Hukukun demokratik haklarını kullanan yurttaşa karşı bir baskı aracına dönüştürüldüğü bir ülkede, terör örgütü mensuplarına özel hukuk düzenlemeleri yaparak “toplumsal barış ve bütünleşme” sağlanamaz.
Bugün öğrenciler pankart açtıkları, sendikacılar anayasal haklarını kullanarak eylem yaptıkları, gazeteciler yazdıkları, yurttaşlar sosyal medya paylaşımları nedeniyle soruşturulabilmekte, gözaltına alınabilmekte ve tutuklanabilmektedir. Seçilmişler hakkında yargı kararı kesinleşmeden görevden alma ve tutuklama tedbirleri uygulanabilmektedir.
Böyle bir hukuk düzeninde, söz konusu PKK/KCK terör yapılanmasının mensupları olduğunda kişiye ve örgüte özgü hukuki düzenlemelerin gündeme getirilmesi, toplumun adalet duygusuyla bağdaşmaz.
Demokratik itiraza yargı sopası, terör örgütüne özel hukuk uygulayan bir anlayışın adına “milli dayanışma ve toplumsal bütünleşme” denilemez.
Terörün tamamen sona ermesini ve silahların susmasını istemek başka; hukuku siyasi ihtiyaçlara göre eğip bükmek başkadır. Hukuk kişiye, örgüte ve iktidarın dönemsel hesaplarına göre değişemez.
Toplumsal barışın ilk şartı herkes için hukuk, herkes için demokrasi, herkes için özgürlüktür.
Bugün tartışılan çerçevenin PKK/KCK yapılanmasını esas alması ve örgüt mensupları bakımından önemli hukuki sonuçlar doğurması, bu nedenle yalnızca teknik bir hukuk meselesi olarak görülemez. Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu bir Cumhuriyet’te, terör örgütünü ve onun başını, iktidarın siyasi hesapları uğruna halk iradesinin yanında yeni bir siyasal muhatap ve meşruiyet odağı haline getirmek kabul edilemez.
Kalıcı toplumsal barışın muhatabı terör örgütleri değil, milletin kendisi ve meşru anayasal kurumlarıdır.
Devamını okumak için tıklayınız:
https://t.co/SiciMaQxWT
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın çağrısıyla, Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası, üç konfederasyon, bağlı eğitim sendikaları, sendikamız adına Genel Başkanımız Kadem Özbay ve işveren temsilcilerinin katılımıyla, 30 Temmuz Perşembe günü saat 10.30'da gerçekleştirilecek toplantı öncesinde, Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası temsilcileriyle bir araya geldik.
Görüşmede, özel sektör öğretmenlerinin yaşadığı sorunları, taleplerini ve ortak mücadele başlıklarını kapsamlı biçimde değerlendirdik.
Eğitim emekçilerinin insanca çalışma ve yaşam koşullarına kavuşması için dayanışmayı güçlendirmeye ve ortak mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz.
Nazik ziyaretleri ve verimli görüşmeleri için Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası'na teşekkür ediyor, yarın gerçekleştirilecek toplantının eğitim emekçileri adına somut ve olumlu sonuçlar doğurmasını diliyoruz.
POLİS MÜDAHALESİ SONRASI KESK'E DAYANIŞMA ZİYARETİNDE BULUNDUK
Kamu-İş olarak kamu çalışma yaşamındaki her adaletsizliğin karşısında durmaya devam ediyoruz. KESK'in bugün KHK’lerle ihraç edilen kamu emekçilerinin durumuna dikkat çekmek için Ankara'da başlatmak istedigi 24 saatlik adalet nöbetine polis müdahalesinde bulunulması sonrasında destek ziyaretinde bulunduk. 20'yi aşkın sendikacının gözaltına alınması sonrasında desteğe giden konfederasyonumuz adına konuşan genel başkanımız Orhan Yıldırım, 15 Temmuz sonrasında başlatılan KHK ihraçlarının kamudan ilerici, aydın emekçilerin tırpanlanmasına vesile edildiğini, bu konuda mağdur emekçiler için bir itiraz mekanizmasının bulunmamasının da hukuk devleti ilkesine aykırı olduğunu vurguladı.
Kamu-İş'in kamu yönetimi başta olmak üzere her türlü hukuksuz ve antidemokratik uygulamanın karşısında olduğunun altını çizen Yıldırım, emek cephesinde dayanışma ve birlikte mücadelenin önemini vurguladı.
HAK ARAYAN ÖĞRETMENE ŞİDDET KABUL EDİLEMEZ!
