركة!
وأنا هنا لا أتحدث عن حرب عسكرية بين تركيا وأذربيجان...بل عن إدارة صراع الإرادات والعلاقات السياسية.
لكن تعال معي إلى الجانب الإيراني...أذربيجان ترتبط بعلاقات واسعة مع إسرائيل وأمريكا...ورغم ذلك ايران لم تهدد اذربيجان من قبل لكن هذه الايام تطرح اذربيجان كـ هدف للتصعيد القادم.
وهنا يأتي السؤال...ان أصبحت أذربيجان أمام تهديد إيراني مباشر كبير؟! إلى من سيتجه علييف؟! ساترك الاجابة لك...
ربما لا يحتاج أردوغان إلى معاقبة علييف أصلا...فالجغرافيا والمصالح وموازين القوى قد تذكّر الرئيس الأذري بحجم حاجته إلى تركيا!
لا اعرف ما سيحدث حقا ولكن أعتقد أن الاختبار المقبل سيكون كاشفا وهذا ما ينتظره اردوغان...فـ هناك مثل شامي جميل يقول "حبك على الطاحون" ويبدو ان الطيب اردوغان يستخدمه ومعناه "ستدور الأيام وتوضع تحت المحك أو في موقف تضطر فيه للاعتذار أو الخضوع"....👌🙏
🔴BERAT ALBAYRAK, BRÜTÜSLER VE İHANETİN GERÇEK YÜZÜ.
Her liderin yanında sadık dostlar olduğu gibi, fırsatını bulduğunda sırtına hançer saplayacak
Brütüsler de bulunabilir.
İhanetin en acı tarafı, düşmandan değil, güvenilen insandan gelmesidir.
Çünkü düşmanın nerede durduğunu bilirsiniz.
Ama ihanet, çoğu zaman aynı sofrada ekmek yediğiniz, aynı yolda yürüdüğünüz, sırtınızı döndüğünüzde sizi koruyacağına inandığınız insanlardan gelir.
Rahmetli Deniz Baykal, özel sohbetlerimizde bize sık sık şu sözü söylerdi:
“Yanınızda her zaman yüzde 20’lik bir ihanet kotası olduğunu unutmayın.”
Günlerdir fon ve borsa krizine ilişkin çok ciddi sorular soruyorum.
Bazı aklıevveller beni arayıp hakkında soru sorduğum kişilerin sayın
Berat Albayrak döneminde göreve getirildiğini anlatarak meseleyi başka bir yere çekmeye çalışıyor.
Ben de onlara soruyorum:
Bir insanın güvenini kötüye kullananın suçu, kendisine güvenende midir, yoksa o güvene ihanet edende midir?
Bir lider elbette çalışma arkadaşlarını seçer. Onlara güvenir, yetki verir.
Ancak o insanlar sonradan makamlarını kişisel çıkarlarına alet ederse bunun hesabını öncelikle o ihaneti yapanlar vermelidir.
Sayın Cumhurbaşkanımızın yıllarca güvendiği insanların neler neler yaptığını 15 Temmuz’da görmedik mi?
Şimdi bu ihanetten dolayı Sayın Cumhurbaşkanımızı mı suçlayacağız?
Hainin suçunu, kendisine güvenen insanın omuzlarına yüklemek, ihaneti aklamanın en sinsi yoludur.
Gelelim Sayın Berat Albayrak’a…
Berat Albayrak bu ülkenin enerji bağımsızlığı için mücadele etmiş, ekonomi yönetiminde ağır sorumluluklar üstlenmiş, uluslararası baskıların ve siyasi saldırıların hedefi olmuş bir devlet adamıdır.
Türkiye’nin yurt dışındaki altın meselesini, devletlerin altın rezervleri üzerinden Türkiye’ye yönelik saldırılarını ve Sayın Berat Albayrak’ın bu saldırılar karşısında gösterdiği direnci günlerce yazsak, belki de anlatmaya yetmez.
Ben özellikle şu sorunun cevabının araştırılmasını istiyorum:
Sayın Berat Albayrak’ı Sayın Cumhurbaşkanımızın yanından uzaklaştırmak isteyen çevrelerle bugün fon krizinde adı geçen çevreler arasında nasıl bir ilişki vardır?
Bu bağlantının üzerine gidilmelidir.Araştırılmalıdır.
Sayın Berat Albayrak
Sadık Albayrak’ın oğludur.
Sadık Albayrak, Türkiye’nin en zor dönemlerinde inandığı değerler uğruna mücadele etmiş, baskılar görmüş, bedeller ödemiş, hapis yatmış bir insandır.
İnancı, düşüncesi ve mücadelesi için bedel ödemeyi göze almış bir babanın evladından söz ediyoruz.
Sadık Albayrak’ın çocuklarının aldığı terbiye, fareyi görünce tepsiyi fırlatan kedinin terbiyesine benzemez.
Onların terbiyesi gösteriş için sonradan öğrenilmiş bir davranış değil, aile ocağında kazanılmış bir ahlak anlayışıdır.
Herkes asaletine çeker..
Sayın Sadık Albayrak ailesinin mayasında vatana sadakat, alın teri, inanç ve mücadele vardır. Harama el uzatmak, kul hakkı yemek, millete ihanet etmek bu aileye yapışmaz.
Birileri sayın Berat Albayrak döneminde göreve gelmiş, daha sonra kendilerine duyulan güveni kötüye kullanmış olabilir.
Böyle bir durumda yapılması gereken, güvenen insanı mahkûm etmek değil, güveni kötüye kullananların hesabını sormaktır.
Bugün fon ve borsa krizinde de aynı soruyu soruyorum:
Hırsızlığı yapanı bırakıp kapıyı açık bırakanı suçlamak hangi vicdana, hangi adalete sığar?
Asıl suçu işleyenlerin sorumluluğu hiçbir şekilde başkalarının üzerine yıkılamaz.
Bugün sayın Berat Albayrak’ı hedef gösterenlere söylüyorum:
Birilerinin Berat bey döneminde göreve gelmiş olması, o kişilerin sonradan işledikleri iddia edilen yanlışların
Sayın Berat Albayrak’a ait olduğu anlamına gelmez.
Brütüs’ün hançerini Sezar’a mal edemezsiniz.
Unutmayın:
Bu milletin alın terini, birikimini, çocuklarının geleceğini çalanlar varsa hesap verecekler. Onları koruyanlar varsa onlar da hesap verecekler.
Ve hiç kimse, gerçek sorumluları gizlemek için Berat Albayrak’ın, Sayın Cumhurbaşkanımızın veya başka bir devlet adamının adını perde olarak kullanamayacak.
