Bu açıklama her yönüyle sorunlu ve bu bakanın hemen görevden alınmasını/istifa etmesini gerektirir.
Bakanların, başbakan/devlet başkanlarının açıklamaları devletleri bağlayıcı niteliktedir ve bununla ilgili olarak konunun muhatabı devletler karşı taraftan yani bizden izahat isteme hakkına sahiptirler.
Burada söz konusu olan Kudüs Türkiye Cumhuriyeti devletinin toprağı değildi, hiçbir zaman da olmadı. Vaktiyle Osmanlı toprağı olmuş olması 'bizim' toprağımız olması anlamına gelmez. Kudüs şehri halihazırda Filistin Yönetimi ile İsrail arasındaki egemenlik tartışmalarının önemli bir parçasını oluşturuyor. Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere bütün üst düzey yetkililer Filistin sorununa en ideal, en hakkaniyetli çözümden bahsettikleri zaman '1967 sınırları içinde ve başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin devleti'nden söz ediyorlar. Bu durumda Kudüs nasıl bizim oluyor?
Eğer Osmanlı coğrafyasının bize yani Türkiye'ye ait olması gerektiğinden bahsediyorsak o zaman yandık demektir; çünkü böyle bir zihniyet Türkiye'yi etrafımızdaki bütün devlerlerle kavgalı yapar.
Zaten açıklamanın girişinde Şam ve Halep'ten bahsedilmesi de ayrı bir sorun. Bu şehirler Suriye'ye ait, bizim değil. Hiçbir zaman Türkiye Cumhuriyeti devletine ait olmadı. Suriye'de rejim değişmesi (ki, buna tam destek vermek Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan bu yana yapılan en büyük dış politika hatasıdır ve ülkemize maliyeti yüz miyarlarca dolardır) bu toprakları bizim yapmaz. Buralar yine Suriye topraklarıdır.
Karabağ ise Azerbaycan toprağıdır. Sadece Karabağ değil etrafındaki yedi rayonun Ermeni işgalinden kurtarılması ve burada Ankara'nın oynadığı kritik rol hepimizin gururudur; ama bu, tamamen ayrı bir konudur.
Yukarıdaki mantıkla hareket edecek olursak Orta Doğu Arap dünyası ile papaz olmamız kaçınılmazdır; çünkü bazı ücra köşeleri hariç Orta Doğu'nun hemen hemen her tarafı Osmanlı toprağıydı. Bu tür tutarsız, bilinçsiz ve ideolojik içerikli açıklamalar üst düzey yetkililer tarafından yapıldığı zaman bölgedeki bütün ülkeler rahatsız olurlar. Bu mantığın bir başka versiyonu Türkiye'yi Orta Doğu Arap ülkeleri ile on yıla yakın bir süre kavgalı tutmuş ve büyük maliyetlere sebep olmuştu.
Bu kafa yapısının sorun yaratacağı alan sadece Orta Doğu ile de sınırlı da kalmaz. Bulgaristan başta olmak üzere Balkan ülkelerini de durduk yere tedirgin eder. Yunanistan'ın etrafta 'bunlar yeniden Osmanlı kurmak istiyorlar' yaygarasına inandırıcılık kazandırır.
Türkiye'nin PKK'nın talepleri doğrultusunda 'açılım' tartışmaları yaptığı ve yasal/anayasal değişikliklere gidileceğinin konuşulduğu bir dönemde bir bakanın bu tür sözler etmesi tipik bir 'Tosya'ya pirince' gitme işidir.
Bu kafa yapısının Türk dış politikasını etkilemesine izin verilmeyeceğini göstermek açısından da bu bakanın 'istifa' etmesi gerekir.
Herkes buna karşı çıkmalı. ABD’de ve birçok ülkede ayılar köylere, bahçelere, evlere bile giriyorlar ama öldürülmüyorlar. Doğa düşmanlığı yapmaya kimsenin hakkı yok!
@TCTarim bu izin kaldırılsın!
Bak güzel kardeşim....
Yeşil renkte olan ülkeler İslam ülkeleri, o minicik kırmızı olan ise İsrail.
Sen müfredattan, integralı, evrimi çıkartıp din dersi koyarsan,
kadının saçınla uğraşırsan, bacak kadar çocukları eğitimden koparıp evlendirirsen, bilimden uzaklaşıp hurafelere inanırsan...
iste o küçücük kırmızı olan İsrail sizi daha çok öper.
