Bugün Felsefe mezuniyet töreninde bir arkadaşımız paraşüt akademisyenden diploma alırken fotoğraf çekilmek istemedi. Bunun üzerine paraşüt Yasin Ramazan Başaran arkadaşımızın diplomasını vermek istemedi ve fiziksel olarak müdahale etti!
Yasin Ramazan Başaran derhal bölümden uzaklaştırılmalıdır.
Arkadaşımızın yanındayız, öğrenciler size boyun eğmeyecek!
Deniz Göktaş’a takılan ters kelepçe hepimizin beynine de takılıyor. Düşünmeyelim, eleştirmeyelim, konuşmayalım istiyorlar. Beynimizde onların kelepçesiyle yaşayalım istiyorlar.
6 Temmuz Pazartesi günü hem sözde casusluk hem de diploma davasında 2 ayrı mahkemede yargılamam var. İBB Davası’nın hakimi ise aynı gün benim İBB Davası’nda savunma yapmamı istiyor. Üstelik daha önce en son savunma yapmamı kabul ettiği halde.
Bir insan aynı gün 3 ayrı mahkemede savunmaya zorlanmasının insani bir yönü yok. 110 gündür süren dava sürecinin sonlarına gelmişken mahkeme başkanının 9 Temmuz’da duruşmayı sonlandırma ısrarı düşündürücüdür.
Neden 9 Temmuz ısrarı?
Bu ani kararın sebebi ne?
3 eylemi olan sanıklar 1 tam gün savunma yaparken, 142 eylemden suçladıkları Ekrem İmamoğlu’nun savunması neden kısıtlanıyor?
Bu soruların yanıtı yok. 9 Temmuz sonrası Türkiye’de ne olacak?
Orantısız güç kullanarak ters kelepçeyle eziyet ettiğiniz Gençler
Orantısız zekalarıyla tüm prangaları kırdı çoktan!
Bitsin artık zulmünüz..
DenizGöktaş'ı serbest bırakın.
Ricamızdır…
Görenler görmeyenlere göstersin, duyanlar duymayanlara anlatsın:
Seçilmiş Genel Başkanımız Özgür Özel, yarın Cumhuriyetimizin kalbi Ankara’da partililerimizle, halkımızla bayramlaşıyor.
Milletimiz neredeyse biz oradayız.
Makamlarda, taş binalarda değil, milletimizin yanındayız!
Bekliyoruz…
🗓️ 30 Mayıs Cumartesi
🕗 14.00
📍 Babaocağı Ankara İl Başkanlığı Binası / Güvenpark
Cumhuriyet Halk Partisi Kurultayı ile ilgili yargı sürecinin ve sonrasında yaşanan gelişmelerin planlandığı dönemde ben Türkiye’de değildim.
Aracım Arnavutluk’taydı ve Balkanlar’da kara yoluyla seyahat ediyordum.
Genel Merkezimizin çağrısı ve Grup Başkanvekilliği seçimi nedeniyle aracımı Arnavutluk’un başkenti Tiran’da güvenli bir yere bıraktım. Ardından hava yoluyla Ankara’ya geldim. Esenboğa Havalimanı kayıtları da bunu açık ve net şekilde göstermektedir.
Seçim tamamlandıktan ve Genel Merkezimize yönelik yaşanan müdahaleler sonrasında tekrar Esenboğa Havalimanı’ndan uçağa binerek Tiran’a döndüm. Şimdi de bıraktığım aracımı alarak kara yoluyla Türkiye’ye dönüyorum.
Pasaportumdaki giriş-çıkış kayıtları, uçuş kayıtları ve tüm resmi belgeler ortadadır.
Gizli saklı hiçbir şey yoktur.
Buna rağmen bir otelde birkaç saat dinlenmem üzerinden algı operasyonu yapılmaya çalışıldığını hayretle görüyorum.
Arnavutluk’tan hareket ettikten sonra uzun ve yorucu bir yolculuğun ardından Selanik’te mola verdim. Bu sırada Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün doğduğu evi ziyaret ettim. Kültür Bakanlığı yetkilileriyle ve Konsolosluk görevlileriyle görüştüm.