Hırsız Bir Milletiz Velhasıl:
Memleketin yarısı hırsız:
Adam KOSGEB'e başvurup, araya adam sokarak kobi Kredisi Alıp altındaki arabanın modelini yükseltiyor..
❗KOBİ destek kredisi alıp... deniz manzaralı dubleks daire alıyor...
❗KOBİ kredisi alıp.. aldığı parayı işyerini büyütmekte kullanmıyor... faize yatırıyor... hem taksitle yavaş yavaş geri ödüyor... hemde parasına para katıyor...
❗İşsizlik Maaşı Alabilmek İçin, patronundan rica edip..
İşten Ayrılmış gibi yapıp...hem patrondan maaşını hem de devletten işsizlik nafakası alıyor...
❗60 yaşındaki kadın yıllar önce ölen babasının maaşını alabilmek için kocasından boşanmış gibi yapıyor..Çaktırmadan devleti soyuyor...
❗Devletten aldığı teşvik kredisini geri ödememek için şirketinin içini boşaltıp kendisini zararda gösteriyor...
❗Devletten fazladan destek almak İçin..ve vergi ödememek için
Değerinden Yüksek Fatura Kestiriyor...
❗Vergi ödeme dönemleri geldiğinde Mahsustan karısının... çoluğunun çocuğunun.. metresinin...şirketinin üzerine yazdırdığı arabaları yenileyerek devletten vergi kaçırıyor...
❗Devletten para tırtıklamak için Evde hasta annesine babasına bakıyormuş gibi yapıp bakmıyor Fakat her ay başı tıkır tıkır devletten parasını alıyor..
❗Evde torununa bakmıyor fakat babaanne maaşı almak için işi kitabına uydurup torununa bakıyormuş gibi yapıyor her ay başı tıkır tıkır devletten parasını alıyor...
❗Devleti zarara uğratmak için önce devletten sıfır faizle veya hibe ile para alıyor.. Daha sonra da Dükkanını fabrikasını yakıp... hem aldığı o parayı geri ödemekten kurtuluyor hem de devletten Ayrıca sigorta parası alıyor...
❗Devlette... bir kamu kuruluşunda işçi memur veya yönetici olarak çalışıyor... ayın yarısını izin ile geçiriyor... fakat ay başında maaşını tam olarak alıyor..
❗Devlet büyüklerinin yanında bir kare poz çektirip...o pozu kullanarak, iş bağlıyor...ihale alıyor..sonrada o işi bir başkasına devrederek işi yarım yamalak edip..gidiyor... fakat o işin parasını devletten peşin olarak alıyor..
❗ Adam işe gitmediği halde, bir tanıdık bulup kendisini devlette çalışıyormuş gibi gösteriyor..Fakat hayatında bir kez bile işe gitmeden, her ay başı düzenli olarak bankamatikten tıkır tıkır maaş çekiyor.. Devletin parasını soyuyor...
❗ Devlet, yöneticisine Devlet için gerekli olan alet edevatı alması yönünde vekalet veriyor... yönetici Alet edevatı alıyor... kendi malını vakfeder gibi.. Devletin malını Bağlı bulunduğu cemaate Vakfediyor.. yani din adına Devletini soyuyor...
❗ Dededen kalma topraklarını devlete ekiyormuş gibi gösterip... ekmiyor... fakat ekiyormuş gibi her sene düzenli olarak devletten teşvik parası tırtıklıyor...
❗ adam eşiyle dostuyla tatile çıkıyor.. yemekler yiyor.. arabasına mazot doldurtuyor... sanki devlet babasının malıymış gibi faturayı devlete...yani millete kestiriyor..
❗ Bazı polisler arabayı durduruyor...Kıyıda köşede vatandaşla anlaşıyor.. devlet adına giydiği üniforma ile milleti soyuyor devlete olan güvenini sarsıyor...
❗ Bazı Doktor eczane ile... eczane ilaç firmasıyla.. ilaç firması işbirlikçi İsrailli firmalarla anlaşıp Devleti soyuyor... herkes Devleti soyuyor.. anasını satayım.. herkes milleti soyuyor... Aslında millet milleti soyuyor.. farkında değiliz..
anlayacağınız... kimisi eline bir kaşık.. Kimisi bir kepçe almış ufak ufak Devleti yiyor.. hatta hatta bazılarına o bile yetmiyor...O bazıları direk tencereyi ağzına sokuyor..
Devlette bir bozukluk yok.☝️
İnsan bozuk☝️
Süt bozuk...☝️
Maya bozuk..☝️
Oğlum daha sekiz yaşında.
Sürekli okuldan aç geliyor.
Beslenmesini her sabah ben hazırlıyorum.
İki sandviç, bir elma.
Akşam çantayı açıyorum. Bomboş.
Ama kapıdan girer girmez “Anne, çok açım.” diyor.
“Yemedin mi oğlum?” “Yedim.” “Hepsini mi?” “Yarısını.” “Yarısı nerede?”
Susuyor. Her gün aynı.
Yarısını. Susuyor.
Önce kızdım. Sonra korktum.
Biri mi alıyor elinden?
Zorbalık mı var?
Bir gün çantasının dibinde buruşmuş bir kâğıt buldum.
Çocuk yazısı: “Teşekkür ederim. Bugün de dua ettim.”
Kim dua etmiş? Kimin için?
Öğretmenine yazdım: “Oğlumun beslenmesini
biri mi alıyor?”
Cevap akşam geldi.
Okurken mutfakta
yere oturdum.
"Hocam merhaba, oğlumun beslenmesini biri mi alıyor? Sürekli aç geliyor." "Merhaba Ayşe Hanım. Kimse almıyor, merak etmeyin. Sınıfımızda Emir diye bir öğrencimiz var. Annesini eylülde kaybetti. Babası sabah 5'te işe çıkıyor, Emir okula kahvaltısız geliyor. Oğlunuz iki aydır beslenmesini ikiye bölüp ona veriyormuş. Kimseye söylemeden.
Ben de bugün merdiven altında ikisini birlikte yerken görünce öğrendim." Emir'in annesi ölmüş. Eylülde. Babası sabah beşte işe çıkıyormuş.
Emir okula kahvaltısız geliyormuş. Benim oğlum
iki aydır sandviçinin birini
ona veriyormuş.
Kendisi aç kalıyormuş.
Bana söylememiş.
O akşam yanına oturdum. “Emir'i biliyorum.” dedim.
Gözleri doldu. “Kızacak mısın?” dedi. “Neden söylemedin?” dedim. “Emir utanmasın diye. Kimse bilmesin.” dedi. Sonra kâğıdı sordum. “Dua ettim.” yazan kâğıdı. “Emir'in parası yok ya.” dedi. “Karşılığında
dua ediyor.” “Kime dua ediyor?” dedim. “Sana.” dedi.
