Akıllı insanlar herkesten birşeyşer öğrenirler.
Sıradan İnsanlar kendi sadece deneyimlerinden
Cahiller ise zaten herşeyi bildiklerini zannedermiş .
— Sokrates —
Hiçbir zaman büyük konuşma.
Gün gelir hayat seni öyle bir
Noktaya getirir ki
Kendini çok sevdiğin can dediğin
Dostlarınla savaşırken
Nefret ettiğin düşman bildiğin insanlarla
Yanyana durup selamlaşırken bulursun.
Yaşamın Şafağı: Kadınla İnsanlaşmak ve Yeniden Kurulan Toplumsallık:
İnsanlık, özüyle kurduğu bağı koparan ataerkil hiyerarşinin yarattığı derin boşlukta, yeniden bir varoluş bilinci arıyor. Bugün tarihin bize sunduğu en büyük hakikat, kadının özgürleşmeden insanlığın da özgürleşemeyeceği gerçeğidir. Eril aklın, yaşamı kontrol etme ve mülkiyet altına alma hırsı, yerküreyi bir savaş alanına ve toplumu bir tahakküm yumağına dönüştürmüştür. Oysa kadının varoluşu, yaşamın devamlılığını sağlayan o kadim paylaşımcı ve birleştirici estetiği taşır. Kadınla insanlaşmak, zihniyetteki o katı, hükmedici ve yıkıcı kabukları kırıp, altından daha şefkatli, daha eşitlikçi ve daha hakikatli bir toplumsal yapıyı çıkarmaktır.
Demokratik uygarlığın bu coşkun ırmağı, erkin yarattığı tek tipleştirici ve sömürücü bentleri birer birer aşarak özgürlüğün engin denizine doğru ilerliyor. Bu yolculukta hiçbirimiz seyirci değiliz; her birimizin duruşu, ırmağın yatağını belirleyen bir güçtür. Zorbalığın iktidarını besleyen tüm alışkanlıkları ve zihniyet kalıplarını tarihin karanlık dehlizlerine terk etmek, aslında kendi insanlığımızı kurtarmaktır. Yaşamı yeniden bir bütünsellik içinde, hiyerarşiden arınmış ve sevgiyle örülmüş bir dünyada inşa etmek, ancak kadının yaşatan bilgeliğinin toplumsal yaşamın tüm hücrelerine sinmesiyle mümkündür. İnsanlık için bugün, kendinden önceki o karanlık mirası geride bırakıp, kadının onarıcı, barışçıl ve bilge rehberliğinde kendi yeni şafağına yürüme vaktidir...
İnsan Oğlu bu dünyada
Bileti kesilmiş bir yolcudur.
Yalnızca gidiş tarihi belirsizdir.
Apansız ve ani gidişlerin
Vedası da olmazmış.
Bir varmışsın bir yokmuşsun.
Yaptığını beğendin mi devşirme moruk?
Bu yaşta sosyal medya rezili oldun.
Soruşturmalık oldun.
Dünyaya rezil oldun.
Bunca zenginliğin içinde burjuva kültürü bile alamamış, terbiye yoksunu pi$lik bir duruma düştün.
Düştün.!
Tarihe, kadın ve insanlık düşmanı cahil bir ırkçı olarak kaydedildin.
Özür dilesen de para etmez.
Kürtler unutmaz.
Kürtler seni affetmez.
Kürt kadınları seni affetmez.
95 yaşında, iliklerine işlemiş ırkçılığı dışa vurarak kime yaranmaya çalışıyorsun !?!?
Lanet olsun.
#RahmiKoçÖzürDile
Eski insanlar sevdiklerine
Belki güzel sözler söylemeyi bilmezdi.
Onlar sevgilerini
Vefayla sadakatle gösterirdi.
Yıllar akıp geçse de onların
Birbirine karşı olan sevgisi hiç
Eksilmezdi.