Her şey açıktır. Her şey şeffaftır. Her şey kayıt altındadır.
Şimdi soruyorum:
Benim yol yorgunluğu nedeniyle birkaç saat dinlenmem neden bu kadar büyütülüyor?
Siz benden uykusuz şekilde direksiyon başında kalmamı, trafik kazası yapmamı, kendi canımı ya da başkalarının hayatını tehlikeye atmamı mı bekliyordunuz?
Trafik kuralları sürücülere gerektiğinde dinlenmeyi emreder.
Bu bir tercih değil, sorumluluktur.
Ben hayatım boyunca hukuka, kurallara ve kamu düzenine saygı göstermiş bir insanım.
Yolculuk sırasında dinlenmek de en doğal hakkımdır.
Herkesin dinlenme hakkı varsa benim de dinlenme hakkım vardır.
Bir otelde birkaç saat uyumayı tartışma konusu yapmak gerçekleri değil algıları konuşmaktır.
Ben tatilde değildim. Ben eğlencede değildim. Ben binlerce kilometrelik bir kara yolculuğundaydım.
Kaldı ki, hadi bir an için tatilde olduğumu kabul etseniz bile;
Bu suç mu?
Bu günah mı?
Bu ahlaksızlık mı?
İnsanların dinlenmesini, uyumasını ve yol güvenliğini sağlamasını suç gibi göstermeye çalışmak hangi vicdana, hangi ahlaka ve hangi hukuk anlayışına sığar?
Siyaset bu kadar kirli olmamalıdır.
Siyaset bu kadar ahlaksızlaştırılmamalıdır.
Bir insanın otelde kalmasını, birkaç saat uyumasını siyasi malzeme haline getirecek kadar çaresizleşen bir anlayışın millete verebileceği hiçbir şey yoktur.
Ortada ne hırsızlık vardır, ne yolsuzluk vardır, ne rüşvet vardır, ne kamu zararına yol açan bir işlem vardır, ne de bir başkasının hakkına ve hukukuna zarar veren bir davranış vardır.
Soruyorum:
Hırsızlık mı yaptım?
Rüşvet mi aldım?
Yolsuzluk mu yaptım?
Bir kişinin hakkını mı yedim?
Bir kişinin canına mı kastettim?
Hayır.
Yaptığım tek şey, binlerce kilometrelik kara yolculuğunda trafik güvenliğini ve insan hayatını önceleyerek dinlenmek olmuştur.
Asıl sorgulanması gereken benim birkaç saat dinlenmem değil, bundan siyasi rant ve siyasi malzeme çıkarmaya çalışan anlayıştır.
İnsan hayatını korumak sorumluluktur.
Bunu suç gibi göstermeye çalışmak ise vicdansızlıktır.
Şu an yeni uyandım. Sosyal medyada yapılan paylaşımları gördüm. Kahvaltımı yaptıktan sonra Yunanistan’dan Türkiye’ye doğru yola çıkacağım.
Gerçekler bu kadar açıkken, insanların can güvenliğini önceleyen sıradan bir dinlenme molasını siyasi tartışma konusu haline getirmek, siyasetin ne kadar kirletildiğinin en açık göstergesidir.
Otobüs kaldıracak imkanımız yok.
Sosyal medya hesapları kapatıldı.
SMS atmak için dahi daha sistem kuramadık.
Tek güvencemiz halk…
Cumartesi
14.00
Güvenpark
⭕️Atanmış CHP yönetimi, satılacak araçların parasının Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne verileceğini açıklamıştı
💥Dernek açıklama yaptı:
⭕️“Kılıçdaroğlu yönetiminden gelecek herhangi bir bağışın derneğimiz tarafından kabul edilmesi mümkün değildir. Kamuoyuna saygıyla duyurulur
Değerli yol arkadaşlarımız,
“CHP İletişim” hesabımız artık “Özgür Özel İletişim” (@ozgurozeliletsm) adıyla yoluna devam ediyor. Sesimizi daha güçlü duyurmak, dayanışmamızı büyütmek için hep birlikte takip edelim, çevremize de ulaştıralım.