“Annem gibi ölmesin diye.”
Sekiz yaşında bir çocuk. Annesini kaybetmiş bir çocuk. Yarım sandviç karşılığında her gün b
enim için dua ediyormuş.
Ben ise oğlumun
aç kalmasına kızıyordum.
Ben de onun annesi için dua okudum. Sonra mutfağa geçip dört sandviç hazırladım. "Allah'ım, annesini erken kaybetmiş bu çocuğun kalbine sabır, sofrasına bereket ver. Annesini rahmetinle kucakla, kabrini cennet bahçelerinden
bir bahçe eyle. Oğlumun paylaştığı her lokmayı
ona sadaka yaz. Âmin."
Belki de en güzel dua ise o çocuğun bir daha aç kalmamasıdır.
Artık beslenme çantasında iki isim yazıyor. Emir her sabah bizde kahvaltı ediyor. Allah’tan evi çok yakın.
Geçen gün kapıdan çıkarken bana döndü: “Teyze, sen de bana dua ediyor musun?”
“Her gün.” dedim. Sıkıca sarıldım. Ertesi gün kulağıma eğildi. "Aynı annem gibi kokuyorsunuz." deyince günlerce kendime gelemedim.
Evet, ediyordum. Hem de bir çocuğun annesizliği
yarım sandviçle bizim sofraya
oturduğundan beri...
@dreminakkaya Uyanık olduğumuz için, vatanımız için, her türlü değerimizin muhafazası için, muasır medeniyet seviyesine gelmek için, güçlü ve muktedir bir ülke olmak için;
AK Parti’ye oy vermeye devam…
Sen ve senin gibiler de çatlasın, çıldırsın. Hiç umurumuzda değil…
Ortada bunca pislik, bunca pisliğe batanlar.
Ülkenin altını kazanlar.
Bir kulakları İsrail'e, diğer kulakları CIA ya, fetöye dönük olanlar, ülkenin yönetimini türlü türlü oyunlar ile ele geçirmek isteyenler varken.
Neden Recep TAYYİP ERDOĞAN'ı sürekli eleştiriyorsunuz.
Neden sürekli en büyük reisçi bizi havasında olup, Reise en yakın insanlara saldırıp, imalarda bulunuyorsunuz?
Sn Cumhurbaşkanımızın dış politikaya ne kadar yıllardır önem verdiginiz halde.
Bunca yılın emeğini heba etmeye çalışıyorsunuz.?
Bakanları ima edersiniz.
Şu bakan bu bakanı sevmiyor.
Diğeri diğer bakan'a yok oyun oynuyor.
Yok bilmem ne.
Yahu bu dil bizim dilimiz değil.
Bu tavır bizim tavrımız değil.
Hiç kimsenin başkası ile bir sorunu yok.
Herkes kendi işinde gücünde.
Zaten bir birlerine laf edecek zamanları bile yok.
Yok yok yok.
Sn Cumhurbaşkanına güvenmiyormusunuz?
Madem resçisiniz neden surekli kendisini sorguluyorsunuz?
Neden sürekli hiç bilmediğiniz ne olduğundan haberiniz bile olmayan meselelere burnunuzu sokuyorsunuz?
Sizin hiç mi ALLAH tan korkunuz, utanmanız kalmadı.?
Hepiniz herseyin farkındasınız.
Ama ülkeyi 25 senedir yönetenler değil öyle mi?
Sn Cumhurbaşkanının, hem fon meselesine karışanları hemde bu ülkeye oyun oynamaya çalışanları ne yapacağını, sizler herşeyi eleştirenler hepimizden daha iyi biliyorsunuz.
Ama işinize gelmiyor bilmek.
Bizler Sn Cumhurbaşkanına sonuna kadar bağlıyız.
O bu milletin zoruna gidenleri.
Affetmez.
Zamana bırakır ama yanlarına bırakmaz .
Bunun binlerce örneği var.
Yeter bıktırdı bizi. Sanki devletin bütün kurumlarından bilgi alıyor davranışlarınız.
Analiz yapacaksanız yapın.
Elestiri mi sonuna kadar yapın.
Size destek vermeyen namerttir.
Ama zamanı, mekanı ve haddi aşmadan.
Biz bu davaya baş koyunlar.
Yeminli değilmiyiz.
Allah'a yemin etmedik mi bu davaya zarar vermeyecegiz diye?
Şimdi birileri çıkıp zarar verenler var.
Biz Sn Cumhurbaşkanını düşünüyoruz, onun iyiliği için her işe burnumuzu sokmak zorunda kalıyoruz diyecek.
Merak buyurmayın.
Recep TAYYİP ERDOĞAN yüz yılın Lideri.
O gerekli zamanda gerekeni yapar.
Bize düşen eleştiri yaparken yapıcı eleştiri yapmak.
Birşeyleri bozmak değil.
Sn Cumhurbaşkanının yükünü hafifletmek.
Şunu Unutmayın Sn Cumhurbaşkanı sırtını.
Önce Allah'a sonrada bize millete dayamış durumda.
En baştan beri bu böyle.
Uyanık olun.
Devlet adamlarını dedikodu malzemesi haline getirenlerden uzak durun.
Konu ne olursa olsun önce bir bekleyin.
Merak etmeyin.
Recep TAYYİP ERDOĞAN bu milleti asla yanıltmadı.
Gönüllerin fatihi, mazlumların hamisi.
Milletin adamı.
Bu vatanın Öz evladı.
Milletine yapılanı unutmaz.
En önemlisi de affetmez.
🇹🇷
Adam Gibi Adam Recep Tayyip ERDOĞAN.
AZERBAYCAN'I BEKLEYEN TEHLİKE
İlham Aliyev;
• ABD, İsrail, Hindistan ve BAE ile "stratejik" ittifak kurarak Azerbaycan'ı dünyanın en ahlaksız, kirli ve kanlı blokuna dahil ederek Türkiye'nin kurucusu olduğu Mekke İttifakı'nın karşısında konumlandı.
• BM Genel Sekreterliği için Türkiye’nin aday yapmayı düşündüğü Feridun Sinirlioğlu yerine, BAE’nin adayı Lana Nusseibeh'i destekleyeceğini açıkladı.
ANCAK;
• İsrail ve ABD yönetimi rejimi tasfiye etmek ve toprak bütünlüğünü bozmak üzere #İran'a daha önce benzeri görülmemiş bir saldırı hazırlığı yapıyor.
• İran vukû bulması kuvvetle muhtemel bu saldırıya en güçlü ve caydırıcı karşı saldırıyı doğrudan Azerbaycan'a yapacaktır ve Aliyev bunu hesaba katmıyor.