Ankara’nın göbeğinde, hak arayan öğretmenlerimize yönelik uygulanan orantısız şiddet ve sert gözaltılar, vicdanları bir kez daha derinden yaralamıştır. Bir evladın, bir öğretmenin ters kelepçeyle sürüklendiği, bir annenin evladı için döktüğü gözyaşları arasında çaresiz bırakıldığı bu tablo, sadece bir meslek grubuna değil, bu ülkenin geleceğine ve eğitim sistemine vurulmuş bir darbedir. Kamu-İş olarak, eğitim emekçilerimizin insanca yaşama ve onurlu çalışma taleplerinin koşulsuz yanındayız; demokratik haklarını kullanan öğretmenlerimize yönelik bu zorbaca müdahaleyi şiddetle kınıyor, gözaltına alınan tüm eğitim emekçilerinin derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz.
Burada dikkat çekmek istiyoruz ki: NATO zirvesi öncesinde uluslararası arenada "sorunsuz bir ülke" portresi çizmek adına öğretmenlerle yapılan görüşmelerde nispeten ‘ılıman’ bir maske takan Milli Eğitim Bakanlığı, zirve biter bitmez gerçek yüzünü ortaya koyarak tekrar üç maymunu oynamaya başlamıştır. Sokaklarda yükselen hak arayışlarını sırf emperyalist liderler görmesin diye gizlemeye çalışan, vitrini kurtarma derdine düşen bu riyakar tutum, Bakanlığın emekçiye bakış açısının da özeti niteliğindedir.
Eğitim sistemini yapboz tahtasına çeviren, emekçinin emeğini sömüren ve sesini yükselteni şiddetle susturmaya çalışan bu anlayışa karşı; Kamu-İş olarak öğretmenlerimizin haklı mücadelesinin sonuna kadar destekçisi ve takipçisi olmaya devam edeceğiz.
#Ankara #özelsektöröğretmenleri #öğretmen #mülakatmağdurları
Tutulmayan sözlere, mülakat sistemiyle yaratılan mağduriyetlere, gasp edilen taban maaş hakkına ve mahkûm edildikleri güvencesizliğe karşı başlattıkları açlık grevi direnişinin 12. gününde olan Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’nın yanındayız.
Özel sektör öğretmenlerinin haklı mücadelesini dijital alanda da büyütmek için başlattıkları bu akşam 21.00’deki X (Twitter) etkinliğine katılarak her alanda omuz omuza direnmeye devam edeceğiz.
#AyşenGürcanKomisyonuTopla
#ÖğretmenlerAçlıkGrevinde
📢 Bugün yükselttiğimiz ses yalnızca bir grubun değil; mülakat mağdurlarının, atama bekleyen öğretmenlerin, güvencesiz çalıştırılan özel sektör öğretmenlerinin ve emeğinin karşılığını alamayan tüm eğitim emekçilerinin ortak sesidir.
Yıllarca emek verip sınavlarda başarı gösteren binlerce öğretmen, mülakat uygulaması nedeniyle hak ettiği kadrolardan mahrum bırakıldı. Yüz binlerce öğretmen atama beklerken mesleğini yapamıyor. Özel sektörde çalışan öğretmenler ise düşük ücretlere, uzun çalışma saatlerine ve güvencesiz koşullara mahkûm ediliyor.
Bizler, öğretmenliğin onuruna yakışır çalışma koşulları istiyoruz. Talebimiz lütuf değil, haktır.
Taban maaş talebimiz; aynı işi yapan öğretmenlerin insanca yaşayabilecek bir gelir güvencesine kavuşması içindir. Eğitim emekçilerinin yoksulluk sınırının altında yaşamaya zorlanmadığı, emeğin sömürülmediği bir düzen istiyoruz.
Bugün Sendikamız, hakları için açlık grevini sürdürüyor. Bir öğretmenin, en temel haklarını talep edebilmek adına bedenini ortaya koymak zorunda kalması, üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir durumdur. Bu süreçte beklenti; taleplerin diyalog yoluyla ele alınması ve öğretmenlerin hak arayışlarının karşılık bulmasıdır.
Eğitimin geleceği için aç kalıyoruz!
Öğretmeni değersizleştiren hiçbir sistem geleceğini güvence altına alamaz. Mülakat mağduriyetlerinin giderildiği, liyakatin esas alındığı, yeterli atamaların yapıldığı, taban maaş hakkının güvence altına alındığı ve öğretmenlerin insanca koşullarda çalışabildiği bir eğitim sistemi mümkündür.
Büyük bir direnişi sürdürüyoruz.