Çünkü Papatyalar bile
Kurudukça daha güzel koku yayarmış
Birden Aklıma geldi yazdım😊
Uluslararası Pulitzer Ödüllü bu fotoğraf belki dünya tarihine geçmiş olabilir.
Ancak bu fotoğraf kareleri milyonlarca Kürdün hafızasında acı bir şekilde yer etmiştir.
Devletsizlik ve statüsüzlük milyonlarca Kürde hep acılar yaşattı ..
Yeni yüzyılın ilk çeyreğinde pek çok siyasi parti, dernek ve vakıf, isimlerine “demokrasi”, “eşitlik”, “özgürlük”, “insan hakları” gibi kelimeleri mutlaka sıkıştırır.
Bu kurumların yöneticileri ve sözcüleri de sürekli aynı ezberi tekrarlar: özgürlük, adalet, insanlık… Klişeler o kadar bayatlamıştır ki, dinleyenler artık gülüp geçer hale gelmiştir.
Ve bu yapıların klişe retoriği: Ezberlenmiş, anlamı boşaltılmış cümleler (“demokrasi nöbeti”, “hak ve adalet mücadelesi”, “özgür basın” vs.). Bunlar düşünce yerine aidiyet ve moral üstünlük hissi veriyor.
Ancak gerçekle yüzleşildiğinde tablo tamamen farklıdır. Bu “zat-ı şahaneler”, savunduklarını iddia ettikleri değerlerin tam tersini yaşarlar.
Skandallar patladığında, yolsuzlukları, kurum içi taciz ve mobingleri, istismarlar, hukuksuzluklar ortaya çıktığında ilk yaptıkları şey “kapatma taklaları” atmaktır. Kol kırılır, yen içinde kalır mantığıyla hareket ederler.
Başkalarına “faşist”, “gerici”, “insanlık düşmanı” “ fail” diye saldırırken kullandıkları bütün argümanlar, aslında kendi yaşam tarzlarının aynasıdır.
En ustalıklı oldukları alan ise medyadır. “Özgür basın” diye diye fonladıkları, besledikleri kalemler üzerinden yalan haberler üretir, kamuoyu oluşturur, linç kampanyaları düzenlerler. Gerçek gazetecilik değil, algı yönetimi yaparlar.
Peki ya tabanları? Onlar daha da vahimdir. Her şeyi gördüklerini, bildiklerini itiraf ederler ama susmayı tercih ederler. Bir üye, yönetici ya da yandaşları ile samimi bir sohbette “Haklısın, biz de biliyoruz” cümlesini duymak işten bile değildir.
Neden susarlar? Çünkü yarın milletvekilliği, belediye başkan adayı koltuğu, o belediyelerden ihale, kadro, makam hesapları vardır. Gelecekteki kişisel çıkarlarını riske atmamak için utanç verici bir sessizliği seçerler.
Bunlar sözde aktivist, sözde mücadele insanıdır. Bayrakları “insan hakları”dır ama pratiği “kendi hakları”dır. Konuştukları “demokrasi” ise sadece kendi iktidarlarını koruma aracıdır.
Asıl trajedi, toplumun büyük bir bölümünün bu ikiyüzlülüğü artık kanıksamış olmasıdır. İsimlerinde güzel kelimeler olan kurumların, o kelimeleri en çok kirleten yerler haline gelmesi, modern zamanların en büyük aldatmacalarından biridir.
Gerçek özgürlük, eşitlik ve demokrasi, ancak bu tür laf üreten ama eylemde tam tersini yapan yapıları konuşmakla başlar.
Acılı bir annenin yüreğinde kayboldum.
Sözler sustu,ben en çok orada sustum.
Gözlerinde yarım kalmış bir dünya vardı.
Ben o dünyanın içine düşen bir sessizlik oldum.
Adımı değil,acısını öğrendim o kalpte.
Ve anladım, bazı kayboluşlar geri dönmek için değil…