Birlikte daha güçlüyüz.
#Lider
Depremin ikinci günü Hatay'a girdiğimizde her yer yıkılmıştı..
Armutlu'da bir pazar tentesinin altında yüzlerce insan acı içinde, çaresizce birilerinin gelmesini bekliyordu..
Enkazdan çıkmış yaralı insanlar, enkaz altındaki sevdiklerini çıkarabilmek için çırpınıyordu..
Yardım için şehre her giren aracın peşinden koşuyordu insanlar.. babam şu apartmanda, annem şurada diyerek yalvardılar hiç unutmam..bir yetkili yoktu.. bir genç kız bana bir çekiç bulur musun dedi..ne yapacağını sordum..annem çekyatın altında olabilir hava açmam lazım dedi..
ilk gittiğimde tam 15 gün kaldım orada...ben bu adamı bir kez bile görmedim.
Ölüler battaniyelere sarılı yerlerde bekletildi.. Gece başında nöbet tutardık araçlar çarpmasın diye.. Bir tek kişi vardı Armutlu muhtarı o da çaresizce koşturuyordu... Araç yoktu.. dördüncü gün orman bakanlığının pikap aracı geldi..bir genç vardı hiç unutmam bacağı kırık enkazdan çıkartılmıştı...tüm ailesi yedi kişi battaniyeye sarılı yerde, araç bul kendine dediler..
hayatımda duyduğum en acı sözlerden biriydi..psikolog var demişlerdi bir çadırda koştum oraya gelin dedim tüm ailesini kaybetmiş bir gence böyle söylediler...sen yoktun. Bir abiye serum takmışlar.. serum yere bakıyor.. akmıyor.. fırça sapına tutturdum serumu sen yoktun.
Sol partiler vardı orada, aracına atlayıp yola koyulan yurttaşlar vardı, yurt dışından gelen arama kurtarma ekipleri vardı ben seni görmedim.. elinde bir kazma ile gelmiş inşaat işçisi vardı sen yoktun..
Üçüncü gün şehre jak geldi, dördüncü gün madenciler.. Armutlu, Defne, Antakya her enkazın başında umutla ve acıyla bekleyen ailer vardı sen yoktun.. Tüm şehir bağırdı "sesimi duyan var mı?" sen yoktun...
Karanlıktı tüm sokaklar günler sonra gelen vinçler vardı sen yoktun..
Bir kadın tam dokuz gün boyunca nişanlısının bulunduğu enkaz başında yalvardı herkese..
"sesini duydum konuştum yaşıyor" dedi..
apartman tam yıkılmadığı için kimse girmeye cesaret edemedi..
dokuz gün sonra her şeyi göze alan madenciler çıkardı bedenini...sıcaktı bedeni..sen yoktun.
Suriyeli bir ailenin bebekleri çıkarıldı enkazdan.. akrabaları yağmacı sanılıp sorgulanmıştı..
"gel" dedi bana "bak yeğenim hala sıcak" bakamadım..sen yoktun..
Pazar yerinin karşısında apartman yerle bir olmuştu..kendi kepçesi ile yakını çıkarmak isteyen bir yurttaş vardı..yolu kesmek istemiyordu çünkü yol boyunca her apartman yıkılmıştı..bir düdük bulmuştum trafiği kontrol etmek için..
bir enkazdan blok çıkarıyorduk, bir araç geçiyordu...sen yoktun.
Üçüncü gün öğlen saati jak komutanı bundan sonrası bizde dedi.. sen yoktun.
Çok acı biriktirdik..taş kesildiğimiz çok an oldu..sen yoktun. Köylerde insanlar seralarda yattı..çadır için günlerce bekledi sen yoktun.. Nereye baksam İstanbul'dan tanıdık bir yüz vardı ama sen yoktun.
Çok şey var unutmak istediğim..
Demek senin hassasiyetin var öylemi...