Sen de sokakta ancak kola döküp hamburger fırlatırsın.
⚠️Bize ne yediriyorsunuz ? ⚠️
Aşağıdaki videoyu ben çektim. Bayram tatilinde ÇANAKKALE pazarından toplam 7 esnaftan ayrı, ayrı yerlerden satın aldığım 36 kilo Domates. Hepsini ÇÖPE ATTIM
❓ Soru şu Bunlar domates mi ?
55 yaşındayım hayatım boyunca böyle bir sebze türü görmedim.
Dışı kırmızı , içi beyaz, tam bir PETLAS araba lastiği gibi
Üşenmedim çanakkale'ye gelen bu domateslerin ekildiği bir köye gittim
Halileli köyü çiftçilerle konuştum bana öyle şeyler anlattılar ki DEHŞETE DÜŞTÜM
Bir çiftçiyle konuştum bana şunları söyledi ;
'' BİZE BU TOHUMLARI ATA TOHUMU DİYE SATIYORLAR HİÇ BİRİ ORGANİK TOHUM DEĞİL YA İSRAİL MENŞEİLİ YADA HİBRİT DENİLEN GDO SU DEĞİŞTİRİLMİŞ NE OLDUĞU BELLİ OLMAYAN BİR BİTKİ TÜRÜ HAYATIM TARIMCILIKLA GEÇTİ BU EKİLENLER DOMATES DEĞİL , ORGANİK DOMATESİ KESTİĞİNİZDE ODAYI DOMATES KOKUSU SARAR BUNLAR MUTANT BİR BİTKİ TÜRÜ GÖRÜNTÜSÜ DOMATES AMA,,,, DOMATES DEĞİL.
76 YAŞINDAYIM SON 10 SENEDİR KENDİ EKTİĞİM DOMATESİ KENDİM YEMİYORUM ZORUNLULUKTAN EKİYORUZ GERÇEK ORGANİK TOHUM YOKSA BİZ NE YAPABİLİRİZ. '' dedi
SAYIN TARIM BAKANI ,,SAYIN YETKİLİLER
SORUYORUZ; BİZE VE ÇOCUKLARIMIZA NE YEDİRİYORSUNUZ ❓ Bu bir suç değil mi ? bu bir BİYOLOJİK saldırı türü değil mi ?
@TCTarim@ibrahimyumakli@gidadedektifi@tuketiciajansi@ticaret@RTErdogan@GaffarYakinca@zafersahin06@mehemmed19@MHP_Bilgi@MhpTbmmGrubu
Kadınların saçının gözükmesi haram değildir. Nur suresi 31'de geçen örtü anlamındaki "humur" kelimesini "başörtüsü" olarak çarpıtsalar bile, o ayetten saçla ilgili bir emir çıkmaz. Örtülmesi emredilen yer yaka açıkları/göğüs bölgesidir.
Erkek ve kadın saçı arasında hiçbir fark yoktur. Bir taraf için saçı kapatma emri akla da aykırıdır.
Kuran'da geçmeyen bu emri o kadar önemsiyorlar ki, Kuran'ı bilmeyen biri bu emrin yüzlerce ayette emredildiğini sanabilir.
Böyle bir algıya, en azından bir ayeti çarpıtarak Kuran'da yer vermeye çalışmaları son derece normaldir..
Kadınların saçının gözükmesi haram değildir. Nur suresi 31'de geçen örtü anlamındaki "humur" kelimesini "başörtüsü" olarak çarpıtsalar bile, o ayetten saçla ilgili bir emir çıkmaz. Örtülmesi emredilen yer yaka açıkları/göğüs bölgesidir.
I am agnostik
Ahmet Alakuş..
Ablam Tuğba Yavaş 586 gün önce bir gece eşiyle evinde yalnızken 5. kattaki evinin balkonundan düşerek hayatını kaybetti. O gece eşiyle 2 saatlik kanlı bir boğuşma yaşadılar.
Eşi o gün bizimle bağlantısını kopardı. Kadınlar balkondan düşüyor ama her olay Güllü olayı gibi araştırılmıyor, Tübitak devreye girmiyor, etkin soruşturma yapılmıyor.
Deliller ve onlarca sorumuz ile adalet arıyoruz. Hiçbir sorumuza cevap bulamadık. Sanık davalara katılmıyor bile.