• Aliyev yönetimi İran Azerbaycan'ındaki yoğun Türk nüfusu İran'a karşı bir kontrol kartı olarak görüyor olsa da, bu kart yenilgiye açılan büyük bir yanılgıdan ibaret olarak görünüyor.
• İran halkları toprak bütünlüğü bozulmuş bir #İran'a izin verir mi, bilinmez ama Aliyev'i eldeki bulgurdan da olma yolunda girdiğini söylemek mümkündür. Şüphesiz Azerbaycan artık İran için ilan edilmemiş bir düşman olarak kabul ediliyor.
• Aliyev "Büyük Azerbaycan" hedefiyle İran'ın toprak bütünlüğünün bozulacağı günle mi ikna edildi? Güçlü bir olasılıkla belki ... Ama bu dönüşü olmayan bir maceradan ibaret olacaktır.
• Türkiye'yi içişlerine müdahale etmekle suçlayan Aliyev yönetimi #CICA zirvesine katılmak, "Terör ve Barış Vaazları" vermek üzere Bakü'ye davet ettiği İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un Hakan Fidan tarafından boykot edilmesi Aliyev yönetimini oldukça rahatsız etmiş durumda.
• İsrail'le normalleşmeyi Türkiye'ye dayatmaya çalışırken Erdoğan'ın #CICA Zirvesi'ne katılmaması, Hakan Fidanın boykotu ve Mekke İttifakı'nın kurumsallaşması Aliyev'i bir tercihe zorladı.
• Birbiri için açıkça düşman olan iki ülkeye eşit mesafede durmak ve ikisine dost olmak Azerbaycan için sürdürülebilir değildi. İlham Aliyev tercihini İsrail'den yana yaparak kontrollü bir krizle Türkiye'den radikal bir kopuşu esas alan yeni bir süreci başlattı.
• Türkiye İsrail gerilimi sıcak bir çatışmayı ihtiva edecek bir sürece evrilirken, Aliyev İsrail'le "İki Millet Tek Devlet" resmî ön kabulüyle bir dostluk kurdu. Artık bunu açıkça dile getiren bir benimseme de söz konusudur Bakü'de.
Eğer;
İsrail savaşı bölge geneline yayarak Azerbaycan'ı İran'ın önüne atarsa ve sonra da terk ederse asla şaşırmam.
Böyle bir durumda (Allah korusun) Aliyev'in sesini duyan kimse olmaz Türkiye'de.
Umarım Aliyev kardeşlik hukukuna uygun davranarak zalimlerle müttefik olmaz, Netanyahu'ya güvenerek ülkesini bir maceraya sürüklemez.
Biraz önce 05427709386 numaradan babamı aradılar.
Karşıdaki sesten emniyet vs.. kelimelerini duyunca ben aldım telefonu.
"Babamın kulaklari iyi duymuyor buyurun" dedim.
Kendisinin MİT'ten aradığını ve isminin Alper Avcı oldugunu söyledi.
Tam küfür edip kapatacaktım ki "siz hangi cocugusunuz?" diyerek benim ve kardesimin adını söyledi.
Bir an afalladım.
Demek böyle oluyormuş.
Dolandırıcı olduğunu biliyorum ama bir tarafım da acaba diyor...?
Çünkü ev adresimizi soyleyip "Bu ikametteki babanızın kimligi çalınmış, sahte kimlik çıkarmıslar" diyor mesela.
Sanki devlet görevlisi, açmış ekranı anneannemin bekarlık soyadını sorsam bilecek adam.
Para istemedigi için dinlemeye devam ettim.
"Bunları tanıyor musunuz?" diyerek 3 isim saydı.
Tanımıyoruz dedim.
Sonra "babanızın adına çıkartılan kimliklerin fotoğraflarını atayım bakın" dedi ve benim telefonu söyledi.
"Sizin bu numaraya mi atayım, babanıza mi dedi?
Babama atın dedim ama attığı fotoğrafları indirip bakmadım.
İndirdiğimiz sanıp "baktınız mı tanıyor musunuz?" dedi.
Hayır tanımıyoruz dedim.
"Yarın sabah 11 de Kocaeli Emniyetine bekliyorum" dedi ve kapattı.
Hiç tanımadığım, ne idugu belirsiz kişilerin elinde aile, adres ve iletişim bilgilerim olacağına, gerçekten sahte kimlik çıkarmış olmalarını ve arayanın emniyet olmasını yeğleyecegım için hemen polisi aradım.
"Alper Avcı" der demez "Dolandırıcı onlar" cevabı aldım.
Ee ne yapacağız dedim.
"Şikayet edin" dediler.
Simdi ne oldu anlamadım?
Para istemedi ama birilerinin elinde tüm kimlik ve iletişim bilgilerimiz var.
Hala elim ayağım titriyor.
Kim bu insanlar?
Bilgilerinizin onların elinde ne işi var?
Ben bile ikilemde kalıp, 5 dk dinlediysem bu adamları, yaşlı başlı insanlar nelere inanmaz?
Hem herkesi uyarmış, hem de buradan şikayet etmiş olayım dostlar.
Aman dikkat!
Bilgilerimiz birilerinin elinde.
@KocaeliEmniyeti@TC_icisleri@mustafaciftcitr
(Özgür Özel’i ciddiye aldığım bir yazı)
SAYIN ÖZGÜR ÖZEL, FONLARDAKİ PARA DEVLETİN DEĞİL, YATIRIMCININ PARASIDIR!
Özgür Özel, fon krizinde emeklilere verilecek paranın kat kat fazlasının çalındığını söylüyor.
Yahu, bu nasıl bir ekonomik değerlendirme, nasıl bir mantıktır!
Bir defa yatırım fonlarındaki paralar devlet bütçesinin değil, vatandaşların kendi tasarruflarıyla yaptıkları yatırımların karşılığıdır.
İkincisi, fonların toplam büyüklüğü, yatırımcıların zararı ve manipülasyon yoluyla elde edilen haksız kazanç aynı şey değildir!
Borsada 100 milyar liralık piyasa değeri kaybolmuşsa bu, birilerinin 100 milyar lirayı cebine indirdiği anlamına gelmez!
Üçüncüsü, emekli maaşları kamu bütçesi ve sosyal güvenlik sistemiyle ilgilidir. Fonlardaki yatırımcı parasıyla doğrudan bir bütçe ilişkisi yoktur.
Dördüncüsü, her fon zararı hırsızlık değildir. Suç olan manipülasyon, dolandırıcılık ve hukuka aykırı kazançtır.
Beşincisi, suç şahsidir! Bir kişinin siyasi görüşü veya bir bakanın yakını olması suç işlediğinin delili değildir.
Altıncısı, fon krizine müdahale eden, tasfiye kararları alan, soruşturmalar yürüten devlet kurumlarının faaliyetlerini de yok sayamazsınız!
