Tasavvufta buna yakın bir yerden murakabe örneğini verebiliriz. Kişinin sadece dış dünyayı değil, kendi iç hareketlerini de seyretmesi… Düşünceyi düşünce yapan şeyi fark etmesi. Refleks değil, idrak alanında konumlanması. Körlükten azad olmak. İçindeki korkuyu, kibri, arzuyu, kıyas mekanizmasını canlı canlı görmek. Tasavvufun uyanıklık dediği şey de biraz budur. Zihin çalışmaya devam eder ama insan onunla tamamen özdeşleşmez.
Bazı insanlar psikolojik olarak sizi yorar çünkü iletişim olgunluğuna sahip değillerdir. Dinlemezler. Söyleneni saptırıp dönüştürür ve sonra kurban rolüne bürünürler. Amaçları sadece haklı çıkmaktır. Bu kişiler manipülatiftirler.
Bu ülkenin insanlarının en büyük sorunu her konuda uç noktalarda olmaları. Bir şeyi savunuyorsa ne olursa olsun onun her şeyini savunuyor. Asla ileri görüşlülük yok sorgulamak yok böyle böyle geriye gidicez inşallah 70 lere kadar
Nietzsche'nin bir asır önce söylediği bir söz var: "Yorulduğumuzda ve cesaretimizi kaybettiğimizde yıllar önce yendiğimiz düşüncelerin hücumuna uğrarız." Güneşe Bakmak, Yalom
30'umdan sonra edindiğim bir hayat görüşüm var: Yakınıyorsan değiştir; değiştir(e)miyorsan yakınma, iyi yanlarını görmeye veya değişim için uygun zamanı beklemeye çalış. Hem değiştir(e)meyip hem sürekli yakınmak, insanın kendisini de sevdiklerini de çok yoruyor.