Bugün davamızı duyan insanlar diyor ki: "Demek ülkemizde herhangi bir yerde bir adam bir kadını kuytu köşe bir balkondan iterse düşerek ölen kadınında, adalet arayan ailesinin de vay haline..."
Pazartesi saat 14:00'da Çanakkale Adliyesi'nde 7. mahkememiz olacak. Tuğba'nın sesine ses olun!
#tuğbayavaşiçinadalet #düşerseminanma
⚠️ Cezaevindeki katili gizli tanık yapmışlar!
Erturğul Özkök, Akit TV’ye konuk oldu.
Özkök, geçmişte gizli tanık kumpaslarının nasıl işlediğini başına gelen bir olayla anlattı:
• Gazetede otururken Anadolu Ajansı’nda bir haber geldi önüme. Ergenekon davaları sırasında…
• Gizli tanık diyor ki; “Ben Ertuğrul Özkök’ü Ankara’da bir matbaada gördüm. Ergenekon davalarını yıpratacak bir kitap hazırlamış. Benim yanımda Enis Berberoğlu’nu aradı. ‘Bunu manşet yapın. Biz Ergenekon davalarını bitireceğiz’ dedi.” Gizli tanık…
• Ne böyle bir matbaa biliyorum, me böyle bir kitap biliyorum, ne öyle bir konuşma geçti.
• Bunun üzerine peşine takıldım. Gizli tanığa dava açmak istedim. Avukatlar ‘gizli tanığa dava açılmaz’ dedi.
• ‘Açın. Sembolik de olsa açın’ dedim.
• Açtık, ‘mahkeme gizli tanığa karar verilmez’ dedi. ‘Yargıtay’a götürün’ dedim.
• ‘Yargıtay burada mağduriyet vardır’ diyerek karar verdi. ‘Gizli tanığı açıklayın’ dedi.
• Kim çıktı biliyor musunuz gizli tanık?
• Nazilli cezaevinde karısını öldürmekten dolayı yatan bir katil.
Elinizde ne menem bir karar var?
Size genel başkanlığı, banka hesaplarını, sosyal medyayı veriyor. Disiplin Kurulu’nu, Parti Meclisi’ni toplatıyor, grup Toplantısı çağrısı yaptırıyor; ama genel kurul yapmaya izin vermiyor. Kitabın neresinde yazıyor bu hesap?
Ne hakkın var ki helal etmeyeceksin? Çay ocağından trilyonerliğe giden yolda milletin hakkından aldıkların için bu fakir milletin hakkını helal etmesini talep etmen lazım.
Başbakan Tansu Çıller'in Atatürk'un sözünü değiştirerek "Ne mutlu
Türkiye vatandaşıyım diyene" demesi üzerine, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel şöyle yanıt vermişti:
Biz Eğer kendimizi ‘Türkiyeli’ olarak ifade edersek, ulus kavramı zayıflamaz mı?
Atatürk’ün ‘Ne mutlu Türküm diyene’ sözü yanlış yorumlanmamalıdır. Dikkat ederseniz, Atatürk ‘Ne mutlu Türk ırkından olana’ demiyor; ‘Türküm diyene’ ifadesiyle vurgulanan şey bir ırk değil, bir ulus bilincidir. Yani burada kastedilen etnik köken değildir.
Ortada bir ulus gerçeği vardır ve bu ulus anlayışını yok sayamayız.
Bu ulusun adı Türk ulusudur, ülkenin adı Türkiye’dir. Bu devleti kuran insanların hangi kökenden geldikleri önemli değildir; biz hiçbir şekilde etnik temelli yaklaşımlara değer vermeyiz.”
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE 🇹🇷🇹🇷🇹🇷
Ruhu şad mekanı cennet olsun
Müslüman din adamı tarikatçı Hüseyin Çevik:
''Ankara'daki Tarkan konserinde izdiham oluşmuş. 50 bin kişi izlemiş adamı. Beni dinlemeye 10 kişi cemaat gelmiyor. Toplumda din iman zayıflıyor. Çok kötüye gidiyorsunuz. Sonumuz hiç iyi değil. Yemek, içmek, gezmek, eğlenmek istiyoruz. Dinmiş, imanmış umrumuzda değil!''
Bu sakat ve yaşlı cana acımayan şımarık, terbiyesiz, Allah'sız bakıcının eline felçli annemi asla bırakamazdım. Bir kediye tahammül edemeyen yaratık, tamamiyle kendisine muhtaç yaşlı bir insana neler yapmaz?? Ailesinin yerinde olsam kediyi atmak yerine bakıcıyı değiştirirdim.