Elbette bu kurumların zamanında ve yeterince etkili davranıp davranmadıkları da sorgulanmalıdır.
Sayın Özel!
130 milyar doların çalındığını söylüyorsunuz.
Peki, bunun ne kadarı piyasa değer kaybı, ne kadarı yatırımcı zararı, ne kadarı suçtan elde edilmiş haksız kazanç, ne kadarı devlet bütçesinden çıkmış para?
Bunları açıklamadan emeklinin parasının çalındığını nasıl söylüyorsunuz?
Emeklinin geçim sıkıntısı gerçektir. Fon piyasasındaki hukuksuzluklar da sonuna kadar araştırılmalıdır.
Ama iki ayrı meseleyi birbirine karıştırarak siyasi sonuç çıkarmak doğru değildir.
SİYASET YAPALIM AMA EKONOMİNİN GERÇEKLERİNİ, HUKUKUN İLKELERİNİ VE MATEMATİĞİ DE YOK SAYMAYALIM!
Mustafa Sarıgül AK Partili vekil olsaydı veyahut Sarıgül’ün hakkındaki iddialar herhangi bir AK Partili milletvekili hakkında ortaya atılsaydı ahlak abidesi sol kesim şimdi ortalığı ayağa kaldırmıştı !
Ama kendi partilerinden olunca 3 maymunu oynuyor ahlaksızlar..!
Partiye zarar vermesin diye Sarıgül’ün üyeliği askıya alınmış. Hakkında yoğun iddialar bulunan Ekrem ve diğer onlarca kişi için niye aynı şeyi yapmıyorsunuz. Sonuçta hepsi iddia değil mi?
Diğer hırsızlık ve yolsuzlukla suçlananlar partiye zarar vermiyor da, fayda mı sağlıyor.
DİPLOMASİNİN SESSİZ FIRTINASI ! ANKARA BAKÜ’DE NEŞTERİ VURDU!
Bakü’deki o toplantı salonunda kameralar karşısına geçen Hakan Fidan, görünürde ne kadar sakin, ne kadar yapıcı bir üslup kullandı değil mi? Ama o sakinliğin ardında, Azerbaycan yönetimine, sosyal medyada şov peşinde koşan trollerine ve Ilham Aliyev iktidarının koridorlarına indirilen öyle ağır bir tokat vardı ki…
Anlayana, duyana, duymak isteyene!
Ankara artık susmuyor arkadaşlar. Diplomatik kılıfa sarılmış ama muhatabının suratında patlayan bir hakikat var ortada.
Hakan Fidan ne dedi Bakü’de? “Ortada bir mesele varsa bu masada konuşulur, sosyal medyada propaganda malzemesi yapılamaz” dedi. Bu ne demek biliyor musunuz? “Kendi medyanızda, sosyal medya hesaplarınızda Türkiye aleyhine yürüttüğünüz o ucuz kampanyaları, o seviyesiz algı operasyonlarını derhal kesin!” demektir. İki gün öncesine kadar Türkiye’nin desteğiyle ayakta duran, her krizde Ankara’nın kapısını çalanlar, iş kendi küçük siyasi hesaplarına gelince Türkiye’yi hedef gösteremez! Fidan, Aliyev yönetimine açıkça sınırlarını çizdi. “Haddinizi aşmayın, iç politikadaki şovlarınıza Türkiye’yi alet etmeyin!”
Ve en can alıcı nokta… Fidan, “Bu bağ kriz zamanlarında, savaş zamanlarında test edilmiş bir bağdır” hatırlatmasını yaptı. Bakın, bu sadece sıradan bir Cümle değil. Bu, Karabağ’da, o en zor günlerde Türkiye’nin nasıl bir gövde gösterisi yaptığını, kimlerin yanınızda durduğunu unutanlara çekilmiş sert bir ihtar! Ankara, “Zor günde arkamızda duran Türkiye’yi, bugün üç beş dezenformasyon odasına feda edemezsiniz, o hafızayı tazeleyin” diyerek Bakü’deki o kibri adeta darmadağın etti.
Öyle suni krizler köpürtüp, dezenformasyondan beslenerek Ankara’ya gözdağı veremezsiniz. Türk kamuoyunun hassasiyetleriyle oynamanın bedeli ağır olur. Hakan Fidan, İlham Aliyev’in yüzüne bakarak, devlet aklının ve Türk milletinin iradesinin şaka götürmeyeceğini en net haliyle gösterdi. Mesaj adrese ulaştı.
Şimdi Bakü düşünsün!
MHP Lideri Devlet Bahçeli’den Yeni Teklif Muhtarlıklar Kaldırılsın!
30 büyükşehirde belediye başkan adayının ekibi ile birlikte seçime girmesi üzerinde duruluyor. Büyükşehirlerdeki muhtarlıkların kaldırılması da çalışmalar kapsamında.
Seçim sonuçları henüz kesinleşmeyen başta Ankara ve İstanbul olmak üzere birçok şehirde belediye başkanlığının başka partiden, belediye meclisindeki çoğunluğa ise farklı partinin sahip olmasından kaynaklı ortaya çıkacak sıkıntılar konusunda tartışmalar yapılıyor.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de bu sıkıntıya dikkat çekerek yeni bir sistem önerisinde bulunmuştu. Bahçeli‘nin “Büyükşehirleri seçelim, o da ilçe belediye başkanlarını seçsin” teklifine AK Parti sıcak yaklaşmıştı.AK Parti Grup Başkanı Naci Bostancı, MHP liderine önerisiyle ilgili olarak “Sayın Bahçeli, kamu hizmetinin daha iyi verilmesi ve büyükşehir belediye başkanı ile ilçe belediye başkanı arasında, hizmet etme çalışmalarını, çabalarını sekteye uğratacak siyasal farklılıkların olmaması için, bu değerlendirmeyi yaptığı kanaatindeyim. Sayın Bahçeli, bir öneride bulundu. Bu çok kıymetlidir. Buna ilişkin çalışmalar yapılabilir ama bunlar ortak mutabakat ile yapılır” demişti.
İLÇE BELEDİYELERİNİN İMKÂNLARI ARTIRILACAK
MHP kurmayları, büyükşehirlerle ilgili yapılacak düzenlemenin daha önce AK Parti’nin üzerinde çalıştığı ve büyükşehirler dışında kalan bazı illerin “bütünşehir” kapsamında alınmasını öngören taslak ile birlikte TBMM’ye getirileceğini belirtiyor.
Büyükşehir yasasıyla beraber özellikle ilçe belediyelerinin yetkileri yeniden düzenlenecek. Bu kapsamda, ilçe belediyelerinin yetkilerinin artırılması planlanıyor.
