İsrail Filistinlileri idam etmek için yasa çıkarıyor ve mahkumları araçlara bindirip idam etmeye götürüyor..
Bütün dünya kör sağır ve dilsiz..
#genocidelaw#FREEPALESTİNE#GazzeKatliamı
Bir çok Filistin'li Müslüman idam mahkemesine götürülüyor.
Ayağa Kalk Müslüman Ümmet Kâ₺lediliyor.💔
İdamları Durdurun!
#genocidelaw#MescidiAksayaSahipÇık
Filistin’de mazlum insanlar, masum, günahsız çocuklar barbarca idam ediliyor!
Ey dünya, ey zelil Müslümanlar haysiyetimizi, izzetinefsimizi ayaklar katına alan katillere dur de!
Suç ortağı olmak istemiyorsan ses ver!
İdamları durdurun!
#stoptheexecutions#openaqsa#stopisrael
Eskişehir'in taraftarları İspanya'nın ABD'ye uslerini kullanma izni vermediği için teşekkür amacıyla tribünlerde "paquito el Chocolatero" şarkısını seslendirdi...
İspanya ve Türkiye arasındaki bu dostluk ve sevgi gösterisi müthiş...
#Spain
Yaşlı bir kadının paylaşımı çok düşündürücü
60 yaşındayım.
Oğlum 33 yaşında.
Hâlâ benim evimde yaşıyor.
Büyüdüğü odada uyuyor; on yaşındayken yaptığım dolaba eşyalarını yerleştiriyor ve her gün pişirdiğim yemekleri yiyor.
Çalışmıyor.
Bir şey öğrenmeye, bir yere başvurmaya niyeti yok.
Geç kalkıyor. Televizyonu ya da bilgisayarı açıyor… Gün böylece akıp gidiyor.
Ben kahvaltı hazırlamazsam kahvaltı etmiyor.
Giysilerini yıkamazsam, temiz bir şey kalmayana kadar sandalyenin üzerinde birikiyorlar.
Ama her şey bir anda olmadı.
Yavaş yavaş yerleşti bu düzen… Ve ben her şeye izin verdim.
O çocukken onu hiçbir şeyi tek başına yaparken bırakmadım.
On iki yaşına kadar ayakkabılarını ben bağladım; “daha çok küçük” diye düşündüm.
Ödevlerini çoğu zaman ben yaptım; “stres olmasın” istedim.
Bir öğretmeniyle sorun yaşasa okula ben gittim.
Bir arkadaşıyla tartışsa savunmasını ben yaptım.
Onu koruduğumu sandım.
Acı çekmek için önünde uzun yıllar var diye düşündüm.
Rahatsızlık yaşamasına hiç izin vermedim.
On sekiz yaşında okul bittiğinde, “Ne yapacağımı bilmiyorum,” dedi.
“Bir yıl düşün,” dedim. O bir yıl üç oldu.
Ondan hiç çalışmasını istemedim.
Paraya ihtiyacı olsa verdim.
Kuzenleri işe girince, “Herkesin yolu farklıdır,” diye savundum.
Yirmi beşinde bir teknik eğitime başladı. Dört ay sürdü.
Saatlerin ağır olduğunu, yorulduğunu söyledi.
Onu yormamak için kaydını ben sildirdim.
“Gerçekten sevdiğin şeyi bulacaksın,” dedim.
Hiçbir şey aramadı.
Otuz yaşında teyzesi ona iş teklif etti. İki hafta dayanabildi.
Yol uzakmış, saatler zormuş, ortam ona uygun değilmiş…
Eve döndüğünde onu bir savaştan çıkmış gibi karşıladım.
En sevdiği yemeği yaptım.
“Daha iyisi gelecek,” dedim.
Henüz hiçbir şey gelmedi.
Bugün de rutini aynı.
Gece iki-üçte videoların karşısında uykuya dalıyor.
Öğlen uyanıyor.
Mutfağa gelip “Yemek ne?” diye soruyor.
“Çöpü çıkar” desem, “Sonra,” diyor.
“İş ara” desem, öfkeleniyor; “Beni zorluyorsun,” diyor.
Geçenlerde ona artık eskisi kadar güçlü olmadığımı söyledim.
Sırtım ağrıyor. Çabuk yoruluyorum.
Evde bana yardımcı olması için birini tutabileceğimizi önerdi.
İki ay önce hastalandım. Üç gün boyunca perişandım.
Belki bu kez bir şey değişir diye düşündüm.
İlk gün yemek siparişi verdi.
İkinci gün tabakları masada bıraktı.
Üçüncü gün, ne zaman ayağa kalkacağımı sordu… Çünkü temiz giysisi kalmamıştı.
İşte o an anladım:
Birine bakılmadan yaşayamıyor.
Ve o biri hep bendim.
Kız kardeşlerim, artık onu göndermem gerektiğini söylüyor.
“Büyüdü,” diyorlar. “Bazı şeyler bitmeli.”
Ama geceleri odasına bakıp o huzurlu yüzünü gördüğümde,
yastığına sarılarak uyuyakalan beş yaşındaki çocuğu görüyorum.
Onu dünyaya ben hazırlamadım.
Onu dünyadan korudum.
Ve şimdi dünya, benim evimin duvarlarıyla sınırlı…
Sahip olduğu tek şey benim.
Hâlâ onu korumaya hakkım var mı?
Yoksa gerçekten yaşamasına yardım etmenin tek yolu onu bırakmak mı? 😔
Alıntı...
Bir ziraat mühendisi, bir pirinç tanesinin su altında 16 günde geçirdiği dönüşümü hızlandırılmış çekimle kayda alırken; sıradan görünen bir tanenin, sabır ve suyla nasıl canlandığı izleyenleri hayran bıraktı.
Arkadaşlar, bir Amerikan gazetesinin paylaşımı üzerine (The Newyork Times) Marmara’da deprem haberleri yine çoştu. Kim ne diyor bilmem. Marmara denizinde tarihten önce, Bizans döneminde ve Osmanlı döneminde deprem oldu. Cumhuriyet dönminde de er geç olacak. Eşeğini sağlam kazığa bağlamak istiyorsan kentini “deprem dirençli”yapacaksın o kadar. KENTSEL DÖNÜŞÜM deprem dirençli kent değildir