FELÇLİ KADININ BAKICISI İSTEMEDİ DİYE ÖTANAZİ İSTEMİŞLER!
Adı Arap…
Yıllarca bir evin balkonunda, tek gözü görmeden, kilolu bedeniyle hayata tutunmaya çalıştı.Sonra bir gün…
Bakıcısı istemediği için kapının önüne bırakıldı.
Bir can, bir eşya gibi.Ötenazi için kliniğimize getirildi…
Ama biz ötenazi yapmıyoruz.
Çünkü her canın bir şansı, bir umudu, bir yolu vardır.Arap kaçamaz, yükseğe çıkamaz, sokakta yaşayamaz…
Ama sevgiyle yaşayabilir.
Güvenle, sıcak bir yuvayla, merhametle yaşayabilir.Şimdi onun için korunaklı, güvenli, sevgi dolu bir yuva arıyoruz.
Çünkü Arap’ın hikâyesi burada bitmeyecek.
Bir kapı kapandı ama bir kalp açılırsa hayatı tamamen değişecek.Sahiplendirme yeri:
Kadıköy Ata Veteriner Kliniği
0534 637 52 67
İstanbul / Kadıköy
PKK'lı Dersim çalgıcısı Mikail Aslan:
"Cemevlerinde Atatürk resmi ve Türk bayrağı olmasını istemiyorum. Seyit Rıza'nın resmi olmalıdır."
Bu cümleleri Tokat'ın, Çorum'un, Sivas'ın, Amasya'nın Alevi köylerinde dese, bu adama bir araba sopa çeker gönderirler.
Yürüyüşten Oscar alırlar da, siyasette final sahnesini bir türlü çekemediler.
Öyle bir özgüvenle yürüyorlar ki, gören seçimden zaferle çıkmış sanır.HaİN @kilicdarogluk ve avaneleri 🤣🤣🤣🤣
Ayasofya Camii’ni
1936 yılında tapusunu Ayasofyayı Kebir Camii Şerif, sahibini de Fatih Sultan Mehmet Vakfı olarak kaydeden de Mustafa Kemal Atatürk’tür.
Atatürk, 24 Kasım 1934 de Ayasofya camiini müzeye çeviren kararnameyi imzaladı fakat Resmi gazetede yayinlatmadi.
Bu manevrasıyla ;
Ortodoks olan SSCB , Yunanistan, Bulgaristan vd ülkelerin Ayasofya üzerindeki emellerini hoşnut ederek Montrö boğazlar sözleşmesi için destek istedi ve aldı.
20 Temmuz 1936 da Montrö boğazlar sozlesmesi taraflarca imzalanarak ,Boğazlar Türk egemenliğine girdi.
Montrö imzalandiktan 4 ay sonra ;
Atatürk, 19. KASIM .1936 da Ayasofya nın tapusunu cami olarak tapuya tescil ettirdi.
Olayları tarih sıralamasına göre yorumlarsaniz Atatürk ün dehasını ve Ayasofya cami müze tartışmasına yanıt bulabilirsiniz.
Bir süre önce Ayasofya cami kararı alınınca ibb ye, meclisine Ayasofya nın cami olarak plana işlenmesi için teklif verdiler. Ancak ,Ayasofya nın Atatürk döneminde Cami olarak işlendiği ortaya çıktı.
Büyük önder Atatürk hedefine ulaşmış Montrö yü imzalatmış, 2 yıl sonra da 1938 de ebediyete intikal etmiş. Cami Müze konusu ile Atatürk e sataşma tartışmaları Atatürk ün dehasını anlayamayan okuma özürlü küçük beyinlerin işidir.
Koç ailesi Atatürk’ün bir Cumhuriyet projesidir, ekonomiyi Türkleştirme projesidir.
Koç ailesi Türk sanayileşmesinin ana omurgasını oluşturmuştur.
Koç ailesi para üzerinden para kazanmamıştır, fabrika kurmuştur, ülkeyi sanayileştirmiş,istihdam oluşturmuştur.