TEK PUSULADA OLACAK
MHP’nin teklifinde 30 büyükşehirde belediye başkan adayının ekibi ile birlikte seçime girmesi üzerinde duruluyor. Oy pusulasında büyükşehir belediye başkan adayının isminin altında birlikte çalışacağı ilçe belediye başkanları da yer alacak. Böylelikle, büyükşehir ve ilçe belediye başkan adayları tek pusulada olacak.
MUHTARLIĞA NEŞTER
Büyükşehirlerdeki muhtarlıkların da kaldırılması çalışmalar kapsamında. MHP kurmayları, büyükşehirlerde muhtarların eskisi kadar etkin olmadığını, bu yüzden bir düzenleme yapılabileceğini ifade ediyor.
İstanbul Barosu seçimlerini kazanan Ümit Kocasakal ağzını yaya yaya Millilikten bahsediyor, hedef gösterdiği kitleyi milli olmamakla suçluyor ama kendisi 1821'de Morayı koparmak için Osmanlıya isyan eden Rum asileri desteklemek için Yunanistan'a kadar giden Türk düşmanı ve küçük kızlara tecavüz eden Epstein benzeri Victor Hugo'yu referans olarak gösterebiliyor.
Yani terör destekçisini övüyor.
Ne demek yani, Mora Osmanlı toprağıydı, Morayı Osmanlı'dan koparmak üzere hareket edenler Rum ayrılıkçı teröristlerdi.
İşte bu Rum ayrılıkçı teröristleri 1821'de Osmanlı askerlerine kışkırtmak için üşenmeden yorulmadan Yunanistana kadar giden terör destekçisi, Türk düşmanı, İslam düşmanı Victor Hugo'yu kendisine örnek olarak alabiliyor.
Isterseniz Victor Hugo'nun Türklerin aleyhine yazdığı
"Mavi Gözlü Yunan Çocuğu" şiirini bir okuyun. Türklere nasıl kin tuttuğunu ve iftira attığını kendi gözlerinizle görün.
Türkler geçti buradan; her şey yıkıntı ve matem.
Sakız, şarap adası, şimdi karanlık bir kayalık,
Yaprakları dökülmüş, neşesiz çamların gölgesinde.
Ne bir ev kalmış ayakta, ne bir kule, ne bir duvar,
Ne de çan sesleri yükselen o eski kiliselerden bir iz...
Her şey susmuş. Sadece o ıssız kayalıkta,
Mavi gözlü, sarı saçlı bir Yunan çocuğu oturur;
Başını eğmiş hüzünle, kimsesiz ve yapyalnız.
Sığınacak bir çatıdan, tutunacak bir daldan yoksun,
Bu korkunç harabelerin ortasında tek başına.
Ey çocuk, diyorum, ne istersin hüzünlü gözlerinle?
Ağlama artık! İster misin sana bu tatlı meyveleri vereyim?
Ya da şakıyan o altın kanatlı kuşu getireyim mi?
Ne istersin gülümsemen için, söyle bana?
Güzel bir çiçek mi, yoksa mavi dalgalarda yüzen bir sandal mı?
Mavi gözlü çocuk yanıt verir:
— Ben barut istiyorum, fişek istiyorum!
Victor Hugo'nun iğrençliği sadece bu kadar mı, tabii ki hayır.
Victor Hugo ayrıca, epistein gibi küçük kızları taciz eden bir sapık.
Dünyaya servis edilen Sefiller adlı romanıyla sefilliğin edebiyatını yapan bu yaşlı sapık, küçük kızların açlığını ve yoksulluğunu fırsat bilerek onları iğrenç emellerine alet ediyordu.
Bu iğrenç fiili yaparken hayvani bir çılgınlıkla aç kızların üzerine çullanıyordu.
Sefilliğin edebiyatını yazan bu yaşlı sapık hayatını sürdürmek için bedenlerini satmak zorunda kalan bu kızlara acımak bile aklından geçmiyordu.
Halkın kadınlarının hayatta kalmak için bedenlerini satmak zorunda bırakılmasının trajik kaderi üzerine Sefiller adlı eseri ile güya nesilleri ağlatan bu sapık, aynı tecavüzü birkaç sent karşılığında kendisi büyük bir rahatlıkla yapabiliyordu.
Büyük ahlakçı, üstelik, sapkınlıklarının korkunç bir muhasebesini tutmaktan geri de durmuyordu.
Özel defterlerinde, iğrenç ücretleri, yaşları ve cinsel fantezileri titizlikle not ediyor, sefillerin bedenini basit bir hesap defterine indirgiyordu.
Şifreli günlükleri, örneğin "Küçük çamaşırcı kız, 15 yaş: 2 frank" ya da "Verrerie Sokağı'ndan kız, 16 yaş. 1 frank 50" gibi ürpertici girdilerle dolu; bunların arasında, İspanyolca kodlanmış, küçük kızların bedenlerini diline dolamış, cinsel dozları yüksek betimlemeler yer alıyordu.
Bu adamın zalimliği, ona hayatını adamış sadık sevgilisi Juliette Drouet ile daha trajik bir şekilde ortaya çıkıyordu. Halbuki kadın, varlığını ona feda etmişti.
Yazar, kendini evrensel özgürlüğün şampiyonu olarak yüceltirken, sevgilisinden tam bir itaat talep ediyor, onu çift kilitle hapsediyordu.
Halkları Manipüle ederek kitaplarından elde ettiği telif haklarından devasa bir servet biriktirirken, kadını aşağılayıcı bir yoksulluk içinde tutmaktan sadist bir zevk alıyordu.
Mektuplaşmaları, bir kadının çilesini gün yüzüne çıkarıyor. Kışın üşüyerek, kasaba ya da odun için yalvarmak zorunda kalıyor, çaresizce şöyle yazıyordu: "O kadar yoksulum ki sevgilim, ayaklarıma giyecek ayakkabım bile kalmadı".
Kendi elbiselerini rehin vererek hayatta kalmaya çalışırken, Hugo, yoksul mahallelerden genç kızlarla defalarca birlikte olmak için sınırsız harcamalar yapıyordu.
Çöken Zelensky modeli yerine no name
Dünya medyası 'Sırbistan'da öğrenciler iktidarı değiştirdi' başlığıyla duyurdu seçim sonuçlarını. Avrupa Birliği kaygılanmadı mesela.
'Devrim' dediler.
'Bravo' dediler.
14 yıllık Vucic iktidarına son verdiler.
Şu satırları yazarken elde ettiğim resmi sonuçlara göre öğrenci hareketi 250 sandalyelik mecliste. 138 milletvekili çıkararak tek başına iktidar olmayı garantilemişti.
Şimdi biz gelelim asıl meseleye.