Mücadeleyi büyütüyor; mülakat mağdurlarının, taban maaş mücadelesi veren özel sektör öğretmenlerinin, güvencesizlerin Sendikası olarak haklarımızdan ve mücadelemizden vazgeçmiyoruz!
#ÖğretmenlerAcilÇözümİstiyor
@ProfDrAGurcan@NazimMavis@ozmehmetemin@ZehraNurAydemr@ozturkercn@kemalkarahanmv@mhulkicevizoglu@YucelArzen@makif_yilmaz@latifselvi42@IbrahimUKaynak@rukiye_toy@yilmazbuyukaydn@ismetguneshan17 @elvangezmischp @yalimhalici@FethiAcikel@Suat_Ozcagdas@fazilkasap@drmadiguzel@ilyastopsakal@saffetsancakli@YLMZHUN@KezbanKonukcu@PerihanKoca@senolsunat@mehmetkaramansp
NATO’YA DA İŞ BİRLİKÇİLERİNE DE HAYIR! YAŞASIN TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE!
Başkent Ankara’da gerçekleştirilecek olan NATO Zirvesi öncesinde, ülkemizdeki demokratik iklim hukuksuz uygulamalarla tamamen daraltılmıştır. Şafak baskınlarıyla gözaltına alınan, aralarında Doç. Dr. Emel Memiş’in de bulunduğu pek çok TEMA Vakfı gönüllüsü, avukat, siyasi parti ve dernek üyesi olan 103 kişi "silahlı terör örgütüne üye olma" suçlamasıyla tutuklanmış, 26 kişi hakkında ise adli kontrol kararı verilmiştir. Kamu-İş olarak altını çiziyoruz ki: bu tutuklamalar sadece hukuksuz değil, aynı zamanda baştan aşağı bir absürtlük ve akıl tutulması vesikasıdır! Hayatını ağaç dikmeye, doğayı ve toprağı korumaya adamış bu insanlara emniyette adeta bir komedi filmini aratmayacak şekilde "Hangi örgüttensiniz, kod adlarınızı itiraf edin!" baskısı yapılmıştır. Bu vatansever insanlara, aktivistlere, avukatlara "Neden yakın zamanda madencilerin direnişine destek verdiniz?" gibi anayasal ve insani hak arayışları suç gibi sorulmuştur. Ortada hiçbir eylem yokken, insanlar tamamen "eylem yapma potansiyelleri" üzerinden, yani niyet okunarak parmaklıklar arkasına atılmıştır. NATO heyetine "sorunsuz bir ülke" imajı pazarlamak için doğa savunucularını, hukukçuları ve siyasetçileri uydurma gerekçelerle zindana atan bu zihniyeti lanetliyoruz! Bu hukuksuz tutuklamalar derhal son bulmalı, arkadaşlarımız serbest bırakılmalıdır.
Açıklamanın devamı için: https://t.co/59QTk6pWnb
#Nato
Mülakat mağduru öğretmenlerin atanması, güvencesiz çalışma koşullarının son bulması, taban maaş hakkı ve verilen sözlerin tutulması talebiyle seslerini duyurmak isteyen Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası ve Mülakat Mağduru Öğretmenler Platformu üyelerine yönelik barikatları, polis şiddetini ve gözaltıları kınıyoruz.
Öğretmenlerin muhatabı barikatlar değil, sorunlara çözüm üretmekle yükümlü olan Milli Eğitim Bakanlığı’dır.
Güvencesizliğe mahkûm edilen özel sektör öğretmenlerinin mücadelesi, tüm eğitim emekçilerinin ortak mücadelesidir. Hakkını arayan öğretmenlere yönelik şiddeti kabul etmiyor; Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Genel Başkanı Eren Edebali, MYK Üyesi Umut Erkurt ve gözaltına alınan tüm eğitim emekçilerinin derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz.
Eğitim-İş olarak meslektaşlarımızın haklı mücadelesinin yanındayız.
“Öğretmen yalvarmaz, öğretmen boyun eğmez, öğretmen el açmaz, öğretmen ders verir.”
#ÖğretmeneŞiddeteHayır
#ÖzelSektörÖğretmenleriYalnızDeğildir
#MülakatMağduruÖğretmenler
#Eğitimİş
Mayıs ayında beslenme çantası maliyeti bir önceki aya göre %1,95 arttı. Buna göre aylık beslenme çantası maliyetinin asgari ücret içindeki payı %7,95’e, en düşük emekli maaşı içindeki payı %11,16’ya, en düşük öğretmen maaşı içindeki payı ise %3,54’e yükseldi.