Koç ailesi Türktür
ABD, yıllar önce küresel bir plan yaptı. Göz koyduğu stratejik ülkelerde ulus devlet yerine, despotluk öngörüyor. Çünkü ulus devleti ele geçirmek ya da savaşta yenmek zor ve masraflı. Oysa tek adam ve avenesinden ibaret despotluk bir fiskede devrilir. İşte Kaddafi, işte Saddam, işte Esad…
İran’ı niye yenemedi❓Çünkü despotluk değil. Tek adam yok, şefler değişiyor. Baskıcı, acımasız bir dikta, ama ulusal ve kurumsal.
Bu açıdan bakarsak, Amerikan sömürge valisi Barrack’ın neden “persona non grata” ilan ve sınır dışı edilemediği kolayca anlaşılır.
ABD’nin neyi, niçin istediği de...
AKP’nin Esenboğa Havalimanı’nda inşa edilen yeni kule ile ilgili skandalını ortaya çıkardık!
Yeni kuledeki 4 büyük kolon ve 2 balkon girişinin hatalı inşa edilmesi nedeniyle;
Pistlerin görüşlerinin engellendiğini, bu nedenle de yeni kulenin doğru düzgün kullanılamadığını tespit ettik.
Uçakların iniş, kalkış ve manevralarını yönetmekle görevli olan, kara ile havanın tüm işleyişini ve güvenlik iletişimini yürüten hava trafik kontrolörleri;
Yeni kuledeki görüşü engelleyen dev kolonlar yüzünden ⬇️
🔴 Bir pistin sadece başını görebiliyor,
🔴 Uçakların hızlandığı bölgeyi göremiyor.
🔴 Pistin orta bölümünü görebiliyorsa,
🔴 Devamında aynı pistin sonunu göremiyor.
🔴 Rüzgar diğer yönden esiyorsa, bu kez pist başını göremiyor,
🔴 Pistin ortasını görüyorsa, bu kez de pistin sonuna doğru olan tarafını göremiyor.
Tam bir beceriksizlik!
Yeni yapılan bir kule açısından, dehşet verici bir mimari hata, denetim ve güvenlik zafiyeti!
Pistlerin her milimetresini net görmesi gereken hava trafik kontrolörlerinin şu anda adeta gözleri bağlanmış durumda.
Açılışı, 19 Ocak 2026’da CB Tayyip Erdoğan’a yaptırılan yeni kule, bu güvenlik zafiyeti nedeniyle 4 aydır doğru düzgün kullanılamıyor.
Sadece göstermelik sayıda uçağa hizmet verebiliyor (3-5 uçak).
O da, 3. pistin kullanımını engelleyen hafriyat kaynaklı sıkıntıları gündeme getirmemizden sonra mecburen yapılabildi.
Pist başlarına ve sonlarına kamera sistemleri kurulsa bile sorun tam olarak çözülemiyor, tehlike büyük!
Zira Uluslararası Havacılık Standartlarına (ICAO-Annex14) göre;
Kuledeki kontrolörlerin normalde; pistler ve manevra sahalarındaki uçakları, oturdukları yerden eğilip bükülmeden, kesintisiz ve çıplak gözle görmesi zorunludur.
Sadece görüşü iyileştirmek için, ilave olarak dürbün yada kamera sistemi kullanılabileceği belirtiliyor.
Yani havalimanlarındaki kulelerde esas olan; çıplak gözle uçakların indirilip kaldırılması ve takip edilebilmesidir.
Yani havalimanlarındaki kulelerde, esas olan görüş sistemi, kamera sistemi değildir.
Yeni yapılacak kuleler, bu uluslararası standartlar doğrultusunda inşa edilmek zorundadır.
Peki durum böyleyken, Ulaştırma Bakanı Abdülkadir Uraloğlu ne yapıyor?
Yeni kuledeki bu yanlış tasarlanan kolonların önünde röportajlara çıkıp, pozlar veriyor!
Sayın Bakan’a ve DHMİ yetkililerine soruyorum!
1) Bu kule yapılırken, bu kolonlar yanlış dikilirken, uyuyor muydunuz?
2) Buradaki hatalı işlerden kaynaklanan hayati riskler ve devasa kamu zararı için idari soruşturma başlattınız mı?
3) Kulenin açılışını yaptırdığınız Genel Başkanınız Tayyip Erdoğan’ın, bu rezalet nedeniyle, kulenin ancak yarım yamalak çalışabildiğinden haberi var mı?
Vaziyet bu kadar vahim!
İşte uçuş güvenliğini tehlikeye sokan hatalı kolon ve balkon yerleşimlerinin fotoğrafları! ⬇️