Bundan yaklaşık iki yıl kadar önceydi. 1 Kasım 2024! Novi Sad'daki tren istasyonunun yenileme çalışması sonrası girişteki beton sundurma çökmüş ve 16 kişi hayatını kaybetmişti. Demem o ki bugünkü seçim sonuçlarının temeli o gün atıldı. Sırbistan'da halk doğal olarak sordu:
Henüz yeni yapılmış, şu kadar para harcanmış...
Denetimi kim yaptı, onayı kim verdi? ...
Sorumlusu kim? ...
Üniversitelerde başlayan eylemler sokağa yayıldı. Zamanla köylüler, çiftçiler, doktorlar, hukukçular ve toplumun farklı kesimlerinden katılımlar oldu...
Adalet aradılar, sistem eleştirisi yaptılar, değişim talep ettiler...
Ve başardılar!
Anlatılan hikâye böyle! Hayli romantik ve etkileyici. Hatırlayın İspanya'da da benzer başka bir hadise yaşanmıştı. Hani şu 71 yıldır aynı evde oturan yaşlı teyzemizin oturduğu evden atılma hikayesi. İspanya sokaklara döküldü ve erken seçim kararı alındı.
Fransa'da da öğrenciler ayakta!
Şimdi bu modeli dünyanın farklı ülkelerinde hayata geçirmek istiyorlar, ama bu konuya birazdan gelelim. Zira bir başka mesele daha var. Bu öğrenci hareketinin bir lideri yok gibi gözüküyor. Listenin başında Novi Sadlı bir kardiyolog var. Doktor yani. Peki başka kimler var? Eski Merkez Bankası Başkanı, çevre aktivisti, basketbolcu falan...
Başbakan kim olacak, bakan kim olacak belli değil? Belli olan tek şey Sırbistan müesses nizamının ülkeyi yönetecek olması! Asker, yargı, polis yani...
Aslında 'başarı, devrim' dedikleri şey, hiçbir şey! Ukrayna'nın Zelensky'sinin bir başka versiyonu anlayacağınız. 'No mane' dedikleri yeni proje!
Peki kim var bunun arkasında? Bekleyip göreceğiz.
Peki Sırbistan'ın bütün dertleri bitecek mi şimdi? Artık bu türden kazalar, ölümler yaşanmayacak mı? İşçiler, köylüler, çiftçiler refaha mı kavuşacak? Hayat pahalılığı bitecek mi? Hayır!
Balkanların nasıl karışacağını, yeni savaş sahalarını, ölümleri göreceğiz.
Şimdi gelelim bu modelin dünyaya ihracına. Özelde de Türkiye'ye! Türkiye'nin iki büyük partisinden biri belediyelerdeki korkunç yolsuzluklarla diğeri de fon kriziyle anılıyor. Bütün dünyayı kasıp kavuran ekonomik kriz Türkiye'yi de sarsıyor. Halk mutsuz...
Ülkeyi kurtarması için 'no name' çağrılıyor!
Yani adı sanı bilinmeyen, markalaşmamış bir isim çıkıp bir hareket başlatacak ve iktidarı ele geçirecek. Uzun süredir birilerinin ağzından düşmüyor bu senaryo. Tamda Türkiye bu kadar iş başarmışken. Tam da sonuca bir adım kalmışken. Tam da imkân ve kabiliyette zirveye ulaşmışken. Tam da Mavi Vatan'a mührümüzü vurmuşken. Tam da terörsüz Türkiye'ye kavuşmuşken.
Ama fon!
Gezi'de denemişlerdi. Hatta sözcülerden biri çıkıp 'yeni başbakanı aramızdan kurayla belirleyeceğiz' demişti. Tabii ki başaramamışlardı. Emin olun yine başaramayacaklar. Az sabredin hele güzel haberler duyacağız.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur
KONU: MURAT AĞIREL HAKKINDA TCK 267. MADDEYE GÖRE İFTİRA SUÇUNDAN DOLAYI SORUŞTURMA AÇILMASIDIR…
Murat Ağırel, 24.10.2026 günü yaptığı açıklamada;
“Sinan Çampınar, Osman Gökçek’in ortakları Kai ve Marc’a ait 13 şirketle bağlantılı 150 milyon euro’luk yatırımları bulunduğunu, Osman Gökçek’in konsoloslukta bir kişiye vekâlet verdiğini ve söz konusu kişilerle birlikte Almanya’dan İspanyaya özel uçakla gittiğini, Sinan Çampınar‘ın elinde vekâlet belgesi, fotoğraflar ve özel uçağa ait faturalar bulunduğunu, iddiaların araştırılması için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı‘na ihbarda bulunduğunu” söylemiştir.
Ayrıca Murat’a Ağırel, bu konuları telefonda Osman Gökçek’e sorduğunu ifade etmiştir.
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki bana böyle bir soru sorulmamıştır.
Murat Ağırel’in sordugu konu “Sarıgüllerin bir fonu olup olmadığı, bu fonla ilgili benim bu fonu tanıyıp tanımadığımı sormasıdır. Yoksa böyle bir soru sorulmamıştır.”
BÜTÜN İDDİALARI YALANDIR!
Söylemiş olduğu şahısların hiçbir tanesini tanımam. Bırakın Almanya’da ve İspanya’da 150 milyon avroluk yatırımı, 150 avroluk dahi yatırımı bulabilmeleri mümkün değildir
Murat Ağırel‘in iddialarının tamamı yalandır. Kendisinin yalan söylediğini ispat etmeye etmek için savcılığa başvurdum.
Konsoloslukta kime vekâlet vermişim, ispat et!
EDEMEZSIN ÇÜNKÜ ÖYLE BIR ŞEY YOK
Almanya’dan İspanyaya özel uçakla gitmişim, ispat et!
EDEMEZSIN ÇÜNKÜ ÖYLE BIR ŞEY YOK
Elinde vekâlet belgesi varmış, ispat et!
EDEMEZSIN ÇÜNKÜ ÖYLE BIR ŞEY YOK
Fotoğraflar varmış, fotoğrafları kamuoyuna açıkla, göster!
GÖSTEREMEZSIN ÇÜNKÜ ÖYLE BIR ŞEY YOK
Özel uçağa ait faturaları göster!
EDEMEZSIN ÇÜNKÜ ÖYLE BIR ŞEY YOK
BUNLARI GÖSTEREMEZ VE İDDİA OLARAK ORTADA BIRAKIRSA YAPTIĞI ALENİ OLARAK YARGI ORGANLARINI VE KAMUOYUNA YALAN BEYANDA BULUNMASIDIR.
Murat Ağırel‘in böyle bir konuyu dedikodularla ve iftira atarak değil belgeleriyle ispat etmesi halinde ben MİLLETVEKILLİĞINDEN ISTIFA EDECEĞIMI açıkladım.