Nisan ayında 2188,45 TL, olan aylık beslenme çantası maliyeti, Mayıs ayında %1,95 artarak 2231,23 TL oldu. 2025-2026 dönemi boyunca eğitim öğretim giderlerini karşılamakta zorluk çeken aileler, çoğu kez çocuklarını okula aç ya da boş beslenme çantası ile göndermek zorunda kaldı.
Enflasyon ile birlikte toplumun bir kesiminde yoksulluk derinleşirken bir kesimine servet aktarımının devam etmesi, siyasi iktidarın sermaye yanlı politikalarının bir sonucudur. Patronlara karşı ülkenin emekçisini yoksullaştıran zihniyet çocukların sağlığını geleceğini tehdit etmektedir.
Ülkedeki emekçileri kendi eliyle yoksulluğa sürükleyen siyasi iktidarın sorumluluğu büyüktür. Çocukların okullara aç gitmesinin, sağlıklı ve dengeli beslenememesinin, boş beslenme çantalarının tek sorumlusu olan siyasi iktidar, sorunu yine kendi çözmek zorundadır.
Millî Eğitim Bakanlığı’na çağrımızı yineliyoruz:
OKULLARDA BİR ÖĞÜN ÜCRETSİZ YEMEK HAKTIR.
Açlık ve yoksulluk içeren bozuk düzene karşı çocuklarımızın görmezden gelinmesine, kamusal ve parasız eğitim hakkının gasp edilmesine izin vermeyeceğiz.
Okullarımızda yaşanan şiddet olayları sonrasında Milli Eğitim Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı, okul güvenliğini siber takip yoluyla çözmeyi kararlaştırmış ve okul giriş-çıkışlarına, okul bahçelerinin etrafına kamera yerleştirmeyi kararlaştırmıştır.
Eğitim-İş olarak bu süreçte ısrarla okul içinin bu tür önlemlerden uzak tutulmasını, okulun öğrencileriyle öğretmenleriyle, destek hizmetleri veren personeliyle özel bir alan olduğunu dile getirdik. Okul, eğitim öğretimin dışında birbiriyle etkileşim alanında bulunan özel bir topluluktur ve ülke olarak geleceğimizin inşa edildiği yerdir. Bu topluluğu öğrenci ve öğretmenleriyle, çalışanlarıyla birbirine karşı güven duygusundan uzaklaştıracak olan okul içi görüntü ve ses kaydı yapılması, okul koridorlarında ve bahçesinde dolaşan güvenlik görevlisi uygulaması bizim için kabul edilemez. Bu nedenle okullarımızdaki güvenlik önlemlerinin okullara giriş ve bahçe etrafıyla sınırlı kalmasını, okul içi sorunların çözümünde okul yönetimine ve öğretmenlere verilen sorumluluk oranında yetki verilmesini dile getirdik. Çünkü mevcut eğitim yönetimi uygulamalarında okul yönetiminin ve öğretmenlerin sorumluluğu var ancak yetkileri bulunmamaktadır. Kahramanmaraş’ta yaşanan olay bu gerçeği yalın halde ortaya koymuştur.
Biz güvenli okul talebini dile getirdikçe, okulun kendine özgü niteliklerini vurguladıkça Milli Eğitim Bakanlığı tam tersi uygulamalarda bulunmaktadır.
Açıklamanın tamamını okumak için tıklayınız:
https://t.co/f7FwZH1tPn
Milli Eğitim Bakanlığı, imzaladığı türlü protokollerle laik ve bilimsel eğitimi hedef almaya, okullarımızı gerici yapıların hareket alanına açmaya devam ediyor.
MEB Din Öğretimi Genel Müdürlüğü koordinesinde ve Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında, 7 Mayıs 2026 tarihinde Uluslararası Eğitim Derneği (ULUED) ile yeni bir protokole imza atılmıştır. Bu protokol eğitim sisteminin temel ilkelerine anayasa dışı müdahalenin yanında, öğretmenlerimize yönelik ağır ithamlar içermektedir.
İmzalanan protokol kapsamında öğretmenlerin derslerde kaynak olarak kullanması için ULUED tarafından hazırlanan “Muallimin Manevi Rehberi” adlı içerikler okullara gönderilmiştir. Derslerin manevi ve dini sembollerle ilişkilendirilerek anlatılmasını, manevi değerlerle donatılmış bireylerin yetiştirilmesini teşvik eden rehber; modern, laik, bilimsel eğitim sistemine ve öğretmenlerimize açıkça hakaret etmektedir.
Açıklamanın tamamını okumak için tıklayınız:
https://t.co/D8EBmQ7v0m