Kibar olamayacağım, ülkemizde (özetle) psikolojik destek/yardım almanın ekonomik koşullara bağlı olmadığını söylemek düpedüz aptallıktır. Uzunca açıklamaya gerek yok.
Psikiyatriste ya da psikoterapiye gitmekle gelir seviyesi arasında ilişki kuran insanlar görüyorum. Oysa çalışmalarda en büyük faktör eğitim seviyesi çıkıyor. Yani öyle parası olanın gittiği bir yer demek uygun değil. İlla bir şeyle etiketlenecekse okumuş adam gider falan diyin.
@okurkazar70 Okuduğum an içimde individual’ın sıfat ve isim olarak kullanılması ama birey sözcüğünün sonuna -sel gelmeden sıfat olarak kullanılmaması ve gerçekten bireycilik ve bireyselcilik arasında herhangi bir ayrım bulamamam üzerine bir aydınlanma yaşadım sayenizde, teşekkür ederim.
Çevirmen arkadaşlar, Calcıvıklık yapmak istemem de, kırk yıllık "bireycilik" size niye yetmiyor da "bireyselcilik"tir diye tutturuyorsunuz? Ayrıca eskiden, edayı yumuşatıcı bir çeşni olsun diye nadiren kullanılan "her daim" niye "daima, hep, her zaman" gibi seçenekleri unutturdu?
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Bir iyi haber, bir kötü haberim var.
İyi haber: Tahliye oldum.
Kötü haber: Tutuklandım.
Ben de sizin okuduğunuz hızda öğrendim bu iki haberi. Bu sefer, Daltonlar hakkındaki şakadan, “suçu ve suçluyu övmek” suçundan tutuklandım.
Cezaevinde sıradan bir 58. gündü. Bir elimde Cici Bebe, diğer elimde İhsan Oktay. Konstantiniye’nin dehlizlerinde dolaşıyordum. “SEGBİS’in var” dediler. Bayram değil, seyran değil; bu neyin SEGBİS’i düşüncesiyle koridora çıktık. Hücre-SEGBİS arasındaki bir dakikalık koridor yolculuğunda özgürmüşüm, bilmiyordum. Bilsem hafiften dans ederdim.
Avukatlarıma haber verilmediğini, normalde salona gelmem gerektiğini ama acele bir durum olduğunu bildirdiler. Suçlamaya konu metni okudular. “Çocukları dövmemeliyiz.” demişim de “Neden çocukları dövmek gerektiğini düşünüyorsun?” diye sorulmuş gibi hissettim. Hayattan, Türkçemizden ve altı üstü komediden söz ettim. Tekrar tutuklanmama karar verdiler. Adli yılın açılışını burada kutlayacağım, başarılı bir sezon olsun.
90 dakikalık gösteriden iki ayda bir yeni suçlama çıkıyor. Reels yerine tam gösteri YouTube kanalımda, odaklanma problemi olan varsa da telefon detoksu öneririm. Bana iyi geldi.
Ben iyiyim; moralim, sağlığım yerinde. Bu ay çocukkenki ağustoslar gibi hızlı geçti. Allah’tan okul yok Eylül’de.
Bu mektubu yazarken cezaevinde 10 saniyeliğine elektrik gitti. Karanlıkta bütün mahkumlar hücrelerde ıslık çalıp bağırdılar. İlkokulda pikniğe giderken gezi otobüsü tünele girmiş gibi hissettim.
Karatepe 2026, efsane tayfa. Unutulmayacaksın.
Almanca öğretirken yetişkinlerin sorduğu herhangi bir soruda şaşırdığımı ya da alnımdan ter aktığını hatırlamıyorum ama çocuklar öyle sorular soruyorlar ki dumur oluyorum şöyle
#SinemDedetaşYalnızDeğildir
Başkanımıza sahip çıkmak için bugün (31 Temmuz Cuma) saat 12.00’de Kartal Anadolu Adalet Sarayı’nda buluşuyoruz.
Tüm Üsküdarlılar ve İstanbullular davetlidir.
Sevgili komşularım,
Bu sabah yanınızda olamasam da her sabah olduğu gibi bugün de aklım ve kalbim Üsküdar’ın sokaklarında.
Tüm çalışma hayatımı gözden geçirdiğimde, olmayı hak ettiğim ve hayal ettiğim yer elbette nezarethane değildi. Ama sağlığım yerinde çok şükür. Sizlerin de vermiş olduğu destekleri avukat arkadaşlarımız bana ulaştırıyor, gerçekten çok mutlu oluyorum. Sizden haber almak, destek almak moral veriyor.
En yakın zamanda görüşmek ümidi ve sevgilerimle.
„Alles Kunst?” Wahnsinn! Birkaç gün önce Heidelberg’de, psikiyatri deneyimi yaşamış insanların ürettiği eserlerin yer aldığı Sammlung Prinzhorn’un 25. yıldönümü sergisini ziyaret ettim. Sergi, koleksiyonun başından itibaren “Bir şeye ne zaman sanat deriz?” sorusunun etrafında şekilleniyor.
🖼️
Anlatıldığı üzere, bu çizimler, resimler ve yazılar hiçbir zaman izleyiciye sunulma amacıyla üretilmemiş. Hatta bazıları, geleneksel anlamda “sanat” olarak yaratılmış bile değil. Yine de hepsi, sanatsal ifadenin nerede başladığını ve buna kimin karar verme hakkına sahip olduğunu yeniden düşünmeye davet ediyor.
•
Eserlerin yanı sıra, onları yaratan insanların geride bıraktığı birkaç sözü de paylaşmak istiyorum. En beğendiğim iki söz (orijinalleriyle): “Sie können Milliarden Jahre in der Klinik behalten und ich kann Ihnen keine andere Wahrheit sagen.“ - Alois Dallmayr (1883-1940) -> “Beni klinikte milyarlarca yıl tutabilirsiniz, fakat size söylediğim hakikat değişmeyecek.” Diğeri: „…Weil ich verlangen kann als gebildeter und gelehrter Mann, dass man mich entlässt. Darauf möchte ich warten.“ - Wilhelm Müller (1881-1941) -> “…Zira eğitimli ve bilgili bir insan olarak serbest bırakılmayı talep etme hakkım var. İşte tam da bunu bekliyorum.”
Şu var ya şu, dünyalara bedel! Para mara boş işler. Tam böyle karamsarlığa kapılıyorum, bırakacağım bu mesleği, ülkede değeri vs diyorum sonra böyle güzel mesajlar alıyorum. İyi haberleri dünyayla paylaşası geliyor insanın. 🌸
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
Uzun zamandır söylemek istiyorum. Ülkemizde ve dünyada olup bitenlere hiçbir ses çıkarmayan, toplumsal olaylardan bihabermişçesine takılan, aman Ali Rıza Bey ağzımızın tadı bozulmasıncı gerizekalı akademisyenler sürüsünden gıcık kapıyorum. Özellikle felsefecilerden tabii ki. Çünkü biliyorsunuz felsefe asla politik değildir ya hani :) Öyle işte, içimden geldi. Ayrıca #DenizGöktaşSerbestBırakılsın ve #unutMADIMAKlımda !