Şerefli ve haysiyetli insanları söylediklerini ispat eden insanlardır. Yoksa insanlara iftira atarak gerçek olmayan konuları gerçekmiş gibi sunmaları, kamuoyunda algı meydana getirmeleri iftiradan,tetikçilikten ve ahlaksızlıktan başka bir anlam taşımaz.
TÜRK CEZA KANUNUNUN 267. MADDESİ
Türk Ceza kanununun 267. maddesi iftira suçunu düzenlemektedir. 267. maddede aynen şöyle denilmektedir:
(1) Yetkili makamlara ihbar veya şikayette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği halde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Murat Ağırel‘in yaptığı birebir 267. maddeye uymaktadır.
YURT DIŞI BAĞLANTILARI VE FİNANS KAYNAKLARI ARAŞTIRILMALIDIR!
Ayrıca geçtiğimiz yıllarda MİT mensuplarının şehit ailelerini deşifre etmekten dolayı ceza alan, cezaevine girdiği dönemde FETÖ firarleri, FETÖ avukatları ve DHKP-C Avukatları tarafından düzenli olarak destek alan bir kişinin yurt dışı bağlantılarının mutlaka ortaya çıkarılması gerekmektedir.
Murat Ağırel’in yurtiçinde ve yurtdışında görüştüğü kişilerin HTS kayıtlarının incelenerek ortaya çıkarılması gerekmektedir.
Murat Ağırel, Sarıgüllerle ilgili haber yapmamasını, elinde delil olmamasına bağlarlarken, benim hakkımda ortada hiçbir delil yokken benimle ilgili savcılığa suç duyurusunda bulunması kendisinin iki yüzlülüğünü açıkça ortaya koymuştur.
MURAT AĞIREL, BU İFTİRANI SENİN YANINA KOYMAM!
BEN ANKARA CUMHURIYET BAŞSAVCILIĞI‘NA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDUM HADI ŞIMDI SIRA SENDE HAKKIMDA ATTIĞIN YALAN VE PİSLİKLERİNİ BELGELERIYLE ISPAT ET
İspat ederek şerefini ve haysiyetini kurtar.
EDEMEZSEN BİR TETİKÇİ OLDUĞUNU KABUL ET
İstanbul Baro Seçimi milletimize ders olsun, kendimize gelelim!
Müslümanları, kapalıları bir kaşık suda boğmak için nasıl pusuda yatıyorlar gördünüz!
Başkan seçilen şahıs meydan okuyor! Anayasa yapamazsın diyor, bunu darbe sayarız diyor, yani Anayasa’da başörtüsü vs. güvenceye alınacak diye aklı çıkıyor! Hesap sorcaz diyor!
Bir diğeri çıkmış, Devleti savcıları herkesi tehdit ediyor, not tutuyoruz diyor. Bedel ödetcez diyor.
Sivil Anayasa milletimiz için herşeyden çok daha önemli..
Eğer başaramazsak ve tökezlersek 28 şubatı mumla ararız. Kinleri tehditlerinden anlaşılıyor!
Erdoğan’ın yanında durup sivil Anayasa yapmak zorundayız. Milletimizin her ferdinin haklarını güvence altına almalıyız!
Yoksaki bunlar tekrar ülkeyi vesayet altına almak için pusuda bekliyorlar!
- Antalya Büyükşehir Belediyesi iddianamesinde rüşvet alan olarak yargılanan,
- Adaylık için Veli Ağbaba’ya Özgür Özel’in talimatıyla 1 milyon Euro rüşvet verdim diyen,
- Adaylık için Ekrem İmamloğlu’na 15 milyon Euro rüşvet vermek için anlaştık, 5 milyonunu önden verdim, tutuklanınca kalanını vermedim diyen,
- Ankara’daki fuhuş operasyonunda bir milletvekilinin yazışmalarında Böcek adına Adli Tıp üzerinden 5 milyon paranın verildiğine yönelik yazışmalar bulunan,
- Antalya’daki fuhuş soruşturmasında yaşı 18’den küçük kızların belediyede iş vaadiyle kandırılarak Muhittin Böcek’le birlikte olmak suretiyle fuhuşa sürüklendikleri gerekçesiyle sayısız mağdur hakının hakkında ifade verdiği,
Bu BÖCEK’ten memleketçe kimse kurtulamıyor.
Hala hiçbir şey olmamış gibi sosyal medyada paylaşım yapıyor.
Üstelik kendisini aday yapan Özgür Özel, siyasi olarak hiçbir hesap verme gerekliliği duymadığı gibi, Kemal Kılıçdaroğlu da hala CHP’den ihraç etmiyor.
Ne özelliği var, bilemiyorum. Daha ne duymaları gerekiyor, onu da bilemiyorum.
Şimdi de ANSET iddianamesi çıktı. Yüzlerce milyonluk kamu zararı var. Bu dosyayı da belgeler ve ifadelerle anlattım.
• Ece Sevim ile DOSYA yayında.
Kadıköy Lisesine asılan o pankart olayıyla ilgili "öğrenci protestosu" masalı çok çabuk patladı. Malum kesimin alelacele yaymaya çalıştığı olayın aslı astarı bambaşka çıktı.
Pankartı asanlar Kadıköy Lisesi öğrencisi falan değil; TİP üyesi, reşit iki üniversite öğrencisi. Gece 01.30’da, okulun kapalı olduğu saatte gizlice binaya girip kendilerini sanki lise öğrencisi gibi göstererek provokasyon peşine düşmüşler.
Madem yaptığınız şey anayasal bir hak, neden gece vakti gizli saklı yapıyorsunuz? Çünkü amaç masum bir protesto değil, açıkça kaos üretmek.
Gelelim pankarttaki “Bize gelecek yoksa sana huzur yok, Yusuf Tekin istifa!” cümlesine. Bunun adına kimse "eleştiri" ya da "istifa çağrısı" demesin. Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'i doğrudan hedef alan bu ifadeler açık bir tehdittir. İki üniversite öğrencisinin bir bakanı hedef alıp bu tarz tehditler savurmasının savunulur hiçbir tarafı yok.
Üstelik bu kişilerin sicili de pek temiz sayılmaz. Daha önce "Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefet, Cumhurbaşkanına hakaret, görevi yaptırmamak için direnme ve mala zarar verme" gibi suçlardan adli kayıtları olduğu ortaya çıktı.
Ortada ne masum bir lise öğrencisi protestosu var ne de ifade özgürlüğü. Planlı bir provokasyon ve açık bir tehdit var. Hukuk da gereğini yapar, kimse kimseyi mağdur gibi göstermeye kalkmasın.